Günümüz Batılı Gelişmiş Kapitalist Toplumlarda Ortaya Çıkan Sosyalist Unsurlar Doğru Anlaşılmalı

Kaynak: Akademik Önsaflar Dergisi, Nisan 2021 (İkinci Yarı)

Yazar: Prof. Wang Wenzhang, Marksizm Okulu, Sosyal Gelişim Enstitüsü,  Pekin Üniversitesi

Bu yazı son derece gelişmiş üretici güçler, üretimin artan derecelerde sosyalleşmesi ve işçi sınıfının süregelen mücadelesi gibi yeni koşullar karşısında, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerin, sosyalist ülkelerin gelişme başarılarından yararlanarak mevcut sistem çerçevesi içinde bir dizi öz-düzenleme ve reform yaptığını savunmaktadır.

Bu durum, bugünkü gelişmiş kapitalist ülkelerde bazı sosyalist unsurların ortaya çıkmasına ve birikmesine yol açmıştır. Bu olguların ortaya çıkması, kapitalist toplumun doğasında temel bir değişim anlamına gelmese dahi sosyalizmin kaçınılmaz zaferine olan güvenimizi güçlendirmemize, bu zaferin zorlu ve dolambaçlı uzun bir süreç olacağını kavramamıza ve sosyalist ülkelerin kapitalist dünya ile ilişkilerini doğru değerlendirip düzgün bir şekilde yürütmelerine yardımcı olacaktır.

Bir dizi reform ve politika düzenlemesi yoluyla, bugünkü gelişmiş kapitalist Batı toplumları sosyalist unsurların ortaya çıkışına ve birikimine tanıklık etmiş ve etmeye devam ediyor. Bu durum, Marx ve Engels’in kapitalist toplumlar içinde yeni sosyalist unsurların ortaya çıkabileceği yönündeki değerlendirmesiyle örtüşmektedir.

Bu aynı zamanda Kapitalist ülkelerdeki yüksek düzeyde gelişmiş üretici güçlerin, kapitalizmin sürekli kendi kendini düzenlemesinin, işçi sınıfının devam eden mücadelelerinin ve sosyalist ülkelerin başarılarını sürekli izleyip kendilerine uyarlamalarının bir sonucudur. Sosyalizm ve kapitalizmin bir arada yaşadığı ve rekabet ettiği günümüz dünyasında, bugünkü gelişmiş Batı toplumlarındaki gelişme ve değişimlerin kapsamlı ve derinlemesine anlaşılması, Çin’in sosyalist modernleşmesini ilerletmek için büyük önem taşımaktadır. Bu sosyalist olguların  ortaya çıkması kapitalist toplumun doğasında temelden bir değişim anlamına gelmese de, bu olgular sosyalizmin kaçınılmaz zaferine olan güvenimizi pekiştirmemize, bu zaferin zorlu ve dolambaçlı uzun bir süreç olacağını anlamamıza ve Çin’in kapitalist dünya ile olan ilişkisini doğru anlayıp düzgün yönetmemize yardımcı olacaktır.

Bugünkü Kapitalist gelişmiş ülkelerde sosyalist unsurların oluşumu ve sosyalist unsurların birikiminin karmaşık niteliğini nasıl anlamalıyız? 

Bugünkü gelişmiş kapitalist ülkelerde sosyalist unsurların birikmesi, kapitalist toplumun özel mülkiyet yapısını, siyasi sistemini ve temel çelişkilerini kökten değiştirmemiştir ve değiştiremez. Sosyal refah sistemlerini kurmaya yönelik önlemler, zengin ve fakir arasındaki uçurumu bir ölçüde daraltmış ve kapitalist toplumdaki iç çelişkileri hafifletmiş olsa da, eşitsiz bölüşümü ve toplumsal kutuplaşmayı tamamen ortadan kaldıramaz; sermaye ile ücretli emek arasındaki sömürü ilişkisini de değiştiremez.

Bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde çeşitli sosyalist unsurların gelişmesi ve birikmesi olgusu, dünya çapında sosyalizmin kaçınılmaz zaferine olan güvenimizi güçlendirmeye yardımcı olmaktadır. Toplumsal üretici güçlerin sürekli gelişimi, kapitalist toplumların daha fazla sosyalist unsur biriktirmesine olanak tanıyarak sosyalist toplumun kapsamlı bir şekilde gerçekleşmesi için daha fazla nesnel koşul yaratmakta ve nihayetinde mevcut kapitalist toplumları tedrici olarak sosyalist toplumlara dönüştürmektedir.

Bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde çeşitli sosyalist unsurların ortaya çıkması ve birikmesi, bu ülkelerle ilişkilerimizi düzgün bir şekilde yürütmemizi gerektirir. Bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerin kapitalist gelişimi karşısında düşmanca veya çatışmacı bir tavır takınmamalıyız. Bunun yerine, dışa açılımımızı sürekli genişleterek gelişmiş Kapitalist ülkelerle ekonomik, siyasi, bilimsel ve kültürel alanlarda değişim ve iş birliğini güçlendirmeli, kapitalist medeniyetin çeşitli başarılarından tam olarak öğrenip yararlanmalı ve yeni dönemde Çin’in sosyalist modernleşmesini teşvik etmek için onların ileri bilim, teknoloji ve yönetim deneyimlerini güçlü bir şekilde özümseyip sunmalıyız.

Bölüm 1.  Kapitalist gelişmiş ülkelerin iç yapısı.

Sosyalist unsurların nesnel varlığı.

Küreselleşmenin ve burjuva modernleşmenin gelişmesiyle birlikte, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkeler gelişim süreçlerinde gerekli reform ve öz-düzenlemelerden geçmişlerdir. Sosyalist unsurlar hem üretim ilişkilerinde hem de üst yapıda artmaktadır. Mülkiyet yapılarının çeşitlenmesi, toplumsal üretimin planlı düzenlenmesi ve ekonomi ve üretimin makro kontrolü, yüksek oranda artan oranlı vergilerin ve refah sistemlerinin yaygın uygulanması, işyerlerinde işçi-sermaye ortak karar mekanizmalarının hayata geçirilmesi ve üç büyük farkın (sosyal, ekonomik ve kültürel) daraltılması; bunların tümü kapitalist toplumlar içinde ortaya çıkan belirli sosyalist değer yönelimlerine sahip olan yeni toplumsal faktörler olarak görülebilir.

İdeolojik farklılıklar nedeniyle bu faktörleri kasten görmezden gelemeyiz; aksine, bunların nesnel varlığını ve spesifik yansımalarını kabul etmeliyiz. Birinci olarak, mülkiyet açısından, devlet mülkiyeti, anonim şirket ekonomisi ve kooperatif ekonomisi gibi çeşitli mülkiyet ekonomisi biçimleri ortaya çıkmıştır. Bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde devlete ait işletmelerin kurulması ve geliştirilmesi iki amaca hizmet eder: birincisi, kapitalizmin içsel çelişkilerini hafifletmek; ikincisi ise makroekonomik kontrol politikalarını daha iyi uygulamak için devlet mülkiyetindeki ekonomi aracılığıyla ekonomide hakimiyeti elde tutmaktır.

Bu devlet sektör ekonomileri doğaları gereği sosyalist olmasalar da birçok sosyalist unsur barındırırlar. Aynı zamanda, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde yaygın olan anonim şirket hissedarlık sistemi; hisselerin yüksek oranda dağılmış olması, kurumsallaşmış kontrol ve yönetim haklarının sermayenin mülkiyetinden ayrılması gibi önemli özellikler sergilemektedir. Bu sistem, kamuya açık anonim şirketlerin belirli derecede kamu mülkiyeti niteliklerine sahip olmasını ifade eder ve Marx’ın “toplumsal mülkiyet” olarak adlandırdığı yeni toplumsal unsurları taşımaktadır.

Kooperatif tarzı ekonomik örgütler

Dahası, Marx’ın “eski formlar içindeki birinci gedik” olarak büyük övgüyle bahsettiği kooperatif örgütleri; bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde üretim, dolaşım, bölüşüm ve tüketimin çeşitli alanlarında, ayrıca sanayi, tarım, inşaat, ticaret, hizmet ve ulaşım gibi çeşitli ekonomik sektörlerde ve sosyal girişimlerde yaygın olarak bulunmakta ve ulusal ekonomilerinin vazgeçilmez ve önemli bir bileşeni haline gelmektedir. Kooperatiflere katılanların sayısı ve kooperatiflerin ekonomik çıktı değerleri kayda değer düzeydedir. Örneğin, kooperatiflere katılan nüfusun oranı Fransa’da %50, Japonya’da %17, İtalya’da %8,1 ve Almanya’da %25’tir; kooperatiflerin ekonomik çıktısının milli gelir içindeki payı Danimarka’da %24, Fransa ve Hollanda’da ise %10’dur.

Kooperatif türleri de çeşitlidir; bizzat işçiler tarafından finanse edilen ve yönetilen kooperatif işletmeler veya çalışanların sahibi olduğu şirketler, çiftçiler tarafından organize edilen çeşitli kooperatifler ve şehirli ile köylü sakinler tarafından organize edilen tüketim kooperatifleri, bunların hepsi açık sosyalist unsurlar sergilemektedir.

İkinci olarak, toplumsal üretimde belirli makro kontrol önlemlerinin uygulanması zorunlu hale geldi. Toplumsal üretimdeki anarşi ve döngüsel dalgalanmalar ve sık tekrarlanan irili ufaklı krizler, bir zamanlar kapitalist ekonomik gelişimin temel özellikleriydi ve çeşitli ekonomik ve sosyal felaketleri tetikliyordu.

Ancak, üretimin artan derecelerde sosyalleşmesi, üretici güçlerin hızlı gelişimi ve yeni teknolojik devrimler karşısında gelişmiş kapitalist ülkeler, kendi iç ekonomik sektörlerini ve bölgesel yapılarını düzen çerçevesi içinde reforme etmiş ve düzenlemişlerdir. Üretimi ve pazarları aktif ve kapsamlı bir şekilde düzenlemek için genellikle mali, parasal, gelir, sanayi, millileştirme ve yönlendirici planlar gibi proaktif ve etkili ekonomik önlemleri benimsemişlerdir. Uluslararası alanda ise uluslar arasındaki iş bölümünü, fiyatları, gümrük vergilerini ve döviz kurlarını proaktif ve kapsamlı bir şekilde koordine etmişlerdir.

Bu durum pazar ekonomisinin kendiliğindenliğini, körlüğünü, spekülasyonunu ve yıkıcılığını tedrici olarak reforma tabi tutmuş , planlı, düzenli ve kontrol edilebilir ekonomik operasyonlar sağlayarak üretimdeki anarşi ve ekonomik kriz olasılığını azaltmıştır. Bu nedenle, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerdeki kapitalizm, bir anlamda tedrici olarak makro kontrollü kapitalizm haline gelmiştir. Hatta bazı ülkeler özel ekonomik kontrol departmanları kurmuş ve orta ve uzun vadeli kalkınma planları hazırlamıştır.

Toplumsal üretimin makro kontrolü veya planlanması, sosyalist toplumların önemli bir özelliğidir. Gelişmiş Kapitalist ülkelerin ekonomilerinde makro kontrol ve kalkınma planlamasının uygulanması, içlerinde sosyalist unsurların gelişmesi ve birikmesi için alan yaratmıştır.

Üçüncü olarak, gelir bölüşümünde adalet ve sosyal refahın evrensel hale gelmesi. Bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkeler, gelir bölüşümüne müdahale etmek ve düzenlemek için ekonomik, yasal ve idari önlemler dahil olmak üzere çeşitli araçlar kullanmaktadır.

Birincil bölüşümde işverenler, ulusal asgari ücret sistemine bağlı kalarak işçi ücretlerini sendikalarla müzakere etmek zorundadır. İkincil bölüşümde hükümet, yüksek artan oranlı gelir vergileri ve veraset vergileri kullanarak yüksek gelirli kişilerin gelirlerinin bir kısmını sosyal refah sistemlerine aktarmakta, toplumsal adalet ve hakkaniyeti teşvik etmektedir. Bazı akademisyenler, hükümete gelir vergisi toplamak ve sosyal refah sağlamak gibi giderek artan ekonomik işlevler verildiğini savunmaktadır.

Bu yeni sistemi “refah devleti” olarak adlandırıyorlar; burada pazar günlük ekonomik faaliyetleri düzenlerken, hükümet sosyal düzeni yönetmekte, emekli maaşları ve sağlık hizmetleri sağlamakta ve diğer şeylerin yanı sıra bir sosyal güvenlik ağı kurmaktadır. Örneğin Almanya’da 2005 yılında artan oranlı kişisel gelir vergisi oranı %19 ile %42 arasında, veraset vergisi oranı ise %3 ile %70 arasında değişiyordu. Yüksek kişisel gelir vergisi muafiyet sınırı, daha fazla düşük gelirli kişinin vergiden kaçınmasına ve kişisel gelirini artırmasına olanak tanıyarak sıradan işçilerin çıkarlarını korumaktadır.

Bu arada, kişisel gelir vergisi, veraset vergisi ve hibe-bağış vergisi için uygulanan nispeten yüksek artan oranlı vergi oranları, “zenginden alıp fakire verme” ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu daraltma hedefine ulaşabilmektedir. Vergiler kullanılarak inşa edilen sosyal refah sistemleri; emekliler için maaşlar, işsizler için işsizlik sigortası, çalışma yeteneğini kaybetmiş olanlar için asgari geçim ödenekleri ve yardımlar, okul çağındaki nüfus için eğitim fırsatları, aşırı yoksullar için barınma ve nüfusun çoğunluğu için sağlık sigortası gibi diğer sosyal güvenlik önlemlerini içermektedir.

Bu nedenle, refah harcamaları genellikle bugünkü gelişmiş Kapitalist ülke hükümetlerinin yıllık mali harcamalarındaki en büyük kalemdir ve mali gelirin %50’sinden fazlasını oluşturmaktadır. Gelişmiş Kapitalist ülkelerin gelir politikaları ve sosyal refah sistemleri, bölüşüm ilişkilerinin kapitalist doğasını kökten değiştirmemiş olsa da, sosyalizmin temel hedeflerinden bazılarına kısmen ulaşmış, çalışan insanların yaşam kalitesini artırmış, işçi ile köylü, kent ile kır ve zihinsel emek ile kol emeği arasındaki uçurumu daraltmış ve sosyalizmin değer yönelimini sergilemektedirler.

Dördüncüsü, büyük şirketlerin yönetiminde ve ülkelerin siyasi sistemlerinde demokratikleşme.

İşçiler ile yönetim çatışmalarını hafifletmek ve iş ilişkilerini düzenlemek için bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkeler, özellikle işçiler ve yönetim arasında diyalog ve iş birliği mekanizmaları kurarak bir dizi reform önlemi benimsemişlerdir. Bu reformlar toplu pazarlık ve toplu iş sözleşmelerinin yanı sıra bir ortak karar sistemine yol açmıştır. İşçiler işletmelerin demokratik yönetimine katılarak önemli konularda işverenler ve yöneticilerle birlikte karar vermektedir.

Örneğin, Batı Avrupa ülkelerinde uygulanan ortak karar sistemi, şirketlerin yönetim kurullarına yönetime katılmaları için belirli sayıda işçi dahil etmelerini gerektirmektedir; şirketlerin işçileri keyfi olarak işten çıkarmaları yasaktır ve işten çıkarma gerektiğinde sendikalara danışılmalı ve tazminat sağlamalıdırlar. Bu politikalar bir ölçüde işçi ve yönetim arasındaki uzlaşmaz antagonizmayı azaltmış, işçilerin durumunu iyileştirmiş ve haklarını korumuştur. Bu arada, halkın demokratik haklarını genişletme yönündeki güçlü baskısı altında gelişmiş Kapitalist ülke hükümetleri, genel oy sistemlerini reforme edip iyileştirmiş; ifade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü dahil olmak üzere sivil hakları genişletmiş; ve hukuk sistemlerini geliştirerek devlet gücünün işleyişini, denge ve denetimini yasal bir çerçeveye oturtmuşlardır.

Demokratik sistemlerin sürekli iyileştirilmesi, sosyalist hedef unsurlarını barındıran siyasi partilerin meşru varlığına ve daha fazla gelişmesine yardımcı olmaktadır. Dünyada şu anda yaklaşık 120 komünist veya Marksist tarzda siyasi parti ve 200’ün üzerinde sosyalist parti bulunmaktadır ve bunların çoğu gelişmiş Kapitalist ülkelerdedir. Bu siyasi partilerin hükümete girmesi veya doğrudan iktidara gelmesi de sosyalist unsurların oluşumunu ve sosyalist unsurların birikimini yansıtmakta ve teşvik etmektedir.

Bölüm 2.  Kapitalist ülkelerde Sosyalist Unsurların Filizleri Oluşmakta ve Gelişmekte

Kapitalist toplum içinde ortaya çıkan bu yeni gelişmeler Marx ve Engels’in fikirleriyle örtüşmektedir. Oysa, Marx ve Engels’in ölümlerini takip eden dönemde bazı Marksist ve Leninist teorisyenler, sömürücü sistemlerin dönüşümüyle ilgili ve tarihsel geçişle ilgili görüşlerinde yeni bir toplumsal sistemin unsurlarının köleci toplumda ve feodal toplumda eski sistem içinde kendiliğinden doğmasına ve birikmesine olanak vermesine rağmen  sosyalist unsurların kapitalist toplum içinde doğup birikemeyeceğini savunmuşlardı.

Bu görüşün nedeni, sosyalizmin insanlık tarihindeki özel mülkiyeti ortadan kaldıran ilk bütünüyle yeni olan bir kamu mülkiyeti sistemi olması sebebiyle, çeşitli unsurlarının ancak bir proleter devrimin zaferinin ardından kurulan proleter devletin tüm özel mülkiyeti ortadan kaldırmasından sonra oluşabileceği görüşüydü.

Örneğin Lenin, “sosyalist bir devrim ile bir burjuva devrimi arasındaki farkın, bir burjuva devriminde halihazırda hazır kapitalist ilişkiler formlarının bulunması, oysa bir Sovyet rejiminde, yani bir proleter rejimde bu tür hazır sosyalist üretim ilişkilerin bulunmaması” olduğunu savunuyordu.

Elbette Lenin’in sosyalist unsurların kapitalist toplumlar içinde tasarlanamayacağı fikri, esas olarak Rusya’nın o dönemdeki az gelişmiş ekonomik ve kültürel koşulları ile bağlantılı idi. Lenin, diğer kapitalist toplumlar içinde sosyalist unsurların filizlenebileceğini ve birikebileceğini inkar etmemişti. Hatta Lenin, Alman devlet kapitalizminin form olarak sosyalizmle pek çok benzerliği olduğuna inanıyordu çünkü “orada ‘en son başarılara’ ulaşmış modern büyük ölçekli kapitalist teknoloji ve Junker+burjuva emperyalizmine tabi planlı bir ekonomik örgütlenme ve faaliyet vardır” ifadesini kullanmıştı.

Lenin’in Rus kapitalizminin sosyalist unsurlar üretemeyeceği fikri Stalin ve Mao Zedong tarafından devralındı ve daha da teorize edilip sistemli ve ideolojik bir görüş hale getirilerek bir dönem Sovyetler Birliği ve Çin’deki Marksist teorik çevreler tarafından yaygın olarak kabul edilen hatalı bir Marksist görüş olarak yerleşti.

Stalin, 1951 tarihli SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları adlı kitabında Sovyet rejiminin özel rolünü tartışırken, “Sovyet rejiminin önceki devrimlerin yaptığı gibi bir sömürü biçimini diğeriyle değiştiremeyeceğini, tüm sömürüyü ortadan kaldırması gerektiğini” belirtmiş ve “ülkede hazır sosyalist ekonomik filizler bulunmadığından, Sovyet rejiminin sözde ‘boş toprak’ üzerinde yeni sosyalist ekonomik formlar yaratması gerektiğini” söylemişti.

Mao Zedung Aralık 1959’dan 1960’a kadar Sovyet ders kitabı Ekonomi Politik’i (Cilt 2) okuduğunda, Lenin de sosyalist devlet mülkiyetindeki ve kooperatif ekonomilerinin özel mülkiyete dayalı bir kapitalist toplum içinde ortaya çıkıp büyümesinin mümkün olmadığını belirtmişti.

 Lenin, “revizyonistler kapitalist toplumda kentsel kamu hizmetlerinin sosyalist unsurlar olduğunu ve kapitalizmin barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşebileceğini söylüyorlar; bu Marksizmin ciddi bir çarpıtılmasıdır” görüşündeydi.

Aslında Stalin ve Mao Zedong tarafından ifade edilen bu görüşler Marx ve Engels’in orijinal fikirlerine uymuyordu çünkü onlar sosyalist unsurların kapitalist toplum içinde kendiliğinden doğup ortaya çıkabileceğini defalarca ve açıkça belirtmişlerdi.

Daha 1848’de Komünist Manifesto’yu yayımladıklarında Marx ve Engels, eski toplum içinde yeni toplumsal unsurların ortaya çıkabileceğine işaret etmişlerdi. “İnsanlar tüm toplumu devrimcileştiren fikirlerden bahsettiklerinde, sadece eski toplum içinde yeni toplumsal unsurların halihazırda oluştuğu gerçeğini ifade etmektedirler.”

Onlar bu görüşe dayanarak, “kapitalist toplumun ekonomik yapısının feodal toplumun ekonomik yapısından doğduğuna… İkincisinin dağılmasının birincisinin unsurlarını serbest bıraktığına” işaret ettiler. Analoji yoluyla, kapitalist toplumun gelişiminin de benzer bir hareketi içerdiğini, yani sosyalist toplumun maddi koşullarının ve ekonomik ilişkilerinin kapitalist ana rahminde oluşabileceğini kabul ettiler. Marx, 1877’de Rusya Narodnik Dergisi (Chronicle of the Fatherland) editörlerine yazdığı mektupta, kapitalist üretimin gelişim sürecinde kaçınılmaz tarihsel eğilimin ( kapitalizmi) kendisini yadsımak olduğuna işaret etmişti.

Klasik Marksist yazarların kapitalizmin kendi kendini aşma sürecinde “yeni bir toplumun unsurlarını” ve “yeni bir ekonomik sistemin unsurlarını” açığa çıkardığına, yani sosyalist unsurların kapitalist toplum içinde kendiliğinden oluşup biriktiğine işaret ettikleri açıktır. Hatta Lenin bile sosyalizme geçiş yapan bir ekonomik formun kapitalizm içinde oluşabileceğine inanıyor, tekelci devlet kapitalizminin sosyalizmin en eksiksiz maddi hazırlığı ve öncüsü olduğunu belirtiyordu.

Diyalektik materyalizm, her şeyin gelişiminin niceliksel değişimin niteliksel değişime yol açması yasasını takip ettiğini savunur; niceliksel değişim belli bir dereceye kadar biriktikten sonra nitel bir sıçrama meydana gelir. Bu nedenle yeni şeylerin ortaya çıkışı kaynaksız veya temelsiz olamaz; yeni şeyler eski olanın içinde oluşmalı ve birikmelidir. Doğadaki türlerin evrimi gibi, hiçbir toplumsal form sadece kendi toplumunun temel özelliklerine sahip değildir. Bir öncekinin kalıntılarını ve bir sonraki toplumun doğmakta olan yönlerini kaçınılmaz olarak barındırır.

Örneğin, kapitalist toplum hem feodal toplumun kalıntılarını hem de doğmakta olan sosyalist unsurları içerir. Gerçekte, kapitalist toplumun gelişimi, sosyalist unsurların sürekli artması sürecidir, sosyalizme geçiş için bir maddi birikim sürecidir. Sosyalist siyasi, ekonomik ve kültürel faktörler belli bir ölçüde biriktiğinde, kapitalist toplum sosyalist topluma doğru niteliksel bir değişim geçirecektir. Bu nedenle Marx, komünist (sosyalist) toplumun “kapitalist toplumdan henüz çıktığı ve çıktığı eski toplumun izlerini hala taşıyacağına” işaret etmiştir.

Bölüm 3 Gelişmiş Kapitalist Ülkelerin Gelişiminde Dikkat Çeken Gerçekler

Bugünkü gelişmiş Batı toplumlarında sosyalist unsurların ortaya çıkışı ve birikmesi, nesnel olarak konuşursak burjuvazinin kendiliğinden bir hayırseverlik veya şefkat eylemi değildir; aksine burjuvazinin ve hükümetlerinin, çağdaş ve yeni kapitalist üretici güçlerin gelişimine ve sosyalleşmiş büyük ölçekli üretim durumundaki değişikliklere yanıt olarak kapitalist toplumdaki başlıca iç çelişkileri hafifletmek amacıyla yaptığı düzen içi politika düzenlemelerinin pasif bir sonucudur.

Bu aynı zamanda işçi sınıfının ve çalışan kitlelerin kendi haklarını korumak için verdiği kararlı mücadelenin ve burjuvaziyi taviz vermeye zorlamasının bir sonucudur; Sosyal Demokrat Parti gibi sosyalist unsurları barındıran partilerin hükümete girmesi veya iktidara gelmesinin ardından benimsedikleri sosyalist unsurlar içeren reform önlemlerinin bir sonucudur; ve burjuvazinin kendi yönetimini sürdürmek amacıyla sosyalist ülkelerin kalkınma deneyimlerinden öğrenmesinin ve yararlanmasının da bir sonucudur.

Birinci olarak, kapitalist toplumda sosyalist unsurların miktarı genellikle kapitalist üretici güçlerin seviyesiyle pozitif korelasyon orantısı gösterir. Tarihsel materyalizm, üretici güçlerin insanlığın toplumsal ilerlemesini sağlayan en aktif ve devrimci unsur olduğunu savunur. Teorik olarak sosyalist toplum, yüksek düzeyde gelişmiş üretici güçler ve yüksek düzeyde sosyalleşmiş büyük ölçekli bir üretim temeli üzerine inşa edilmelidir. Kapitalizm ne kadar gelişirse kendi rahminde o kadar çok sosyalist unsur ortaya çıkacaktır çünkü üretici güçlerin gelişimi üretimde sosyalleşme derecesini yükseltecek ve topluma bağımlılığı artıracaktır.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerin toplumsal üretici güçleri hızlı bir gelişim yaşadı. Bunun temel nedenleri şunlardı: Bilgi teknolojisi devrimiyle temsil edilen Üçüncü Teknoloji Devrimi toplumsal üretici güçleri büyük ölçüde özgürleştirmiş; gelişmiş Kapitalist ülkeler ekonomik küreselleşmeyi kendi üretici güçlerinin gelişimine daha elverişli bir yöne kanalize etmişlerdir ve gelişmiş Kapitalist ülkeler akıl dışı uluslararası iş bölümünü ve adaletsiz uluslararası siyasi ve ekonomik düzeni tam olarak kullanmış; muazzam aşırı karlar elde etmişlerdir.

Üretici güçlerin bu hızlı gelişimi ve emek-üretim verimliliğindeki önemli artış, gelişmiş Kapitalist ülkelerin sosyalist unsurlar barındıran sosyal refah sistemleri inşa etmelerine, orta sınıfı genişletmelerine ve toplumsal eşitsizliği iyileştirmelerine olanak tanımış ve kapitalist toplumlardaki sosyalist unsurları artırmıştır.

İkinci olarak, üretici güçlerdeki hızlı değişimler gelişmiş Kapitalist ülkeleri kendilerini—düzen çerçevesi içinde– sürekli düzenlemeye zorlamıştır. Bu çelişkileri hafifletmek için burjuvazi ve hükümetleri, kapitalist özel mülkiyetin izin verdiği sınırlar dahilinde üretim ilişkilerinin biçimlerini ve sistemlerini düzenlemek zorunda kalmışlardır.

Aslında, bugünkü gelişmiş Batı toplumlarında uygulanan iş kanunları ve asgari ücret yasaları, üst yapıda siyasi sistemlerin ve hukukun üstünlüğünün etkin entegrasyonu ve ekonomide uygulanan hükümet müdahalesi; burjuvazinin kendi iktidarını sürdürmek için yaptığı kendi kendine düzenlemelerdir. Belirli sosyalist unsurlar içeren bu düzenleme önlemlerinin getirilmesi, Sosyal Demokrat Parti gibi partilerin iktidara gelmesinden sonra uyguladıkları reformist politikalarla ve hükümetlerin sosyalist ülkelerin kalkınma başarılarını özümsemesiyle de ilgilidir.

Günümüz sosyalizmi, kapitalizmin hayatta ayakta kalması ve gelişmesi için güçlü bir meydan okuma oluştururken, aynı zamanda kapitalizmin dezavantajlarının üstesinden gelinmesi için bazı yöntemler de sağlamıştır. Kapitalist ülkeler bu sosyalist uygulamalardan öğrenerek içsel toplumsal çelişkilerini hafifletmişlerdir.

Üçüncüsü, işçi sınıfının ekonomik ve siyasi çıkarları için verdiği sürekli mücadele, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerdeki reformları tetiklemiştir. İşçi sınıfı, grevler veya kendi siyasi partileri aracılığıyla burjuvaziyi bazı siyasi veya ekonomik tavizler vermeye zorlamaktadır.

Özellikle sendikalar, işçi sınıfının kitlesel örgütleri olarak sosyal refahın uygulanması gibi pek çok gerçekçi ve rasyonel talepler dile getirerek mevcut kapitalist sistemin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. İşçi sınıfının uzun süreli mücadelesinin getirdiği çeşitli toplumsal ilerlemeler, sosyal demokrat partiler tarafından teşvik edilen ilerici reformlarla birlikte —ekonomik alanda makroekonomik düzenleme, kapsamlı sosyal refah sistemleri ve işçilerin işletme yönetimine dahil edilmesi dahil— gelişmiş Kapitalist ülkelerin toplumlarında sosyalist unsurların birikmesine katkıda bulunmuştur.

Bölüm Dört: Kapitalist gelişmiş ülkelerdeki sosyalist unsurların çok yönlü ve karmaşık doğası.

 Birinci olarak, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde sosyalist unsurların birikmesi, kapitalist toplumun özel doğasını, siyasi sistemini ve temel çelişkilerini kökten değiştirmemiştir ve değiştiremez. Görünüşte çalışanların şirket hisse senedi sahipliği, üretim araçlarının mülkiyetini yaymaktadır ancak gerçekte bu, çalışan işçi hissedarların çoğunluğunun kapitalistler haline geldiği anlamına gelmez. Anonim şirketin karar verme yetkisi büyük kapitalistlerin elinde sıkıca kalmaya devam etmektedir.

İşçilerin işletme yönetimine katılımı, işçi sınıfının işletmelerdeki sömürülen çalışanlar statüsünü değiştirmemiştir ve değiştiremez; ne de emek ile sermaye arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi kökten değiştirebilir. Sosyal refah sistemlerinin kurulması bir ölçüde zengin ile fakir arasındaki uçurumu daraltmış olsa da, bu durum eşitsiz bölüşümü tamamen ortadan kaldıramaz; sermaye ile ücretli emek arasındaki sömürü ilişkisini de değiştiremez. Makroekonomik kontrol önlemleri ekonomik krizleri azaltmada olumlu bir rol oynasa da, nihayetinde kapitalist toplumun temel çelişkilerini çözemez.

Bazı sosyalist ülkelerin uygulamalarının kapitalist ülkeler tarafından benimsenmesi, kapitalizmin kapitalist üretim ilişkilerini düzenlemek için bazı sosyalist değerleri kabul ettiğini gösterse de, bu sadece kapitalist sistemin hayatta kalmasını sürdürmek için bir araçtır.

İkinci olarak, bugünkü Kapitalist gelişmiş ülkelerde çeşitli sosyalist faktörlerin gelişmesi olgusu, sosyalizmin dünya çapında kaçınılmaz olarak galip geleceğine olan güvenimizi güçlendirmemize yardımcı olur. Toplumsal üretici güçlerin sürekli gelişimi, mevcut kapitalist toplumun tedrici olarak sosyalist topluma dönüşmesine yol açmaktadır.

Bu tarihsel trendi görmek, sosyalizmin nihayetinde kapitalizme galip geleceğine dair sağlam bir güven oluşturmamıza yardımcı olur. Elbette, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde sosyalist unsurların birikmesi tedrici ve evrimci bir süreçtir; yani ancak sosyalist unsurlar önemli bir dereceye kadar biriktiğinde sosyalizme doğru niteliksel bir değişim gerçekleşecektir. Bu durum, sosyalizme giden yolun dolambaçlı ve uzun bir süreç olacağı anlamına gelir. Bu nedenle, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerin finansal, ekonomik ve sosyal bir dizi sistemik krizle karşı karşıya olduklarını kabul etmeliyiz.

Diğer yandan, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde çeşitli sosyalist faktörlerin birikmesinin nispeten gevşemiş olan bir emek-sermaye çelişkisine yol açtığını da kabul etmeliyiz. Kapitalizm güçlü bir hayatta ayakta kalma kapasitesini korumaktadır ve yeni sosyalist üretim ilişkilerinin kurulması hala zaman gerektirmektedir. Marx bir keresinde şöyle demişti: Hiçbir toplumsal düzen, içinde barındırmaya devam ettiği tüm (kapitalist mülkiyet altındaki) üretici güçler gelişmeden önce yok olmaz ve yeni, daha üstün üretim ilişkileri, varoluşlarının maddi koşulları eski toplum çerçevesinde olgunlaşmadan önce asla eski üretim ilişkilerinin yerini almaz.

Bu nedenle sosyalist faktörlerin oluşumunun bizzat yeni sosyalist toplumun kendisine eşdeğer olmadığını da kabul etmeliyiz. Sosyalizmi gerçekleştirme yolculuğu proletaryanın uzun ve zorlu bir mücadeleye girişmesini gerektiriyor.

Üçüncüsü, bugünkü gelişmiş Kapitalist ülkelerde çeşitli sosyalist unsurların ortaya çıkması ve birikmesi, sosyalist ülkelerin bu kapitalist ülkelerle ilişkilerini düzgün bir şekilde yönetmesini gerektiriyor. Sosyalist ve kapitalist sistemler arasındaki ilişki mutlak bir karşıtlık değil, aksine hem birbirini dışlama hem de karşılıklı bağımlılık ilişkisidir. Öngörülebilir bir gelecek boyunca sosyalist ve kapitalist sistemler bir arada yaşamaya devam edecek ve sosyalizmin gelişimi kapitalizmin gelişiminden etkilenecektir. Bu durum, çoğu sosyalist ülkenin şu anda toplumsal üretici güçlerin seviyesi bakımından onlardan geride olduğu düşünüldüğünde gerçekçidir.

Çin’de bile, üretici güçlerin seviyesi hala gelişmiş Kapitalist ülkelerin gerisindedir ve sosyalist pazar ekonomisi sistemi mükemmel olmaktan uzaktır. Bu nedenle, bugünkü Kapitalist gelişmiş ülkelerin kapitalist gelişimi karşısında rasyonel bir tutum ve açık bir tavır sürdürmeliyiz. Kalkınma gerçeklerini göz önünde bulundurmadan soyut bir şekilde “kapitalist mi yoksa sosyalist mi” sorusunu tartışmamalı; bunun yerine gelişmiş Kapitalist ülkelerle ekonomik, siyasi, bilimsel ve kültürel alanlarda iş birliğini güçlendirmeliyiz. Kapitalist medeniyetin çeşitli başarılarından yararlanmalı ve Çin’in sosyalist modernleşmesini teşvik etmeliyiz. Lenin’in dediği gibi, “Sosyalizm, kapitalizmin mirasından yararlanmadan kurulamaz.”

Sonuç olarak, yüksek düzeyde gelişmiş üretici güçler, üretimin artan ölçüde sosyalleşmesi ve işçi sınıfının devam eden mücadeleleri gibi yeni koşullarla karşı karşıya kalan bugünkü gelişmiş Batı ülkeleri, sosyalist ülkelerin kalkınma başarılarından yararlanarak bir dizi düzenleme ve reform yapmışlardır. Bu da bazı kapitalist ülkelerde sosyalist unsurların ortaya çıkmasına ve birikmesine yol açmıştır. Bu gerçekler, Marx ve Engels’in sosyalist unsurların kapitalist toplumun bağrında gelişebildiği yönündeki görüşüyle ​​tutarlıdır ve sosyalizmin kaçınılmaz zaferine olan güvenimizi güçlendirmeye de katkıda bulunmaktadır.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir