Marksist Sivil Toplum Teorisi: Marx’ın İnsanın Özgürleşmesi Teorisinin Oluşmasında Mantıksal Başlangıç Noktası; Politik Toplum ve Sivil Toplum, Politik Özgürleşme ve İnsanın Özgürleşmesi
Zhang Liang
Eylül 2013
Önsöz Güncel toplumsal tarih hakkında yapılan “tarihin sonunun geldiği ” önermesinin sermayenin kültürü ve içkin mantığını yansıttığı ve oldukça öznelci olduğu açıktır. Bu ‘önerme’, dolayısıyla Marx’ın kapitalizmin tarihsel sınırlarını aşmak için ilham aldığı, insanın özgürleşmesi teorisinin yeniden ele alınması özellikle gerekli hale gelmiştir. Sivil toplum üzerine düşünceler geliştiren Marx, sivil toplumun zorunlu olarak aşılacağı mantıksal sonucuna varmıştı. Marx’a göre Sivil toplumu aşma süreci, aynı zamanda politik özgürlüğü aşma ve insanın özgürleşmesine doğru ilerleme süreciydi.
Toplumsal gelişimdeki “iki ileriye doğru sıçrama” olarak politik özgürleşme ve insanın özgürleşmesi, içerdiği anlam itibariyle bütün bir insanlık tarihini, mantıksal inceleme açısından ele alındığında üç aşamaya böler, pre-kapitalizm, kapitalizm ve komünizm.
Aynı zamanda bu aşamalar Marx’ın toplumların gelişimdeki “üç büyük formasyon” teorisi ile içsel olarak bağlantılıdır. Bunlar sırasıyla şahsi/kişisel bağımlılığın yaşandığı toplumlar, nesnel/maddi bağımlılık toplumları ve bireylerin her yönden bütünsel/evrensel/çok yönlü gelişiminin ortaya çıkacağı komünist toplum olarak üç aşama ile eşleşir.
Marx’ın bu teorisinin insanın gelişim koşulları ve onun özgürlüğünün derecesi ile ilgili olması nedeniyle, aynı zamanda insanın özgürleşmesi teorisinin de toplumsal formasyonlar alanına ışık tutmasını sağlar, böylece insanın özgürleşmesi süreci ve toplumsal formasyonların evrimi tek bir sürecin iki ayrı yönüdür.
Giriş
18. yüzyılda aydınlanmacı düşüncelerle başlayan “Modernite projesi” özel bir anlamda, özgürleşmenin bir biçimi olarak ele alınabilir. Bununla birlikte, kapitalist akılcılığın içkin tarihsel determinizmi ve burjuvazinin dar görüşlü sınıf doğası, bu özgürlüğün tarihsel sınırlarını belirlemiştir. Dünya tarihinin bugünkü devam eden küreselleşme süreci de bu tarihsel sınırları ve kısıtlamaları aşamadı çünkü bölgesel /yerel bireylerin yerini genel ve ampirik birey almış bulunuyor. Dolayısıyla Batılı değerler ve kurumların evrensel önem taşıdığı ve toplumun bu evrenselci kavram temeli üzerinde kurulu olandan daha başkaca gelişmiş bir toplumsal formasyona evrilemeyeceğine dayanan “tarihin sonunun gelmesi ” denilen şey, ideolojik ve sınıfsal dar kafalılığının ifadesinden başka bir şey değildir.
Bu gerçek toplumsal tarih göz önünde bulundurulduğunda öznelci ve sermayenin içkin ve kültürel mantığına dayanan bir önermedir. Öte yandan özellikle teknik akılcılığın denetimsiz yayılmasının bir sonucu olarak insanın doğasına gittikçe artan ve ciddi boyutlardaki yabancılaşmasına karşı ve günümüzün insanının yaşadığı zor yaşam koşullarını değiştirmek için mücadele etmek ve “sermayenin ilk-doğum hakkı olan tüm kapitalistler için emek-gücünün eşit sömürülmesi ”1 şeklindeki yasayı tamamen tasfiye etmek için Marx’ın insanın özgürleşmesi hakkındaki düşünceleri derinlemesine incelenmelidir.
Marx’ın çok yönlü ve çok katmanlı teorik sisteminde insanın özgürleşmesi teorisi hiç şüphesiz merkezi önemdedir ve tüm diğer teorilerin üzerindedir. Marx’a hayatı boyunca eşlik eden teorik bir tema olarak, bu teori aynı zamanda toplumsal formasyonlar teorisinin de çizgilerini belirler, çünkü insanın özgürleşmesinin rotası ve toplumsal formların evrimi içsel ve mantıksal bir özdeşliğe sahiptir. Dolayısıyla bize göre, kapitalizmin tarihsel sınırlarını aşmak için Marx’ın insanın özgürleşmesi teorisinden esinlenmek bir zorunluluktur.
TAMAMINI OKUMAK İÇİN İNDİRİNİZ
1 Karl Marx, Kapital, s. 292.
