Lukacs’ın Marksist Teorisinin Anlamı ve Bugünkü Çin İçin Önemi: Lukacs ve Bütünsellik Tutkusu (Totality)

George Lukacs’ın Bütünsellik Teorisinin Pratik Anlamını Yeniden Bilince Çıkarmak

Yazar:  Prof. Chen Xueming, Şangay Fudan Üniversitesi

Geride bıraktığımız yüzyılın 1920’lerinde, Batıdaki Komünist partileri “Ekim Devrimi” örneğini izleyerek, bazı Orta ve Batı Avrupa ülkelerinde de proleter devrimlere öncülük ettiler. Ama bu devrimler yenilgiye uğradı ve bu ülkelerdeki devrimci dalga en düşük seviyeye indi. Kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkan Lukacs, bu yenilgilerin nedenlerini araştırmaya çalışıyordu. Lukacs, yenilginin nedenlerini proletarya ideolojisinin krizine bağlıyordu. Bu krizin esas anlamı, proletarya ve onun partisinin bütünsellik bilincini yitirmesiydi.

Diğer deyişle proletarya ve onun partisi sorunları bütünlüklü ve kapsamlı olarak araştırıp çözümleyememişlerdi. Böylece, Lukacs, bütünsellik kavramını derinleştirerek devrimi yeniden canlandırmamız gerektiğini vurguluyordu. Lukacs’ın bütünsellik teorisi, her zaman “Batı Marksizminin” temel teorik dayanaklarından biri olarak görülmesine karşın hiçbir zaman üzerinde yeterince tam bir derinlikli çalışma ve açılım yapılamadı. Zaman ilerledikçe bu teorinin pratik önemi, bizler için giderek çok daha açık hale gelmiştir.

 Lukacs’ın fikirleri, özellikle bugün Çin halkı için önemli bir esin kaynağıdır

Bölüm I.

Lukacs ve Korsch bütünselliği (totalite) Marksist yöntemin asıl özü olarak düşünmüşlerdi

Lukacs, açık bir ifade ile şöyle yazıyordu -tarihsel gelişmenin açıklanmasında- “ Marksizm ve burjuva düşüncesi arasındaki belirleyici fark ekonomik öğelerin önceliği görüşü değildir. Asıl fark bütünselliğe ilişkin bakış açısıdır. Bütünsellik kategorisi, yani bütünün, parçalar üzerinde parçanın her yönüne nüfuz eden üstünlüğü, bu kategori Marx’ın Hegel’den devraldığı ve parlak bir biçimde tamamıyla yeni bir bilimin kuruluşuna dönüştürdüğü yöntemin özüdür.”[1][1]

Korsch da buna benzer şeyler söylüyordu: “Feuerbach’ın soyut-bilimsel materyalizmi ve tüm diğer soyut materyalizmler ile karşıt konumda olan bir tarihsel ve diyalektik materyalizm keşfedilmiştir… Bu materyalizm, teorik karakteri itibariyle toplumun ve tarihin bütünselliğini kucaklamakta, diğer yandan pratiği ile de soyut materyalizmleri yıkmaktadır. ”[2][2]

Lukacs ve Korsch, Marx’ın diyalektiğe ve düşünce tarihine yaptığı en büyük katkının somut bütünsellik bakış açısı olduğunu düşünmüşlerdi. Ve eğer sadece Marx’ın ekonomi-politik eleştirisi dikkate alınıp, onun bütün bu eleştirilerini besleyen bütünselliğe ilişkin bakış açısı göz ardı edilirse, Marksist düşüncenin en yaratıcı ve en devrimci özünü kaybedecektik.

Kapital’de Marx ekonomik ilişkileri, organik bir bütünsellik olarak alır ve üretimin, tüketimin, bölüşümün ve değişimin tüm yönlerini bu organik bütünsellik içinde inceler. Marx’a göre: “Bizim vardığımız sonuç, üretimin, bölüşümün, değişimin ve tüketimin özdeş oldukları değildir ama bunların tümü, bir bütünselliğin ögeleridir, birlik içinde farklılaşan ögeler ˙˙˙˙˙ Belirli bir üretim (tarzı), böylece belirli bir tüketimi (tarzını),belirli bir bölüşümü, belirli bir mübadele biçimini (değişimi) belirler ve aynı zamanda bu farklı ögelerin birbirleri arasında oluşan ilişkilerin belirli bir biçimini belirler˙˙˙˙˙˙ Bu farklı ögeler arasında bir karşılıklı etkileşim vardır. Her organik yapıda bu tür bir durum söz konusudur. “3/3  

Tüm toplumlarda üretim ilişkileri bir bütünsellik oluşturur.”4/4 bu anlamda, toplumsal ilişkilerdeki değişimin tarihsel sürecini sadece ve sadece toplumun bu bütünlüğünü kavradığımızda, anlayabiliriz.

İşte, Marx Kapitalist ekonomik sürecin çeşitli veçhelerini, daima birbirleri ile ilişkili bir bütünsellik içinde, gördüğünden dolayı, sermayeyi “bütünlüğün sanatsal zirvesi” olarak tanımlar. Bütünsellik perspektifi, sadece Kapital eserinde değil Marx’ın bütün diğer çalışmalarında da görülür. 1857-1858 Elyazmalarında Marx şöyle der: “Tarihi süreçte eskilere ve gerilere doğru gittiğimizde, bireyin, dolayısıyla aynı zamanda da üreten bireyin, geriye gittikçe daha fazla bağımlı olduğu ve daha büyük bir bütünün parçası (ait) olduğu göze çarpar.” 5/5

Üretimin öznesi, yani toplumsal özne daima “Üretimin çeşitli sektörleri içinde – daha geniş ya da dar bir bütünsellik gösteren – faaliyet içindedir… Üretimin bütünselliği.”[3][6]

Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Önsöz’ünde Marx yöntemini çok daha açık bir ifadeyle tanımlıyordu : “En genel soyutlamalar böylece… Sadece en yaygın ve sıklıkta olan somut olgular ve süreçler bütünlüğü üzerinde üretilebilir, bir olgunun veya sürecin bütünlük içindeki birçok süreçle -veya tüm süreçlerle – ortak karakterler taşıdığı durumda… Öyle ki bu durumda bu olgu ya da süreç artık tümüyle tekil özelliği ile algılanamaz olur” 7/7

 “Somutun somut olmasının nedeni, somutun birçok belirlenmenin sentezi olmasındandır, böylece o çeşitliliğin bütünselliğidir.” Burada, bu bağlamda, özel formları aşmak ve somuta dayalı düşünme yöntemi, sadece ve sadece bütünlüğün parçalara üstünlüğü anlamını taşır. Marx, “bütünsellik” sözcüğünü çok yerde doğrudan doğruya kullanmamıştı, kanımca buna rağmen o pek çok önermesini aslında bu kategoriyi merkeze alarak geliştirmişti.

Bütünsellik prensibi, genç Marx’tan yaşlı Marx’a uzanan süreçte onun değişmeyen çizgisiydi. Lukacs, Marksizm’in özünü onun yöntemi ve Marksist yöntemin özünün de bütünsellik prensibi olduğuna inandığı için, o, bütünsellik prensibini Marksizmin tamamının özü olarak düşündü. Lukacs, şu ünlü ifadeyi kullanıyordu “Ortodoks Marksizm bu yüzden, Marx’ın araştırmalarının sonuçlarının sorgulanmaksızın kabulünü onaylamaz, Ortodoks Marksizm şu ya da bu teze “inanç” da ‘kutsal’ kitap yorumu da değildir. Tersine, onun ortodoksluğu, bilhassa yönteme ilişkindir. “4/9.

Lukacs ve Korsch bütünselliğin proletaryanın sınıf bilincinin temel içeriği olduğunu vurgulamışlardı.

Onlar, proletaryanın sınıf bilincinin –tarihin gelişmesinde – büyük ölçüde belirleyici olan rolünü vurgulamışlardı. Sınıf bilincinin temel içeriğini bütünsellik tutkusunu koruyarak, bütünselliği kucaklamak- ve bu tutku için mücadele- idi. Proletaryanın sınıf bilinci, sınıfın kendi tarihsel konumunu hissetmesi ve bunu bilince dönüştürmesiydi. Proletaryanın sınıf bilinci ile kendi tarihsel pozisyonunu hissetmesi arasında içsel bir ilişki bulunuyordu.

Sınıf bilinci, ne sınıfı oluşturan tek tek bireylerin hissettiklerinin ve düşündüklerinin toplamı ne de bunların ortalaması değildir. Sınıf bilinci, çalışanların günlük yaşamlarındaki psikolojik bilinçten tamamıyla farklıdır, sınıf bilinci sadece ve sadece bütünselliğe tutku ile gerçekleşebilir. Böylece, Lukacs ve Korsch, proletaryanın tarihsel konumu tezini, proletaryanın sınıf bilincinin yaşamsal önemi tezi ile değiştirmişlerdi.

Onlar bu tezi -proletaryanın sınıf bilinci- daha da ileri bir düzleme yükselterek, proletaryanın bütünselliği kavrama arzusundaki kararlılık olarak güçlendirmişlerdi. Onlara göre, proletarya ile burjuvazi ve diğer sınıfların sınıf bilinçleri arasındaki fark, proletaryanın bütünselliği kavramasıydı. Sadece ve sadece proletarya bütünselliğe ilişkin bir sınıf bilincine sahip olabilirdi. Sadece ve sadece proletarya bu temele dayanarak, kendi varoluşunun ve gelişiminin haklarını elde etmeye yönelik mücadeleye ettiği ve dünyayı değiştirmeye çabaladığında, tarihin gelişmesi de kendisi için olan şeyin gelişme sürecinden, kendi-bilinçliliği ile ilerleyen bir sürece dönüşecektir. Proletaryanın kendi-bilincinin uyanması ve bütünselliğin gerçekleştirilmesi, aynı tarihsel gelişim sürecinin farklı yönleridir. Peki, onlara göre neden bu bütünsellik ilkesi sadece ve sonal olarak proletarya tarafından kavranabilirdi?

Lukacs’ın bu soruya yanıtı, proletaryanın dünya görüşünün toplumsal bütünselliği görebileceği fikridir. “Tarihsel materyalizmin ortaya çıkmasıyla beraber, ‘proletaryanın kurtuluşu için koşulların’ teorisi ve ortaya çıkmıştır ve gerçekliğin, sosyal dönüşümün toplam süreci olarak kavranmasına ilişkin doktrin ortaya çıkmıştır. Proletarya için kendi sınıf durumunun toplam bilgisini elde etmek, yaşamsal bir gereksinim -bir ölüm-kalım sorunu -haline gelmiştir ve proletaryanın sınıf konumu ancak ve ancak tüm toplumun durumu kavrandığında gelişkin bir kapsama ulaşabilirdi ve bu kavrayış tarzı onun eylemleri için vazgeçilmez hale gelmişti, işte tam da bu nedenlerden dolayı proletaryanın toplumun bütünselliğini görebilme koşulları ortaya çıkabilmişti.”[4][10] Şüphesiz, Lukacs’ın buradaki analizleri doğrudur. Tam da Lukacs’ın söylediği gibi, diyalektiği kavramak ve tarihi bütünlüklü anlamak, proletaryada içkin olan bir şeydir ve proletaryanın temel talebidir. Proletarya, dünyayı değiştirmenin tadını ve ruhunu ve kendisini kurtaracak olanın sadece kendisi olduğunu kavradığında farkına vardığında, bütünsellik tutkusu doğal olarak vücut bulur.

Lukacs ve Korsch şeyleşmiş (reified) bilinç kavramını, bütünsellik bilincinin karşıtı olan bir kavram olarak eleştirmişlerdi

Onlar tarihin bütünselliğe ulaşmak için proletaryaya ihtiyaç duyduğunu, fakat gerçekte proletaryanın bu tarz bir bilince sahip olmadığını düşünmüşlerdi.

Peki, bunun nedeni neydi? Lukacs, proletaryanın bütünselliği kavramasını engelleyen şeyin kapitalist toplumdaki şeyleşme olgusu olduğuna işaret ediyordu.

Lukacs, şeyleşme teorisini, Marx’ın Kapital’de incelediği meta fetişizmi kavramından geliştirmişti. Lukacs’a göre, şeyleşme şuydu: “…bir insanın kendi eylemi ve kendi emeği, ona nesnel bir şey ve ondan bağımsız bir süreç haline gelir, bunlar onu kontrol eden – insana yabancı – özerk bir gerçeklik kazanır”[5][11] Buradan da görüleceği gibi, şeyleşme kavramının anlamı, yabancılaşma kavramına yakındır.

Lukacs şeyleşme olgusunu açıklarken, şeyleşmeyi bütünselliğin zıttı olarak tarif etmişti. Şeyleşmenin bütünselliği tahrip ettiğini düşünmüştü. Hegel’in Tin’in Fenomolojisinde’de kullandığı evrensel varlığın toplumsal yabancılaşmanın erken evrelerinde ayrı atom zerreleri gibi bölündüğü fikrini ödünç alan, Lukacs kapitalist sanayi üretiminin en ciddi sonucunun çalışanların atomizasyonu olduğunu düşünmüştü.

Yüksek düzeyde rasyonelleştirilmiş sanayi üretiminde, üretim nesnelerinin birçok bölünmüş parçalardan oluşması ve üretimin özneleri de birçok parçaya bölünmektedir. Çalışanlar sanayinin mekanik sistemine yedeklenmiş parçalar – yalıtılmış, soyut atomlar – haline gelmişlerdir.

Bu etki, işçilerin ruhlarına kadar derinleşir. Ve bu da çalışanlarda bir çeşit (reified) şeyleşmiş bilinç doğurur. Proletaryanın bilinci sadece bu tarz bir şeyleşmiş bilince teslim olduğunda, asla toplumsal gelişime dair bütünsel eğilimleri göremiyordu ve sonuç olarak proletarya ancak ve ancak sadece kısmi ve küçük yararlar için mücadeleye yönelebilirdi. Lukacs doğa bilimlerindeki pozitif yöntemi de kapitalist toplumdaki şeyleşmiş bilincin temel bir belirimi olarak görüyordu. Ona göre doğa bilimlerinin pozitif metodu, “olgulara tapınma” şeklinde bir metottur. Bütünselliğin bilincine olgulardan yola çıkarak varamayız, çünkü bu yöntem sadece bize olguları tecrit edilmiş, yalıtık ve özel halleri ile sunar. Bu yönteme dayalı inceleme sonucunda özne sadece ve sadece -uyku sersemliği halindeki gibi- yalıtık nesnelerle yüz yüze gelir ve özne ve nesnenin birliğinin (özdeşliğinin) bütünselliğini göremez. Lukacs, kapitalist toplumun, kontrol ve egemenliğini tam da bu “bilimsel yöntemle” sürdürdüğüne inanır. Bütün toplum, ebedi bir doğa kuralı doğrultusunda işleyen – rasyonelleştirilmiş ve sistemli hale getirilmiş bir yapıya dönüştürülmüştür. İnsanlar bu yapıya sadece uyarlanırlar ama onu aşamazlar. Böylece bu parçalanmış sisteme batarlar ve ondan kendilerini kurtaramazlar. Burada Lukacs sadece bütünsellik bilincinin karşıtı olarak, şeyleşmiş bilincin temel görünümlerini doğru analiz etmekle kalmadı ama aynı zamanda şeyleşmenin oluşum sürecini ve şeyleşmiş bilincin tahribatına da işaret etmişti.

Yukarıdaki üç yan, Lukacs ve Korsch’un bütünsellik teorisinin temel noktalarını oluşturmaktadır. Pek çok araştırmacının işaret ettiği gibi, bu üç teori Hegel’in felsefesinden derin biçimde etkilenmişti ve Marksizmi Hegelci bir tarzda yorumlama eğilimi vardır. Ancak bu teori Marksizm’in içeriğindeki önemli bir yanı – bütünsellik bilincini- açığa çıkardığı için —- her zaman üstü örtülen bütünsellik prensibini ve proletaryanın sınıf bilincinin merkezi içeriğini açığa çıkardığı —- üzerinde durulmalı ve yüksek övgüye değer bulunmalıdır. Lukacs ve Korsch’un önermelerinde yansıyan, bütünsellik bilincini canlandırma ve bunu devrimi yeniden canlandırmanın zorunlu bir yolu olarak ele alma çabalarının oldukça sağlam görüşler olduğunu görebiliyoruz.

Bölüm II.

BÜTÜNSELLİK VE TARİHESELLİK

Lukacs ve Korsch hem teoriysen, hem de pratikçilerdi. Bütünsellik teorisi üzerine çalışmaları asla teori seviyesinde kalmayacaktı. Bütünsellik teorisini, pratiğin gereksinimleri için incelediler ve bu teoriyi nasıl pratik hale getirebiliriz üzerinde odaklandılar. Lukacs bir yerde şöyle yazıyordu: “Bütünselliğin bu tür diyalektik kavranışı, kendisiyle gerçeklik arasına epeyce mesafe koymuş gibi görünüyor, gerçekliği oldukça ‘anti-bilimsel’ kuruyor gibi geliyor. Ama gerçekliği anlama ve yeniden üretme kapasitesine sahip tek metot da bu.” [6][12] Lukacs ve Korsch bütünsellik prensibini, “anlamanın ve yeniden üretmenin” tek metodu olarak uyguladılar. Bize daha önemli bir esin kaynağı olan şey, onların gerçekliği bütünsellik yöntemiyle kavrama ve açıklama çabaları bu temele dayandırdıkları devrimci pratik tutkularıdır.

Lukacs ve Korsch bugünün görevleri ile uzun vadeli amaçları birleştirmemiz gereğini ve günümüzün çalışmasını tarihsel bütünsellik içinde kavrama çabasını savundular

Onlar bütünselliğin pek çok yönünü incelemişlerdir. Ama en fazla bütünselliğin tarihsel boyutu üzerinde durmuşlardır. Bütünsellik prensibinin esas özünün tarihsellik olduğunu vurguladılar. Söz konusu tarihsellik kavramı, bütün insan faaliyetlerinin belirli bir tarihsel bağlam içinde yer aldığını ve böylece bugünkü insan faaliyetlerini anlamak için, bunları tarihsel bütünsellik içine koymamız gerektiği fikridir. Bu prensip kendisini içinde yaşadığımız –çağda- ortaya koyar. Bunun anlamı, her bir güncel uğrağı, tarihsel bütünsellik olarak kavramamız gerektiğidir. Günümüzün uğrağı hem tarihsel zincirde bir halka, hem de geçmişin bütün deneyimini kapsayan bir andır, hem de bugünden başlayarak geleceğe uzanan- gelecek çerçevesidir. Bütünsellik prensibi, bugün ile tarih arasındaki diyalektik ilişkiyi kavramada anahtardır. Lukacs, şuna işaret ediyordu: “Herhangi bir incelemede – bir çağ veya da özel bir konu – tarihsel sürece bütünsel-birleşik bir yaklaşım sorunundan kaçınamayız. Bütünselliğin diyalektik bakışının kritik önemi burada ortaya çıkar .”[7][13] “herhangi bir tartışmada da, diyalektik yöntem daima aynı sorunla karşı karşıya gelir: tarihsel sürecin toplam-bütünsellik içindeki bilgisi.” [8][14] Lukacs ve Korsch’a göre, bugünü ve tarihi birleştirme metodu, tam da proletaryanın tarihsel bütünselliği kavrama metodudur ve bu aynı zamanda yabancılaşma ve bu yabancılaşmanın aşılması metodudur.

Onlar, sadece proletaryanın tarih sahnesindeki yerini almasından sonra tarihin gerçek anlamda bir gerçekliğe kavuşabileceğini savundular. Başka bir deyişle, proletaryanın temel misyonu toplumsal gelişmeyi kavramak ve toplumsal gelişmeye tarihsel perspektiften hareket ederek önderlik etmektir. Proletaryanın sınıf bilincinin en önemli göstergesi, sadece bugünden yola çıkan bir kavrayış değil, aynı zamanda gelecekten de yola çıkan bir kavrayış olmasıdır. İnsanın güncel faaliyetlerini nasıl anlamak gerektiği konusunda, Marks’ın ünlü bir önermesi şöyle diyordu : “ İnsanoğlunun türsel-varlık olarak, kendisine ilişkin, gerçek, aktif yönelimi, ya da gerçek bir türsel-varlık olarak (yani insan olarak) kendini ortaya koyması, sadece ve sadece gerçekten kendi türsel yeteneklerini ve güçlerini ortaya koyabilirse –mümkündür; bu da ancak ve ancak tüm insanlığın ortaklaşa eylemi ile – ancak ve ancak tarihin bir sonucu olarak (Ç.N ürünü ) mümkündür ” [9][15] . Günümüzü, tarihsel bütünsellik içinde kavramayı öneren Lukacs ve Korsch’un, Marks’ın bakış açısını miras aldıklarını görüyoruz. Lukacs açıkça şöyle yazıyordu : “Marksist Ortodoks yaklaşım geleneğin gardiyanlığını yapmaz, şimdiki zamanın acil görevleri ile tarihsel sürecin bütünlüğünün görevleri arasındaki ilişkiyi kollayan – bu açıdan o sonsuza kadar uyanıklığı koruyan bir kahindir.”[10][16]

Bugün özellikle, Çin halkı için, günün çalışmasıyla uzun vadeli amaçlar arasında ilişki kurabilmek çok önemlidir. Biz şu an, sosyalizmin başlangıç aşamasını yaşıyoruz, bu nedenle sadece bu aşamayla uyumlu şeyleri yapabiliriz. Mesele şu ki, bugünün görevleriyle uğraşırken, asla bugünün görevlerini Marks’ın hem proletarya, hem de tüm insanlık için işaret ettiği nihai hedeflerden koparamayız. Devrimci gerçekçiliği, devrimci idealizmle birleştirmeliyiz. Tam da Lukacs’ın işaret ettiği gibi, proletaryanın nihai hedefi, ne proletarya için bir yerlerde olan ve bekleyerek ulaşılacak bir cennet, ne de günlük yaşamın yoğun mücadeleleri içinde unutulabilecek; sadece ve sadece Pazar günleri kilise vaazlarında hatırlanabilecek olan bir resimdir. Proletaryanın nihai hedefi, tarihsel bütünsellikle bağlantılı ve daima bütünsel sosyal gelişmeye nüfuz eden bir karakter gösterir. “Bu nihai hedef, gelişme sürecine karşıtlık içinde olan soyut bir ideal değil ama hakikatin ve gerçekliğin bir yönüdür. Bu, ulaşılmış bulunulan her bir aşamanın somut anlamı ve somut uğrağın entegre (bütünlüğü oluşturan, gerekli) bir parçasıdır”[11][17]

Eğer komünist devrimciler bunu kavrarlarsa, bu bakıştan hareket ederek başarılı bir biçimde mevcut günün olağan çalışmaları tarihsel bütünlüğün sadece bir yönü olarak ele alabilirler ve başarılı bir biçimde günün olağan çalışmaları ile uzun vadeli hedefler arasındaki yakın ilişkiyi doğru tanımlayarak, böylece bugünkü çalışmayı anlamlı kılmada iyi durumda olacaklardır. Görünüm açısından bakılırsa, bugün bizim Çin’de yapmakta olduklarımızla, batılı Kapitalist ülkelerde yapılmakta olan arasında oldukça az sayıda farklargöze çarpar. Fakat bizim net bir yönelimimiz ve nihai hedefe doğru bir eğilimimiz olması anlamında bir çabamız olduğundan dolayı, şu an yapmakta olduğumuz şeyler, bizim için çok yüksek bir anlam/değer taşımaktadır. Bizim üstünlüğümüz tam da bu uzun vadeli yönelimdir, Lukacs ve Korsch’un söylediği gibi bu bizim bütünsellik bilinci ile elde ettiğimiz bir şeydir; bu, proleter sınıf bilincinin özü olan — bütünsellik bilincidir– şeydir.

Lukacs ve Korsch toplumun tüm yönlerini organik bir bütünlük olarak ele almamız gerektiğini ve gerçekliği çok yönlü/kapsamlı olarak değiştirmemiz gerektiğini savundular.

Onlar, tarihin dikey boyutunda, geçmişi, bugünü ve geleceği bütünleştirmemiz gerektiğini ve her tarihsel uğrağı tarihsel bütünsellik içine kavramamız gerektiğini savundular. Toplumun yatay boyutunda ise, toplumun bütün yönlerini bir bütünsellik içinde bütünleştirmemiz ve gerçeklik içinde karşılaştığımız her “nokta”yı, bütün bir toplumsal “yüzey” içinde analiz etmemiz gerektiğini savundular.

Lukacs bütünselliğin daima parçaların bütünselliği olduğunu vurguladı. Parçaların kavranması izole edilmiş atomlar olarak değil, sadece ve sadece her bir parçanın daima – yakın ilişki halinde olduğu – bir sistem içinde olduğunun düşünülmesi ile başarılabilir. Olguları – sadece ve sadece – sosyal yaşamın bütünselliği içindeki kavradığımızda ve sosyal yaşamdaki yalıtık görünen olguları, tarihsel sürecin yönleri olarak anladığımızda, nesnel gerçeklik, tabii bir biçimde ortaya çıkarılabilecektir. Lukacs bunu şöyle ifade ediyordu : “Sosyal yaşamın yalıtık olgularını -sadece ve sadece- tarihsel gelişimin yönleri olarak gören bir bağlam içinde ele alarak ve bu olguları bir bütünsellik içinde entegre ederek, olgular hakkındaki bilgimizi, hakikatin bilgisine dönüştürebilme umudunu besleyebiliriz ” 9[18] .

Bütünsellik ilkesi, insanlığın toplumsal yaşamını, bütünlüklü ve kapsamlı olarak ele almak ve toplumu açıklamak için saf doğasal öğeler kullanmaya karşı çıkmak anlamına gelir. “Dolayısıyla, gerçekliği yöneten kategori somut bütünselliktir. 10[19]

Somut bütünsellik kavramının ileri sürülmesi Hegel diyalektiğinin Marksist felsefe tarafından dönüştürülmesinin açık bir sonucudur. Marx, Hegel diyalektiğini yaratıcı biçimde gerçek toplumu analiz etmek için kullanmış ve Hegel’in soyut bütünselliğini, cennetten yeryüzüne indirerek somut bütünselliğe dönüştürmüştür. Marx’a göre bütünsellik, -sadece – kapitalist toplumun tarihsel sürecinin gerçekleşmesinde kendisini göstermez, aynı zamanda kapitalist toplumdaki üretim ilişkilerinin organik bütünselliğinin gerçekleşmesi olarak da kendisini gösterir.

Korsch, özellikle bu noktayı inceleyerek ve “gerçeklik” veya da “toplum”un üç yönden oluştuğunu savunmuştu. Korsch’a göre bunlardan birincisi “ekonomik” alandır, gerçek nesnel olan ve ideolojik olmayan gerçeklik bu alandır. İkincisi “hukuk ve devlet alanıdır” Bu alan bütünüyle gerçek değildir, çünkü ideolojilerle kaplanmıştır. Üçüncüsü alan ise “saf ideoloji” alanıdır. Genelleme yaparsak, bu üçüncü alan ne nesnel, ne de gerçektir. Toplumsal hayatın bir tür çarpık yansımasıdır. Korsch’un vurgusu: bütünsellik teorisine göre bu üç yön, birbirleriyle pek çok yönden ilişkilidirler ve organik bir bütün-lük oluştururlar. Korsch’un amacı, tam da bu organik bütünün içsel-içeriksel ilişkilerini tanımlamaktır. Bazı araştırmacılar Korsch’un Marksizm ve Felsefe adlı eserinişöyle değerlendirmektedirler: “ Bu çalışmanın temel varsayımı, toplumu bir bütünlük olarak ele almaktır ve bu bölünmez bütünlük içinde her bir öğe, diğerlerinin tümüne dayanır ve yansıtır.[12][20] .

Toplumun bütünsel kavrayışına dayanarak, Lukacs ve Korsch ünlü teorileri olan “bütünsel (total) devrim” teorisini ortaya attılar. Onlara göre, Marks’ın kapitalist toplum eleştirisi her zaman kapitalist toplumun bütünsel eleştirisi olmuştu ve kapitalist toplumun dönüştürülmesi de daima bütünsel ve kapsamlı bir dönüşüm olmalıydı. Onların görüşüne göre, tarihin gelişmesi karmaşık bir sistem olduğu için ve toplumun bütün yönleri organik bir bütünsellik oluşturduğuna göre ve kapitalist toplumda proletaryanın varoluşu üzerindeki hakimiyet çok-boyutlu olduğu için ve burjuva diktatörlüğü de bir tür “topyekün diktatörlük” olduğuna göre, proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımı da çok boyutlu ve proletarya devrimi de topyekün total bir devrim olmalıydı.

Bu, proletaryanın sadece ekonomik devrim ve politik devrim değil, aynı zamanda kültür ve düşünceler alanında da bir devrim yürütmesi gerektiği anlamına geliyordu. Daha da önemlisi, ekonomik devrimi sürdürürken, bunu devrimin bütününe bağlamalıydık; çünkü bu ekonomik mücadele sadece devrimin toplam-bütünsel geleceği/perspektifi içinde bir anlam kazanabilirdi. Bugünkü Çin ile benzeştirirsek halihazırda burada gerici sınıfların egemenliği alaşağı edilmiştir ve biz sosyalist gelişme evresinde bulunuyoruz, bugün bizim için temel mesele, sosyalizmi geliştirmektir. (Ç.N. Gerici sınıfları alaşağı etme anlamında devrim dönemi geride kalmıştır diyor)

Lukacs ve Korsch’un bütünsellik ilkesini toplumu incelemek için kullanmaları ve toplumu tümden/bütünsel bir biçimde dönüştürme fikrini savunmaları Çin’de bizlere, neyi geliştireceğimiz konusunda ve onu nasıl geliştireceğimiz sorununda bizlere büyük bir esin kaynağı sunmaktadır. Halihazırda Çin’deki liderler, gelişimde bilimsel yol olarak terimlendirilen bir doktrinin aktif savunusunu yapmaktadırlar. (ÇN. Çin’de 2003’ten itibaren geliştirilen egemen bir siyasi doktrin kastediliyor ) . Aslında bu bakış açısı, yukarıdaki topyekün-birleşik gelişme bakış açısını ifade etmektedir. Bu bakış açısı bizim, bir yandan gelişmenin bütünselliğini ve çok yönlülüğü, diğer yandan gelişmenin iç uyumuna ve aynı zamanda gelişmenin sürdürülebilirliğine dikkat göstermemiz gerektiği fikirlerini içermektedir. Ayrıca bu kavram bugünkü gelişmeyi teşvik ederken gelecekteki gelişmeyi de göz önünde bulundurmamızı önermektedir.

Lukacs ve Korsch’un bütünsellik teorisini inceleyerek, bu teoriye (gelişimde bilimsel yol) ilişkin kavrayışımızı derinleştirmeli ve bu bakış açısına bağlı kalabilmek için öz bilincimizi güçlendirmek için Lukacs ve Korsch’un bütünsellik teorisini incelemeliyiz. Özellikle de onların bu teoriyi toplumsal gerçekliği analiz etmek için nasıl kullandıklarını derinlikli bir biçimde kavramalıyız.

Lukacs ve Korsch toplum ile bireyler arasındaki bağlantıyı karşılıklı bağlantı içinde olan bir bütünlük olarak ele almayı, bireylerin özgürlükleri ile toplumsal kimlik arasında rasyonel düzeyde bir gerilimin bulunabileceğini savunmuşlardı.

Onlar, toplumun ve bireylerin ayrı ayrı anlamlandırılamayacağını; bunların sadece ve sadece karşılıklı-bağıntılı bir bütünsellik olarak ele aldığımızda doğru bir biçimde anlaşılabileceğini savunmuşlardı.

Toplumu meydana getiren tüm bileşenler arasındaki bağıntıda en önemli olan ve aynı zamanda en temel olan bağlantı, toplum ve birey arasındaki bütünselliktir.

Lukacs, bütünsellik ilkesini bireyler ve toplum arasındaki ilişkiyi incelemek için kullanırken belirli bakış açılarına dikkat çeker. Bir yandan toplumsal topluluğu bireyler üzerinde soyut olarak duran bir şey olarak görerek, bireyleri hesaba katmaksızın toplumsal topluluktan söz etmememizi; diğer yandan da, aslında sosyal ilişkilerin dışında soyut bireyler olmadığından dolayı da, toplumsal topluluğu hesaba katmaksızın bireysel özgürlüklerden söz edilemeyeceğine işaret eder.

Lukacs, bireylerin -sadece ve sadece – toplumsal ilişkiler içinde oldukları için – gerçek bireyler – olduklarını vurguladı. Lukacs, Marx’ın insanları toplumsal ilişkilerin bütünsel toplamı olarak ele alan bakışını doğru olarak benimsemişti. Onun bakış açısına göre, -sadece ve sadece- bireyler ve toplumsal bütünsellik arasındaki ilişki kavranabilirse, proletarya partisi ile işçiler arasındaki ilişki doğru anlaşılabilir.

O, proletarya partisi ve işçiler arasındaki içsel ilişkinin yapay bir biçimde ayırılmasına karşı çıkıyordu. Partinin, proletaryanın sınıf bilincinin ve proletaryanın vicdani misyonunun temel dayanağı olduğunu vurguluyordu

Korsch daha da ileri giderek, bireyler ile toplum arasındaki ilişkiyi incelemek için bütünsellik ilkesini kullandığımızda, kilit sorunun bireylerin özgürlükleri ile toplumsal kimlik arasındaki içsel gerilimi dikkate almak noktası olduğunu söylüyordu. Seçilecek doğru olan yolun, bireyin haklarından yola çıkan ve varış noktası topluluk olan yol olduğunu savunuyordu.

Fransız Sartre de Lukacs ve Korsch’un toplum ve bireyler arasında, karşılıklı-bağlantılı bütünsellik şeklinde inceleme yöntemlerini miras aldı. Sartre, bireyler ve toplum arasındaki gerçek bağıntıları görmek için “birleştirici kavrayış” metodunu ileri sürdü. Onun birleşik kavrayış olarak terimlendirdiği bu yöntem, gerçek yaşantımızdan başka bir şey değildir diğer deyişle bu, bir tür kapsamlı birleştirmedir. [13][21 .

Sartre’e göre bütünsellik prensibinin ortaya koyduğu bakış açısı, toplum ile bireyler arasında bütünüyle yeni, iletişim ilişkileri getiriyordu. Bu yeni iletişim ilişkileri, ne bireysel özgürlüklerin ve ne de hayatın çok yönlülüğünün feda edilmesine yol açıyordu. Tersine toplumsal bütünlüğün kendini ortaya koyması, bireyler ve toplum arasında karşılıklı, birbirini teşvik eden karşılıklı ilişkilerin oluşmasına yardımcı olacaktı. Ona göre, bu yeni ilişki bicimi, bireylerin özgürlüklerinin gelişmesi ile toplumsal tarihin ileriye doğru gelişme sürecini organik olarak birleştirmiştir. Bu bütünsellik ilkesinde, bireylerin özgürlüğü toplumsal ilerlemenin hem sonucu, hem de toplumsal ilerlemenin güvencesidir.

Bir başka Fransız felsefeci Merlean-Ponty de, Lukacs ve Korsch’un bireyler ile toplumsal bütünsellik arasındaki ilişkiye ilişkin bakış açılarını çok daha açık bir biçimde ifade etmiştir : “Gerçek yansıma beni, kendime, boşluk içinde değersiz ve erişilmez bir öznellik olarak sunmuyor, fakat –ben- gerçek yansımayı yaşar ve gerçekleştirirken –beni- yeryüzündeki varoluşum ile ve diğerleri ile özdeşleştiriyor: Ben bütün gördüklerimim. Ben inter-öznel (özneler-arası) bir alan haline geliyorum. Bütün bunlar bedenime ve tarihsel durumuma rağmen gerçekleşmiyor, tersine tamamen bu bedendeki ve bu durumdaki varoluşum ile birlikte ve bunlar üzerinden gerçekleşiyor” “Dünyamızı biz seçeriz ve dünya da bizi seçer.” “Biz, Dünya ve diğerleri ile ayrılamayacak bir tarzda bağlanmış bulunuyoruz.” [14][22] .

Merlean-Ponty, insanın özgürlüğü için nasıl mücadele edilmesi gerektiğini gerçekten araştırmak için, insanlar ile dış dünya arasındaki karşılıklı ilişkiyi kavramamız gerektiğine inanıyordu. Sadece ve sadece , — özgürlük — dış dünya ile karşılıklı girdiği etkileşim içinde anlaşılabilir ise, böyle bir özgürlük gerçek özgürlüktür – ancak böyle bir özgürlük gerçeklik alanında gerçekten faal olabilir. Görüldüğü gibi bütünsellik ilkesi, yukardaki düşünürlerin, bireyler ve toplum arasındaki karşılıklı etkileşime ilişkin tüm bu fikirlerine ve önermelerine nüfuz etmektedir. Bu önermeleri kavramak bize bireyler ve toplum arasındaki ilişkileri kavramamız açısından büyük bir dayanak sunmakta ve Çin’deki bugünkü modernleşme sürecinde karşılaştığımız güçlükleri çözmede büyük esinler vermektedir. Derin bir bakış açısına dayalı araştırmalar yapan bazı Batılı araştırmacılar da modernitenin “kronik hastalığını” ortaya koymuşlardır.

Bunlar arasında en önemli fikirlerden biri insanlığın totalitarizmin gayri-insanileştirme eğilimi ile karşı karşıya bulunması fikridir. Öte yandan da totalitarizmi reddetmek adına aşırı demokratikleşme deneyimine girişilmesidir. Bir derecede biz de bu ikilem arasında bocalıyoruz .(ÇN. Çin’i kastediyor ) . Pazardaki rekabet koşullarında bir yandan ahlaki normların nasıl şekillendirilmesi gerektiği sorunu ile diğer yandan diğerlerinin çıkarlarını gözetirken, aynı zamanda da bireylerin gereksinimlerini karşılayabilmek sorunları ile uğraşıyoruz. Sosyalist pazar ekonomisi sisteminin geliştirilmesi sürecinde bunlar önemli sorunlar olarak karşımızda durmaktadır.

Sadece ve sadece toplumsal bütünsellik ile bireyler arasındaki ilişkiye vurgu yaptığımız takdirde, bireyler toplumsal tarihin başlangıç hareket noktası ve varış yeri olabilirler. Ve ancak bu yolla ülkemizdeki modernleşme sürecinin Batıda olduğundan daha farklı bir yol izleyebilmesini güvence altına alabiliriz. Son dönemlerde Çin’de geliştirilen fikirlerde bir yandan toplumsal gelişmenin bütünselliğine, diğer yandan gerçek bireylerin gelişimine odaklanmak gerektiği vurgulanmaktadır. Bugün bizler hem teorik alanda hem de pratikte en hayati sorunun bireylerin ve toplumun uyumlu gelişimi olduğunu kavramış bulunuyoruz.

Lukacs ve Korsch insanın kendisini bir bütünsellik olarak ele almamızı savunmuş ve insanların bütünsel ve çok yönlü geniş gelişimi için çaba vermemizi önermişlerdi.

Lukacs ve Korsch bütünsellik ilkesinin insanın kendisini gerçekleştirmesi sürecine de taşınması düşüncesini vurgulamışlar ve onlar “bütünsel insan” kavramını öne sürmüşlerdi. İnsanın otantikliğini oluşturan öğelerin geniş kapsamlı ve çoklu olduğunu savunmuşlardı. Asla bu ögelerden birini – mesela maddi haz elde etme istemi gibi- öne çıkararak, insanın kapsamlı – çok yönlülüğünün perdelenmesine ve onu tek-boyutlu, tek yanlı bir öğe olarak gösterilmesine izin vermemek gerektiğini dile getirmişlerdi.

Bütünsellik ilkesi kendisini, öznelerin dışındaki nesnel olgularda ortaya koymaz, aksine bütünsellik tam da gerçekliği anlamaya ve yakalamaya çalışan insanın temel niteliğidir. Lukacs, açıkça insanlığın bütünsel bir varoluşa doğru ilerleme eğilimi taşıdığına işaret eder. O, insanın bütünselliğinin–insanlık— olduğunu ifade etmiş ve bu yolla insanlık kavramını bütünsellikle bağlantılandırmıştı.

Lukacs’a göre, Marx insanın özüne dair pek çok önermede bulunmuştur ve bu önermelerin kilit amacı insanlığın bütünsellik karakterinin vurgulanmasıdır. Marx, insanların özünü özgür eylemlilik ve kendisi için öz-bilinçli çaba olarak niteler: — çalışma zevki/zevkle çalışma — bu aynı zamanda kendi içinde bir erek özelliği gösteren bir çabadır. Marx, –emek sürecinde– insanın bu özünün gerçekleşebilmesi için gerekli olan koşulu—yani, –onun insani yeteneklerinin kapsamlı gelişimi– fikrini farklı cümleciklerle tanımlamış, “insanın kendi yeteneklerini kapsamlı olarak geliştirmesi”, “bütün olanaklarını ve gücünü açığa çıkarması ”“bütün güçlerini kapsamlı geliştirmesi” gibi cümlecikler kullanmıştı.

Marx, insanın özünün insanın doğal, toplumsal ve manevi-entelektüel niteliklerinin birliği olduğunu vurgular. İnsanların özü bu üç niteliğin birliği olduğu için, Marx özün gerçekleşmesi için de bu üç niteliğin – bir arada – ve kapsamlı bir biçimde gelişmesini sağlamayı gerekli görmüştü.

Bunun anlamı sadece insanların doğal nitelikleri içindeki iki bileşeni – maddi güçlerini ya da entelektüel güçlerini özgürce ve tam olarak geliştirmek yeterli olmayacaktır. Aynı zamanda onların toplumsal ve manevi nitelikleri de uyumlu biçimde ortaya konmalı, açığa çıkarılmalı ve güçlendirilmelidir. ! İnsanların toplumsal ve manevi niteliklerinin gelişimi, kişiliklerinin kapsamlı gelişimi ile yakından bağlantılıdır ve bunlar bir arada insanların kapsamlı gelişmesi açısından en yüksek hedefi oluştururlar. Ve bunlar bir arada insanların varoluşlarının sentetik ifadesini oluşturur.

Marx insanların özü ile insanların gereksinimlerini de ilişkilendirir. Şüphesiz insanların gereksinimleri kapsamlı, sentetik ve çok katlı özellikler gösterir. Bu anlamda İnsanların özünü gerçekleştirebilmek için onların gereksinimlerini sadece genişlik boyutunda değil aynı zamanda derinlik boyutunda karşılayabilmeyi düşünmeliyiz. Diğer deyişle bunun anlamı insanların gereksinmelerini kapsamlı, sentetik ve çok katlı bir biçimde karşılamak gereğidir.

Korsch, insanlığın özünü ele alan her hangi bir perspektifin varacağı ilk ve öncelikli sonucun – sadece ve sadece – insani gelişmenin geniş kapsamlı olması gerektiği fikrini savunuyordu. Diğer deyişle bu gelişme bütün yönleri, bütün düzeyleri kapsamalı, her şeyi kucaklamalı ve uyumlu olmalıydı. Batı yarı-küredeki Marksist teorisyenler içinde Lukacs ve Korsch’un yolunun izleyicisi olarak “bütünsel insan” kavramının net bir açılımını yapan Henry Lefebvre olmuştur. . Lefebvre şöyle yazıyordu : “Bütünsel insan, toplam bir doğadır ” …“Bütünsel insan yaşamdır ve Özne-Nesnedir.”

Bu önermeler, insanların sadece bütünselliği arzulama erdemiyle doğa ile kaynaşmayı gerçekleştirebileceklerine vurgu yapmaktadır. “Yalnızca bütünselliği gerçekleştirdiğimizde yabancılaşma aşılabilir “ Lefebvre bunu daha açık bir biçimde şöyle dile getirir “bütünsel insan yabancılaşmalardan özgürleşmiş insandır”[15][23] . Lefebvre, bu fikirlerden yola çıkarak, insanın kendi bütünselliğini gerçekleştirmesinin hayati önemde olduğunu düşünür. Şu önermesi ne kadar çarpıcı : “Problemi çözmek isteyen insanlar için tek yol, kendi-bütünselliklerini kavramalarıdır ”[16][24]

Lefebvre, kendi “bütünsel insan” kavramını Marx’ın 1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları’ındaki “bütün yönleri ile insan” önermesine dayanarak açıklamaktaydı. Marx, bu eserinde şöyle yazıyordu : “insan -kendisi için- çok yönlü özünü – bütün yönleri ile – işte böyle, bir toplam insan olarak- ortaya koyar .” [17][25] . Marx’ın bu “bütün yönleri ile insanı ” tam da Lefebvre’nin “bütünsel insanı”dır.

Bir başka Batılı Marksist teorisyen Eric Fromm da, insanları sadece maddi hazlar peşinde koşanlar olarak yanlış değerlendirmekle kalmayıp, üstelik Marksizm’e bu bakış açısını dayatanları hararetle eleştiriyordu. Fromm , “Büyük olasılıkla Marks’ın ‘materyalizmi’ onun en hatalı anlaşılan yönü olmuştur; onun hatalı anlaşılan birçok fikri arasından böylesine yaygın yanlış anlaşılmış başka bir fikir düşünemiyorum “ diyordu.

Marks’a yakıştırılan bir düşünce: insanın içindeki en başlıca psikolojik dürtünün parasal kazanç ve konfor özlemi olduğu, insanın bu yönünün – azami getiri için kavga yürütmesinin – kişisel yaşamında ve genel türsel karakterinde temel dürtü olduğudur. Bu “görüşle” birbirini tamamlayan ve Marks’a yapılan aynı ölçüde yaygın bir diğer yakıştırma da, Marx’ın insanda bireyselliğin önemini görmezden geldiği; insanın manevi gereksinimlerini hem anlama hem de değer verme konusunda duyarsız olduğudur.

Bu yakıştırmalara göre, Marx’ın “idealize” ettiği iyi beslenen, iyi giyinen fakat ‘ruhtan yoksun’ insandır.”28 [26] Fromm : “Marx’ın felsefesini anlamak için ilk temizlenmesi gereken engel, materyalizm ve tarihsel materyalizm kavramlarının yanlış anlaşılmalarıdır” demektedir. Tarihsel Materyalist felsefenin insanın temel dürtüsünün maddi çıkarlar, sürekli bir biçimde artan maddi edinimler ve konfor özlemi olduğunu savunanlar, basit bir olguyu göz ardı etmektedirler. Oysa Marx ve diğer bütün filozofların kullandığı “idealizm” ve “materyalizm” ifadeleri hiç de insanların yüksek düzeydeki- manevi- psişik dürtülerini alt düzeydeki – temelsel – dürtülerinin karşısına koyan anlamda değildir.”[18][27]

Lukacs ve Korsch, insanları “toplam insan” biçiminde kavrayan düşünceden hareket ederek, bir yandan onları tek yanlı kadın ve erkeklere dönüştüren kapitalist toplumu eleştirirken; diğer yandan da insanların çok yönlü/kapsamlı geliştirilmesi gerektiği savını geliştirdiler. Batıda geniş bakış açısı ile düşünen bazı araştırmacılar, insanlara bütünsellik ilkesi ışığında yaklaşarak kapitalist toplum koşullarında bunun gerçek anlamını açığa çıkardılar. Bu ilkeyi kapitalizmin değersel anlamını sergilemek ve insanları içinde bulundukları koşullar konusunda uyarmak için; bu ilkenin sosyal gelişmenin hedef- kriteri haline gelmesi ve böylece insanlarda bu yönde bir talep yaratarak onların desteğini kazanmaya çalıştılar.

Aslında bu sosyalist modernleşme çabası içinde olan Çin halkı için de aynı önemi taşıyan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın yardımı ile insanların giderek artan bir biçimde tek yanlı hale gelmesi şeklindeki sağlıksız eğilimler düzeltilebilir ve insanların kendilerini kapsamlı ve çok yönlü olarak geliştirmeleri için öz-bilinçleri güçlendirilebilir. Çin Komünist Partisi üyeleri insanların çok yönlü ve kapsamlı gelişiminin gerçekleştirilmesini bir hedef olarak benimsemektedirler. Bu, bir anlamda bütünsellik ilkesinin parlak bir yaratıcılıkla ortaya konmasıdır. Sosyalizmin inşasında üstünlük temel olarak, gayri safi milli hasıladaki -maddi üretimdeki – artışın daha yüksek oluşu değildir; insanların çok yönlü ve geniş kapsamlı gelişmesinin teşvik edilmesi temel alınmalıdır. Sosyalist modernleşmenin bu karakteri, insanların bütünselliği teorisinin ve insanların kapsamlı gelişmeleri fikrinin yol göstericiliğini kaçınılmaz kılmaktadır.

Lukacs ve Korsch teori ve pratiği geniş kapsamlı ve gerçek bir bütünsellik olarak ele almayı ve kendimizi halkın teorik ve pratik faaliyetlerinin birliğine adamamızı önerirler.

Son tahlilde Lukacs ve Korsch’un bütünsellik için mücadelesi teori ve pratiğin birliği için verilen bir mücadele idi. Çünkü onlara göre teori ve pratik yaşayan/canlı bir bütünsellik oluşturmaktaydı ve bu en önemli şeydi. Bu bütünsellik kavranmadan, diğer bütünsellikleri kavradığımızı söylemek anlamsız olacaktır. Teori ve pratiğin bütünselliği, özne ve nesnenin, düşünce ve gerçekliğin bütünselliği ile tutarlılık içindedir.

Lukacs ve Korsch bütünsellik bakış açısının bir kenara atılarak öznenin nesneden, gerçekliğin düşünceden ayrılmasına mutlak bir biçimde karşı çıkmaktaydılar. Lukacs, düşünce ve varoluşu sadece keskin bir karşıtlık olarak gören yaklaşımda ısrar etmemiz halinde – tam da Heinrich Rickert’in ifadesinde olduğu gibi “bir çeşit tersinden Platonculuğu” savunma konumuna düşeceğimizi söylüyorlardı.

“Düşünce ve varoluş ikilisinin o eski, değişmez karşıtlıklarında ısrar ettikleri, kendi yapılarının ve aralarındaki karşılıklı bağıntıların değişmediği düşünülürse, bu takdirde düşüncenin beynin bir ürünü olduğu ve ampirik dünyanın nesnelerini yansıtması gerektiğine ilişkin- o mitoloji kadar eski – bakış açısı kaçınılmaz olur , –Platoncu ideaları– , idealar dünyasını çağrıştırır. ”28 28]

Korsch bu fikri çok daha belirgin bir tarzda şöyle ifade ediyordu: “Marx ve Engels’in —daha başından itibaren — sadece ilk – felsefeye yoğunlaştıkları — dönemlerinde değil — aynı zamanda ikinci — pozitif-bilimsel— dönemlerinde de, bilinç ve gerçeklik arasındaki ilişkiye dair bu denli ikilikçi ve metafizik kavrayışı savunmaktan ne denli uzak durduklarını göstereceğiz “ diyordu. Marx ve Engels, asla böylesi tehlikeli bir biçimde yanlış anlaşılacaklarını akıllarına getirmemişlerdi… Çünkü –Marx’ın materyalist diyalektiğinde de olduğu gibi — bilinç ve gerçeklik arasındaki çakışma bütün bir diyalektik düşünce tarihinin karakterine sinmiştir ”[19][29] diyor ve ilave ediyordu: “onlar yaşamları boyunca, verili bir geçekliğe ilişkin düşünceyi, gözlemi, algı ve kavrayışı —dolaysızca–– bu gerçekliğe karşı konumlandıran anti-diyalektik yaklaşıma karşı çıktılar.”29 [30

Korsch, Marx’ın felsefesinin özne ve nesne arasındaki karşıtlığı aştığı yönünde bir görüş geliştirdiği için, geleneksel yorum tarzını sürdürmeye çalışan üçüncü enternasyonaldeki teorisyenlerin ciddi saldırısına uğramış, onun bu görüşü “bir tür idealist ihanet ” olarak nitelendirilmişti. Korsch onlara karşı şöyle yanıt veriyordu : “bilinç ve onun nesnesi arasına kalın bir ayrım çizgisi çekmek”  “metafizik yaklaşımın en düzeysizi olan, aklın sağlam yolu söylemiyle karşımıza çıkan, bakıştır.”  Korsch’a göre “ yeni Rus ‘Marksizm-Leninizmi’nin bu profesyonel sözcülerinin” bunu yapmaktaki nedenleri, sadece kalpleriyle öğrendikleri ‘materyalist’ alfabenin ABC’sini tekrarlıyor” oluşlarındandı.

Korsch ilave ediyordu: “ O günlerde bu tip bir bakış açısının yanlışlığının her hangi bir materyalist diyalektikçi veya devrimci Marksist için çok açık görülebilir olduğunu düşündüğüm için, bilinç ve varoluş arasındaki ilişki üzerine böylesi basit, diyalektik öncesi ve hatta aşkınsal -öncesi bir kavrayışı eleştirmeyi tercih etmedim. “ 30 [31]

Lukacs ve Korsch’un özne ve nesnenin, düşünce ve varoluşun birliği fikrine güçlü bir vurgu yapmalarının nedeni teori ile pratiğin birliğini savunmayı hedefliyordu. Lukacs, proleter öznenin bilinç ve idrakini söyle tanımlıyordu: “hakikatin bilgisini, bir olgunun nesnel karakterini, kendisinin tarihsel karakteri hakkındaki bilgisini ve toplumsal yapının bütünselliği içinde kendi güncel işlevini kavrayan tek ve bölünmüş olmayan bir bilincin pratiği gereklidir “Marksizmin bir proleter teori olarak temel niteliği, Marksizmin proletaryanın pratiğinden ayrılamaz olmasıdır. “Bu nedenle, tarihsel materyalizmin yönteminin özü, proletaryanın ‘pratik ve eleştirel’ eylemliliğinden ayrılamaz: her ikisi de aynı ve tek bir toplumsal gelişim sürecinin farklı yönleridir.”[20][33]

Açıktır ki, Lukacs ve Korsch’daki teori ile pratiğin birliği kavramı, sadece teorinin praksisten çıktığı ve praksise hizmet ettiği seklinde bir içeriğe sahip değildi.[21] Onların teori ile pratik arasındaki ilişkiye ilişkin kavramı, aynı zamanda teorinin sadece praksisi yansıtmadığı aynı zamanda onun praksisi oluşturan parçalardan biri olduğu düşüncesini içermekteydi. Onların teori ve pratiği bütünsellik olarak ele alan bu bakış açısı düşünce ve varoluşun birliği temeline dayandığı için, bir yandan derin ve zengin bir kavrayış olarak değerlendirilmiş, aynı zamanda bazıları tarafından idealist bir eğilim taşımakla eleştirilmiştir.

Kanımca, bizler de onların bu bakış açısından önemli bir esinlenme sağlayabiliriz. Bizlerin teori ile pratiğin birliği kavramını gerçek anlamda kavrayamayışımızın bir önemli nedeni de bütünsellik bakış açısından yoksun olmamızdır. Bütünsellik ilkesinde ısrar etmek teori ile pratiğin birliği bakış acısında ısrar etmeyi gerektirir. Bizler daima onların şu ifadesini hatırlamalıyız: “Teori ile pratiğin birliği – sadece- proletaryanın toplumsal ve tarihsel konumunun—madalyonun– iki yüzüdür”  [22][34]

Bizler hakikati teori ile pratiğin birliği olarak kavramalı ve toplumsal pratiklere faal olarak katılmalıyız — toplumsal hareketlere sadece teorik olarak değil—pratik olarak — teorileri ve düşüncelerimizi dünyayı değiştirecek maddi güç haline dönüştürmek için katılmalıyız. Bu ilke ülkelerini sosyalist yolda ilerletme kararını vermiş olan Çin halkı için gerçekten yaşamsal bir önem taşımaktadır.



[1][1] George Lukacs, History and Class Consciousness: Studies in Marxist Dialectics, trans. Rodney Livingstone, The MIT Press, Cambridge, 1971, p27.

[2][2] Karl Korsch, Marxism and Philosophy, trans., Fred Halliday, NLB, New York, 1970, p77.

[3][6] Karl Marx Frederick Engels Toplu Eserler, Cilt 28, s24, Progress Publishers, Moscow, 1986.

[4][10] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Press, Cambridge, 1971, s. 20.

[5][11] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler. Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Press, Cambridge, 1971, s. 87.

[6][12] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Üniversitesi Yayınevi, Cambridge, 1971, s 10.

[7][13] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Üniversitesi Yayınevi, Cambridge, 1971, s 12.

[8][14] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Üniversitesi Yayınevi Cambridge, 1971, s 34.

[9][15] Karl Marx Frederick Engels Toplu Eserler, Cilt 3, Progress Publishers, Moscow 1959.

[10][16] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Üniversitesi Yayınevi, Cambridge, 1971, s 24.

[11][17] George Lukacs,, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Üniversitesi Yayınevi, Cambridge, 1971, s 23.

[12][20] See Robert A. Gorman baskısı, Neo-Marksizm’ in Biyografik Sözlüğü adlı eseri, Londra, 1985, p237.

[13][21] Sartre, Diyalektik Aklın Eleştirisi , (Çince versiyonu ), Beijing, Shang Wu Press, 1963, s 114.

[14][22] Merleau Ponty, Algının Fenemonolojisi, London, 1962, p452-454.

 

[15][23] Bkz. Henri Lefebvre, Dialectical Materialism, Paris, 1962, p147.

[16][24] “Lefebvre ve Marx’ın Düşüncesi”, World Socialism Dergisi, (Yugoslavya Baskısı ), 1982, 32. sayıdan alıntı .

[17][25] Karl Marx Frederick Engels Toplu Eserler Cilt 3, Progress Publishers, Moscow 1959.

[18][27] Eric Fromm,Marx’ın İnsan Kavramı, Newyork, 1961, p8.

[19][29] Karl Korsch, Maksizm ve Felesefe, Çeviren. Fred Halliday, NLB, New York, 1970, p88.

[20][33] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Press, Cambridge 1971, s 20.

[21]  Praksis, pratik kavramının Marx’ın Almanca yazdığı yazılarında kullandığı Almanca karşılığıdır . Marx’ın materyalizminin, praksis felsefesi olarak anılması oldukça yaygın bir olgudur .

[22][34] George Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci: Marksist Diyalektik Üzerine incelemeler, Çeviren. Rodney Livingstone, The MIT Press, Cambridge 1971, s. 20.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir