Programatik Görüşlerim
Merih Sancak, Bornova, İzmir, 12 Ocak 2023
Değerli Sosyalist Birlik (Marksist) editörü,
Marksizm.org.tr ve Sosyalist Birlik sitelerinizdeki yayınlarınızı bir yıldır izliyorum. Ben de 1996 yılından bu yana uzun yıllar sosyalist-komünist partilerin programatik görüşleri üzerine araştırma yapan ve kafa yoran bir Marksist sosyalistim, Küba, Vietnam, Çin gibi sosyalist ülkeleri ve Nepal’i ziyaret ettim ve onların yayınlarını inceledim ve birçok başarılı uygulamayı gördüğümde çok heyecanlandım; araştırmalarım sonucunda size incelenmek anacıyla programatik görüşlerimi iletmek istedim. Sizlerle tanışmayı ve birlikte çalışmayı umut ediyorum. Görüşlerimi okuyucularınızla da paylaşır ve düşüncelerinizi iletirseniz, çok memnun olacağım.
Programatik Görüşlerim
Hareketimiz, Türkiye işçi sınıflarının, emekçi çiftçilerinin, demokratik küçük burjuvazinin böylece tüm Türkiye halkının ileri öncü koludur. Hareketimiz Türkiye’nin anti-emperyalist, demokratik devrimlerini ve ulusal modernleşmeyi ve ulusal özgüveni ihya etme bütünsel hedefini zafere ulaştırma davasının önderlik merkezidir. Bu bütünsel hedefi gerçekleştirme ve ardından bunu büyük sosyalist dönüşümle taçlandırma birbirleriyle bağlantılı tek bir devrimci süreçtir.
Sınıfsız komünist toplumun gerçekleştirilmesi hareketimizin en yüksek ideali ve nihai hedefidir.
Hareketimiz Marksist bilimsel sosyalizm öğretisini ve onun Türkiye gerçeklerine uyarlanmış biçimini eyleminin yol göstericisi olarak benimser.
Marksizm, tarihsel materyalizm ve diyalektik materyalizmin teorileri insan toplumunun gelişme yasalarını açığa çıkartmakta, temel akideleri doğru ve canlılık taşımaya devam etmektedir.
Hareketimiz başta Türkiye’deki sosyalist, anti-emperyalist ve demokratik mücadelelerin kaynağı olan Türkiye Komünist Partisi olmak üzere tarihimizdeki diğer tüm devrimci ve sosyalist parti ve örgütlerin, şahsiyetlerin, militanların bu yolda şehit verdiğimiz kardeş ve yoldaşlarımızın mücadelelerinin değerli mirasını savunur.
Mücadele Biçimi
Hareketimiz, demokratik siyasi mücadele yöntemlerini, devrimci kitle eylemlerini, siyasi aydınlatma çalışmalarını temel mücadele biçimi olarak benimser.
Mücadele Araçları
Hareketimiz mücadele araçlarını inşada, çeşitli ülkelerin devrimlerinde başarılarıyla kanıtlanmış olan bilimsel sosyalizmin parti ve parti inşa teorileri, sendika ve kitle örgütleri içinde parti çalışması teorisi, kitle çizgisi teorisi ve birleşik cephe teorisini kullanacaktır.
Uluslararası Ölçekte Temel Politik Hattımız Aşağıdaki Gibidir:
ABD’nin tekelci mali oligarşisine ve ABD emperyalizmine ve hegemonyacılığına karşı mücadele etmek, dünyadaki tüm sosyalist & komünist ve ilerici siyasi güçleri desteklemek ve kapitalizmin “önce kar gelir” mantığının eleştirisini yapmak ve ABD emperyalizmine ve hegemonyacılığına karşı küresel Güney’in ilerici güçlerine öncülük etmek.
ABD’nin tekelci mali oligarşisine ve ABD emperyalizmine karşı sosyalist ülkelerle (Çin-Vietnam-Küba-Laos ve Kuzey Kore) enternasyonalist dayanışma içinde birlikte mücadele etmek, onları kuşatmaya, ablukaya ve müdahaleye karşı savunmak. Sosyalist ülkelerin sosyalizmi inşada ve sosyalist sistemlerini güçlendirmede elde ettiği başarıları tanıtmak ve desteklemek.
Dünya sosyalizminin zaferi için Dünya Komünist ve İşçi Partileri Toplantı Grubu ile dayanışma içinde birlikte mücadele etmek, kapitalistlere ve ABD’nin tekelci mali oligarşisine ve ABD emperyalizmine ve hegemonyacılığına karşı işçi mücadelelerini ve işçi sendikalarının mücadelelerini desteklemek.
Rusya ve onun liderliğindeki BDT ülkelerini kuşatmaya, ablukaya karşı ve ABD, AB ve Japonya’nın müdahalelerine karşı desteklemek ve bu ülkelerin kendi kalkınma modellerini gerçekleştirme ve barışçıl bir dünya düzeni arayışlarında onları desteklemek.
Özellikle Küresel Güney’deki gelişmekte olan ülkelerin eşitlikçi ve düzenli çok kutuplu bir dünyaya ulaşmak için verdikleri kolektif mücadeleleri desteklemek ve öncülük etmek, çok kutupluluğu ve çok taraflılığı insanlığın ortak gelecek topluluğunun inşası hedefine yöneltmek. Bu kolektif mücadeleleri destekleyen—BRICS + ekonomik, Afrika Birliği, Asya Ekonomik Birliği, Latin Amerika Ülkeleri Birliği, 134 üyeli Bağlantısız Ülkeler Örgütü (G77+Çin), Şangay İşbirliği Örgütü, Arap Ülkeleri Birliği, İslam Ülkeleri İşbirliği Örgütü gibi çeşitli küresel ve bölgesel örgütlerin olumlu rolünü tanımak ve tanıtmak. Küresel Güney’deki gelişmekte olan ülkelerin kendi seçtikleri yollarla bağımsız kalkınma haklarını, yeni ve adil bir (ekonomik-siyasi-ticari- uluslararası ilişkiler) dünya düzeni kurulması taleplerini, bunların emperyalizme, hegemonyacılığa ve savaşa karşı mücadelelerine destek olmak, yol göstermek ve önderlik etmek.
Ortadoğu’da Kürtler ve Uluslararası Çözüm
4 ülkede ayrı ayrı yaşayan ve tarihsel nedenlerle bölünmüş olan Kürt milletinin azınlık millet olarak kendi yaşadıkları ülkelerde, tanınma, azınlık ulusal demokratik haklarını genişletme, dil, kültür, yerinden yönetim ve benzeri haklar için mücadelelerine ve reform taleplerine destek veren sosyalist, komünist ve Kürt ulusal demokratik partilerini, desteklemek ve onlara önderlik etmek, bu partilerin sınır ötesi işbirliği ve diyalog çabalarını desteklemek ve bu partilerin çoğunluk ulusun sosyalist, komünist partileriyle ortak mücadelelerini ve işbirliğini savunmak ve bu partilerin mezhep-din temelli çatışmacı oluşumlara, çatışmacı tutumlara, aşırıcılığa ve ulusal ayrılıkçılığa ve sorunların silahlı çatışma yöntemleri ile çözümüne karşı mücadelelerini desteklemek.
Kürtlerin yaşadığı 4 ülkenin hükümetlerini Kürtlerin ulusal demokratik taleplerine yanıt veren koordineli reform çabalarına zorlamak ve 4 ülkenin hükümetlerini Irak Bölgesel Kürt yönetiminin kalkınma ve ulusal inşa (kültür-siyasal sistem-ekonomik gelişme) çabalarına destek vermesinin önemini vurgulamak, Irak Bölgesel Kürt yönetiminin merkezi Irak hükümetiyle olan çeşitli anlaşmazlıklarını barışçı bir şekilde çözmesinden yana olmak. Irak Bölgesel Kürt yönetimi bünyesi içinde çeşitli siyasi partilerin ve hükümetlerin bağımsız bir devlet kurma amaçlı uluslararası çabalarına destek olmak.
Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak ve Suriye’nin sorunlarını Suriyeli tüm taraflar kendileri çözmelidir ilkesi temelinde başta Türkiye olmak üzere Batılı güçlerin küstah dış müdahalelerine karşı çıkmak, Rusya ve İran’ın olumlu katkılarını tanımak, ABD, Fransa ve Türkiye’nin Suriye topraklarındaki askeri varlığına ve çeşitli vekil silahlı ordu ve milis güçleri desteklemelerine karşı çıkmak.
Suriye hükümetinin Suriye’nin sorunlarını Suriyeli tüm taraflar kendileri çözmelidir ilkesi temelinde, Kuzey Suriye Kürtlerinin tanınma ve özerklik taleplerini demokratik uzlaşma yoluyla çözmesine destek olmak.
Ülke İçinde Aşağıdaki Politik Görevler İçin Mücadele Ediyoruz:
Temel doğrultu olarak ülke üzerinde ABD+Batı emperyalist boyunduruğunun siyasi güçlerine ve işbirlikçi tekelci kapitalist sınıfın ekonomik ve siyasi tekeline darbeler indirmek ve bu güçleri tecrit etmek, işçi sınıfını, halkı ve çeşitli ilerici-yurtsever güçleri bu siyasi güçlere karşı ve bu amaçla birleştirmek, özellikle işçi mücadelelerini, işçi sendikası mücadelelerini, çiftçi mücadelelerini ve Kürt ulusal demokrasisini desteklemek. Kapitalizmin kâr önde gelir mantığının eleştirisini yapmak ve tüm uluslardan işçilerin yanı sıra göçmenler arasında işçi sınıfı bilincinin oluşması için çalışmak.
Halk ve siyasi partiler içinde ve devlet düzeyinde siyasi uygarlaşmayı ve siyasi-toplumsal ve ekonomik alanlarda demokratikleşmenin kapsamlı gelişimini desteklemek, dini aşırılığa ve dini tarikatların ve Mason örgütleri gibi diğer örgütlerin siyasi devlet işlerine, devletin kadro politikasına, sanayi ve ticaret işlerine karışmasına karşı çıkmak.
Tüm sosyalist ve komünist siyasi parti ve grupları, işçi sınıfı ve halkın siyasi temsilcisi olan kapsayıcı bir sosyalist parti içinde birleştirmek için çalışmak. Kürt ve Türk işçi ve çiftçilerini ve onların siyasi partilerini ABD+Batı emperyalist boyunduruğunun siyasi güçlerine ve işbirlikçi tekelci kapitalist sınıfın siyasi tekeline darbeler indirmede ortak mücadelesini desteklemek.
İşçi Sınıfı Önderliğindeki Halkın Yurtsever-Demokratik Birleşik Cephesini İnşa Etmek
İçinde işçi ve çiftçi sınıflarının ittifakının temel ittifak olduğu, buna ilaveten işçi sınıfları ile demokratik küçük burjuvazi arasında ve diğer emekçi olmayan tabakaların katıldığı ABD+Batı emperyalist boyunduruğuna ve NATO ittifakına karşı çıkan ve işbirlikçi tekelci kapitalist sınıfın siyasi ve ekonomik tekeline karşı tüm ilerici güçlerin sosyalist parti önderliğinde geniş halk demokratik ve yurtsever birleşik cephesinin kurulmasını desteklemek ve öncülük etmek.
Halkın refahı ve onurlu bir ücret ve geçim koşullarının sağlanması ve mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılması için mücadele, sendikacılığın ve sendikal örgütlenmelerin güçlendirilmesi, işyerlerinde sendikalaşmanın ve sendikal faaliyetlerin kısıtlanmasına karşı mücadele etmek; sendikaların burjuva siyasi parti ve akımların arka bahçeleri olmaktan çıkarılarak gerçek işçi sınıfı sendikalarına dönüşmeleri için mücadele etmek.
İşyerlerinde işçi ve çalışanların temsilciler meclisleri kurumlarının inşası ve bu meclisler üzerinden işyeri yönetimine katılma uygulamasına geçiş için mücadele.
Barışçı Ulusal Güç ve Kalkınma
Karşılıklı yarara dayalı olduğu takdirde ve komşu ülkelerle iyi komşuluk ve işbirliği politikalarıyla desteklendiği takdirde artı NATO ve ABD askeri ittifakını inkar eden barışçıl bir ulusal kalkınma olduğu takdirde, Türkiye’nin kendi kültürüne ve koşullarına uygun kendisine ait olan kalkınma yolunu izlemesini desteklemek ve bu çabaya öncülük etmek.
Türkiye’nin BRICS+, ŞİÖ ve G77+ Çin gibi ilerici örgütlerle karşılıklı fayda sağlayan ilişkilerini desteklemek, Türk hükümetlerinin hegemonyacılık ve güç oyunlarını kullanan muhteris ve açgözlü bölgesel politikalarına karşı çıkmak, NATO, ABD ve diğer Batılı ülkelerle üsler ve askeri ittifaklara karşı çıkmak bunların yanı sıra Türkiye’nin Batı-Doğu ve Kuzey-Güney arasında sallantılı, bocalayan ve ikili oynayan politikalarını eleştirmek.
Ülke Sınırları İçinde Kürtler İçin Çözümler
Türkiye Kürtlerinin Cumhuriyet rejiminin tarihsel pratikte kanıtlanmış bir kurucu ulusal azınlık topluluğu olarak tanınması, bu tarihsel kader ve gelecek ortaklığının anayasa ve yasalarda yansımasını sağlamak için mücadele etmek, Kürt ulusunun Türk halkı ile gelecek ortaklığını onarmak, sürdürmek ve daha da güçlendirmek için mücadele etmek temel politikamızdır.
Türkiye halkı, siyasi partileri ve Cumhuriyet hükümeti, 1920’lerden bu yana izlenmiş—dil, tarih, kültür alanlarında zorla ulusal asimilasyon, zorla yer değiştirme ve göçe zorlama, Dersim isyanı dahil çok sayıda ve taktik olarak kendisine dini kisve vermeyi tercih eden Kürt ulusal isyanları karşısında aşırı zorba yol ve yöntemlerin kullanılması, en temel insan haklarının ihlali ve dışlayıcı ayrımcı uygulamalar karşısında Türkiye Kürtlerine ve yurtsever-demokrat Kürt şahsiyetlerine karşı bir özür ve telafi borçludur.
Türkiye Kürtlerinin anayasal tanınması ve kimi ulusal, demokratik, toplumsal kültürel, siyasal parti ve dernek kurma, kendi dilinde konuşma ve yayın yapma gibi başlıklarda 1990larda başlayan yarım kalmış kısmi reformların geciktirilmeden adım adım daha da ilerletilmesini savunuyoruz.
Türkiye Kürtlerinin kurucu ulusal azınlık olarak tanınması talebini, azınlık ulusal demokrasisi ve tarihsel ulusal uzlaşma arayışını gözeten Kürt ulusal demokratik taleplerini desteklemek ve öncülük etmek, kurucu Kürt ulusal azınlığın güçlü ulusal, kültürel, toplumsal, ekonomik kalkınma taleplerin, başta dil, kültür, güzel sanatlar, eğitim, yayıncılık, gazetecilik, tarih, coğrafya, din bilimleri ve diğer insani bilimler branşlarında Kürtçe üniversite ve meslek okulları eğitimi talebini ve Kürtlerin Kürtçe basın ve yayını geliştirme haklarının yanı sıra Kürt bölgelerinin kent ve ilçe düzeylerinde makul idari özerklik talebini desteklemek. Büyük Türk milliyetçiliğine ve azınlık ulus dar milliyetçiliğine karşı çıkmak.
Belediye ve genel seçimlerde çatışmacı ve ayrıştırıcı milliyetçiliği kısıt ve kontrol altında tutan daha gerçekçi ve daha ayrıntılı bir seçme, seçilme ve kayyum atama yasası getirilmelidir.
Çatışmacı ve ayrıştırıcı milliyetçiliği destekleyen Kürt radikal burjuva DEM partisinin ve mezhepçiliği ve aşırıcılığı vurgulayan Kürt siyasi-toplumsal akımlarının Türkiye’deki Kürt nüfusu ve Kürt işçileri, çiftçileri ve geniş halk kitleleri üzerindeki ideolojik ve siyasi etkisini sınırlamak için mücadele.
Siyasal Telafi ve Uzlaşı Affı
Çatışmacı ve ayrıştırıcı milliyetçi eylem ve açıklamalarından dolayı pişmanlık gösteren tutuklu veya yurtiçine gelme hakkından mahrum bırakılmış, vatandaşlıktan çıkarılmış insanlara yeni bir başlangıç sağlama amacını, telafi ve uzlaşma amaçlı adil bir af yasası çıkarılmalıdır.
Çatışmanın ve Savaşın Acilen Son Bulması ve Siyasal Telafi ve Uzlaşı
Hem Türk hükümetlerinin “ayrılıkçı bölücülüğü kaynağında yok etme ve ayrılıkçı bölücülüğe karşı ulusal birlik ve egemenlik” sloganı altında yürüttükleri, hem de 4 ülkeyi kesen alanlarda faaliyet içinde olan, ulusal sınırları ve egemenlikleri tanımayan Kürt İşçi Partisi ve onun gerilla güçlerinin “sömürgeci devletlere karşı ulusal özgürlük ve barışçıl çözüm” sloganı altında sürdürdükleri kronik ve inatçı savaş bağımlısı politikalarına derhal son verilmelidir.
Halk içinde oluşmuş olan çatışan tarafların, reformları çıkmaza sokan ve durumu daha da karmaşıklaştıran çatışma ve savaş yolunu terk etmesi bunun yerine siyasal telafi ve uzlaşı yoluna girmeleri talebi desteklenmeli, uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletlerin ilgili kurumlarının bu yönde olumlu katkıları teşvik edilmelidir.
Yaklaşık 45 yıllık pratikte yanlışlığı kanıtlanmış olan sıfır toplamlı oyun ve güce dayalı çözüm zihniyetiyle çatışmanın son bulmasına yönelik bir ilerleme sağlanamaz.
Bölge ülkelerinin bu çatışmayı kısır bölgesel hegemonya ve rekabet mantığı içinde kullanmaları ve araçsallaştırmalarına ve ABD+Batılı dış güçlerin bu çatışmayı hegemonyacılık ve Türkiye’nin kendi tercihi olan iç-dış politikalarına müdahale amaçları için kullanmaları ve araçsallaştırmalarına karşı çıkıyoruz.
Görüşlerimiz devamı…
Bu yazıyı da bir Sosyalist Birlik (Marksist) okurundan gelen sorulara bir yanıt metni olarak hazırladım:
Hareketimizin adı ilk başlangıçta Sosyalist Birlik (Marksist) olarak düşünüldü, burada neden sosyalist sözcüğünü kullandık, kuşkusuz amacımız komünist olduğumuzu gizlemek değildi. Marx, Engels, Lenin de birçok ciddi eserlerinde sosyalizm sözcüğünü komünizm yerine ve komünizm yerine sosyalizm sözcüğünü kullandılar. Lenin ve Sovyet teorisyenleri birçok kez önemli metinlerde Marx ve Engels’in kurduğu bilimsel sosyalizm öğretisine bilimsel komünizm adını verdiler.
Sosyalizm hem köklü bir siyasi ve toplumsal akımdır hem de kapitalizmi aşan ondan daha ileri bir toplumsal sistem ve toplumsal formasyondur. Lenin Marx’ın Gotha Programı adlı eserinden esinlenerek bu toplumsal sistem ve toplumsal formasyonunun yani sosyalizmin komünizmin ilk aşaması olarak tanımlamıştı.
ÇKP’nin parti program ve tüzüğüne bakarsanız orada eylemlerimize yol gösteren ideoloji olarak Marksizm-Leninizm ve Mao Zedung Düşüncesi….. ve daha sonra ÇKP’nin geliştirdiği diğer öğretiler sıralanır, fakat Çinliler bugün kendilerini tanımlarken özellikle dış ortamlarda kendilerini tanımlarken daha birleştirici olmak ve daha geniş sosyalist kesimlerle yakınlaşıp etkileşim sağlamak için birçok metinlerinde Marksizm sözcüğünü kullanıyorlar.
Türkiye’de onlarca Marksist örgüt, parti ve ekipler var, diğerlerine daha devrimci radikal görünmek için bazıları kendilerini “devrimci komünist” olarak tanımlıyor, kendilerini Marksist-Leninist veya Marksist-Leninist-Maoist olarak tanımlayanlar da var, bir de komünist ismini kullanan çeşitli partiler var… Bunların ortak paydası komünizme, sosyalizme, Marksizme ve Leninizme açıktan karşı çıkmıyor olmaları, fakat bunların çoğunun kafaları karışık, fikirleri eklektik ve hatta bunların birçoğu komünizm, sosyalizm, Marksizm ve Leninizm ile oldukça çelişen fikir ve eylemlere sahipler, bir çoğu hala yeterince olgunlaşmış olmaktan uzak.
Biz bu koşulları dikkate alıp hepsi ile belirli bir derecede iletişim sağlayabilmek için Marksizm ve sosyalizm sözcüklerini öne çıkarmak istedik. Yeni koşullar ortaya çıkınca ve yeni fırsatlar ortaya çıkınca hareketimiz ile ilgili başka bir adlandırmayı ele alabiliriz.
Bugün Bağlı Olduğumuz Uluslararası Komünist Akım
Bizim bugün bağlı olduğumuz bir uluslararası komünist akım var: bu akım tarihsel takip içinde Marx ve Engels’in kurduğu Komünistler Birliği, Birinci Enternasyonal, İkinci Enternasyonal, Üçüncü Enternasyonal, Üçüncü Enternasyonal’in kapanmasından sonra yapılan çeşitli uluslararası komünist ve işçi partileri toplantıları ve en son 24 yıl önce kurulan Dünya Komünist ve İşçi Partileri örgütüdür. Bugünkü sosyalist ülkelerin komünist partileri Üçüncü Enternasyonal tarafından kurulmuş partiler olarak bu örgütün içindedir.
Bugün Okuyan’ın Genel Sekreter olduğu TKP de bu örgütün içindedir. Maalesef kısır bir rekabet içinde olan TKP ve YKP hem Türkiye’den hem de dünyadaki başka ülkelerden bu örgüte katılmaları engellemeye çalışıyor. Oysa Rusya’dan 3 parti bu örgüt içinde bulunuyorlar. EMEP bir dönem gözlemci olarak toplantılara katıldı, fakat daha sonra toplantılara katılmadı. Hatta EMEP İzmir ve İstanbul’da yapılan toplantılara dahi katılmadı.
Dünya Sosyalist Akımında Öncü Rol Alan Partiler:
Sosyalist akım özü itibariyle global, uluslararası bir akımdır, fakat biçim itibariyle bugün hala ulusal biçimler almak zorundadır. Marx ve Engels bu fikri ilke kez 1845 yılında birlikte yazdıkları Alman İdeolojisi adlı dev eserlerinde açıklamışlardı.
Dünya sosyalist akımı önce Avrupa’da uluslararası bir örgüt olarak örgütlenmiş çeşitli ülkelerde şubeleri olan bir örgüt faaliyet gösteriyordu. Başlangıçta Marksizmin bu örgüt içinde prestiji oldukça zayıftı, 1870’lerden itibaren Marksizmin etkisi güçlenmeye başladı ve başat akım hale geldi. Dünya sosyalist akımı içinde kurulan ilk ulusal parti Alman Sosyal Demokrat Partisi idi ve onu diğerleri onu izledi, bu parti içinde Marx, Engels ve diğer çok önemli liderleri yetiştirmişti-Kautsky dahil— Bu parti bir dönem teorik, pratik, siyasi ve örgütsel olarak tüm diğer partilere örnek konumda olan bir parti idi. Daha sonra bu parti teorik ve ideolojik olarak yönünü şaşırdı Bernstein’in geliştirdiği revizyonizm ve demokratik sosyalizm yoluna girdi ve çok önemli siyasi hatalar yaptı.
Lenin 1899 yılında Rusya’da Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin program metnini tartışırken şu ifadeleri kullanmıştı: Bizi Alman Sosyal Demokrat Partisi’ni taklit ettiğimiz şeklinde aşağılamaya çalışıyorlar, fakat biz bundan gocunmayız, aksine göğsümüzü gere gere bunu ilan ederiz. Bu partinin Erfurt programından öğrendiğimiz ve bu partiyi taklit ettiğimiz doğrudur… Fakat biz aynı zamanda bu partiden esinlenerek onların görüşlerini Rusya koşullarına uyarlamaya çalışıyoruz. Bkz. https://www.marxists.org/archive/lenin/works/1899/dec/draft.htm
Şüphesiz bir partiyi öne çıkarmak diğerlerini küçümsemek olarak düşünülmemelidir.
Daha sonra öncü ve ileri gelişkin yapısıyla Lenin’in inşasında çok kilit bir rol oynadığı Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nden bayrağı devraldı, hatta ilk sosyalist devrimi düşünce olmaktan çıkarıp pratiğe geçirdi. Daha sonra adını komünist partisi (Bolşevik) olarak değiştirdi ve daha sonra Üçüncü Enternasyonal’in kuruluşunda önder bir rol oynadı ve dünya sosyalist akımına ve dünyanın geniş alanlarında emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı gelişen ulusal bağımsızlık ve kurtuluş için mücadele eden ülkelere ve partilere büyük destekler sundu. Daha sonra SBKP önce Lenin sonra Stalin’in önderliğinde bir sosyalizm inşa modeli ortaya koydu ve birçok ülkeye örnek oldu…
Fakat daha sonra bu parti karşısına çıkan yeni sorunlarla baş etmede başarısızlıklar ve hatalar içine düştü, ideolojik ve teorik olarak yalpalamaya başladı, parti inşasında ciddi sorunlar ortaya çıktı. Parti inşasında karşı karşıya olduğu sorunları çözemeyen bu parti, kendi içinde ciddi zaafların ve yetmezliklerin kurbanı oldu ve bu nedenle Sovyet ülkelerinde sosyalizmin inşasında da karşısına çıkan yeni problemleri ve birikim halinde olan sorunları çözemez duruma düştü… (Hruşçov) Kruşçev’le birlikte Stalin’in büyük katkılarının inkarı ve Stalin’in çeşitli hatalı görüş ve teorilerinin düzeltilerek aşılamamasının nedenleri de bu kapsam içinde düşünülmeli. Bu düzeltme ve reformlar başarılamayınca Parti mevcut tehditlere ve risklere karşı savunmasız kaldı ve çapsız liderlerin elinde yozlaşmaya devam etti. Partiyi ve ülkeyi insancıl hümanist demokratik sosyalizm çizgisine sokmak isteyen Gorbaçev Partiyi ve ülkeyi daha büyük bir kaosun içine sürükledi ve kapitalist yolcuların ekmeğine yağ sürdü…
Bu gidişe dur diyecek sosyalizm ve komünizm davasına bağlılığını koruyan bir siyasi ekip çıkmadığı için, Sovyetler Birliği 1991 yılında sosyalist yoldan çıkmak zorunda kaldı.
Şüphesiz bir partinin dünya sosyalist akımı içindeki olumlu ve hatta kilit önemdeki rolünü öne çıkarırken diğerlerinin katkılarını göz ardı edemeyiz.
ÇKP’nin Öncü ve Dünya Sosyalizminin İleri Kol Rolünün Öne Çıkması
ÇKP 1921 yılında Komünist Enternasyonal ve Bolşevik Sovyet partisinin destek ve teşviki ile kuruldu. Fakat bu partinin çeşitli yenilgi ve derslerden öğrenmesinden sonra Mao Zedung’un başında olduğu olgun bir önderlik ekibi oluşturması 1935 yılında, 14 yıl sonra Zunyi toplantısında gerçekleşti. Bu parti giderek kendi teorik ve siyasi niteliklerini daha da ilerletti ve 1935-1957 arasında oldukça başarılı bir gelişme ile dünya komünist partileri içinde saygın bir konuma geldi. Dünyanın en kalabalık ülkesinde sosyalizme ve komünizme bağlı bir partinin zaferi tüm ülkelerin sosyalist akımlarında büyük heyecan yaratmıştı.
ÇKP devrimci savaş yoluyla Çin’in yeni demokratik devrimini zafere ulaştırdı ve ardından 1953-56 arasında üretim araçlarında sosyalist dönüşümü tamamlayarak sosyalizmin inşasını başlattı.
1957 yılından itibaren ÇKP teorisinde ve siyasi çizgisinde ciddi “sol sapma” hatalar yapmaya başladı ve bunun sonucunda hem parti inşasında hem sosyalizmin inşasında var olan yeni sorunları ve ortaya çıkan sorunları çözmede zaaflar göstermeye başladı. Bundan sonra da sosyalizmin inşası devam etti ve birçok başarılar kazanıldı, aynen Sovyetler Birliği ve diğer ülkelerde olduğu gibi önemli işler başarıldı dünyadaki diğer sosyalist akımlara ve ulusal kurtuluş mücadelelerine destek verildi, fakat “sol sapma” hatalar daha büyük başarılar kazanılmasını engellediği gibi, giderek daha da büyüdü, öne çıktı ve 1966-76 arasında daha da vahim bir hata olan “Kültür Devrimi” gibi bir siyasi döneme yol açtı. Bu dönem sol sapma hataların zirve yaptığı fakat bununla birlikte bu hataların farkındalığının oluştuğu bir dönem oldu. Birçok partili ve lider konumdaki komünist bu hatalara karşı direndiler, hatta partinin prestijli önderi ve “Kültür Devriminin” mimarı olan Mao Zedung dahi kısmen bu hataların farkına varmaya başladı ve bu dönemi sona erdirmeye ve yeni bir dönem açmayı savundu. Fakat bunu başaramadan 1976 yılında aramızdan ayrıldı.
ÇKP’nin birinci şansı, hala içinde komünizme bağlı yetenekli bir liderler ekibine sahip olmasıydı, bunlar içinde en geniş vizyona ve cesarete sahip olan Deng Xiaoping 1974 yılından itibaren yeniden parlamaya başladı. Partinin kuruluş yıllarından itibaren kilit roller oynamış olan Deng Xiaoping, 1956 yılında Partinin önderlik çekirdeği olarak adlandırılan ilk 6 kişi arasına girmiş olan bir komünistti. Deng Xiaoping ve Liu Şaoçi “Kültür Devrimi’nde” dayanaktan yoksun bir biçimde revizyonist ve kapitalist yolcu ilan edilmiş ve haksız yere sürgüne gönderilmiş ve eziyet edilmişti.
ÇKP’nin ikinci şansı, Deng Xiaoping’in başında bulunduğu bu komünizme bağlı yetenekli bir liderler ekibi sayesinde ülkeyi ve partiyi kaos durumundan çıkarması ve partiyi yeniden doğru bir çizgiye çekmeyi sağlaması ve aynen Stalin kadar prestijli ve Çin’de önemli işler başarmış olan Mao Zedung gibi bir liderin doğrularını ve hatalarını cesur bir şekilde ortaya koyabilmeyi başarabilmiş olmasıdır. Bkz. Parti tarihi değerlendirmesi 1981 Haziran ÇKP MK Belgesi.
ÇKP Deng Xiaoping ve onun geliştirdiği yeni düşüncelerin önderliğinde Çin’de sosyalizm inşasında yeni bir dönemi başlattı. Çin’e Özgü Sosyalizm teorisi ve Çin’e Özgü Sosyalizm yolunun ilk inşacısı olarak kabul edildi. Daha sonraki parti önderleri, Jiang Zemin, Hu Jintao ve Xi Jinping Deng Xiaoping’in açtığı bu yola, bu teori ve pratiğe bağlı kaldılar ve daha da gelişmesine büyük katkılarda bulundular.
Deng Xiaoping, Sovyetler Birliği’nin dağılması, birçok sosyalist ülkede yeniden kapitalist yola dönülmesi karşısında soğuk kanlılığını korudu ve Marksizmin zaferinin kaçınılmaz olduğunu ve Çin’in sosyalist yoldan başka bir seçeneği olmadığını ve Çin’in bu yeni yolda başarılı olması halinde büyük bir ülke ve dünyanın en kalabalık gelişmekte olan sosyalist ülkesi olarak, dünya sosyalizmine büyük katkılarda bulunacağını söyledi… Şu ifadeleri kullanmıştı: Her geçen gün daha fazla insanın Marksizme inanır hale geleceğinden eminim, çünkü Marksizm bir bilimdir. Marksizm tarihsel materyalizm sayesinde, toplumun gelişimine hükmeden yasaları gün ışığına çıkarmıştır. Köleci toplumun yerini feodal toplum almıştır, feodalizmin bağrından kapitalizm doğmuştur ve uzun bir sürecin ardından sosyalizm de kapitalizmi tarih sahnesinden silecektir. Bu, tarihsel gelişimin geri çevrilemez genel bir çizgisidir, fakat bu yolun üzerinde pek çok viraj ve dönüşler olacaktır. Kapitalizmin feodalizmin yerini alabilmesi için geçen birkaç yüzyıl boyunca, kaç kere monarşiler tekrar yeniden başa gelmişlerdir? Dolayısıyla, geçici gerileme ve restorasyonların normal ve önlenmesi güç olaylar olduğu söylenebilir. Kimi ülkeler ciddi altüst oluşlar ve geçici yenilgiler yaşadılar ve sosyalizm güçten düşmüş bir görüntüye büründü. Fakat insanlar bu yenilgilerin sonrasında dersler çıkardılar ve bu dersler kanımca sosyalizmi daha sağlıklı bir rotaya sokacaktır, buna adım gibi eminim. Öyleyse, paniğe gerek yok, Marksizmin öldüğünü, işe yaramaz hale geldiğini, ya da Marksizmin mağlup olduğunu düşünmeyin. Barış ve gelişme günümüzdeki dünyanın iki temel sorunudur ve ikisi de henüz çözüme kavuşturulamamıştır. Sosyalist Çin, eylemleri doğrultusunda dünyaya hegemonyacılık ve güç politikaları karşıtı olduğunu ve asla hegemonya peşinde koşmayacağını gösterecektir. Çin dünya barışının korunmasında yılmaz bir güçtür.
Çin’e özgü sosyalizm çizgisinde yol alacağız. Kapitalizm en az birkaç yüzyıldır gelişiyor. Biz ne kadar zamandır sosyalizmi inşa ediyoruz? Çok fazla bir zamandan beri değil….
Üstüne üstlük, bir de yirmi yılımızı heba etmişiz. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümünde (2049), Çin’i gelişmiş ülkeler ailesine katabilirsek, bu olağanüstü bir başarı olacaktır. Bugün ile önümüzdeki 21.yüzyılın ortasına dek geçecek süre son derece hayatidir. Kendimizi sıkı bir çalışma temposuna sokmalıyız; önümüzde gerçekleştireceğimiz güç görevler ve omuzlarımızda da ağır bir sorumluluk bulunuyor”. (Deng Xiaoping, Seçme Eserler, Cilt 3, Güney Çin Teftiş Gezisinde Yapılan Önemli Tarihi Konuşmalar- Wuchang, Shenzen, Zhuhai ve Şangay’daki Konuşmalardan Parçalar- 18 Ocak-21 Şubat 1992)
Bundan 32 yıl önce bunları söyleyen Deng Xiaoping’in öngörüleri ve uzak görüşlülüğü zaman içinde kanıtlandı ve gerçek olmaya başladı, ÇKP 20. Kongresi 2022 yılında 2035 ve 2049 planlarını tanımladı ve sıkı bir çalışma ile bu hedeflere doğru ilerliyor.
Böylece ÇKP 1980’lerden itibaren kazandığı başarılarla hem hala sosyalizmde ısrar eden ülkelerin Komünist partilerinin ilgisini ve beğenilerini kazanmaya başladı, hem de iktidar için mücadele eden sosyalist ve komünist partileri bu partinin açtığı yeni sosyalizm inşa modelinin olumlu ve başarılı bir yol olduğunu görmeye ve kabul etmeye başladılar. Bugün Uluslararası Dünya Komünist ve İşçi partileri Örgütü’ne üye olan partilerin büyük çoğunluğu ÇKP’nin başarılarını ve dünya sosyalizmine katkılarını kabul etmektedir.
Bunlar arasında SBKP’nin devamı olan Rusya Federasyonu KP ve diğer birçok eski sosyalist ülkenin eski komünist partilerinin devamı olan partiler de bulunuyor. Hala sosyalizm yolunda ısrar eden Küba, Vietnam, Laos ve Kore’deki iktidar partileri ile ÇKP arasında gelişkin bir işbirliği, teorik ve pratik alışverişler bulunuyor. Ve onlar da ÇKP’nin başarılarını ve dünya sosyalizmine katkılarını kabul ediyorlar ve aralarında büyük bir dayanışma sürüyor.
Bu süreç içinde ÇKP, dünya sosyalist akımında var olan bayrak yarışında bayrağı SBKP’den devralmış oldu.
Hareketimizin en önemli görüşlerinden biri: Dünya sosyalizminin geleceği parlak ve sosyalist ülkeler sosyalizmin inşasında büyük başarılar kazanmaya devam ediyor.
Stalin Lenin’in önemli bir görüşünü şöyle aktarır: “Genel olarak komünist olmak yetmez… Verili bir anda, tüm zinciri elde tutmayı ve bir sonraki halkaya güvenle geçmeyi hazırlamak için tüm gücümüzle kavramamız gereken özgün spesifik halkayı bulmasını bilmek gerekir.” Bkz. https://sosyalistbirlik.com/?p=4128
Dünya kapitalizminin yaşadığı 2008 ekonomik krizi dünyada oluşmakta olan yeni dönemin önemli bir halkasıydı. Bir sosyalist parti için dünyada oluşan yeni dönemi (epoch) veya küçük çağı kavramak ve sosyalizme doğru ilerletmek için çalıştığımız ülkedeki durumu bu çağın gerçekleri ve dünya siyasi ve ekonomik ve siyasi siteminden gelen etkileri görerek analiz edip, kavramak hayati önemdedir.
Dünyada içinde bulunduğumuz çağın en önemli genel gerçeğini özetlersek: sosyalist yolda ilerleyen ülkelerin sosyalizmin inşasında büyük başarılar kazanmaya devam ediyor olması, kapitalizmin, emperyalizmin ve hegemonyacılığın büyük güçlükler içinde olmasıdır, bununla birlikte küresel güney olarak tanımlanan gelişmekte olan ülkelerin dünya siyasetinde, dünya ekonomisinde ve dünya ticaretinde büyük ağırlık kazanmış olmaları, ve bu küresel güney ülkelerinin en büyük ve en kalabalık gelişmekte olan ülkesi Çin ve diğer sosyalist ülkeler ile birlikte, çeşitli derecelerde emperyalizme, hegemonyacılığa, savaşlara karşı çıkmaları kendi bağımsız kalkınma haklarını savunmaları ve dünya sistemindeki bir avuç ayrıcalıklı büyük ve güçlü kapitalist devletin bu ayrıcalıklı konumlarına son verme ve daha adil ve yeni bir ekonomik düzen talepleridir. Çin ve diğer sosyalist ülkeler onların bu taleplerini güçlü bir şekilde destekliyor ve onları daha kararlı tutumlar alma yönünde teşvik ederek, onlara önderlik ediyorlar.
Sosyalist ülkelerin sosyalizmin inşasında kazandığı başarılar, onların Küresel güney ülkelerine verdikleri maddi ve manevi destekler, dünya insanlığının önünde duran başlıca sorunlar hakkında getirdikleri çözüm önerileri ve Çin’in dünya sosyalist akımının önüne asgari program olarak insanlığın ortak gelecek topluluğunu inşa etme hedefini koyması, tüm dünya sosyalist akımına mensup partilere, dünya işçi sınıflarına ve halklarına büyük bir heyecan, coşku ve moral veriyor onların mücadelelerini teşvik ediyor.
Sosyalist ülkelerin sosyalizmin inşasında kazandığı başarılar daha ileri düzeylere doğru geliştikçe, az gelişmiş ülkelerde doğmuş olan sosyalizmin ve sosyalist sistemin bu az gelişkinlikten doğan doğal dezavantajları adım adım aşıldıkça, sosyalizmin kapitalizmden her bakımdan- siyasi sistem, ekonomik sistem, ahlaki ve kültürel sistem, yaşam tarzı ve diğer bakımlardan— daha üstün bir toplumsal sistem olduğu daha çarpıcı bir biçimde ortaya çıkacak ve görünür olacak dünya işçi sınıfları, hakları hatta kapitalist yolda ilerleyen ülkelerin iktidardaki siyasi partilerini dahi kendi ülkeleri için bazı sosyalist tedbirleri benimsemeye teşvik edecektir.
Bugün ÇKP’nin diğer ülkelerin sosyalist ve komünistlerine diğer büyük bir katkısı Marksizm, sosyalizm, Marksist felsefe, Marksist ekonomi politik dünya tarihi, uluslararası ilişkiler, dünya kapitalizmi ve bizim için hayati olan diğer birçok insan bilimleri dallarında büyük bir teorisyenler ve araştırmacılar ordusu yetiştirmiş olmasıdır. Bu alanda 2000 civarında teorik-akademik yayın binlerce kitap ve yaratıcı bilimsel araştırmalar sosyalistler ve komünistler için büyük bir hazine anlamına geliyor.
Ülkemizde bu gerçekleri hala görmeyen, okuyamayan, kuşku ve kararsız bir şekilde yaklaşan sosyalist ve komünist Partiler ve örgütler büyük bir çoğunluğu oluşturuyor ve bunlar tarihin yanlış tarafında durmada ısrar ediyorlar; bununla birlikte bu hatalı görüşlerde bir değişim başlamıştır ve hatada ısrar eden bazı liderler telaş ve korku içine düşmeye başlamıştır.
Bunların getirdiği itirazlar oldukça dayanaksızdır hatta üyelerini çarpık veya yanlış bilgilerle oyalamaya ve ilgilerini dağıtmaya çalışıyorlar. Örneğin bir parti Küba’nın sosyalist yolda ilerlediğine ve ısrar ettiğine inandığını söylüyor, fakat Küba’da sosyalizmin inşasına önderlik eden Küba Komünist Partisi’nin neden “ÇKP’nin sosyalizmin inşasında kaydettiği başarılardan büyük esin alıyor ve ÇKP’den öğrenmeye çalışıyoruz” şeklinde çok sayıda açıklama yapmasının ardındaki hakikati açıklayamıyor. Bu parti daha önce 2010’larda Vietnam’ı da savunmuştu fakat daha sonra bundan vazgeçti.
Sosyalizmin inşasında kazanılan başarılara gözünü kapayanlar ve sosyalist ülkelerin uluslararası sistemde oynadığı büyük ilerici rolleri görmezden gelenler bugün dünyada ve Türkiye’de içinden geçtiğimiz dönemi açıklayamayacak ve doğru taktikler geliştiremeyeceklerdir. Örneğin 2017 yılında TKP tezlerinde şu görüşe yer verilmiş: Rusya, Çin’e karşı çıkacak ABD’ye Yardım Edecek, BRICS Projesi Başarılı Olamayacak… Bkz. https://sosyalistbirlik.com/?p=7296
Dünyada bugün içinden geçtiğimiz dönemi kavrayamayanlar, AKP hükümetinin 2010 yılından bu yana dış politikada ve dış ekonomik ilişkilerde izlediği denge politikasını kavrayamayacak, Türkiye’nin Çin, Rusya, Brezilya veya BRICS ülkeleri ile girdiği kapsamlı ilişkileri değerlendiremeyecek, İpek Yolu kalkınma bankasına ortak olmasının ardındaki hakikati göremeyeceklerdir. Aynı şekilde içinde BRICS ülkelerinin ve sosyalist Çin’in de bulunduğu G20 adı verilen örgütün hangi nedenlerle oluştuğunu ve Türkiye’nin hangi nedenlerle bu örgütün içine alındığını kavrayamayacaklardır.
Dünyada Bugünkü Dönemin Başlıca Özellikleri
Dünya Ölçeğinde Tarihsel Yol Ayrımı
İnsanlık çağlar boyunca, daha iyi bir yaşam, refah ve kalıcı barış özlemi doğrultusunda mücadeleler yürüttü. Tüm bunların elde edilmesi ve korunması için toplumsal ve ekonomik kalkınmanın sağlanması merkezi önemdedir. Fakat, savaş ve çatışmalar asla son bulmadı. Savaş ve çatışmaların yanı sıra, doğal afetler, bulaşıcı hastalıklar, ekolojik felaketler, beslenme ve suya erişim sorunları insanlık için tarifsiz acılar yaratmaya devam ediyor.
Bu sorun ve felaketler görülmedik ölçüde yaygınlaştı ve çoğaldı. Diğer yandan internet ve bilişim ve iletişim teknolojilerinin yardımı ile, büyük veri, bulut teknolojisi, kuantum uyduları ve yapay zeka gibi teknolojilerle, dünya insanlarının arasındaki iletişim tarihte asla yaşanmamış olan bir düzeye ulaştı.
1990’larda ekonomik küreselleşmenin görülmedik derecede hızlanmasıyla birlikte tek tek ülkeler arasındaki ekonomik, ticari, sermaye, borsalar düzeyde yoğun bir iç içe geçme yaşadı.
Aynı dünyada yaşayan hepimizin kaderi ve geleceği giderek artan bir biçimde iç içe geçmiş bulunuyor. Böylece bugün insanlık tarihsel bir yol ayrımı ve iki seçenekle karşı karşıyadır. Biri, ülkelerin ve grupların güç ve hakimiyet için ve kendi dar çıkarları için vahşi rekabete, jeopolitik kavgalara, hatta silahlı savaşlara başvurması, bu yol felaketleri çağırmak anlamına geliyor.
İkincisi, zamanın ruhuna uygun davranmak ve mevcut tehditlere ve sorunlara karşı küresel ölçekte işbirliği için ayağa kalkmak, ve mücadele etmek, bu ikinci yol bizler için insanlığın ortaklaşa paylaştığı ortak gelecek topluluğu idealimizi gerçekleştirmek açısından elverişli koşullar sağlayacak.
Sosyalizm idealimizin bugünkü somut ifadesi olan insanlığın ortaklaşa paylaştığı ortak gelecek topluluğu, her şeyden önce dünya ölçeğinde ve öncelikle gelişmekte olan ülkelerde ve tüm ülkelerde yoksulluğun tarihe gömülmesi ve ortaklaşa paylaşılan refahı içeriyor.
Dünyada ezilen güney ülkeleri ile bir avuç zengin kapitalist ülke arasındaki kalkınma uçurumu muazzam boyuta ulaştı. Bu olumsuz durum dünyada üretici güçlerin gelişmesinde, maddi üretimde ve teknolojik gelişme alanında sağlanan başarılar ile derin bir karşıtlık oluşturuyor. Aşırı yoksulluk, açlık, işsizlik alabildiğine yaygınlaşmış, birçok ülkede halklar ağır yaşam koşullarına mahkûm edilmiştir. Halkların onurlu bir yaşam, geçim, refah talebi, ülkelerin kalkınma ve yeni teknolojilere erişim talebi gerçekleşmek zorundadır ve bu talep geri döndürülemez bir trend haline gelmiştir.
Başta ABD olmak üzere bir avuç güçlü ve tepeden tırnağa silahlı tekelci mali sermaye devleti ve küreselleşmiş mali sermaye ağına sahip olan bu batılı güçler sınıf hala halkların onurlu bir yaşam, geçim, refah talebi, ülkelerin kalkınma ve yeni teknolojilere erişim talebinin karşısında duruyor.
İkincisi, insanların, halkların ve dünyadaki ülkelerin ezici bir çoğunluğu korkusuz yaşayacakları kalıcı bir barış dünyası ve güvenlik talep ediyor. Savaşların ve tek yanlı kuvvet kullanma ve silahlanma politikalarına dayalı hegemonya arayışının son bulması için mücadeleler, hiçbir zaman durmadı ve bu mücadele geri döndürülemez genel bir trend haline gelmiştir.
Tüm halklar ve ülkeler aynı dünyayı paylaşıyor, bir diğerinin ve komşusunun ulusal güvenliğini ihlal etme bahasına yürütülen şoven güvenlik ve “ulusal çıkar” arayışları hala halklar ve ülkeler için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Başta ABD olmak üzere çeşitli batılı güçler, kendilerinin hakim olduğu eski hegemonik dünya düzenini devam ettirmek için NATO ve benzeri bölgesel askeri ittifaklar ve dünyanın çeşitli bölgelerinde kurdukları askeri işbirliği antlaşmaları ile silaha, kuvvete ve cepheleşme politikalarına dayalı eski güvenlik pratiklerinde ısrar ediyorlar ve kendilerine yakın ülkeleri silahlandırıyorlar ve onları kendi etraflarına küçük klik ittifaklarına zorluyorlar.
Üçüncüsü, halklar ve insanlar çevre ve ekolojinin korunduğu, doğal-ekolojik dengesizliklerin onarıldığı yeşil, temiz bir dünya talep ediyor. Sadece bugünkü nesilleri değil aynı zamanda gelecekteki nesilleri de düşünmeliyiz. Kar dürtüsünü merkeze koyan kapitalist gelişme yolu doğal ekolojik krizlere yol açıyor, insan ile doğa arasındaki uyum bozulduğu gibi, doğal kaynaklar yağmalanıyor ve insanın yaşadığı ve beslendiği doğal ortam büyük tehdit altına giriyor.
Bununla birlikte gelişen iklim krizi ve karbon salınımı dünya halkları ve ülkelerinin bu sorunlarla işbirliği içinde mücadele etmesini gerekli kılıyor. Doğal ekolojiye ve onun gelişme yasalarına saygı duymalı, onu bilimsel yollarla telafi etmeli, ekolojik sistemdeki ve çevre ile ilgili birikmiş sorunları ve yaraları sarmalı, doğa ve insan arasında daha rasyonel bir uyum sağlamalı ve yaşanabilir bir dünya için mücadele etmeliyiz.
Dünyamız Yüzyıldır Görülmedik Büyük Değişimler İçinde: Anti-Emperyalizm, Kalkınma ve Barış Talepleri Büyüyor; Küresel Güneyin Kolektif Bir Dayanışma ve İşbirliği Topluluğu Niteliği Gelişiyor
2008 küresel ekonomik krizden bu yana, kapitalizmin karizması sönüm yaşıyor, neoliberal ekonomik politikalara karşı güçlü bir eleştiri ve mücadele dalgası yükseliyor. Neoliberalizmin merkezi olan Batılı büyük güçler ve bu ülkelerde hakim konumda olan tekelci mali sermaye sınıfı henüz neoliberalizmin yerini dolduracak bir ekonomik düzenlemeyi başarabilmiş değil, COVID-19 salgını dünya ölçeğinde kapitalist ekonomik krizi daha da derinleştirdi.
Dünyanın tüm bölgelerinde işçiler, sendikacılar ve geniş halk kitleleri ayakta. Kapitalizmin Merkez ülkeleri ekonomik krizin yükünü gelişmekte olan ülkelere yıkmak için ekonomik baskıları arttırıyor, bu durum gelişmekte olan ülkeler arasında dayanışma ve birlik eğilimini daha da güçlendiriyor.
Kapitalist küreselleşme yarattığı ciddi sorunlarla giderek daha fazla eleştiri ve muhalefet ile karşı karşıya. Başta Çin ve Vietnam dahil olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin bir bölümü küreselleşmenin getirdiği ekonomik dezavantajları önleyen siyasi ve ekonomik tedbirlerle ve kendi ekonomik avantajlarını doğru bir biçimde kullanarak, sosyo-ekonomik kalkınmada büyük atılımlar sağlıyor.
Böylece dünya ekonomik güç dengelerinde gelişmekte olan ülkeler lehine büyük bir değişim ortaya çıktı. Bugün dünya milli gelirinin %50’si gelişmekte olan ülkeler tarafından sağlanmakta, önde gelen gelişmekte olan ülkeler dünya ekonomisinin büyümesinin itici gücü haline geldiler. Batılı G7 ülkeleri artık dünya ekonomisindeki düzenlemeleri tek başlarına yapma gücünü yitirmiş, ve gelişmekte olan ülkeleri küresel ekonomi ile ilgili karar süreçlerine katmak zorunda kalmışlar ve bundan 25 yıl önce G20 ülkeleri forumu ortaya çıkmıştır.
Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan, Endonezya, Güney Afrika bu forumda gelişmekte olan ülkelerin yanında yer almakta ve yeni bir kolektif ve güç birliği ilişkileri ortaya çıkmaktadır. Brezilya, Rusya, Hindistan Çin ve Güney Afrika’nın birlikte oluşturduğu BRICS+ ekonomik ve teknolojik işbirliği örgütü, bugün 10 üyeli bir örgüt haline gelmiş ve Batının ticari-ekonomik hegemonyasını büyük ölçüde kısıtlıyor ve tüm ülkeler için örnek bir eşitlikçi ticari-ekonomik işbirliği modeli sunuyor. Bu örgüte yeni üyelik için başvuran ülkelerin sayısı 25 dolayındadır.
Bu önemli değişim başta ABD olmak üzere Batılı büyük kapitalist güçleri ve hakim tekelci mali sermaye sınıflarını ticarette ve yatırımlarda korumacılığa yöneltiyor, bunlar içinde yeni bir aşırı sağ popülizm siyasi akımı ve küreselleşmeyi tersine çevirme eğilimi güçlendi ve mali sermayenin bir bölümü çıkarlarını yeni aşırı sağ popülizmi teşvik ederek korumaya çalışıyor. Başta ABD ve sosyalist Çin arasında olmak üzere Asya-Pasifik bölgesinde jeopolitik çatışma ve gerilimler büyüyor. ABD Çin’i çevreleme stratejisinde yeni hamleler yapıyor, fakat ABD ve sosyalist Çin arasındaki stratejik rekabette pat durumu devam ediyor. Çin bu pat durumunu kendi lehine çevirmek için kaslarını germiş bir durumda ve bu durumu değiştirmek için 2035 ve 2049 hedefli somut bir mücadele programını önüne koydu.
Neoliberal ideolojik-siyasi akım zayıflarken, yeni aşırı sağ popülizm akımı onun yerini doldurmaya çalışıyor. Amerika’daki Cumhuriyetçi Parti ve Trump dünya çapında bu akımın başını çekiyor, fakat diğer birçok ülkede Merkeze yakın partiler de bu yeni gelişen popülist akımın etkisi ve basıncı altına girmiş durumda. Önemli bir tekelci mali sermaye merkezi olan İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden beklenmedik ayrılması giderek daha fazla güçlenen bu yeni popülist akımın bir ürünü olarak ortaya çıktı.
Komünist Partisi önderliğindeki Çin 2012’den bu yana yeni seçilen Xi Jinping’in önderliğinde sosyalizmin inşasında yeni bir döneme girdi. Bu yeni dönemi ortaya çıkaran Çin’in ekonomi ve teknoloji alanında yaptığı büyük atılım ve Çin’in dünya diplomasisinde oynadığı rolün büyük ölçüde artışıdır.
Kapitalizmin merkezlerinde ortaya çıkan ticari ve ekonomik korumacılığa ve kriz koşullarına karşın Çin hem diplomatik hem de ekonomik alanda—ihracat/ithalat ve dış yatırımlarda diğer ülkelere daha fazla açılıyor ve kapitalizmin krizini fırsata çevirmek için kaslarını geriyor.
Bunun ilk ifadesi 2013 yılında Yeni İpek Yolu projesinin başlatılmasıdır. Bu kapsamlı proje gelişmiş kapitalist Batıda artan korumacılık ve gelişmekte olan ülkelerin aşağıya itilmesi çabalarına karşı düşünülmüş bir projedir. Çin Yeni İpek Yolu projesi yoluyla gelişmekte olan ülkelerle ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerini geliştirerek bu ülkelerin ekonomik kalkınmasını hızlandırmalarına katkıda bulunmaya, kalkınmayı paylaşma felsefesi ile bu ülkelerin dünya ekonomisinde ağırlıklarını güçlendirmeyi hedefliyor.
Bu ekonomik projenin başarılması gelişmekte olan ülkelerin dünya siyasetinde daha fazla söz sahibi olmasını getirecek ve Batı hegemonyasını daha fazla sınırlayacaktır.
Rusya, Putin yönetiminde ABD ve Batılı güçlerin Rusya’yı boyun eğdirme kendi bağımsız yolunda ilerlemeden vazgeçirme çabalarına karşı büyük bir direniş gösterdi ve yeniden büyük bir dünya gücü olma doğrultusunda kaslarını gerdi.
Rusya 1999 yılından itibaren Çin ile sınır sorunlarını çözerek büyük bir işbirliğinin temellerini attı, Çin ile birlikte Şangay İşbirliği Örgütü’nün kuruluşuna önderlik ederek, Asya’da dünyanın en büyük güvenlik işbirliği örgütünün kurulmasına ön ayak oldu. İran ve Belarus’un katılmasıyla bu örgütün üye sayısı 10’a çıktı.
Birleşmiş Milletler’in barış yanlısı ve hegemonyacılığa karşı ilkelerini ayakta tutan Şangay İşbirliği Örgütü son olarak Belarus’un katılmasıyla birlikte dünyanın en geniş nüfuslu işbirliği örgütüdür. Bu örgütün dünyada hegemonyacılığa karşı büyük bir darbe vurduğu ve tüm gelişmekte olan ülkelere büyük bir güç verdiği açıktır. Böylece, dünyada cepheleşme ve hegemonya yanlısı saldırgan NATO’nun ayağının altındaki toprak kaymakta ve NATO’nun varlık gerekçesi sorgulanmaya başlanmaktadır.
ÇOK KUTUPLULUĞUN İLK GELİŞİM AŞAMASI
Böylece, ABD önderliğindeki tek kutuplu dünya yerini adım adım çok kutuplu bir dünyaya bırakıyor ve bu oluşum büyüme sürecinde.
Düzenlilik ve eşitlik içeren bir çok kutuplu dünya gelişmekte olan ülkelerin barış, kalkınma ve hegemonyacılığa karşı mücadeleleri açısından büyük olanak ve fırsatlar yaratıyor. Çin, Vietnam, Kuzey Kore, Küba ve Laos, kuruluşundan itibaren 134 üyeli G77 örgütünün doğal üyeleri olarak Kabul edilmiş ve bu örgüt gelişmekte olan ülkelerin hegemonyacılığa karşı bağımsızlık ve kalkınma çabalarının en güçlü dayanışma örgütü haline gelmiştir.
Gelişmekte olan ülkeler Afrika, Latin Amerika’da ekonomik çıkarlarını korumak, kalkınma, güvenlik ve siyaset alanında işbirliğini güçlendirmek amacıyla bölgesel örgütler kurarak birleşmişlerdir, Arap ülkeleri, İslam Ülkeleri, Doğu Asya bölgesi ve Pasifik ülkeleri (APEC ve ASEAN) aynı yolu izliyorlar, böylece hegemonyacılığa ve emperyalizme karşı saflar genişliyor, bu ülkelerin aralarındaki ekonomik işbirliği uluslararası tekelci mali sermayenin hakimiyetini sınırlıyor, gelişmekte olan ülkelerin kalkınmasını teşvik ediyor ve dünya ölçeğinde barış güçleri büyüyor.
Tüm bu ülkeler, Filistin sorununda, sosyalist Küba’ya ve 21. Yüzyıl sosyalizmini benimseyen Venezuela’ya karşı uygulanan emperyalist müdahale ve ambargo politikalarına karşı güçlü bir direniş gösteriyorlar.
Bu dünya koşullarında ABD’nin yeni bir dünya savaşının fitilini ateşlemesi, kendi ayağına kurşun sıkmak olacaktır, ABD ve Batılı güçlerin eskiden sahip oldukları emperyalist-hegemonik güçleri diğer ülkelere kıyasla görece gerilemiş bulunuyor, emperyalizm ve hegemonyacılık her geçen gün daha fazla eleştiri ve muhalefet ile karşılaşıyor, ABD ve onu izleyen güçler eninde sonunda dünyada ortaya çıkan ilerici trendlere, tarihin akış yönüne ve yeni dünya dengelerinin koşullarına boyun eğmek zorunda kalacaktır.
ABD ve onu izleyen bir avuç Batılı güçlerin bugün estirdiği soğuk savaş rüzgarları, küstah ve saldırgan tutumlar onlara karşı nefret ve mücadeleyi daha da büyütüyor, onlara karşı daha geniş güçleri birleştiriyor.
Avrupalı büyük güçler ve Avrupa Birliği, NATO ve ABD’nin kışkırttığı Rusya-Ukrayna çatışmasından bu yana üç yıldır büyük bir iç mücadele yaşıyor, Avrupalı büyük güçler yeni bir yol ayrımı karşısında: ya ABD’nin izinden gidecekler ya da dünyada esen ilerici reform güçleri ile yani yeni ve daha adil bir dünya talep eden güçlerle yakınlaşma doğrultusunda adım atacaklar. Bu tedrici bir süreç olacaktır. Avrupa’daki bu değişimi belirleyecek olan Sosyalist Çin ile ABD arasındaki rekabet ve mücadeledeki yeni gelişmeler olacaktır, Çin ABD’nin tehdit ve kısıtlarını geri püskürttükçe Avrupa’daki büyük güçlerin tutumları olumlu yönde değişecektir, çünkü bu ülkelerle Çin arasında jeopolitik alanda bir çelişme bulunmuyor.
Bugünkü Dönemde Dünya Sosyalizmi ve Kapitalizm Güçleri Arasındaki Güç Dengesi
Sosyalist Akımların, Sendikal Hareketin ve İşçi Sınıfı Hareketinin Yıldızı Parlıyor ve dünya sosyalizm güçleri yaralarını sarıp toparlanıyor, aynı zamanda Batının inişe geçmesi ve Doğu’nun yükselişi giderek daha görünür hale gelmiştir; bununla birlikte dünyada sosyalizm ve kapitalizm güçleri arasındaki mücadele ve her ikisinin güçlerinin karşılaştırmasında, dünya kapitalizminin güçleri hala baskın ve hâkim konumunu koruyor, buna karşın dünya sosyalizminin güçleri görece zayıf ve ikincil konumda.
Dünyada öne çıkan bu önemli trendler ve kapitalizmin yaşadığı ciddi sorunlar tüm dünyada sosyalist akımların, sendikal hareketin ve işçi sınıfı hareketinin yeniden güçlü akımlar olarak sahne almasının koşullarını güçlendiriyor.
Fakat hiçbir gerici güç tarihin trendini durduramaz, sosyalizm ile kapitalizm güçleri arasında bugünkü durum sosyalizm lehine değişecektir.
Sosyalist akımlar sendikal hareketler ve işçi sınıfı hareketleri tarihi geçici yenilginin yaralarını sararak düşüncelerinde, pratiklerinde ve eylemlerinde yeni ilerleme ve aşamalar kaydediyorlar. Sosyalist akımlar giderek çeşitleniyor ve aralarında işbirliğini güçlendirmek ve bölünmeleri aşmak istiyorlar. Dünyadaki sosyalist partiler ve sendikalar son 13 yılda üye sayılarını büyük ölçüde arttırdılar. Latin Amerika’da hegemonyacılığa karşı direnen güçlü bir sosyalist dalga Küba dostu bir çizgide gelişme temposunu sürdürüyor, birçok ülkede sosyalist hükümetler işbaşına geliyor. Afrika ve Arap ulusal sosyalizmi yeniden canlanma belirtileri gösteriyor.
Afrika’nın öncü ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’nde iktidar ortağı olan komünist partisi demokratik devrimin tamamlanması ve sosyalizm yolunun açılması için çabalarını daha da derinleştiriyor. Nepal, Belarus ve Rusya’daki komünist partiler sosyalizmin kazanımlarını korumak ve yeniden sosyalist yolu açmak için işçi ve halk kitlelerini Batılı güçlere karşı yurtsever halk cephelerinde birleştiriyor.
Dünyadaki tüm sosyalist akımlar içinde sosyalizmi inşa çabasında ısrar eden ülkelere destek ve dayanışma giderek daha fazla güçleniyor, sosyalist akımlar bu ülkelerdeki sosyalizm inşa pratiklerini daha yakından izliyorlar. Sadece işçi sınıfı içinde değil, akademisyenler arasında da sosyalist düşünceler daha fazla destek görüyor ve Akademik sosyalist akımlar büyük forumlarda yan yana gelerek, sosyalist düşünce ve pratiğin yenilenmesine büyük katkılarda bulunuyor.
Avrupa Sol partisi dünyadaki en büyük uluslararası sosyalist parti olarak Avrupa sorunlarında büyük bir rol oynuyor, yükselen sağ popülizmi, hegemonyacılığı, emperyalizmi, militarizmi, kapitalizmi ve çevre sorunlarını eleştirerek işçi sınıfı ve halk içinde sosyalist idealleri yaşatıyor ve mevcut kapitalist topluma karşı reform seçenekleri sunarak halk içinde güç topluyor. Almanya, Belçika ve Fransa’da sosyalist güçler önemli seçim başarıları kazandılar. İngiltere’de İşçi Partisi içinde güçlü bir sosyalist rüzgâr esti ve sağ kanadı telaşa soktu.
Sosyalizmi İnşa Eden Ülkelerin Dünya Sosyalizminin Gelişimine Katkısı
Dünya sosyalist akımının gelişmesinde bölgeler ve ülkeler bakımından eşitsiz bir gelişme göze çarpıyor. Rusya, Hindistan, Nepal güçlü komünist parti ve örgütlerin bulunduğu ülkeler, Batı Avrupa’da demokratik sosyalizm görece güçlü ve diğer kıtalara da büyük etkide bulunuyor. Afrika, Latin Amerika ve Asya’da çeşitli ulusal sosyalizm akımları yaygın. Ayrıca uluslararası etki, insanlık açısından iyi örnekler sunan cazibe gücü olarak ve teorik-pratik birikim açısından sosyalizmi inşa eden ülkelerdeki komünist partilerin bugünkü dünya sosyalizminin gelişimine katkısı, muhalefetteki sosyalist ve komünist partilere kıyasla çok daha etkili.
Uzun bir Tarihi Dönem Boyunca Kapitalizm ve Sosyalizmin Yan Yana Yaşayacağı Görülüyor
Bütün bunlar dünyada daha uzun bir tarihi dönem boyunca kapitalizm ve sosyalizmin yan yana yaşayacağını, kapitalizmin kendi varoluşunu ayakta tutmak için ve bu varoluşun temeli olan bilim ve teknoloji dahil kapitalist üretici güçleri geliştirmek için, dünya ekonomisinde önderliğini korumak için ve eski hegemonik konumunu korumak için kapsamlı çabalar içinde bulunacağını ortaya koyuyor.
Bugün dünya sosyalizmi ile kapitalizm arasındaki ilişki birbiri ile bağlantılı üç biçim alıyor, işbirliği ve birbirinden öğrenme; ikincisi rekabet ve sonuncusu mücadele.
Bizim zihinlerimizde çökmüş veya çürümüş olan kapitalizm gerçek yaşamda varoluş direncini sürdürmek için son çöküş anına kadar reformlarda ısrar edecektir, üretim ilişkilerinde ve toplumsal yaşamda üretici güçlerin gelişimine yanıt verme amaçlı dönüşümler ve düzenlemeler içine girecektir, çünkü kar tutkusu ile işleyen kapitalizm kendi sahip olduğu üretici güçleri geliştirmek zorunluluğu ile karşı karşıyadır, fakat üretim ilişkilerinde ve toplumsal yaşamda yaptığı bu reformlar onu kendi içinde büyük değişimlere zorlayacak, onu her geçen gün sosyalizme daha fazla yaklaştıracak ve kendi nihai sönümünü engelleyemeyecektir.
Bugün İçinden Geçtiğimiz Dönem Sosyalist Devrimler ve Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşları Dönemi Değil
Bu görüşün anlamını doğru anlamak gerekir, dünyada bazı kısa dönemlerde ve bazı bölgelerde sosyalist devrimler ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş savaşları dalgası ortaya çıkmıştı, fakat bugün böyle güçlü bir dalga göremiyoruz. Bunun nedeni basitçe sosyalist partilerin bölünmüşlüklerine, zayıflıklarına, eksikliklerine ve yaralarını sarmakta gecikmelerine bağlayamayız, bu durumun nedenlerini kavramak için aynı zamanda gelişmiş kapitalist ülkelerde ve kapitalist yolu izleyen gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen yeni değişimlerin ve dünyadaki çeşitli ülkelerdeki işçi sınıflarında meydana gelen değişimlere bakmalı— bu nesnel olguların ardındaki hakikatleri görmemiz gerekir. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki sosyalist rejimlerin yıkılması sonucunda dünya sosyalist akımı ve komünist partiler ciddi darbeler yedi ve savrulmalar yaşandı. Sadece komünist partiler değil, demokratik sosyalizmi benimseyen sosyal demokrat partiler de bu yeni durumdan ciddi yaralar aldılar ve üçüncü yol adı altında bir sağa kayış yaşadılar.
Lenin şu ifadeyi kullanır, “devrimleri iradi olarak yaratamayız, devrimler belirli tarihsel koşullar içinde oluşur.” Dünyayı sosyalist devrimle değiştirme düşüncesinin bizim için taşıdığı büyük anlam tartışılmaz, fakat bugün dünyada bir sosyalist devrimler dönemi yaşandığını ileri sürmek, gerçeklerden kopma anlamına geliyor. Bir Marksist her şeyden önce çağın trendlerini doğru kavramalı, onlar içinde ilerici ve devrimci nitelik taşıyan trendlerin hangileri olduğunu görerek dönemin devrimci taktiğini bu gerçeklikten yola çıkarak, mevcut ilerici trendleri sosyalist akımın ve insan toplumunun gelişme çıkarlarına doğru kanalize etmeye çalışan bir taktik üretmelidir. Örneğin dünyada bugün oluşum halinde olan birçok kutupluluk trendi var ve bu trend içinde ilerici olan yan ağır basıyor, biz bir yandan bu trend içinde ilerici yanın güçlenmesini teşvik etmeli diğer yandan bu trendin bütününü kendi taktik hedeflerimize —yani insanlığın ortak gelecek topluluğunu inşa hedefine- kazanmalıyız. Bunu başaramadığımız takdirde bu trend içinde olumsuz ve gerici yan öne çıkacak uluslararası siyasi ve ekonomik sistem sosyalist akıma zarar verecek şekilde bir kaos ortamına sürüklenecektir.
Bu görüşün anlamını doğru anlamak gerekir, bu dünyanın birçok bölgesinde sosyalist akımların ve siyasi yelpazenin sol kanadı içindeki bazı ilerici partilerin çeşitli başarılar kazandığını görmezden gelmek anlamına gelmiyor. Örneğin demokratik sosyalizm akımına mensup SYRİZA partisi Yunanistan’da bir dönem büyük başarılar kazandı ve birinci parti oldu, fakat çeşitli siyasi hatalar nedeniyle yıprandı, halkı hayal kırıklığına uğrattı ve iktidarını kaybetti. Buna karşın Nepal ve Venezüella’daki sosyalist ve komünist partiler hala başarılı ve doğru işler yapıyor ve halk desteğini koruyabiliyorlar.
Bu görüşün anlamını doğru anlamak gerekir, bizler sosyalist devrimler dönemi yaşanmıyor diyerek, eli kolu bağlı ve pasif bir biçimde bekleyemeyiz, bir yandan– işçiler ve halk içinde— parti inşasını (ideolojik, siyasi ve örgütsel alanlarda) güçlendirmeli, diğer yandan Türkiye’deki son 55 yıl içinde derin kökler kazanmış olan sekter, grupçu ve ayrılıkçı geleneği aşarak daha geniş ve daha kapsayıcı bir sosyalist partinin oluşması için azami çabaları göstermeliyiz.
Reform ve Değişimin Önünün Tıkandığı Koşullarda Devrimlerden Kaçınılamaz
Görüldüğü gibi bugün dünyamızda devrimler kadar sarsıcı yüzyıldır görülmedik büyük değişimler ve reformlar devam ediyor, başlı başına Rusya’yı gelişmekte olan ülkeleri —çeşitli biçimlerde ve çeşitli derecelerde— destekleme tutumlarına çeken değişim, Çin dahil gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisinde özellikle büyüklük olarak güçlenmeleri başat güç haline gelmeleri ve dünya siyasetinde giderek daha fazla söz sahibi olmaları, sosyalist Çin’in komünist partisi önderliğinde kendi devrimci tarihine ve geleneklerine bağlı kalarak başardığı büyük ekonomik ve teknolojik atılım, ve Batının inişe geçmesi ve Doğu’nun yükselişi tüm bunlar devrim değerinde olan büyük ilerleme ve değişimin somut örnekleridir.
Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu hala kapitalist gelişme yolunu izlemekte olmalarına karşın dünyadaki eski hegemonik düzenin değişmesini emperyalizmin, hegemonyacılığın ve savaşların olmadığı her ülkenin kalkınma hakkına erişimde fırsat eşitliğine sahip olduğu daha adil bir dünya özlemi ile safları sıklaştırıyor.
Biz Türkiye’nin sosyalistleri olarak çağın güncel trendleri ışığında hareket ederek zamanın ruhuna ayak uydurmalı, dalga dalga ilerleyerek ülkedeki sosyalist ve komünist akımları birleştirmeli, sendikal hareketleri ve işçi sınıfı hareketlerini güçlendirmeli ve bu hareketlerin önder politik çekirdeği haline gelmek için daha fazla çaba sarfetmeliyiz, bu yolla ülke siyasetinde ağırlığımızı arttırmalı, daima her sorunda işçi sınıfı ve halkın yanında olmada ısrar etmeli, bağımsız inisiyatifimizi korumalı aynı zamanda halkın yurtsever-demokratik birleşik cephesini inşa etmeli, böylece Türkiye’nin içindeki çeşitli hakim sınıf tabakalarını ve bunların siyasi partilerini Batıcı NATO’cu ulusal teslimiyetçi çizgiden çıkmaya zorlayarak dünyadaki büyük değişim dalgasına ayak uydurmalarını ve Türkiye’nin barışçı kalkınma yoluna girmesini teşvik etmeliyiz.
