Kitap: Marksist Sınıf Mücadelesi Teorisinin Sovyetler Birliği ve Çin’de Kavranışı ve Uygulaması

Xi Jinping Döneminde Kavranışı ve Uygulaması

Chen Yue tarafından kaleme alınan ve 2025 yılında People’s Publishing House (Renmin Press) tarafından yayımlanan Marksist Sınıf Analizi Üzerine Bir Araştırma: Teori ve Pratik adlı kitabın ikinci bölümü, “Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Marksist Sınıf ve Tabaka Teorisine İlişkin Kavrayışı ve Pratiği” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde; SBKP’nin çöküşü ile Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardında yatan çok boyutlu etkenler incelenirken, Marksist sınıf, sınıf mücadelesi ve proletarya diktatörlüğü teorilerinden sapmanın bu süreçteki belirleyici rolü irdelenmektedir. Metinde ayrıca Stalin’in bu teorileri kavrama ve uygulama biçimindeki doğrular ile sergilediği sağ ve “sol” sapmalar ele alınmaktadır.

Ekim 1997 doğumlu ve Çin Komünist Partisi üyesi olan Chen Yue, Çin Renmin Üniversitesi Marksizm Okuluna bağlı Marksizm Çalışmaları Bölümü’nde öğretim görevlisidir. Yüksek lisansını Eylül 2019 – Haziran 2021 tarihleri arasında aynı okulun Marksizmin Temel İlkeleri Anabilim Dalı’nda tamamlayarak Hukuk Yüksek Lisans derecesi almış; doktora derecesini ise Eylül 2021 – Haziran 2025 döneminde İdeolojik ve Siyasi Eğitim Anabilim Dalı’nda tamamladığı tezle elde etmiştir. Temel araştırma alanları Marksizm, toplumsal düşünce akımları ve sosyalist ideolojinin inşası üzerine odaklanan Chen Yue, lisans düzeyinde “İdeolojik ve Ahlaki Eğitim ile Hukukun Üstünlüğü” derslerini yürütmektedir.

Akademik proje deneyimi kapsamında Chen Yue, Çin Renmin Üniversitesi Lisansüstü Bilimsel Araştırma Fonu destekli “Marx ve Engels’in Kamuoyu Oluşturma Yasalarına İlişkin Bilimsel Anlayışı ve Bunun Güncel Değeri” başlıklı çalışmanın yanı sıra Marksizm Okulu Lisansüstü Araştırma Fonu tarafından desteklenen “Marx’ın Yaşam Felsefesindeki Ekolojik Boyutun Üniversite Öğrencilerinin Dünya Görüşünü Şekillendirmedeki Rolü” konulu kilit projelerin yürütücülüğünü üstlenmiştir. Yazar ayrıca Ulusal Sosyal Bilimler Fonu bünyesinde halen yürütülen “Kültürel Açıdan Güçlü Bir Ulus İnşası Üzerine Araştırma” projesinde araştırmacı olarak yer almaktadır. Bunun yanı sıra Pekin Sosyal Bilimler Araştırma Fonu’nun tamamlanan “21. Yüzyıldan Bugüne Yurt Dışındaki Popüler Sosyal Eğilimler” başlıklı kilit projesine ve Pekin Yükseköğretim İdeolojik ve Siyasi Teori Dersleri İleri İnovasyon Merkezi’nce yürütülen “Yeni Dönemde Sosyalist İdeolojinin Stratejik Alanlarında İdeolojik Rehberlik” başlıklı projeye araştırmacı olarak katkı sağlamıştır.

Chen Yue’nin yayımlanmış makaleleri arasında, Marxist Studies dergisinde (Sayı 9, 2022) müstakil olarak yayımlanan “Çin Komünist Partisi’nin Yüzyıllık Toplumsal Düşünceye Önderlik Deneyimi: Temalar, Ana Hatlar ve Ana Akım” ile Research on Ideological Education dergisindeki (Sayı 7, 2023) “Makro-Tarihsel Perspektiften Çin Komünist Partisi’nin İdeolojik İnşa Pratiği ve Önderlik Deneyimi” başlıklı çalışmaları öne çıkmaktadır. Yazarın ortak imzalı makaleleri arasında ise Teaching and Research dergisinde (Sayı 8, 2023) çıkan “Komünist Manifesto Bağlamında Marx ve Engels’in Toplumsal Eğilimleri Tahlil Yöntemleri ve Bunların Güncel Değeri” ile ilk olarak 10 Ağustos 2020 tarihli Beijing Daily gazetesinde basılıp ardından Marxist Digest dergisinde (Sayı 5, 2020) tam metin olarak yayımlanan “McCarthyizmin Yeniden Hortlamasının Nedenleri” başlıklı makaleleri yer almaktadır. Ayrıca Theory Guide dergisinde (Sayı 9, 2021) birinci yazar olarak yer aldığı “‘Yoksulluk Tuzağı’nı Aşmada Çin Yolu ve Tarihsel Deneyim: Tuzak Teorisini Çürütmeye Yönelik Çin Tarzı Yoksullukla Mücadele Söylemi” başlıklı tahlili ile 11 Haziran 2020 tarihli China Education Daily gazetesinde çıkan “Batı’daki Yeni Popülist Eğilimlerin Sağa Kayma Riskine Karşı Dikkatli Olunmalı” başlıklı yazısı bulunmaktadır.


Marksizm’in sınıf ve sınıf mücadelesi, proletarya devrimi ve proletarya diktatörlüğü teorisi, Marx ve Engels’in proletarya için kurduğu devrimci bilimsel teoridir. Sovyetler Birliği Komünist Partisi demokratik devrim, sosyalist devrim ve sosyalist inşa sürecinde Marksist sınıf ve tabaka teorisinin anlaşılması ve uygulanması konusunda birçok başarılı deneyim ve hatalardan ders edinmiştir. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Marksist sınıf ve tabaka teorisine ilişkin anlayış ve pratikte uygulamasını incelemek, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasında ( primary stage of socialism)  Marksist sınıf ve tabaka teorisini nasıl doğru anlayıp uygulayacağımız konusunda bize faydalı referanslar sağlayabilir.

I. Lenin Döneminde Marksist Sınıf ve Tabaka Teorisinin Savunulması ve Geliştirilmesi

Lenin, Rusya’daki Ekim Devrimi’ne önderlik etme ve Sovyet sosyalist davasını başlatma pratiğinde, Marksist sınıf ve tabaka teorisini doğru biçimde uyguladı; işçi sınıfına, köylü sınıfına ve burjuvaziye yönelik doğru politikalar belirledi ve sosyalist devrim ile inşada büyük zaferler elde etti.

(1)  Proletaryanın Köylü Sınıfıyla İlişkisinin Doğru Biçimde Ele Alınması, İşçi-Köylü İttifakı Sorununun Çözülmesi

Ekim Devrimi’nden önce Lenin, Marksist sınıf analizi yöntemini kullanarak Rus proletaryasının durumunu kapsamla bir şekilde analiz etti. Ona göre, 20. yüzyılın başlarında Rus proletaryası güçlü bir güç haline gelmişti. Ayrıca, Rus sanayisinin yüksek düzeyde yoğunlaşması nedeniyle, sanayi işçilerinin büyük çoğunluğu ülkenin başlıca şehirlerinde ve büyük sanayi bölgelerinde toplanmıştı. İşçilerin doğal yoğunlaşması yalnızca güçlerini pekiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda işçilerin devrimci bilincini yükseltmek ve örgütlenmelerini kolaylaştırmak için önemli bir koşul oluşturuyordu. Üstelik Rus proletaryası kapitalizm ile feodal serflik kalıntılarının çifte baskısı altında olup çok ağır bir sömürü ve baskıya maruz kalıyordu. Bu nedenle devrimci niteliği en güçlü, mücadelesi en kararlı olan sınıftı ve Rus devriminin öncü sınıfıydı.

Aynı zamanda Lenin, köylülerin devrimdeki devrimci niteliğini de gördü. Ona göre Rus köylüleri, Batı Avrupa köylülerine kıyasla daha kapsamlı ve daha ağır bir baskı ve sömürü altındaydı. Yine Rus köylüleri, ülkedeki diğer sınıflarla karşılaştırıldığında kaderi en acıklı olan sınıftı. “Çünkü köylüler, Rus halkı içinde en haksız ve Rus toplumundaki serflik kalıntılarının baskısına en çok maruz kalan sınıftır.” (Lenin: Partimizin Program Taslağı, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 4, Halk Yayınevi 1984 2. baskı, s. 199.) Rus köylülerinin maruz kaldığı sınıf baskısı durumuna dayanarak Lenin, feodal otokrasiye karşı burjuva demokratik devrim mücadelesinde köylülerin bir sınıf olarak devrimci bir niteliğe sahip olduğunu savundu. Bu nedenle, “işçi partisinin bayrağına köylüleri destekleme yazması da önerilebilir ve önerilmelidir; çünkü köylüler serflik kalıntılarına, özellikle de otokrasiye karşı devrimci mücadele yürütebilir.” (Lenin: Partimizin Program Taslağı, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 4, Halk Yayınevi 1984 2. baskı, s. 199.)

Köylülerin demokratik devrimde devrimci olması, tüm sınıfın büyük çoğunluğu açısından söylenmiştir; tüm köylülerin devrimci olduğu anlamına gelmez. Köylü sınıfının devrimci niteliğini analiz ederken Lenin, köylü sınıfını birkaç tabakaya ayırdı. Lenin Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi adlı yazısında Rus köylülerini üç tabakaya ayırdı. Şöyle diyordu: “97 milyonluk köylü kütlesi içinde üç temel kategori ayırt edilmelidir: alt tabaka — proleter ve yarı proleter tabaka; orta tabaka — son derece yoksul küçük mülk sahipleri; üst tabaka — zengin küçük mülk sahipleri. … Alt tabaka, mülksüz olan ve geçimini esas olarak ya da yarı yarıya emek gücünü satarak sağlayan nüfustur. Orta tabaka, son derece yoksul küçük mülk sahipleridir; çünkü orta köylü ancak bereketli yıllarda gelir-gikapsamlıi zar zor denkleştirebilir, ancak temel geçim kaynağı burada ‘bağımsız’ küçük ekonomidir. Son olarak üst tabaka, hatırı sayılır sayıda topraklı tarım işçisi, gündelikçi ve çeşitli ücretli işçileri sömüren zengin küçük mülk sahipleridir.” (Lenin: Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1984 2. baskı, s. 461.)

Lenin Rus köylülerini üç tabakaya ayırdı; bunlardan alt tabaka ve orta tabaka gerçekte kırdaki proletaryayı, üst tabaka ise kırdaki burjuvaziyi oluşturuyordu. Lenin’e göre sanayi proletaryası, kır proletaryasıyla birleşerek kır burjuvazisine karşı mücadele etmeliydi. Devrim ancak proletarya geniş yoksul kitlelerle ittifak kurarsa zafere ulaşabilirdi. Lenin Duma Grubumuz Hakkında Deklarasyon‘da şöyle ilan ediyordu: “Proletaryanın geniş şehirli ve kırsal yoksul kitlelerle ittifak kurmasının, devrimin yeni zaferlerinin güvencesi olduğunu düşünüyoruz.” (Lenin: Duma Grubumuz Hakkında Deklarasyon, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 13, Halk Yayınevi 1987 2. baskı, s. 225.)

Nisan 1905’te Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Londra’da Üçüncü Kongresini topladı; kongre Lenin’in önderliğinde partinin demokratik devrimdeki stratejik hattını belirledi. Bu hat şöyleydi: Rus burjuva demokratik devrimi mutlaka proletarya tarafından yönetilmeli, işçi-köylü ittifakına dayanmalı, liberal burjuvazi izole edilmeli; silahlı ayaklanma düzenlenmeli, çarlık hükümeti devrilmeli, işçi-köylü demokratik diktatörlüğü kurulmalı; burjuva demokratik devrim sonuna kadar götürülmeli ve fırsat bulunduğunda sosyalist devrime dönüştürülmeliydi. Partinin Üçüncü Kongresi’nin kapanışından iki ay sonra Lenin Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği adlı kitabı yayımlayarak proletaryanın Rus burjuva demokratik devriminin lideri olabileceğini ve olması gerektiğini yeniden vurguladı. Proletaryanın fiilen burjuva devriminin lideri olabilmesi için proletaryanın önderliğini kabul eden bir müttefike ihtiyaç vardı; bu müttefik köylü sınıfıydı.

 Lenin şöyle diyordu: “Yalnızca proletarya tutarlı bir demokrasi savaşçısı olabilir. Ancak köylü kitleleri proletaryanın devrimci mücadelesine katılırsa, proletarya yenilmez bir demokrasi savaşçısı olabilir.” (Lenin: Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Stratejisi, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 1, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 566-567.) Rusya Sosyal Demokrat Partisi Üçüncü Kongresi’nden sonra Rus devrimi hızla gelişti; birçok şehirde işçi sınıfı siyasi genel grevler düzenledi, köylü hareketi daha da sıklaştı. İşçi-köylü devrimci mücadelesinin gelişmesi ordu içinde de karşılık buldu; Haziran 1905’te Karadeniz Filosu’nun “Potemkin” zırhlısının askerleri ayaklandı ve çarlık hükümetinin ordusu sarsıldı.

1905’in başlarında Rus devrimi yeni bir aşamaya ulaştı. Ekim başında önce Moskova’da genel siyasi grev patlak verdi; ardından Petersburg’da ve başlıca demiryolu hatlarında da genel grev ilan edildi; işçi grev mücadelesi hızla ülkenin tüm sanayi merkezlerine ve şehirlerine, sınır bölgelerindeki azınlık halkların yaşadığı yerlere kadar yayıldı. İşçi grevleri alt düzey memurlar, öğrenciler, mühendisler, doktorlar ve avukatlar gibi meslek gruplarının da desteğini aldı ve ülke çapında Ekim Tüm Rusya Genel Siyasi Grevi’ni oluşturdu. Aralık’ta Moskova işçileri Bolşeviklerin önderliğinde silahlı ayaklanma başlattı, ancak bu ayaklanma çarlık ordusu tarafından bastırıldı. Aralık silahlı ayaklanması 1905 devrim yüksek dalgasının zirvesiydi. Ayaklanmanın yenilgisinden sonra devrim geri çekilmeye başladı.

1914’te patlak veren emperyalist dünya savaşı, uzlaşmaz emperyalist çelişkilerin ürünüydü; savaş da bu çelişkileri daha da keskinleştirdi, egemen sınıfların krizini büyük ölçüde kapsamlıleştirdi ve devrimci durumun gelişmesini hızlandırdı. 1917 başlarında çarlık Rusyası cephede üst üste yenilgiler aldı; ülke içindeki ekonomik yıkım eşi görülmemiş boyutlara ulaştı; geniş halk kitlelerinin devrimci mücadele coşkusu giderek yükseldi. 1917 Şubat’ında (Rus takvimi) devrim patlak verdi.

18 Şubat’ta Petrograd’daki Putilov Fabrikası işçileri greve başladı; ardından diğer fabrika işçileri de greve katıldı ve grev dalgası hızla tüm şehre yayıldı. 23 Şubat’ta (Miladi 8 Mart) Petrograd kadın işçileri Bolşeviklerin çağrısına uyarak açlığa, savaşa ve çarlık rejimine karşı gösteri yürüyüşü düzenledi. Erkek işçiler de fabrikalardan çıkarak kadın işçilerin devrimci eylemini destekledi. Bolşeviklerin önderliğinde 26’nda siyasi grev ve gösteri eylemi silahlı ayaklanmaya dönüşmeye başladı. 27’sinde Petrograd garnizonu ayaklanmaya başladı. İşçiler ve askerler birleşerek çarlık hükümetinin bakanlarını ve generallerini tutukladı, hapishaneleri açarak siyasi tutukluları serbest bıraktı. O akşam Petrograd İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’nin ilk genel toplantısı yapıldı. Petrograd’ın zaferi, ülke çapında çarlık rejimine karşı ayaklanmanın işareti oldu; çeşitli yerlerdeki halk Bolşeviklerin önderliğinde ayağa kalkarak çarlık rejimini yıktı; Romanov hanedanının üç yüz yıllık egemenliği nihayet halk tarafından devrildi. Rusya’nın Şubat burjuva demokratik devrimi zafere ulaştı.

Şubat Devrimi’nden sonra Rusya’da iki iktidarın aynı anda var olduğu bir durum ortaya çıktı. Bunlardan biri burjuva diktatörlüğünün iktidar organı olan Geçici Hükümet, diğeri İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti’ydi. Bu iki iktidar arasında Geçici Hükümet tüm iktidar organlarını elinde tutan burjuva hükümetiydi ve Rus burjuvazisinin çıkarlarını temsil ediyordu. İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti ise işçi-köylü demokratik diktatörlüğünün iktidar organı olup proletarya ile şehirli ve kırlı yoksul halkın çıkarlarını temsil ediyordu. İşçi ve Asker Vekilleri Sovyeti devlet iktidar organını elinde tutmuyordu; bir halk silahlı gücüne sahipti ve taban kitleler üzerinde büyük etkisi vardı.

Şubat Devrimi’nden sonra Rusya’da proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki toplumun baş çelişkisi haline geldi ve proletaryanın sosyalizm için mücadelesi gündeme geldi. Nisan’da Lenin İsviçre’den Petersburg’a döndü ve ünlü Nisan Tezleri‘ni yayımlayarak Bolşevik Partisi’nin burjuva demokratik devrimden sosyalist devrime geçiş hattını ve sosyalist devrimin somut programını belirledi.

 Sosyalist devrime geçişi gerçekleştirmek için Lenin önce siyasi talepleri ortaya koydu: kapitalist egemenliği devirmek ve “iktidarı proletarya ile proletaryayı izleyen yoksul köylülerin eline vermek.” (Lenin: Proletaryanın Bu Devrimdeki Görevleri Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 14.)

Ekonomik alanda ise “toprak sahiplerinin tüm topraklarına el konulmalı” (Lenin: Proletaryanın Bu Devrimdeki Görevleri Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 15.) ve ülkedeki tüm topraklar devletleştirilerek yerel tarım işçileri ve köylü vekilleri Sovyetleri tarafından yönetilmeliydi. “Derhal ülkedeki tüm bankalar tek bir ulusal banka halinde birleştirilmeli ve işçi vekilleri Sovyetleri tarafından denetlenmeliydi.” (Lenin: Proletaryanın Bu Devrimdeki Görevleri Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 16.)

“Toplumsal ürünün üretimi ve dağıtımı işçi vekilleri Sovyetleri tarafından denetlenmeliydi.” (Lenin: Proletaryanın Bu Devrimdeki Görevleri Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 16.)

Nisan Tezleri‘nin ruhu doğrultusunda Rus devrimi gelişmeye devam etti. Temmuz’da Rus ordusunun cephede yenilgiye uğraması nedeniyle kitleler kendiliğinden Geçici Hükümet’e karşı protesto gösterileri düzenledi. 17 Temmuz’da (Rus takvimi 4 Temmuz) Petrograd’da 400 binden fazla işçi ve asker büyük çaplı gösteri yürüyüşü düzenledi; ancak Geçici Hükümet barışçıl göstericilere ateş açtı, olay yerinde 400’den fazla kişi yaralandı veya öldü; ardından çok sayıda devrimci tutuklandı. Temmuz Olayları’ndan sonra burjuva Geçici Hükümeti tüm iktidarı ele geçirdi ve Bolşevik Partisi yeraltına çekildi.

1917 Ağustos’unda Bolşevik Partisi Petrograd’da gizlice Altıncı Kongresini topladı.

 Stalin, Lenin’in durum ve strateji sorunlarına ilişkin talimatlarına dayanarak kongrede rapor sundu ve özellikle “devrimin barışçıl dönemi sona ermiştir. Çatışma ve patlama dönemi gelmiştir” diye vurguladı. (Stalin: Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) Altıncı Kongresi’ndeki Konuşma, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1955, s. 165.)

Kongre, o dönemdeki köylü sınıfının devrimci niteliğini analiz etti ve Buharin’in köylülerin burjuvaziyle ittifak kurduğu ve işçi sınıfını asla izlemeyeceği yönündeki hatalı görüşünü eleştirdi.

Kongre, Buharin’in Marksist temel teoriden saptığını ve köylülere sınıf analizi uygulamadığını belirtti. Köylüler farklı tabakalara ayrılıyordu; zengin köylüler burjuvaziyle ittifak kurmuş olsa da yoksul köylüler işçi sınıfıyla birleşmeye çalışıyor ve işçi sınıfının devrimi kazanmasını destekliyordu. Yoksul köylülerin işçi sınıfının güvenilir müttefiki olduğu kabul edildi ve “iktidar proletarya ile yoksul köylülere” sloganı “tüm iktidar Sovyetlere” sloganının yerine önerildi; böylece sosyalist devrimdeki önemli işçi-köylü ittifakı sorunu çözüldü.

Eylül-Ekim aylarında Rusya’da görkemli bir işçi grev dalgası ortaya çıktı; köylüler de harekete geçti. Ülkedeki ilçelerin büyük çoğunluğunda köylülerin tahıl gaspı mücadelesi yaşandı; çok sayıda toprak sahibi malikane köylüler tarafından yakıldı. Devrimci durumun giderek gelişmesi ve proletarya devrimi koşullarının olgunlaşması üzerine Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Partisi 7 Kasım 1917’de (Rus takvimi 25 Ekim) silahlı ayaklanmaya önderlik etti, burjuva Geçici Hükümeti’ni devirdi ve dünyanın ilk proletarya diktatörlüğü sosyalist devletini kurdu.

Ekim Devrimi burjuva Geçici Hükümeti’ni devirirken Sovyetler İkinci Tüm Rusya Kongresi Smolni Sarayı’nda açıldı; kongre Lenin tarafından kaleme alınan İşçilere, Askerlere ve Köylülere Bildiri‘yi kabul ederek tüm iktidarın Sovyetlere geçtiğini ilan etti ve Sovyet hükümetini kurdu. Kongre ayrıca Barış Kararnamesi ve Toprak Kararnamesi‘ni kabul etti. Toprak Kararnamesi şöyle öngörüyordu: “Toprak sahiplerinin toprak özel mülkiyeti derhal tazminatsız olarak kaldırılacaktır.” Kararname uyarınca toprak, toprak sahipleri, burjuvazi, kraliyet ailesi ve manastırların elinden alınarak devlete geçti ve köylülerin kullanımına verildi. 1918 ilkbahar-yazından itibaren il ve ilçe Sovyet kongreleri ile toprak komisyonları kongreleri kendi bölgelerindeki toprak dağıtım yöntemini ve toprak kullanım normunu belirledi; köylüler yerel fiili duruma göre toprak aldı. Bu toprak devrimi şiddetli bir sınıf mücadelesiydi; Bolşevikler geniş yoksul köylülere ve kır proleterlerine dayanarak toprak sahipleri ve zengin köylülere karşı kararlı mücadele yürüttü. Toprak dağıtımı sürecinde geniş yoksul köylüler ile toprak sahipleri ve zengin köylüler arasında zaman zaman kanlı çatışmalar da yaşandı. Bu toprak devrimi tamamlandıktan sonra Rus köylüleri yalnızca eskiden toprak sahiplerine, kapitalistlere, kraliyet ailesine ve kiliseye ait olan toprakları elde etmekle kalmadı; 1918 yaz-sonbaharında zengin köylülerin toprakları da ellerinden alındı. Köylülerin toprak talebi gerçekleşti ve işçi-köylü ittifakı daha da güçlendi.

Ekim Devrimi burjuva devlet makinesini parçaladı ve proletarya ile yoksul köylülerin kendi iktidar organlarını kurdu. Yeni doğan devlet iktidarını pekiştirmek için Lenin Sovyet hükümetine bir dizi önlem aldırdı. Ordu, proletarya devletinin en önemli bileşeni ve iktidarın dayanağıydı; düzenli bir Kızıl Ordu kurmak proletarya devletinin öncelikli görevi haline geldi. Ekim Devrimi’nden sonra Sovyet devleti eski orduyu yıkarken yeni bir ordu kurdu. Sovyet hükümeti gönüllülük ilkesine göre bilinçli işçiler ve emekçi köylülerden Kızıl Ordu birlikleri oluşturdu; aynı zamanda devrim safında yer alan bazı eski askeri uzman ve teknisyenleri de Kızıl Ordu’ya kattı. Kızıl Ordu’nun kurulması ve genişletilmesi, daha sonra 1918-1920’de emperyalist silahlı müdahale ve iç karşı-devrimci isyanların ezilmesinde çok önemli rol oynadı. Burjuva Geçici Hükümeti’nin polis gücü de kaldırıldı; işçiler ve köylülerden oluşan Sovyet polisi kuruldu. Toprak sahibi-burjuva hukuk organları parçalandı; emekçi halkın çıkarlarını koruyan Sovyet mahkemeleri ve adli denetim organları kuruldu. Sovyet iktidarının inşasında işçi-köylü ittifakı daha da güçlendi.

Ekim Devrimi’nin zaferinden sonra, sınıf mücadelesinin özel olağanüstü bir dönemde bulunması nedeniyle devlet, açık ve gizli sınıf düşmanlarıyla mücadele edecek özel bir organ kurmaya karar verdi. Lenin’in önerisiyle Aralık 1917’de “Tüm Rusya Karşı-Devrim ve Sabotajla Mücadele Olağanüstü Komisyonu” (kısaca “Çeka”) kuruldu. O dönemde durumun son derece gergin ve karşı-devrimci faaliyetlerin en azgın olduğu günlerde “Çeka”, mahkeme kararı olmaksızın Sovyet iktidarının düşmanlarını tutuklayabilir ve idam edebilir; infazdan sonra ilgili organlara rapor verebilirdi. “Çeka”, Sovyet iktidarının yeni kurulduğu ve karşı-devrimci faaliyetlerin çok azgın olduğu bu zorlu durumda proletarya diktatörlüğünü savunmak, devrimci düzeni sağlamak, ulaşımın kesintisiz işlemesini ve üretimin sorunsuz sürmesini güvence altına almak gibi alanlarda büyük rol oynadı ve Sovyet iktidarının pekiştirilmesinde ölümsüz hizmetler yaptı.

Ekim Devrimi’nin zaferinden sonra Lenin ayrıca Marksist sınıf ve sınıf mücadelesi teorisine dayanarak kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemindeki sınıf ve sınıf mücadelesi sorunlarını açıkladı. Lenin’e göre proletarya diktatörlüğünün kurulması sınıf mücadelesinin sonu değildi; çünkü o dönemde Rusya’da sınıf ve sınıf mücadelesinin var olmasının ekonomik kökleri vardı. Mayıs 1918’de Lenin “Sol” Çocukluk ve Küçük-Burjuva Niteliği Üzerine adlı yazısında Sovyet Rusya’da o dönemde beş ekonomik bileşen bulunduğunu belirtti: “(1) ataerkil, büyük ölçüde doğal ekonomiye dayanan köylü ekonomisi; (2) küçük meta üretimi (burada tahılını satan köylülerin çoğunluğu da vardır); (3) özel kapitalizm; (4) devlet kapitalizmi; (5) sosyalizm.” (Lenin: “Sol” Çocukluk ve Küçük-Burjuva Niteliği Üzerine, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 34, Halk Yayınevi 1985 2. baskı, s. 275.)

Haziran 1919’da Büyük Bir Başlangıç adlı yazısında ise şöyle dedi: “Sınıflar, tarihte belirli bir toplumsal üretim sisteminde farklı konumda bulunan, üretim araçlarıyla ilişkileri (bu ilişkiler çoğunlukla yasalarda açıkça belirtilmiştir) farklı olan, toplumsal emek örgütlenmesindeki rolleri farklı olan ve dolayısıyla kendi tasarrufuna giren toplumsal zenginlik payını farklı biçimde ve farklı miktarda elde eden büyük gruplardır. Sınıflar, belirli bir toplumsal ekonomik yapıdaki konumları farklı olduğu için bir grubun diğerinin emeğine el koyabildiği gruplardır.” (Lenin: Büyük Bir Başlangıç, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 4, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 11.) Lenin’in Marx ve Engels’in ilgili düşüncelerine dayanarak ortaya koyduğu bu bilimsel “sınıf” tanımı, sınıfın temel içeriğini ve özünü gösteriyor, sınıfların bölünmesi için teorik dayanak ve temel ölçüt sağlıyordu.

“Sınıf” esas olarak ekonomik bir kategoridir; sınıflı toplumda belirli üretim ilişkilerinin kişiselleşmiş halidir. Lenin’e göre geçiş döneminde sınıflar hâlâ vardır. Ancak her sınıf değişmiş, aralarındaki ilişkiler de değişmiştir.

Toprak sahipleri ve kapitalist sınıf henüz yok olmamıştı; kısmen bazı üretim araçlarını koruyorlar, uluslararası bir temele ve geniş toplumsal bağlantılara sahiptiler. Köylüler ve diğer küçük burjuvalar proletarya diktatörlüğü altında ara bir konumdaydı. Bir yandan emekçi olarak toprak sahipleri ve kapitalistlerin baskısından kurtulma ortak çıkarları vardı; öte yandan ayrı küçük mülk sahipleri, küçük sahipler, küçük tüccarlardı. Bu ekonomik konum, onların kaçınılmaz olarak proletarya ile burjuvazi arasında bocalamasına yol açıyordu. Proletaryanın görevi onlara önderlik etmek ve onları etkilemeye çalışmaktı. (Bkz. Lenin: Proletarya Diktatörlüğü Döneminde Ekonomi ve Politika, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 37, Halk Yayınevi 1986 2. baskı, s. 275-276.) Buradan Lenin sonuç olarak şöyle diyordu: “Proletaryanın burjuvaziyi devirmesi, sınıfların ortadan kaldırılması yönünde en belirleyici adımı atmıştır; proletarya bu işi tamamlamak için devlet iktidar organını kullanarak sınıf mücadelesini sürdürmeli, devrilmiş burjuvaziye ve bocalayan küçük burjuvaziye karşı mücadele, etkileme, yönlendirme gibi farklı yöntemlerle sınıf mücadelesini sürdürmelidir.” (Lenin: Proletarya Diktatörlüğü Döneminde Ekonomi ve Politika, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 37, Halk Yayınevi 1986 2. baskı, s. 277.) 1921’de Yeni Ekonomi Politikası uygulanırken Lenin özellikle işçi sınıfı ile köylü sınıfı arasındaki karşılıklı ilişkinin çözülmesine dikkat etti. Yeni Ekonomi Politikası, geçiş döneminin genel stratejik görevini çözmek içindi: işçi sınıfı ve emekçi köylüler birlikte çalışarak sınıfları ortadan kaldıracak ve sosyalizmin ekonomik temelini kuracaktı. Yeni Ekonomi Politikası’nın ilk döneminde kapitalizm ve sosyalizm gelişimi tarım, sanayi ve ticaret cephelerinin tümünde belirginleşti. Ancak Yeni Ekonomi Politikası daha çok sosyalist bileşenin daha hızlı büyümesine yardımcı oldu; özellikle köylüleri sosyalist yola yönlendirdi. Köylülerin çoğunlukta olduğu bir ülkede proletarya, köylülerle ekonomik ilişkileri geliştirmeye önem vermeliydi. Sosyalizme geçen bir ülkenin ekonomisi ancak köylü ekonomisiyle birleşme temelinde kurulabilirdi. Bu nedenle Lenin şöyle diyordu: “Yeni Ekonomi Politikası’nın özü, proletarya ile köylülerin ittifakı, öncü proletarya ile geniş köylü kitlelerinin birleşmesidir.” (Lenin: Tüm Rusya Sovyetleri Dokuzuncu Kongresi Belgeleri, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 42, Halk Yayınevi 1987 2. baskı, s. 347.)

Bu nedenle kooperatifleşme programı Yeni Ekonomi Politikası’nın önemli bir parçasıydı. Yeni Ekonomi Politikası’nın ilk döneminde Sovyet hükümeti kapsamlılemesine propaganda ve ajitasyon yoluyla köylüleri kooperatifleşme yoluna çekti; geniş köylü kitleleri Sovyet iktidarının çevresinde toplanmaya başladı, tedricen sağlam bir işçi-köylü ittifakı kuruldu, köylülerin üretim coşkusu büyük ölçüde arttı ve tarımsal üretimin toparlanması ve gelişmesi hızlandı. “Yeni Ekonomi Politikası, proletaryanın kararlı sınıf politikasıdır; köylülerin sosyalist yola girmesini güvence altına alan, nihai olarak sınıfları ortadan kaldırmak ve komünizm kurmak için mücadele eden bir politikadır.” (Xu Xuecheng: Lenin’in Yeni Ekonomi Politikası ile Köylü İlişkileri Sorununu Ele Alışı, Lenin ve Sosyalist İnşa — Lenin’in Ölümünün 60. Yıldönümü Anısına Makaleler, Halk Yayınevi 1985, s. 80.) Lenin’in belirlediği ve uyguladığı Yeni Ekonomi Politikası, proletarya ile köylülerin ekonomik ittifakını gerçekleştirdi, işçi-köylü ilişkileri iyileşti ve işçi-köylü ittifakı pekişti.

Genel olarak, Lenin’in yaşadığı dönemde Rusya köylülerin çoğunlukta olduğu bir ülkeydi; ister devrim döneminde ister inşa döneminde olsun, köylüler proletaryanın birleşmesi gereken en önemli güçtü. Lenin farklı dönemlerde köylü sınıfına ilişkin doğru ve bilimsel analizler yaptı, buna uygun köylüleri birleştirme politikaları ve stratejileri belirledi, proletarya ile köylülerin birleşmesini gerçekleştirdi, sağlam bir işçi-köylü ittifakı kurdu ve demokratik devrimin, iç savaşın, sosyalist devrim ve inşanın zaferlerini elde etti. Lenin Marksist sınıf ve tabaka teorisini uygulayarak proletarya ile köylü sınıfı arasındaki ilişkiyi doğru biçimde ele aldı ve diğer ülkelerdeki proletarya partilerinin proletarya ile köylüler arasındaki ilişkiyi doğru ele alması, işçi-köylü ittifakı kurması için değerli deneyim sağladı.

(2) Proletaryanın Burjuvaziyle İlişkisinin Doğru Biçimde Ele Alınması

Lenin, proletaryanın köylü sınıfıyla ilişkisini doğru biçimde ele alırken aynı zamanda Marksist sınıf analizi yöntemini kullanarak Rus burjuvazisinin özünü kapsamlılemesine teşhir etti ve burjuvazinin direnişini şiddet yoluyla bastırma politikası ve stratejisi belirledi.

Daha Nisan 1905’te yapılan Rusya Sosyal Demokrat Partisi Üçüncü Kongresi’nde Lenin Rus burjuvazisinin özünü kapsamlılemesine teşhir etti. Ona göre Rus burjuvazisinin çıkarları ile çarlık hükümetinin çıkarları sıkı sıkıya bağlıydı. Proletaryanın devrimci niteliğinden korkuyorlardı. Devrimin itici gücü değillerdi ve olamazlardı. Temmuz 1905’te Lenin Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Stratejisi adlı kitabında daha ileri giderek Rus burjuvazisinin ekonomik ve siyasi olarak çarlık otokrasisi ve Batı emperyalizmiyle bin bir bağla bağlı olduğunu, çıkarlarının iç içe geçtiğini belirtti. Bu durum burjuvazinin zayıflığını ve gericiliğini kökten belirliyor ve onu karşı-devrimci bir güç haline getiriyordu. “Burjuvazinin bencil ve dar çıkarları tatmin edildiğinde, tutarlı demokrasiden ‘ayrıldığında’ (ki şimdiden tutarlı demokrasiden ayrılmaktadır!), kaçınılmaz olarak büyük ölçüde karşı-devrim safına, otokrasi safına geçecek, devrime ve halka karşı duracaktır.” (Lenin: Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Stratejisi, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 11, Halk Yayınevi 1987 2. baskı, s. 81.)

Lenin’in burjuvazinin gerici özüne ilişkin analizi, Ekim 1905’te patlak veren Tüm Rusya Genel Siyasi Grevi’nde iyi bir şekilde doğrulandı. Bu grevden sonra düzenlenen Aralık silahlı ayaklanması çarlık ordusu tarafından kanlı biçimde bastırıldı ve yenildi. Bu sırada burjuvazi çarlık hükümetiyle uzlaşmaya başladı ve sonunda karşı-devrim kampına geçti. Rus devrimi de bundan sonra geri çekilmeye başladı.

1917’de Rusya’daki Şubat Devrimi üç yüz yıl süren Romanov hanedanını devirdi ve burjuva demokratik devrimini zafere ulaştırdı. Mart’ta burjuva Geçici Hükümeti kuruldu. Ayrıca çeşitli yerlerdeki devrimci kitleler işçi ve asker vekilleri Sovyet iktidar organlarını kurdular. Böylece Şubat Devrimi’nden sonra Rusya’da aynı anda iki iktidar ortaya çıktı; bunlardan burjuva Geçici Hükümeti ana iktidar organıydı. Bu sırada Rusya’da proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki toplumun ana çelişkisi haline geldi. Nisan’da Lenin Nisan Tezleri‘ni yayımlayarak Rus devrimindeki bir dizi önemli soruyu yanıtladı ve burjuva demokratik devrimden sosyalist devrime geçiş hattını, ilkelerini ve stratejisini belirledi. Lenin şöyle diyordu: “Rusya’nın mevcut durumunun özelliği, devrimin birinci aşamasından ikinci aşamasına geçiş döneminde olmasıdır; birinci aşamada proletaryanın bilinç ve örgütlenme düzeyi yetersiz olduğu için iktidar burjuvazinin eline geçmiştir; ikinci aşamada ise iktidar proletarya ile yoksul köylülerin eline geçmelidir.” (Lenin: Proletaryanın Bu Devrimdeki Görevleri Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 3, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 14.)

Ve Rusya’nın o dönemdeki somut durumuna göre barışçıl gelişme yoluyla sonunda proletarya ile yoksul köylülerin devrimci diktatörlüğünü gerçekleştirmeyi önerdi. Ancak 17 Temmuz’da (Rus takvimi 4 Temmuz) Bolşevik Partisi’nin önderliğindeki barışçıl gösteri Geçici Hükümet tarafından silahla bastırıldı. Temmuz Kanlı Olayları burjuvazinin artık devrimi bastırmak için açıkça şiddet kullandığını gösterdi. Şimdi proletaryanın görevi silahlı ayaklanma yoluyla iktidarı ele geçirmekti. Ağustos 1917’de Bolşevik Partisi Altıncı Kongresini toplayarak Bolşevik ekonomi programını kabul etti; bu programın ana noktaları şunlardı: toprak sahiplerinin topraklarına el konulması ve ülkedeki tüm toprakların devletleştirilmesi, bankaların ve büyük sanayinin devletleştirilmesi, üretim ve dağıtım üzerinde işçi denetimi. 29 Ekim’de (Rus takvimi 16 Ekim) Bolşevik Partisi Merkez Komitesi gizlice genişletilmiş merkez toplantısı yaparak silahlı ayaklanma başlatmaya karar verdi. Ancak Kamenev ve Zinovyev Merkez Komitesi’nin silahlı ayaklanma kararına karşı çıktılar ve partinin silahlı ayaklanma planını düşmana açıkladılar. Geçici Hükümet Bolşeviklerin ayaklanmaya hazırlandığı haberini alınca derhal bir dizi acil önlem aldı. Devrimin acil anında Lenin’in önerisiyle Bolşevik Partisi silahlı ayaklanmayı planlanandan bir gün önce başlatmaya karar verdi. 6 Kasım’da (Rus takvimi 24 Ekim) Kızıl Muhafızlar, devrim safındaki garnizon birlikleri ve denizciler toplam 200 bin kişiyle burjuva Geçici Hükümeti’ni deviren silahlı ayaklanmayı başlattı. 7’si sabahı neredeyse tüm Petrograd ayaklanmacıların eline geçti. 8 Kasım sabah saat 2’de ayaklanmacılar Kışlık Saray’ı işgal etti, burjuva Geçici Hükümeti devrildi, eski devlet makinesi parçalandı ve Rus proletarya devrimi zafere ulaştı. Ayaklanma birlikleri Kışlık Saray’a saldırırken Tüm Rusya İşçi ve Asker Sovyetleri İkinci Kongresi görkemli bir şekilde toplandı; 8 Kasım sabah saat 5’te kongre Lenin tarafından kaleme alınan İşçilere, Askerlere ve Köylülere Bildiri, Barış Kararnamesi, Toprak Kararnamesi gibi belgeleri kabul etti, Tüm Rusya Merkez Yürütme Komitesi ve Halk Komiserleri Konseyi’ni seçti. 9 Kasım’da (Rus takvimi 27 Ekim) İkinci Sovyet Kongresi zaferle kapandı; bu, dünyanın ilk proletarya diktatörlüğü sosyalist devletinin doğuşunu simgeliyordu.

Ekim Devrimi’nden sonra Lenin’in burjuvazinin gerici niteliğine ilişkin analizine dayanarak Sovyet iktidarı derhal Geçici Hükümet’in kontrolündeki devlet bankasını, devlet işletmelerini ve demiryollarını devraldı ve Rusya’nın en erken sosyalist işletmelerini kurdu. Özel kapitalist işletmelere karşı başlangıçta işçi denetim sistemi uygulandı; işçiler tüm ürün, hammadde, depolama ve alım-satımı denetledi. İşçi denetimi uygulanırken Sovyet devleti sanayi işletmelerinin devletleştirilmesi adımlarını hızlandırdı. Ekim 1917’den Haziran 1918’e kadar Geçici Hükümet’in devlet işletmelerine el konulmasının yanı sıra denetime uymayan özel işletmeler de devletleştirildi. 28 Haziran 1918’de Sovyet hükümeti büyük sanayinin tamamen devletleştirilmesine ilişkin kararname yayımladı. 31 Ağustos 1918’e kadar Rusya’da büyük sanayi neredeyse tamamen devletleştirildi. Daha sonra iç savaş döneminde orta ve küçük kapitalist işletmeler de devletleştirildi.

Sanayinin devletleştirilmesiyle eşzamanlı olarak Sovyet hükümeti bankaları hızla tamamen devletleştirdi. 8 Kasım’da Devlet Bankası devralındı; Aralık sonunda Merkez Yürütme Komitesi bankaların Devlet Bankası olduğunu ilan etti ve özel bankaların tümü Devlet Bankası’na katıldı. Şubat 1918’de Sovyet hükümeti yabancı sermayeye el konulduğunu ve yabancı bankaların kapatıldığını ilan etti. Aynı zamanda Sovyet hükümeti ticaret gemileri, dış ticaret, demiryolları ve ticari işletmeleri de peyderpey devletleştirdi. Bolşevikler iktidar gücünü kullanarak üretim araçlarının mülkiyetinde sosyalist devrimi gerçekleştirdi, kapitalist ekonomik sistemi ortadan kaldırdı, sosyalist ekonomik sistemi ve ekonomik yapıyı kurdu, sosyalist ekonomiyi geliştirdi ve proletarya iktidarının pekiştirilmesi için maddi temeli attı.

Ekim Devrimi’nin zaferinden sonra Rus devrimi Avrupa ülkelerindeki işçi devrimlerine örnek oldu. Aynı zamanda Sovyet Rusya emperyalistlerin gözünde bir diken haline geldi. Her yolla Sovyet iktidarını yok etmeye çalışıyorlardı. Mart 1918’de emperyalizm Rus devrimine silahlı müdahaleye başladı. Bu sırada Rusya’daki kapitalistler, toprak sahipleri, zengin köylüler, Beyaz Ordu subayları ve Kazak üst tabakasının gerici doğası tamamen ortaya çıktı. Emperyalist silahlı müdahaleyle işbirliği yaparak ülkenin çeşitli yerlerinde karşı-devrimci isyanlar başlattılar. Son derece zor koşullar altında Sovyet devleti tüm siyasi, askeri ve ekonomik yaşamını savaş düzenine geçirmek zorunda kaldı. Savaşın ihtiyaçlarıyla birlikte Sovyet Rusya 1918 yazından itibaren savaş komünizmi politikasını uygulamaya başladı. Zaten devletleştirilmiş büyük işletmelerin yanı sıra orta ve küçük işletmeler, ticari işletmeler tamamen devletleştirildi. Devlet tüm ürünleri denetim altına aldı, plana göre orduya ve halka ayni olarak tedarik sağladı, piyasayı kaldırdı, özel ticareti yasakladı. Tahıl toplama sistemi uygulandı; yoksul köylülerden almama, orta köylülerden az alma, zengin köylülerden çok alma ilkesine göre devletin belirlediği yiyecek, tohum ve yem dışındaki tüm tahıl ve diğer tarımsal ürünler kayıtsız şartsız devlete satılmalıydı.

 Savaş komünizmi politikası burjuva unsurlara, zengin köylülere ve diğer sınıf düşmanlarına sert darbe indirdi, devletin siyasi ve ekonomik düzenini korudu, savaşın sorunsuz yürütülmesinde çok önemli rol oynadı ve son derece zor koşullar altında Sovyet iktidarını pekiştirdi. Kasım 1920’ye kadar İtilaf Devletleri’nin üç birleşik saldırısı püskürtüldü; Sovyet Rusya’nın yabancı silahlı müdahale ve iç karşı-devrimci isyanlara karşı savaşı nihai zafere ulaştı. İç savaşın zaferi emperyalizmin Sovyet iktidarını yok etme ve Rusya’da kapitalizmi restore etme hayalini bozdu, dünyanın ilk proletarya diktatörlüğü devletini pekiştirdi ve Sovyet devletinin sosyalist inşasını güvence altına aldı.

Sovyet Rusya yabancı silahlı müdahaleyi ve iç savaşı ezdiğikten sonra ulusal ekonomiyi yeniden kurma çalışmalarına başladı. Dört yıllık emperyalist savaş, üç yıllık yabancı silahlı müdahale ve iç savaş nedeniyle Rus ulusal ekonomisi neredeyse tamamen yıkılmış, çöküşün eşiğine gelmişti. Aynı zamanda o dönemde ABD, Fransa gibi kapitalist ülkeler Sovyet Cumhuriyeti’ni tanımakla kalmıyor, her an Sovyet iktidarını devirmeye ve Sovyet Rusya’da kapitalist sistemi restore etmeye çalışıyorlardı. Ülkedeki toprak sahipleri ve büyük burjuvazi zaten mülksüzleştirilmişti, ancak yaklaşık 2 milyon toprak sahibi, kapitalist, Beyaz Ordu mensubu ve bazı küçük burjuvalar yurt dışına kaçmıştı; Sovyet devleti sınırlarından kaçamayan bazı düşmanca unsurlar ve zengin köylü unsurlar Sovyet iktidarına karşı faaliyet yürütüyordu. Savaşın yol açtığı ekonomik yıkım, felaket, açlık ve yoksulluk nedeniyle bir kısım köylü ve işçi hoşnutsuzluk duyuyordu. Düşman unsurlar halkın hoşnutsuzluğundan yararlanarak birçok yerde zengin köylülerin Sovyet karşıtı isyanlarını kışkırttı; bir kısım köylü de bunlara katıldı; özellikle Şubat 1921’de meydana gelen Kronstadt isyanı Sovyet iktidarını ciddi bir siyasi krizle karşı karşıya bıraktı. Yeni tarihsel koşullar altında Lenin Mart 1921’de Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) Onuncu Kongresi’nde savaş komünizmi politikasından Yeni Ekonomi Politikası’na geçişi önerdi. Yeni Ekonomi Politikası öncelikle işçi-köylü ittifakı sorununu çözmeli, köylüleri Sovyet iktidarı çevresinde birleştirmeliydi; aynı zamanda ciddi ekonomik zorluklar karşısında sosyalizm ile kapitalizm arasındaki ilişki de ele alınmalıydı. Yeni Ekonomi Politikası Lenin’in devlet kapitalizmi teorisinin somut uygulamasıydı; temel sorun devlet kapitalizminin çeşitli biçimlerini kullanarak küçük üretimi sosyalizme geçirmekti. Lenin Gıda Vergisi Üzerine adlı yazısında devlet kapitalizmini küçük üretimden sosyalizme geçişte ara halka olarak kullanma düşüncesini açıkladı. Şöyle diyordu: “Madem ki küçük üretimden sosyalizme doğrudan geçişi henüz gerçekleştiremiyoruz, o halde küçük üretim ve değişimin kendiliğinden ürünü olan kapitalizm belirli ölçüde kaçınılmazdır; bu nedenle kapitalizmi (özellikle devlet kapitalizmi rayına sokarak) küçük üretim ile sosyalizm arasında ara halka, üretici güçleri yükseltmenin aracı, yolu, yöntemi ve biçimi olarak kullanmalıyız.” (Lenin: Gıda Vergisi Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 4, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 510.)

Aynı zamanda Lenin kapitalizmin ve devlet kapitalizminin tarihsel rolünü doğru biçimde değerlendirdi. Şöyle diyordu: “Sosyalizmle karşılaştırıldığında kapitalizm bir beladır. Ancak ortaçağ kurumlarıyla, küçük üretimle, küçük üreticilerin dağınıklığından kaynaklanan bürokrasiyle karşılaştırıldığında kapitalizm bir mutluluktur.” (Lenin: Gıda Vergisi Üzerine, Lenin’in Seçme Eserleri Cilt 4, Halk Yayınevi 1995 3. baskı, s. 510.)

Küçük üretimin egemen olduğu bir ülkede kapitalizm, küçük üreticilere kıyasla bir “mutluluk” olsa da sosyalizm için yine de bir “bela”dır. Özü, proletaryaya hizmet etmesini imkânsız kılar. Bu nedenle kapitalizm devlet kapitalizmi rayına sokulmalıdır. Devletin özel kapitalizmle sözleşme temelinde kurduğu ekonomik ilişkiler altında devlet, özel kapitalist işletmeleri farklı derecelerde kendi ekonomi politikasına tabi kılar ve onları devletin doğrudan yönetimi ve denetimi altında sosyalizme hizmet ettirir. Lenin’in önderliğinde Sovyetler Birliği peyderpey “imtiyaz sistemi”, “kiralama sistemi”, “kooperatif sistemi”, “konsinye satış sistemi”, “karşılıklı kredi sistemi” gibi çeşitli devlet kapitalizmi biçimlerini uyguladı. Kendiliğinden kapitalizme karşı ise Lenin farklı durumlara göre kullanma, sınırlama, dışlama ve yasaklama politikaları izledi.

Lenin burjuvaziyle ilişkiyi doğru ele aldığı ve çeşitli devlet kapitalizmi biçimlerini uyguladığı için Sovyet devleti üretim, tüketim, dolaşım ve kredi gibi çeşitli ekonomik alanlarda kapitalizmin gelişmesini etkili biçimde düzenleyip denetledi ve onu sosyalist sistemin kurulması ve pekiştirilmesi için güçlü bir maddi temel sağlamaya yönlendirdi. Sovyet devletinin bir dizi devlet kapitalizmi politikasının uygulanması, ekonomik olarak geri kalmış bir proletarya diktatörlüğü ülkesinin sosyalizme geçiş sorununu ilk kez teoriden pratiğe dönüştürdü ve diğer ekonomik olarak geri kalmış ülkelerin sosyalizmi kurması ve geliştirmesi için de faydalı referanslar sağladı.

(3) Proletarya Partisinin Ara Sınıf ve Tabakalarla İlişkisinin Doğru Biçimde Ele Alınması

Lenin Marksist sınıf ve tabaka teorisini uygulayarak yalnızca Rus işçi sınıfının köylü sınıfı ve burjuvaziyle ilişkisini doğru ele almakla kalmadı, aynı zamanda işçi sınıfının iktidar partisinin diğer sınıf ve tabakalarla ilişkilerini uyumlaştırmaya da özel dikkat gösterdi.

Lenin Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) iktidarı pratiğine önderlik ederken ara sınıf ve tabakaların kaçınılmaz olarak proletarya ile burjuvazi arasında bocalama özelliğine karşı, iktidardaki proletaryanın bu ara sınıf ve tabakaları iktidar partisinin safına çekmeye çalışması gerektiğini vurguladı ve bunun için proletarya ile iktidar partisinin geniş ara sınıf ve tabakalarla özel biçimde bir sınıf ittifakı kurması gerektiği düşüncesini ortaya koydu. Şöyle diyordu: “Proletarya diktatörlüğü, emekçilerin öncü birliği proletaryanın, sayıca çok olan proleter olmayan emekçi tabakalarla (küçük burjuvazi, küçük mülk sahipleri, köylüler, aydınlar vb.) ya da onların çoğunluğuyla kurduğu özel biçimde bir sınıf ittifakıdır… Bu, sosyalizmin kararlı savunucuları ile bocalayan müttefiklerinin ittifakıdır.” (Lenin: “Özgürlük ve Eşitlik” Sloganlarıyla Halkı Aldatma Üzerine Kitabının Önsözü, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 36, Halk Yayınevi 1985 2. baskı, s. 362-363.) Ara sınıf ve tabakaları proletarya partisinin peşinden sürüklerken esas olarak köylü sınıfı kazanılmalı, aynı zamanda küçük burjuva demokratlarla dostane ilişkiler kurulmalıydı. Küçük burjuva demokratlar bir ölçüde kapitalizme karşı olsalar da sosyalist devrimden de korkarlar ve bocalama özelliğine sahiptirler. Bu sınıfın bocalama özelliği, onların “hiçbir koşulda, hiçbir ülkede sosyalizmin düşmanı olmadığı, olamayacağı ve olması gerekmediği” anlamına gelir. (Lenin: Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) Sekizinci Kongresi Belgeleri, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 36, Halk Yayınevi 1985 2. baskı, s. 121.) Bu nedenle proletaryaya yönelmeye başladıklarında proletarya partisi ölçülü tavizler vererek onları proletarya saflarına çekmelidir.

Küçük burjuva demokratların proletaryaya yönelmesini sağlamak için Lenin onlarla iyi komşuluk ilişkileri kurma önerisini ortaya attı. Kasım 1918’de küçük burjuva demokratların Bolşeviklere karşı tutumunda değişim belirtileri ortaya çıktığında Lenin şöyle dedi: “Küçük burjuvazi düşmanca bir tutum takınmadığı sürece, bu temelde onlarla uzlaşılmalıdır.” (Lenin: Moskova Parti Çalışanları Konferansı’nda Proletaryanın Küçük Burjuva Demokratlara Karşı Tutumu Üzerine Rapor, Lenin’in Toplu Eserleri Cilt 35, Halk Yayınevi 1985 2. baskı, s. 224.) Ayrıca proletarya partisinin küçük burjuva demokratlarla, özellikle aydınlarla akıllıca istişare etmesi ve onlarla dostane ilişkiler kurması gerektiğini belirtti. Böylece proletarya partisi daha fazla insanı birleştirerek ana düşmanı izole edip vurabilirdi.

Özetle Lenin’in ara sınıflara yönelik politikası doğruydu; proletaryanın birleşik cephesini daha da güçlendirdi ve geniş ara sınıf ve tabakaların sosyalist inşaya katılma coşkusunu harekete geçirdi. Bu, diğer ülkelerdeki proletarya partilerinin sosyalist inşaya çeşitli olumlu faktörleri katması için değerli deneyim biriktirdi.

II. Stalin Döneminde Marksist Sınıf ve Tabaka Teorisinin Savunulması ve Sağ ve  Sol Sapmalar

Ocak 1924’te Lenin’in ölümünden sonra Stalin Sovyetler Birliği Partisi ve devletinin en yüksek lideri oldu. Stalin’in iktidarda olduğu 30 yıl boyunca genel olarak Marksist sınıf ve tabaka teorisini savundu . Sınıf ve sınıf mücadelesini vurgularken ekonomik gelişmeye önem verdi; bu teori rehberliğinde Sovyet sosyalist sistemini pekiştirdi, ulusal ekonomiyi geliştirdi ve ekonomik-kültürel açıdan geri kalmış bir ülkeyi dünyanın ikinci büyük sanayi gücü haline getirdi.

 Stalin’in Sovyet sosyalist toplumundaki sınıf mücadelesi teorisi ve pratiği, Sovyet devlet siyasi yaşamının her zaman bir ana çizgisi olarak Stalin sosyalist modelinin temel özelliklerinden biri haline geldi ve tüm uluslararası komünist harekete kapsamlı etki yaptı.

Ancak Stalin Marksist sınıf ve tabaka teorisini korurken tutarlı olmadı, sağ ve sol sapmalar gösterdi. Sovyet sosyalist devrim ve inşa pratiğine önderlik ederken önce sınıf ve sınıf mücadelesini vurguladı ve sınıf mücadelesinin giderek “keskinleştiğini” savundu. Ancak Sovyetler Birliği’nde tarımın kolektifleştirilmesi temelde tamamlandıktan sonra Sovyetler Birliği’nin sömürücü sınıfları ortadan kaldırdığını ilan etti ve pratikte sınıf mücadelesi teorisini terk etti.

Ancak uluslararası durum değiştiğinde, parti lideri Kirov ve diğerlerinin suikaste kurban gitmesinden sonra başlatılan tasfiye hareketinde yeniden sınıf mücadelesinin giderek şiddetlendiğini vurguladı, sınıf mücadelesinin daha da keskinleştiğini savundu, ülke çapında tasfiye hareketi başlattı ve tasfiyenin genişletilmesi hatasını yaptı. Stalin’in Marksist sınıf ve tabaka teorisine ilişkin anlayış ve pratikte uygulamasını kapsamlı ve doğru biçimde anlamak, tarihsel deneyim ve dersleri özümsememiz için çok önemli bir referanstır.

(1) Sınıf Mücadelesinin Giderek Keskinleştiğinin Vurgulanması, Aynı Zamanda Ekonomik Gelişmeye Önem Verilmesi, Ekonomik Gelişmenin Hızlandırılması ve İşçi-Köylü İttifakının Güçlendirilmesi

Ocak 1924’te Lenin’in ölümünden sonra Stalin sırasıyla Leninizmin Temelleri Üzerine, Leninizmin Birkaç Sorunu Üzerine gibi eserleri yazarak Lenin’in sınıf, sınıf mücadelesi, proletarya devrimi ve proletarya diktatörlüğü öğretisini sistematik biçimde açıkladı. Aynı zamanda Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) ulusal ekonomiyi yeniden kurma ve sosyalist inşa için mücadeleye devam etti. 1925’te Sovyetler Birliği sanayi, tarım, eğitim ve kültür alanlarında büyük başarılar elde etti ve ulusal ekonomi toparlandı. Ulusal ekonominin toparlanmasıyla Sovyetler Birliği’nde işçi-köylü ittifakı daha da pekişti ve proletarya diktatörlüğü güçlendi. Aralık 1925’te SBKP(B) On Dördüncü Kongresini topladı. Kongre sosyalist sanayileşme hattını onayladı; bundan sonra Sovyetler Birliği sanayileşmenin yeni dönemine girdi. Stalin’e göre Sovyet sosyalist sanayileşmesi kapitalist ülkelerin sanayileşmesinden farklıydı; yalnızca ağır sanayiye öncelik verilmeli değil, aynı zamanda yüksek hızda geliştirilmeliydi. Sanayileşme için gereken fonu biriktirmek üzere Stalin sömürücüleri (burjuvazi ve soylular) mülksüzleştirme, dış borçları iptal etme, kurumları küçültme, tasarruf, halkın atıl parasını çekme, tahvil çıkarma, tarım ve sanayi ürünleri arasındaki fiyat “makasını” genişletme gibi önlemlerle sanayileşmenin fon kaynağı sorununu kademeli olarak çözdü.

 İki yıllık zorlu çalışmadan sonra Sovyetler Birliği’nin sosyalist sanayileşmesi ilk başarıları elde etti. 1927 sonunda tarım ve sanayi toplam üretim değeri savaş öncesi düzeyi aşmıştı. Ancak Sovyetler Birliği’nde tarımın gelişmesi sanayiden çok geri kalmış, hızla gelişen sosyalist sanayi ile tarım arasında çok keskin bir çelişki oluşmuştu. Tarımın geri kalmışlığı, özellikle ciddi tahıl sorunu çözülmezse sanayinin ilerlemesi engellenecekti. Tahıl sıkıntısının nedenleri bir yandan zengin köylülerin ve spekülatörlerin yıkıcı faaliyetleri, diğer yandan küçük köylü ekonomisinin büyük ölçüde varlığını sürdürmesiydi. Küçük köylü ekonomisi üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanıyordu, genellikle genişletilmiş yeniden üretim yapamıyordu; aynı zamanda küçük üreticiler piyasanın kendiliğinden güçlerinin etkisi altında kendiliğinden kapitalizm üretiyordu. Bu durumu değiştirmek için tarımda sosyalist dönüşüm yapılmalı, bireysel köylülerin küçük üretimi traktör ve diğer tarım makinelerini kullanabilen ve pazarlanabilir tahıl üretimini birkaç kat artırabilen sosyalist büyük üretime dönüştürülmeliydi. Aralık 1927’de SBKP(B) On Beşinci Kongresi Lenin’in tarım kooperatifleşmesi düşüncesi doğrultusunda tarımın kolektifleştirilmesini partinin kırdaki temel görevi yapmaya karar verdi. Stalin SBKP(B) On Beşinci Kongresi’ndeki siyasi raporda tarımın geri kalmışlığını çözmenin “çıkış yolu, dağınık küçük köylü işletmelerini ortak ekim sistemine dayanan birleşik büyük çiftliklere, yüksek yeni teknolojiye dayanan kolektif ekim sistemine dönüştürmektir” dedi. (Stalin: SBKP(B) On Beşinci Kongresi, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 10, Halk Yayınevi 1954, s. 261.)

SBKP(B) On Beşinci Kongresi tarımın kolektifleştirilmesini kırdaki temel görev yapmaya ve zengin köylülere karşı saldırıyı sürdürerek kırda kapitalizmin gelişmesini sınırlamaya karar verdi. 1928’de geniş çaplı tarım kolektifleştirme hareketi başladı. Tarımın sosyalist dönüşümü hareketinde kırdaki zengin köylüler artık tahılı devlete satmayı reddedip stok yaparak tahıl toplama çalışmalarına direndiler; ayrıca tahıl toplama organlarının bazı hatalı uygulamaları parti ve hükümet ile köylüler arasındaki çelişkiyi artırdı. Bunun üzerine hükümet önce zengin köylülere karşı bazı olağanüstü önlemler alarak artık tahıllarına yasal olarak el koydu; aynı zamanda tahıl satın alma sürecinde orta köylülerin ve diğer köylülerin çıkarlarını ihlal eden bazı olaylar da ortaya çıktı. Hükümet ile köylüler arasındaki ilişkiler hızla gerginleşti. Aynı zamanda sanayi cephesinde bazı burjuva uzmanlar fırsattan yararlanarak çeşitli insan yapımı kazalar çıkardı, makineleri bozdu, madenleri havaya uçurdu ve işçilerin can güvenliğini tehdit etti. Devlet sanayileşmesinin yüksek hızla yürütülmesi ve tahıl satın almadaki bazı aşırı eylemler nedeniyle ülke içindeki siyasi ve ekonomik yaşamda gerginlik yarandı. Buna karşı Stalin Temmuz 1928’de SBKP(B) Merkez Komitesi Genel Kurulu raporunda şöyle dedi: “Bence ülkemizde proletarya diktatörlüğü koşullarında şehirde veya kırda sınıf mücadelesinin varlığını yansıtmayan az çok önemli tek bir siyasi veya ekonomik olay yoktur ve olamaz.” (Stalin: SBKP(B) Merkez Komitesi Genel Kurulu, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 11, Halk Yayınevi 1955, s. 148.)

Ayrıca sömürücü unsurların proletarya diktatörlüğüne direnişi “sınıf mücadelesinin kaçınılmaz olarak keskinleşmesine” yol açmalıydı. (Stalin: SBKP(B) Merkez Komitesi Genel Kurulu, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 11, Halk Yayınevi 1955, s. 150.) Daha da ileri giderek sınıf mücadelesinin “bizi ileriye iten belirleyici güç” olduğunu savundu. (Stalin: SBKP(B) Merkez Komitesi Genel Kurulu, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 11, Halk Yayınevi 1955, s. 149.) Stalin sosyalist dönüşüm hareketinde ortaya çıkan sınıf mücadelesine ve sınıf mücadelesinin giderek keskinleştiği teorisine dayanarak sınıf mücadelesini yürütme ve proletarya diktatörlüğünü güçlendirme doğrultusunda çeşitli politika ve önlemler belirledi. Tarımın kolektifleştirmesi sürecinde zengin köylülere yönelik politika, Stalin’in proletarya diktatörlüğü altındaki sınıf mücadelesi teorisinin önemli bir uygulamasıydı.

Zengin köylüler Rusya’da sayıca çok olan bir sömürücü sınıftı. Ekim Devrimi’nden önce zengin köylüler ülkedeki toplam hane sayısının yaklaşık %15’ini, pazarlanabilir tahılın yaklaşık %50’sini oluşturuyordu. Yeni Ekonomi Politikası uygulandıktan sonra zengin köylülerin gücü büyük ölçüde arttı. Sovyetler Birliği Merkez İstatistik Dairesi’nin 1925 verilerine göre zengin köylüler pazarlanabilir tahılın %60’ından fazlasını sağlıyordu. (Bkz. Rikov Seçme Eserleri Cilt 11, Halk Yayınevi 1986, s. 186.) Bu zengin köylüler arasında Yeni Ekonomi Politikası uygulandıktan sonra eski orta köylülerden hatta yoksul köylülerden kendi emeğiyle zenginleşenler de vardı. Stalin tarım kolektifleştirmesi sürecinde köylü sınıfının çeşitli tabakalarını analiz etti.

Ona göre Rusya köylüleri tek tip değildi; yoksul köylüler, orta köylüler ve zengin köylüler vardı. Proletarya diktatörlüğü altında yoksul köylüler işçi sınıfının kırdaki dayanağı, orta köylüler birleşilecek kesim, zengin köylüler sınıf düşmanıydı. “İşçi sınıfının köylülerle ittifakı şudur: yoksul köylülere dayanmak, orta köylüleri birleştirmek, zengin köylülere karşı mücadele etmek. Bizim koşullarımızda köylülerle ittifakın zengin köylülerle ittifak olduğunu düşünen kimse Leninizmle hiçbir ortak yönü yoktur.” (Stalin: Merkez Komitesi ve Merkez Denetim Komisyonu Nisan Ortak Genel Kurulu Çalışmaları Üzerine, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 11, Halk Yayınevi 1955, s. 41-42.)

Buna dayanarak 1929 sonunda SBKP(B) Merkez Komitesi zengin köylüleri sınırlama politikasından zengin köylüleri ortadan kaldırma politikasına geçişe ilişkin kararname yayımladı. Bu politika konusunda o dönemde SBKP(B) içinde ciddi görüş ayrılıkları vardı. Buharin ve diğerleri tahıl satın almada ortaya çıkan krizin esas olarak ürün fiyat politikasının akılcı olmamasından kaynaklandığını, bunun yalnızca zengin köylülerin partiye karşı azgın saldırısı olarak görülemeyeceğini düşünüyordu. Bu nedenle zengin köylülere karşı olağanüstü önlemlere karşı çıkıyor, fiyatların düzenleyici rolünün sınırlı ölçüde kullanılmasını, tahıl satın alma fiyatlarının uygun şekilde yükseltilmesini savunuyorlardı; zengin köylüleri şiddetle ortadan kaldırma politikasına karşı çıkıyor, zengin köylülerin sömürüsünü sınırlama politikasını sürdürmeyi, ekonomik mücadele yöntemiyle zengin köylüleri kademeli olarak ortadan kaldırmayı ve Stalin’in sınıf mücadelesinin giderek keskinleştiği teorisine karşı çıkıyorlardı. Buharin’e göre Sovyet iktidarı serbest piyasayı tamamen açmalı, zengin köylülere görece gevşek bir politika uygulamalı, zengin köylü ekonomisinin gelişmesini engellememeliydi; zengin köylüler “barışçıl biçimde sosyalizme girebilirdi.”

Stalin proletaryanın iktidarı ele geçirmesinden sonra hâlâ sınıf mücadelesinin var olduğu yolundaki Lenin düşüncesine dayanarak Buharin’in görüşlerini eleştirdi. Stalin, şehir ve kır kapitalistleri ile işçi sınıfı arasında çıkarların uzlaşmaz karşıtlık içinde bulunduğunu, bunun Marksist sınıf mücadelesi teorisinin nesnel dayanağı olduğunu belirtti.

Burjuvazi proletarya birbiri ardına zaferler kazandı diye direnişten vazgeçmeyecek, kendi mevzilerinden kendiliğinden vazgeçmeyecekti. Proletarya her ilerleme adımını ciddi mücadelelerle atmalıydı; bu, insanların öznel iradesinden bağımsız nesnel bir yasaydı. Sömürücüler ve sömürülenlerin çıkarları uzlaşmazdı; sömürücüler “sosyalizme giremezdi.” Stalin özetle şöyle dedi: “Sınıfları proletaryanın acımasız sınıf mücadelesi yoluyla ortadan kaldırmak, işte Lenin’in formülü. Sınıf mücadelesinin sönmesi ve kapitalistlerin sosyalizme girmesi yoluyla sınıfları ortadan kaldırmak, işte Buharin’in formülü.” (Stalin: SBKP(B) İçindeki Sağ Sapma Üzerine, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 12, Halk Yayınevi 1955, s. 31.) SBKP(B) içindeki bu görüş ayrılığı, Sovyetler Birliği’ndeki iç durumun nasıl anlaşılacağı, o dönemdeki sınıf ve sınıf mücadelesinin nasıl görüleceği ve görece geri kalmış bir ülkede sosyalist inşanın nasıl yürütüleceği, ekonomik inşa için hangi politikaların izleneceği sorunlarında bir ayrılıktı.

Stalin ise bu ayrılığı sınıf mücadelesi teorisiyle anlayıp ele aldı. SBKP(B) Merkez Komitesi Buharin ve diğerlerini “sağ sapma anti-parti grubu” ilan etti; Buharin ve Rikov sırasıyla SBKP(B) Merkez Komitesi Politbürosu’ndan ihraç edildi ve tüm partide “sağ sapmaya karşı mücadele” yürütüldü.

SBKP(B) Merkez Komitesi “sağ oportünizme” karşı mücadele ederken tarımın kolektifleştirilmesini hızlandırdı. Ocak 1930’da SBKP(B) Merkez Komitesi Kolektifleştirme Hızı ve Kolektif Çiftlik İnşasına Devlet Yardımı Yöntemleri Üzerine kararı kabul etti. SBKP(B) Merkez Komitesi tarımın kolektifleştirilmesinin beş yıllık planın sonunda temelde tamamlanmasını öngördü. Öngörülen sürede tarımın kolektifleştirilmesini tamamlamak için bu karar ülkeyi üç bölgeye ayırdı ve her bölgenin tarım kolektifleştirmesini tamamlama süresini belirledi.

Birinci bölge, yani Kuzey Kafkasya, Orta ve Aşağı Volga gibi başlıca tahıl bölgeleri, tarım kolektifleştirmesini 1931 ilkbaharında temelde tamamlayacaktı; ikinci tahıl bölgesi Ukrayna, Orta Kara Toprak vilayetleri, Sibirya, Ural, Kazakistan gibi tahıl bölgelerini kapsıyordu. Bu bölgeler tarım kolektifleştirmesini 1932 ilkbaharında temelde tamamlayacaktı; geri kalan sınır bölgeleri, vilayetler ve ulusal cumhuriyetler üçüncü bölgeye dahil edildi ve bu bölgeler kolektifleştirmeyi 1933’te tamamlayacaktı. Karar ayrıca zengin köylülerin sömürüsünü sınırlama politikasından zengin köylü sınıfını ortadan kaldırma politikasına geçişi öngörüyordu.

Tarımın kolektifleştirmesini hızlandırmak için SBKP(B) Merkez Komitesi kırsala gönderilmek üzere 180 bin işçiden oluşan çalışma ekipleri gönderdi. Tarım kolektifleştirmesi hareketinde zengin köylüleri ortadan kaldırma politikası uygulandı; zengin köylüler her şeylerini bırakıp çıkarıldı, mallarına el konuldu. Aynı zamanda bazı bölgelerde pazar ve panayırlar kaldırıldı; “zengin köylü mallarına el koyma”, “seçme hakkından yoksun bırakma” tehdidiyle tüm köylüler kolektif çiftliklere katılmaya zorlandı; birçok yerde aşırı eylemler ortaya çıktı. Bazı bölgelerde mallarına el konulanlar %15’e, seçme hakkından yoksun bırakılanlar ise %15-20’ye ulaştı. Tarım kolektifleştirmesi sürecindeki bu aşırı eylemler ve ciddi hatalar hükümet ile köylüler arasındaki çelişkiyi keskinleştirdi; bazı yerlerde Sovyet iktidarına karşı isyanlar çıktı. Bu hatalar kısa sürede değişik derecelerde düzeltildiyse de tarım kolektifleştirmesi sürecindeki zengin köylüleri ortadan kaldırma politikası birçok kalıcı sorun getirdi, hükümet ile köylüler arasındaki çelişkileri bir ölçüde gerginleştirdi ve o dönemdeki tarımsal üretimi etkiledi. 1931 ve 1932 tahıl üretimi 1930’a göre %10’dan fazla düştü ve 1932 ile 1933’te tarım kolektifleştirmesi hareketi durma noktasına geldi. 1933 ve 1934’te Sovyet partisi ve hükümeti kolektifleştirme çalışmalarını düzenledi, politikaları uygun şekilde ayarladı ve ancak o zaman tarım kolektifleştirmesi hareketinin hızı arttı. 1934’e kadar ülkedeki hanelerin %80’i kolektif çiftliklere katıldı ve Sovyetler Birliği’nde tarım kolektifleştirmesi temelde tamamlandı.

Tarım kolektifleştirmesi sayıca çok olan emekçi köylüleri bireysel ekonomiden kopararak sosyalist yola soktu; bu yalnızca kırın üretici güçlerini kurtaran büyük bir devrim değil, aynı zamanda en geniş ve geri kalmış ulusal ekonomi dalı olan tarımda Sovyet iktidarına sosyalist temel kurdu. Bu kapsamlı sosyalist dönüşüm hareketi, sosyalist ulusal ekonominin kurulması için gerekli belirleyici koşulları yarattı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve tüm halkların çabalarıyla 1933 başında Sovyetler Birliği’nin birinci beş yıllık planı erken tamamlandı. Birinci beş yıllık planın uygulanması döneminde Sovyetler Birliği tarım ve sanayi cephelerinde büyük başarılar elde etti, ülkenin görünümü büyük ölçüde değişti ve Sovyetler Birliği tarım ülkesinden sanayi ülkesine dönüştü. 1932’de büyük sanayi toplam üretim değeri savaş öncesi düzeyin iki katından fazlaydı; sanayi üretim değerinin ulusal ekonomi toplam üretim değeri içindeki payı %70’e ulaştı. Sanayi alanında kapitalist bileşen ortadan kalktı; sosyalist ekonomik sistem sanayide tek ekonomik sistem haline geldi. Tarım alanında 1932 sonunda kolektif çiftlikler ve devlet çiftlikleri egemen hale geldi, tarım alanında zengin köylü ekonomisi ortadan kaldırıldı ve sosyalist ekonomik sistem tarımda egemen güç oldu. Sovyetler Birliği ulusal ekonominin tüm dallarında insanın insanı sömürmesi olgusunu ortadan kaldırdı. Sovyetler Birliği’nin birinci beş yıllık planının zaferle tamamlanması, emekçi halkın maddi ve kültürel yaşam düzeyinin daha da iyileştirilmesi için sağlam temel attı ve işçi-köylü ittifakını güçlendirdi.

(2) Sovyetler Birliği’nde Sömürücü Sınıfların Ortadan Kalktığının, Ülkede Sınıf Çatışması Kalmadığının İlan Edilmesi

Sovyetler Birliği birinci beş yıllık planı tamamladıktan sonra 1933’ten itibaren ikinci beş yıllık planı uygulamaya başladı ve ulusal ekonominin sosyalist dönüşümünün tamamlanma dönemine girdi. Sovyetler Birliği ikinci beş yıllık planının temel görevleri şunlardı: kapitalist bileşeni ve genel olarak sınıfları tamamen ortadan kaldırmak, sınıf farklılıkları ve sömürü doğuran kökleri tamamen ortadan kaldırmak, ekonomide ve insanların bilincinde kapitalist kalıntıları tasfiye etmek, tüm ulusal ekonominin teknik dönüşümünü tamamlamak. İkinci beş yıllık plan sanayi toplam üretim değerinin birinci beş yıllık plana göre 1,1 kat artacağını öngörüyordu. Ocak 1934’te SBKP(B) On Yedinci Kongresini topladı; Stalin kongrede Sovyetler Birliği’nin sosyalist toplumun temelini kurduğunu ve kapitalist ekonominin Sovyetler Birliği’nde ortadan kaldırıldığını ilan etti. Lenin’in Yeni Ekonomi Politikası uygulanırken Sovyetler Birliği’nde beş ekonomik bileşen bulunduğunu belirttiğini, şimdi ise büyük değişiklik olduğunu söyledi. “Birinci, üçüncü ve dördüncü toplumsal ekonomik bileşenler artık yoktur; ikinci toplumsal ekonomik bileşen ikincil konuma itilmiştir; beşinci toplumsal ekonomik bileşen, yani sosyalist bileşen, tüm ulusal ekonomide tek başına egemen olan tek yönetici güçtür.” (Stalin: Partinin On Yedinci Kongresi’nde SBKP(B) Merkez Komitesi Çalışmaları Üzerine Genel Rapor, Stalin’in Toplu Eserleri Cilt 13, Halk Yayınevi 1956, s. 273.)

 Bu nedenle kongre ikinci beş yıllık planın temel görevlerini onayladı: kapitalist bileşeni ve genel olarak sınıfları tamamen ortadan kaldırmak, sınıf farklılıkları ve sömürü doğuran kökleri tamamen ortadan kaldırmak, ekonomide ve insanların bilincinde kapitalist kalıntıları tasfiye etmek, tüm ulusal ekonominin teknik dönüşümünü tamamlamak. İkinci beş yıllık planın görkemli hedeflerini gerçekleştirmek için Sovyetler Birliği Komünist Partisi ülkedeki tüm halkları büyük bir sosyalist inşa coşkusuna sevk etti.

1936’da Sovyetler Birliği’nde sosyalizm temel düzeyde kurulmuştu. Sosyalist mülkiyet ekonomisi sanayide %99, tarımda ekili alanın yaklaşık %90’ını oluşturuyordu; meta dolaşımı alanında artık kapitalist bileşen yoktu.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin önderliğinde ve Sovyetler Birliği’nin tüm emekçi halkının ortak çabasıyla Nisan 1937’de Sovyetler Birliği ikinci beş yıllık planını erken tamamladı. Büyük sanayi üretim değeri 1932’ye göre 1,2 kat arttı; sanayi üretim değerinin ulusal ekonomi toplam üretim değeri içindeki payı %77,4 oldu. Sovyetler Birliği’nin sanayi toplam üretim değeri İngiltere, Fransa, Almanya’yı geçerek Avrupa’da birinci, dünyada ABD’den sonra ikinci sıraya yükseldi. İkinci beş yıllık plan döneminde Sovyetler Birliği’nin tarımda sosyalist dönüşüm görevi zaferle tamamlandı; hanelerin %93’ü kolektif çiftliklere katıldı; kolektif çiftliklerin tahıl ekim alanı köylülerin toplam ekim alanının %99’undan fazlasını oluşturdu.

Bu dönemde Sovyetler Birliği’nin kültürel gelişmesi de büyük başarılar elde etti; ülke çapında ilköğretim zorunlu eğitimi, şehirlerde yedi yıllık zorunlu eğitim uygulandı; yüksek ve orta öğretim görmüş uzman çalışan sayısı birinci beş yıllık plan dönemine göre bir kattan fazla arttı. (Bkz. Xia Jingcai ve diğerleri: Dünya Modern Tarihi, Jilin Edebiyat ve Tarih Yayınevi 1985, s. 341.)

Tarım ve sanayi üretiminin büyük gelişmesiyle Sovyetler Birliği halkının maddi yaşam düzeyi de büyük ölçüde iyileşti. Ulusal gelir bir kattan fazla arttı; işçi ve memurların ücret fonu bir buçuk kat arttı. Tarım ürünlerinin artması nedeniyle Sovyetler Birliği birinci beş yıllık planın başlarında uygulanan tahıl karnesini kaldırdı. Sovyetler Birliği ikinci beş yıllık planının gerçekleşmesi, sosyalist sanayinin büyük gelişmesi ve tarımda sosyalist dönüşümün tamamlanması Sovyetler Birliği’nin toplumsal ekonomik ve sınıfsal yapısında köklü değişiklikler yaptı. İster şehirde ister kırda, ister sanayide ister tarımda olsun, sosyalist ekonomik sistem tek ekonomik sistem haline geldi; şehir ve kır burjuvazisi ortadan kaldırıldı; işçiler, köylüler ve aydınların ekonomik konumları ve sınıfsal ilişkileri köklü biçimde değişti.

Sovyetler Birliği’nin sosyalist inşa ve sosyalist devrimdeki büyük başarıları, toplumsal ekonomik ve sınıfsal yapıda meydana gelen büyük değişikliklerin yasalarda ifade edilmesini gerektirdi. Şubat 1935’te SBKP(B) ve Sovyetler sırasıyla anayasayı değiştirme kararı aldı. Haziran 1936’da yeni anayasa taslağı yayımlandı; 25 Kasım 1936’da Stalin Sovyetler Sekizinci Olağanüstü Kongresi’nde Sovyet Anayasası Taslağı Üzerine raporunu sundu. Bu raporda Stalin Sovyet toplumunun sınıfsal yapısındaki değişiklikleri analiz etti. Şöyle dedi: “Toprak sahibi sınıfı iç savaşın zaferle sonuçlanmasıyla tamamen ortadan kalkmıştır. Diğer sömürücü sınıflar da toprak sahibi sınıfıyla aynı kaderi paylaşmıştır. Sanayide artık kapitalist sınıf yoktur. Tarımda artık zengin köylü sınıfı yoktur. Meta dolaşımında artık tüccar ve spekülatör yoktur.

Dolayısıyla tüm sömürücü sınıflar ortadan kalkmıştır.” (Stalin: Sovyet Anayasası Taslağı Üzerine, Stalin’in Seçme Eserleri (Alt), Halk Yayınevi 1979, s. 394.)

Sovyet toplumunda sınıf olarak “işçi sınıfı kalmıştır. Köylü sınıfı kalmıştır. Aydınlar kalmıştır.” (Stalin: Sovyet Anayasası Taslağı Üzerine, Stalin’in Seçme Eserleri (Alt), Halk Yayınevi 1979, s. 394.)

 İşçi sınıfı, köylü sınıfı ve aydınlar da kapsamlı değişiklikler geçirmiştir. “İşçi sınıfı ile köylüler arasındaki ve bu iki sınıf ile aydınlar arasındaki sınırlar silinmekte, eski sınıfsal özellikler de kaybolmaktadır. Yani bu toplumsal gruplar arasındaki mesafe giderek azalmaktadır. … Bu toplumsal gruplar arasındaki ekonomik çelişkiler azalmakta, kaybolmaktadır. … Bu toplumsal gruplar arasındaki siyasi çelişkiler de azalmakta, kaybolmaktadır.” (Stalin: Sovyet Anayasası Taslağı Üzerine, Stalin’in Seçme Eserleri (Alt), Halk Yayınevi 1979, s. 396.)

 Stalin’in bu raporuna dayanarak 5 Aralık 1936’da Sovyetler Sekizinci Olağanüstü Kongresi yeni Sovyet Anayasası’nı onayladı; kabul edilen yeni Sovyet Anayasası Sovyet toplumunun iki sınıftan, yani işçi sınıfı ve köylülerden oluştuğunu belirtiyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği işçi-köylü sosyalist devletiydi. Yeni anayasa Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin önderlik konumunu teyit ediyor ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin, sosyalist sistemi pekiştirmek ve geliştirmek için mücadele eden emekçilerin öncüsü, emekçi kitlelerin tüm toplumsal örgütlerinin ve devlet yönetim organlarının lider çekirdeği olduğunu açıkça belirtiyordu. Bu yeni anayasa, Sovyetler Birliği’nin sosyalist devrim ve sosyalist inşada elde ettiği büyük zaferlerin özetiydi.

(3) Yeniden Sınıf Mücadelesi Teorisinin Vurgulanması ve Tasfiye Hareketinin Genişlemesi Hatası

Sovyetler Birliği sosyalist devrim ve inşayı yürütürken uluslararası durum büyük ölçüde değişti. 1929-1933’te kapitalist dünya eşi görülmemiş ciddi bir ekonomik kriz yaşadı. Bu ekonomik kriz yaklaşık beş yıl sürdü ve üretim düşüşü özellikle büyüktü. Bu kriz kapitalist ülkelerde sanayi üretimini %37,2 düşürdü; bunun içinde ABD sanayi üretimi %46,2, Almanya %40,6, Fransa %28,4, İngiltere %16,5 düştü; Japonya 1929’dan 1931’e kadar %32,9 düştü. Bu ekonomik kriz çok sayıda işletmenin iflasına ve kapanmasına, işsiz sayısının hızla artmasına yol açtı; ülkelerde işsizlik oranı %30-50 oldu. (Bkz. Xia Jingcai ve diğerleri: Dünya Modern Tarihi, Jilin Edebiyat ve Tarih Yayınevi 1985, s. 397-399.) Bu ekonomik kriz 1920’lerde ortaya çıkan kapitalizmin göreli istikrar dönemini sona erdirdi ve kapitalist sistemin içsel çelişkilerini kapsamlıleştirip keskinleştirdi. Bazı emperyalist ülkeler ekonomik krizden kurtulmak ve iç egemenliklerini pekiştirmek için dış savaş başlatma yolunu denedi.

1931’de Japonya Çin’e karşı “Mukden Olayı”nı başlatarak saldırıya geçti ve kısa sürede Çin’in kuzeydoğu üç vilayetini işgal etti. 1935’te “Kuzey Çin Olayı”nı yaratarak Çin’e saldırısını daha da artırdı. İtalya’da 1922’de Mussolini darbe yaptıktan sonra faşist diktatörlük kurulmuştu. 1929 ekonomik krizinin darbesi altında Mussolini ulusal ekonomiyi askerileştirmeye büyük önem verdi, silahlanma yarışını hızlandırdı ve krizden kurtulmak için savaşta çıkış yolu aradı.

Ekim 1935’te İtalya Habeşistan’a saldırıya geçti; İngiltere, Fransa, ABD gibi emperyalistlerin göz yummasıyla Mayıs 1936’da İtalya Habeşistan’ı ilhak etti. Almanya Birinci Dünya Savaşı’nın mağlup ülkesiydi. Versay Antlaşması’na göre Almanya topraklarının 1/8’ini, nüfusunun 1/12’sini, tüm sömürgelerini ve nüfuz alanlarını vermek, büyük tazminat ödemek ve birçok köleleştirici koşulu kabul etmek zorunda kalmıştı. Ancak İngiltere ve ABD’nin desteğiyle Almanya’nın ekonomik gücü hızla toparlandı ve gelişti. Ancak 1929 dünya ekonomik krizinin etkisiyle Almanya’da sanayi üretimi düşmeye başladı. Ekonomik krizin etkisi Almanya’da toplumsal sınıfların farklılaşmasını kapsamlıleştirdi ve sınıf çelişkilerini keskinleştirdi.

1933 başında Hitler Almanya’da faşist diktatörlük hükümetini kurdu. Hitler iktidara geldikten sonra ulusal ekonomiyi devlet tekelci kapitalizmi ilkesine göre yeniden düzenledi, ekonomiyi askerileştirerek krizden kurtulmaya ve dünyayı yeniden paylaşma savaşına hazırlanmaya çalıştı, çılgınca silahlanma yarışına girdi. Ekim 1933’te Almanya Uluslararası Silahsızlanma Konferansı’ndan çekildi; beş gün sonra Milletler Cemiyeti’nden çekildiğini açıkladı. 1934’te Hitler hükümeti gizlice silahlanma planını uygulamaya başladı, Alman silahlı kuvvetlerinin inşasını ve gelişmesini güçlendirdi. Mart 1935’te Hitler genel zorunlu askerlik hizmetini yürürlüğe koydu, Versay Antlaşması’nın temel askeri maddelerini açıkça yırttı ve açıkça yeniden silahlanmaya başladı. Mart 1936’da Hitler’in faşist ordusu Ren Bölgesi’nin askerden arındırılmış bölgesine girdi ve Versay Antlaşması’nın Almanya üzerindeki son sınırlamasını da aştı. Ağustos 1936’da İtalya ile Hitler Almanyası İspanya’ya ortak silahlı müdahalede bulundu. İspanya’ya ortak silahlı müdahale sürecinde Almanya ve İtalya faşistleri daha da birbirine kenetlendi. Ekim 1936’da Almanya ve İtalya ortak anlaşma imzaladı; “Roma-Berlin Mihveri” resmen kuruldu. Aynı yılın Kasım’ında Almanya Japonya ile “Anti-Komintern Paktı”nı imzaladı. Böylece Almanya, İtalya, Japonya faşist saldırı grubu oluştu ve faşist savaş tehdidi giderek ciddileşti.

Uluslararası durum kapsamlı  bir şekilde değişirken Stalin ülke içinde bir dizi sorunu ele alırken Marksist sınıf ve tabaka teorisine ilişkin anlayışı da değişti.

1 Aralık 1934’te meydana gelen Kirov suikastı bahanesiyle geniş çaplı tasfiye hareketi başlatıldı. Aralık 1934’te Kirov olayından sonra SBKP(B) Merkez Komitesi 18 Ocak 1935’te Kirov suikastı nedeniyle tüm parti örgütlerine gizli bir mektup gönderdi. Mektupta şöyle deniyordu: Unutmamak gerekir ki düşmanın durumu ne kadar umutsuzsa, Sovyet iktidarına karşı mücadelede aşırı yöntemleri son çare olarak kullanma isteği o kadar artar. Bunu unutmamak, tetikte olmak gerekir.

 Bu mektubun talebi doğrultusunda parti örgütleri “itiraf ve hata kabul etme hareketi” yürüttü; birçok kişi “tetikte olmadığını”, “düşman unsurlarla bağlantısı olduğunu” itiraf etti; birçok kişi partiden ihraç edildi ve tutuklandı. Bu dönemde parti merkezinin talimatıyla tüm parti kartları bir kez denetlendi. Stalin’in başını çektiği SBKP(B) Merkez Komitesi sınıf mücadelesinin ciddiyetini abarttı.

29 Temmuz 1936’da SBKP(B) Merkez Komitesi parti örgütlerine gönderdiği Troçki-Zinovyev Karşı-Devrimci Grubunun Casusluk ve Terör Faaliyetleri Sorunu Üzerine gizli mektubunda tekrar parti örgütlerini azami tetikte olmaya çağırdı; düşman ne kadar ustaca gizlenirse gizlensin halkın düşmanlarını tanımayı bilmek gerektiğini söyledi. Mektupta şöyle deniyordu: Tüm parti örgütlerimiz, tüm parti üyelerimiz anlamalıdır ki komünistler her zaman ve her yerde tetikte olmalıdır. Mevcut koşullarda her Bolşevik’in sahip olması gereken nitelik, partinin düşmanlarını ne kadar ustaca gizlenirlerse gizlensinler tanımayı bilmektir. Stalin parti içindeki farklı görüşleri sınıf mücadelesi düzeyine çıkardı ve halk içi çelişkileri halk ile düşman arasındaki çelişkiler olarak ele aldı.

Faşist savaş tehdidi giderek büyürken ve parti içinde sosyalist inşanın nasıl yürütüleceği konusunda farklı görüşler ortaya çıkarken Stalin 1936’da Sovyetler Birliği’nin temelde sınıfları ortadan kaldırdığı yolundaki düşüncesinden vazgeçti.

Mart 1937’deki SBKP(B) Merkez Komitesi Genel Kurulu’nda sosyalist mevziler sürekli pekişirken ve Sovyet devleti ilerlemeye devam ederken ülke içindeki sınıf mücadelesinin giderek keskinleşeceğini belirtti. Bu teorik görüş doğrultusunda Stalin 1937-1939’da bir tasfiye hareketi başlattı.

 Bu tasfiye hareketinde birçok kişi haksız yere zulme uğradı. Tahminlere göre halk düşmanıyla işbirliği yapma, yıkıcı faaliyet, casusluk, terör eylemi hazırlama gibi çeşitli suçlamalarla bu tasfiye hareketi 5 milyon kişiyi kapsadı; 300-400 bin kişi idam edildi. 1937-1938’de uluslararası durum son derece tehlikeliydi; faşist Almanya, İtalya ve Japonya azgınlaşmış, birçok ülkeyi işgal etmişti. Bu koşullarda Stalin İçişleri Bakanlığını Kızıl Ordu’nun seçkin kadrolarını tasfiye etmeye yönlendirdi. Bu iki yılda on binlerce sadık SBKP askeri komutanı öldürüldü.

Bu tasfiye hareketi gerçekten bazı karşı-devrimcileri bastırdıysa da bazı tanınmış parti ve devlet görevlileri ile askeri komutanlar haksız yere zulme uğradı; tasfiyenin genişlemesi hatası işlendi.

Bu genişlemiş tasfiye hareketi Sovyet toplumuna ciddi yaralar açtı; çeşitli alanlarda toplumun seçkinleri ezildi; insanların can güvenliği ve hareket özgürlüğü yasalarla korunamadı. Güvenlik organlarının yasadışı işkence ve gizli polis yöntemlerini kötüye kullanması durumunda ihbar ve sahte itiraflar yaygınlaştı, kişilik çarpıtıldı, toplumsal ahlak düzeyi ciddi biçimde düştü; olumsuz etkileri birkaç kuşağı etkiledi.

İkinci olarak bu hareket sonunda yüksek derecede merkeziyetçi siyasi sistemin en aşırı biçimini, yani Stalin’in kişisel diktatörlüğünü kurdu. Stalin tamamen bireyi parti ve devletin üstüne çıkardı; parti ve devlet adına kişisel diktatörlük uyguladı. Aynı zamanda geniş çaplı terör baskısı ekonomik gelişmeye ciddi etki yaptı. Binlerce kadro tasfiye edildiği için üretim örgütsüz biçimde yürütüldü. Bu nedenle 1937-1939’da çelik üretimi iki yıl üst üste duragan kaldı.

1939 başında Stalin SBKP(B) On Sekizinci Kongresi’nde daha da ileri giderek ülkede artık düşman sınıf olmadığını, ancak “kapitalist kuşatma ve bundan doğan sosyalist ülke için çeşitli tehlikeler” gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğini, “kapitalist kuşatma gerçeğinin küçümsenemeyeceğini”, “burjuva devletlerin ve organlarının ülkemize casus, suikastçı ve sabotajcı gönderme ve uygun fırsat bulduğunda ülkemize silahlı saldırı düzenleme rolü ve öneminin küçümsenemeyeceğini” belirtti. (Stalin: Partinin On Sekizinci Kongresi’nde SBKP(B) Merkez Komitesi Çalışmaları Üzerine Genel Rapor, Stalin’in Seçme Eserleri (Alt), Halk Yayınevi 1979, s. 465.)

Uluslararası kapitalist kuşatma, sosyalist ülkede sınıf ve sınıf mücadelesinin var olmasının bir kaynağıydı. 1950’lerin başına kadar Stalin Sovyetler Birliği’ndeki sınıf ve sınıf mücadelesi sorununu böyle anlayıp ele aldı. Stalin’in bu düşüncesi Sovyetler Birliği’nin sonraki anti-faşist savaşı ve sosyalist inşası üzerinde bazı olumsuz etkiler yaptı.

III. 1950’li Yıllardan 80’li Yılların Sonuna Kadar Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Marksist Sınıf ve Tabaka Teorisini Zayıflatması ve Nihayet Terk Etmesi

1950’li yıllardan 80’li yılların sonuna kadar Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin başlıca liderleri birkaç kez değişti, ancak Sovyetler Birliği’nin sınıf ve tabaka anlayışında köklü değişiklik olmadı; temelde Stalin’in 1936’da ortaya koyduğu “iki sınıf bir tabaka” düşüncesini, yani Sovyet toplumunda işçi sınıfı, köylü sınıfı ve aydın tabakasının bulunduğu görüşünü sürdürdüler.

Ancak Kruşçev’den itibaren tüm liderler Sovyet işçi sınıfı ile köylü sınıfı arasındaki sınıf farklılıklarının giderek azaldığını, aydınların işçi sınıfı ve köylü sınıfıyla bağlarının daha da sıkılaştığını, Sovyetler Birliği’nin artık sınıf farklılıklarını ortadan kaldırdığınısavundular; bu aslında Sovyet toplumunda hâlâ var olan sınıf farklılıklarını ve sınıf mücadelesi sorununu zayıflatmaktı. Gorbaçov’a gelindiğinde Sovyetler Birliği Marksist sınıf ve sınıf mücadelesi teorisini tamamen terk etmişti.

(1) Kruşçev Reformu, Marksist Sınıf ve Sınıf Mücadelesi Teorisinin Zayıflatılması ve Terk Edilmesi

1956’da SBKP Yirminci Kongresi toplandı; Kruşçev uluslararası durumun giderek yumuşadığını, sosyalizmin kapitalizmle barış içinde bir arada var olacağını, proletarya devriminin barışçıl geçiş uygulaması gerektiğini savundu.

Bu nedenle ülke içindeki sınıf ve sınıf mücadelesini daha da zayıflattı. 1959’da SBKP Yirmi Birinci Kongresi toplandı; Kruşçev Sovyet toplumunun komünizm inşasını kapsamlı biçimde yürütme dönemine girdiğini, işçi sınıfı ile köylülerin bağlarının daha da sıkılaştığını, kır nüfusu içindeki işçi bileşeninin bir ölçüde arttığını savundu.

 Kolektif çiftliklerde para ücreti uygulanması ve kişisel yan işlerin daraltılması gibi politikalar kır nüfusunun bileşiminde bir ölçüde değişiklik yarattı. 1961’de SBKP Yirmi İkinci Kongresi’nde Kruşçev Sovyetler Birliği’nde artık sınıf mücadelesi olmadığını savundu ve “proletarya partisi” görüşü yerine açıkça “tüm halkın partisi” görüşünü ilan etti.

SBKP Yirmi İkinci Kongresi’nin kabul ettiği SBKP programı şöyle diyordu: Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin zaferi nedeniyle işçi sınıfının komünist partisi Sovyet halkının öncüsü ve  tüm halkın partisi haline gelmiştir. Temmuz 1963’teki Çin-Sovyet görüşmelerinde ve Sovyet basınında Kruşçev Sovyetler Birliği’ni tüm halkın partisi yapmanın gerekçelerini açıkladı.

Birincisi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi tüm halkın çıkarlarını temsil ediyordu. İkincisi, Sovyetler Birliği’nin tüm halkı işçi sınıfının Marksist-Leninist dünya görüşünü ve komünizmi kurma hedefini benimsemişti. Üçüncüsü, Sovyetler Birliği Komünist Partisi işçilerin, kolektif köylülerin ve aydınların seçkin temsilcilerinden oluşuyordu. Dördüncüsü, partinin faaliyet yöntemlerinin demokratik niteliği de partinin tüm halka ait niteliğine uygundu.

Böylece Sovyetler Birliği Komünist Partisi temelde Marksist sınıf ve sınıf mücadelesi teorisini terk etmişti. Çünkü Marksist parti teorisine göre parti de devlet gibi sınıf mücadelesinin aracıdır; tüm partiler sınıf niteliğine sahiptir. Engels şöyle belirtmişti: “Sınıf karşıtlığı … partilerin oluşmasının temelidir.” (Engels: Komünist Birliğin Tarihi Üzerine, Marx ve Engels’in Seçme Eserleri Cilt 4, Halk Yayınevi 1995 2. baskı, s. 196.)

 Her parti belirli bir sınıf temeli üzerinde kurulur, belirli bir sınıfın öz niteliklerini yansıtır, belirli bir sınıfın iradesini ve çıkarlarını temsil eder ve o sınıfın ekonomik ve siyasi ideallerini gerçekleştirmeyi hedef alır; dolayısıyla sınıf partisidir. Hiçbir zaman sınıf dışı, sınıf üstü bir parti olmamıştır. Belirli bir sınıfın çıkarlarını temsil etmeyen sözde “tüm halkın partisi” hiç var olmamıştır.

Kruşçev SBKP Yirmi İkinci Kongresi’nde SBKP programına ilişkin raporunda ayrıca Sovyetler Birliği’nde sınıfsız toplum kurma sorununu ortaya attı. Şöyle dedi: 1960’lı yıllarda Sovyetler Birliği doğrudan özgür ve bilinçli emeğin sınıfsız komünist toplumunu kurma tarihsel görevini çözme dönemine girmiştir. Bu dönemde sınıfları ve sınıf farklılıklarını ortadan kaldırmanın ölçütleri şunlardır: Bir “kamu”, yani sömürücü sınıfların egemenliğini devirmek, üretim araçlarının özel mülkiyetini ortadan kaldırmak ve sosyalist kamu mülkiyetini kurmak.

Bu görev çözülmüştür. İki “büyük”, yani bireysel ekonomiyi büyük ölçekli kolektif ekonomiye dönüştürmek. Bu görev de tamamlanmıştır. Üç “uyum”, yani işçi-köylü farkını, şehir-kır farkını ortadan kaldırmak ve bedensel-zihinsel emeğin organik birleşmesi için koşullar yaratmak. Kruşçev ayrıca Sovyetler Birliği’nin 1980’de temelde komünizmi kuracağını, bunun sınıfların komünistlerin sınıfsız toplumunda birleşmesi anlamına geldiğini belirtti. Bu düşünce daha sonra Brejnev ve Gorbaçov tarafından da miras alındı.

(2) Brejnev Sovyetler Birliği’nin “Gelişmiş Sosyalizmi” Kurduğunu, ve Sovyet Devletinin “Tüm Halkın Devleti” Olduğunu Ortaya Koydu ve Marksist Sınıf ve Sınıf Mücadelesi Teorisini Terk Etti

Brejnev 1964’te Kruşçev’i devirerek Sovyetler Birliği Komünist Partisi ve devletinin en yüksek lideri oldu. Marksist sınıf ve tabaka teorisi konusunda temelde Kruşçev’in mirasını sürdürdü.

1964’ten 1982’ye kadar Brejnev 18 yıl iktidarda kaldı. Bu dönemde Brejnev ve diğer Sovyetler Birliği Komünist Partisi mensupları Sovyet toplumunun sınıfsal yapısının hâlâ “iki sınıf bir tabaka”, yani işçi sınıfı, kolektif köylüler ve aydınlar olduğunu savunduler.

Ancak aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin “gelişmiş sosyalist toplumu” kurduğunu, Sovyet toplumundaki tüm sınıf ve toplumsal grupların birbirine yaklaştığını vurguladılar. Bu aslında Sovyetler Birliği’nde sınıfların artık var olmadığını, Sovyet devletinin “tüm halkın devleti” olduğunu ilan etmek, Marksist sınıf ve sınıf mücadelesi teorisini terk etmekti.

19 Ekim 1964’te Brejnev SBKP Merkez Komitesi Birinci Sekreteri olduktan beş gün sonra kozmonotları karşılayan emekçi temsilcileri toplantısında şöyle dedi: “Partimizin Yirminci, Yirmi Birinci ve Yirmi İkinci Kongreleri tarafından belirlenen genel çizgi Leninist çizgidir; geçmişte olduğu gibi şimdi ve gelecekte de komünist parti ve Sovyet hükümetinin tüm iç ve dış politikasının tek, sarsılmaz çizgisidir.” (Brejnev’in Konuşmaları Cilt 1, Şanghay Halk Yayınevi 1974, s. 4.)

 Bu, Brejnev’in SBKP Genel Sekreteri olduktan sonra ilk kez kamuya açık yaptığı konuşmaydı. Bu konuşma Brejnev’in Kruşçev döneminin çizgi ve politikalarını kapsamlı biçimde miras alacağını gösteriyordu.

 Aynı yılın 6 Kasım’ında ( 1964) Brejnev Kremlin’de Ekim Devrimi’nin 47. Yıldönümü Kutlamalarındaki Raporu‘nda şöyle dedi: “Ülkemizde sömürücü sınıflar çoktan ortadan kaldırılmıştır. İşçilerin, köylülerin ve emekçi aydınların yıkılmaz ittifakı giderek güçlenmektedir. Komünist Partisi çevresinde sıkıca birleşen, ideolojik birlik ve siyasi birlikle kaynaşan Sovyet halkı, toplumsal karşıtlık ve ulusal karşıtlıktan kurtulmuş yeni, tarihte eşi görülmemiş insan birliğini temsil etmektedir.” (Brejnev’in Konuşmaları Cilt 1, Şanghay Halk Yayınevi 1974, s. 15.) “Bizim tüm halkın devletimiz, proletarya diktatörlüğü devletinin doğal gelişmesidir; tüm Sovyet halkının isteklerini ifade eder ve çıkarlarını korur.” (Brejnev’in Konuşmaları Cilt 1, Şanghay Halk Yayınevi 1974, s. 16.)

Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin büyük ideali tüm Sovyet halkının ideali, partinin programı tüm halkın fiili eylem programı haline gelmiştir. Bu aslında Kruşçev’in “tüm halkın partisi”, “tüm halkın devleti” teorisinin daha ileri bir açıklamasıydı.

Kasım 1967’de Brejnev Ekim Devrimi’nin 50. yıldönümü kutlamalarında rapor sunarken şöyle dedi: Şimdi, sömürücü sınıflar çoktan ortadan kaldırıldığında, sosyalizmin zaferi ülkemiz toplumunda ideolojik ve siyasi olarak yıkılmaz bir birlik yarattığında, proletarya diktatörlüğü devleti olarak doğan Sovyet devleti tüm halkın devleti haline gelmiştir. Burada Brejnev Marksist sınıf ve sınıf mücadelesi teorisini, proletarya diktatörlüğünü tamamen terk etti. 21 Nisan 1970’te Brejnev Lenin’in yüzüncü doğum yıldönümü anma raporunda şöyle dedi: İşçi sınıfının hedefi olan komünizm tüm halkın hedefi oldu; işçi sınıfının ideolojik sistemi olan Marksizm-Leninizm egemen ideolojik sistem oldu; işçi sınıfının partisi olan komünist parti tüm halkın partisi oldu. Brejnev iktidara geldikten sonra yalnızca Kruşçev’in “tüm halkın partisi”, “tüm halkın devleti” düşüncelerini miras almakla kalmadı, daha da ileri bir düzeye çıkardı.

Mayıs 1977’de Brejnev SBKP Merkez Komitesi Genel Kurulu’nda sunduğu Sovyet Anayasası Taslağı Üzerine raporunda Sovyetler Birliği’nin “gelişmiş sosyalist toplum” kurduğunu, Sovyet toplumundaki tüm sınıf ve toplumsal grupların birbirine yaklaştığını belirtti. Sovyetler Birliği’ndeki çeşitli sınıflar, toplumsal gruplar ve büyüklü küçüklü uluslar arasında yeni uyumlu ilişkiler doğmuştur. Sovyet sosyalizmi artık sınıf mücadelesinin olmadığı “uyumlu toplum”du.

Brejnev çabalarıyla “gelişmiş sosyalizm” teorisini ve “tüm halkın devleti”, “tüm halkın partisi” kavramlarını Ekim 1977’de kabul edilen yeni Sovyet Anayasası’na yazdırdı. Sovyet 1977 Anayasası’nın genel bölümü şöyle diyordu: Tüm sınıf ve toplumsal tabakaların yaklaşması, tüm ulusların hukuken ve fiilen eşitliği, kardeşçe işbirliği temelinde yeni tarihsel bir topluluk olan Sovyet halkı doğmuştur”. Bu aslında Sovyetler Birliği’nde sınıfların artık var olmadığını, Sovyet devletinin “tüm halkın devleti” olduğunu ilan etmekti.

Marksizm’e göre proletarya iktidarı ele geçirdikten sonra sosyalizm inşası için geniş bir yol açılmıştır; ancak sosyalizm inşa sürecinde uluslararası emperyalizmin varlığı, ülke içinde sömürücü sınıf ideolojisine sahip insanların bulunması nedeniyle belirli bir düzeyde sınıf mücadelesi varlığını sürdürür ve kapitalizmin restorasyonu tehlikesi mevcuttur; sosyalizmi inşa etmek uzun, karmaşık ve zorlu bir süreçtir.

Brejnev sosyalizm inşasının uzun süreli, karmaşık ve zorlu niteliğini yeterince kavrayamamıştı, Marksizmin temel görüşlerine dayanarak lSovyetler Birliği’nin mevcut durumunu analiz edemedi, Sovyetler Birliği’nin o dönemdeki toplumsal gerçekliğine ilişkin anlayışı fiili gerçek duruma uygun değildi,

Sovyet toplumunda hâlâ var olan sınıf mücadelesini ve kapitalizmin restorasyonu tehlikesini göremedi. Aynı zamanda Brejnev iktidarı döneminde Sovyet toplumunda bir ayrıcalıklı tabaka oluştu; bazı parti ve devlet lider kadroları ellerindeki gücü kullanarak büyük ayrıcalıklar elde ettiler, devlet parasını pervasızca harcadı, halktan ciddi biçimde koptu ve fiilen yeni burjuva unsurlar haline geldi. Brejnev iktidarının sonlarına doğru ülke ekonomik inşası durgunlaştı, gelişme hızı yavaşladı, halkın hoşnutsuzluğu arttı ve Sovyet toplumu kapsamlı bir krize girdi.

(3) Gorbaçov’un Reformu “Yeni Düşünce” Doktrininin Ortaya Atılması Marksist Sınıf ve Sınıf Mücadelesi Teorisini Tamamen Terk Edilmesi ve Sonunda Sovyetler Birliği’nin Dağılması

Kasım 1982’de Brejnev’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği birbiri ardına  Andropov ve Çernenko’nun liderliğinde çok kısa iki dönem geçirdi. Mart 1985’te Gorbaçov SBKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri seçilerek Sovyetler Birliği Partisi ve devletinin en yüksek lideri oldu. Gorbaçov iktidara geldikten sonra Brejnev dönemindeki ciddi ekonomik durgunluk karşısında Sovyetler Birliği’nin iç ve dış politikasını ayarlama ve reform yapma, Sovyetler Birliği’nin ekonomik ve toplumsal gelişmesini ilerletme kararlılığındaydı.

Gorbaçov’un reformu önce ekonomik alanda başladı. Göreve gelir gelmez yeni bir ekonomik gelişme stratejisi ve ekonomik sistem reformu uygulanacağını açıkladı. Nisan 1985’te SBKP Merkez Komitesi Genel Kurulu’nda Gorbaçov Sovyet ekonomisinde ortaya çıkan “durgunluk” eğilimine karşı “hızlandırma” ekonomik stratejisini önerdi. “Hızlandırma” stratejisi uygulandıktan sonra Sovyet ekonomisi hızlanmak bir yana durgunluk daha da arttı.

Gorbaçov bunun esas olarak ekonomik sistemdeki “engel mekanizması”ndan kaynaklandığını savundu; Sovyet ekonomisinin “kısmi iyileştirmelerle sınırlı kalamayacağını, köklü reform yapması gerektiğini” belirtti. (Gorbaçov’un Konuşmaları, Halk Yayınevi 1987, s. 312.)

Böylece ekonomik sistemi “köklü reform”a tabi tutmayı savunan “yeni düşünce” oluştu. Haziran 1987’de SBKP Merkez Komitesi Genel Kurulu Ekonomi Yönetiminin Köklü Reformunun Temel İlkeleri‘ni kabul ederek ekonomik reformun tam konseptini ortaya koydu. Aynı yılın Kasım’ında Gorbaçov Amerikalı bir yayıncının isteğiyle Reform ve Yeni Düşünce kitabını yazdı; bu kitapta Stalin’in 1930’lu yıllardaki sanayileşmesi ve tarım kolektifleştirmesi, SBKP Yirminci Kongresi ve Kruşçev’in politikaları, Brejnev ve Kosigin’in 1965’te başlayan ekonomik reformu gibi bir dizi önemli tarihsel sorunu yeniden değerlendirdi.

“Reformun bir devrim, üstelik en barışçıl, en demokratik devrim” olduğunu vurguladı. (Gorbaçov: Reform ve Yeni Düşünce, Xinhua Yayınevi 1987 Çince çevirisi, s. 87.)

 Sovyetler Birliği’ndeki mevcut reformun kökeni ve özü, önlemleri ve adımları, sorunları ve beklentileri ayrıntılı biçimde açıkladı ; ayrıca Sovyet dış politikasının “yeni düşünce”si Gorbaçov’un “insancıl demokratik sosyalizm”, “insanlığın varlığı her şeyden üstündür” “yeni düşünce”si Marksist sınıf, sınıf mücadelesi ve proletarya diktatörlüğü teorisini kökten ihlal etmişti.

Marksizm’e göre sosyalist devlet özünde ancak proletarya diktatörlüğü devleti olabilir. Proletarya diktatörlüğü, proletaryanın devlet makinesini kullanarak ülke içinde hâlâ direnen burjuvaziye karşı yürüttüğü sınıf mücadelesidir.

Burjuvazi sınıf olarak ortadan kaldırıldıktan sonra bile oldukça uzun bir tarihsel dönem boyunca, burjuvazinin kalıntı güçleri var oldukça, yeni burjuva unsurlar çeşitli yollarla sürekli üredikçe ve uluslararası alanda burjuvazi ve ideolojisi büyük bir üstünlüğe sahip oldukça sınıf mücadelesi kaçınılmaz olarak var olacak ve dolayısıyla proletarya diktatörlüğü de gerekli olacaktır.

Gorbaçov’un “yeni düşünce”si Sovyetler Birliği’nin dış politika ilkelerinde geçmişte sınıf çıkarlarını esas alan yaklaşımdan tüm insanlığın çıkarlarını esas alan yaklaşıma geçti. Soyut “tüm insanlığın çıkarları” ile gerçek sınıf çıkarlarını, ulusal çıkarları ve devlet çıkarlarını reddetti; soyut “tüm insanlığın çıkarları”na boyun eğme adına sınıf uzlaşmasını savundu ve emperyalizmin Sovyetleri “barışçıl evrim” stratejisi ile yıkma çabasının başarıya ulaşmasını sağladı.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi Marksist sınıf öğretisini ve proletarya diktatörlüğü teorisini tamamen terk ettiği ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin devlete önderlik konumundan vazgeçtiği için 1991 “19 Ağustos” olayından sonra Sovyetler Birliği Komünist Partisi dağıtıldı. 1991 sonunda Sovyetler Birliği devleti resmen dağıldı.

SBKP’nin yıkılışı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının birçok çok karmaşık nedeni vardır; bunlar arasında Marksist sınıf teorisi, sınıf mücadelesi teorisi ve proletarya diktatörlüğü teorisinden sapma kuşkusuz önemli bir nedendir.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir