İkinci Enternasyonal’in Değerlendirilmesi, Tarihsel Başarı ve Başarısızlıkları

Çeviren Gülizar Özkaya, Haziran 2017

Yazar hakkında: Lin Jianhua, Shandong Eyaleti, Shenxian İlçesinden, Pekin Yabancı Diller Üniversitesi Marksizm Okulu Dekanı, Pekin Üniversiteleri İdeolojik ve Siyasi Teori Dersleri Onursal Profesörü

Dünya sosyalist komünist hareketinin bugüne kadarki 170 yıllık tarihinde, Komünist Birlik (1847-1852), Birinci Enternasyonal (1864-1876), İkinci Enternasyonal (1889-1914), Üçüncü Enternasyonal veya Komintern (1919-1943), Sosyalist İşçi Enternasyonali (1923-1940), Dördüncü Enternasyonal (1938-), Komünist ve İşçi Partileri Enformasyon İletişim Bürosu (Kominform) (1947-1956), Sosyalist Enternasyonal (Demokratik sosyalizm akımının enternasyonali, 1951-) gibi birçok uluslararası örgüt var olmuştur… Bu uluslararası örgütler arasında Birinci, İkinci ve Üçüncü Enternasyonaller büyük ve geniş kapsamlı bir etkiye sahip olmuştur.

İkinci Enternasyonal’in Dünya Sosyalist Komünist Hareketine Tarihsel Katkısı

İkinci Enternasyonal, 1889-1914 yılları arasında var olmuş, ulusal düzeyde örgütlenmiş sosyal demokrat partilerin ve sosyalist işçi gruplarının uluslararası bir federasyonuydu. Kökenleri doğrudan birbirini takip eden Bern Enternasyonali, Viyana Enternasyonali, Sosyalist İşçi Enternasyonali ve Sosyalist Enternasyonal’e dayanır. İkinci Enternasyonal, sosyal demokrat partilerin ve sosyalist işçi gruplarının uluslararası federatif bir koalisyonu olarak, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, serbest piyasa kapitalizminden tekelci kapitalizme, yani emperyalizme geçiş döneminde ve Paris Komünü devriminin başarısızlığından sonra kapitalizmin nispeten barışçıl gelişme gösterdiği bir dönemde var olmuş ve faaliyet göstermiştir. Birinci Enternasyonal’in dağılmasından sonra, “Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!” sloganı tüm ülkelerin işçilerinin kalplerinde ve zihinlerinde yaşamaya devam etmiş ve tüm ülkelerin proleterleri zaman zaman birbirleriyle temas kurmayı ve uyum içinde, koordineli bir şekilde hareket etmeyi sürdürmüşlerdir. Bazı işçi aktivistleri, uluslararası işçi örgütlerini yeniden kurmak için defalarca girişimlerde bulunmuşlardır. Aslında, daha Eylül 1874’te, Birinci Enternasyonal fiilen işlevini yitirmiş ancak şeklen hâlâ mevcutken, Engels geleceğin yeni Enternasyonal’ini öngörmüş ve ondan daha yüksek taleplerde bulunmuştu.

Engels şöyle demişti: “Eminim ki bir sonraki enternasyonal – Marx’ın yazılarının uzun yıllar süren etkisinden sonra – tamamen komünist bir enternasyonal olacak ve ilkelerimizi doğrudan bir şekilde ortaya koyup yerleştirecektir.” 

1870’lerden sonra, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işçi hareketinin güçlü gelişimi ve sosyalist siyasi partilerin kurulmasıyla birlikte, çeşitli ülkelerin proleterleri arasındaki bağları ve dayanışmayı güçlendirmek ve ortak düşmana karşı eylemlerini koordine etmek nesnel bir tarihsel gereklilik haline geldi. Ancak, 1889’da İkinci Enternasyonal’in kurulduğu sırada, dünya sosyalist-komünist hareketi zaten büyük bir ölçeğe ulaşmıştı ve her ülkenin sosyalist partilerinin kendi ulusal koşullarına göre bağımsız ve özerk bir şekilde kendi yol ve stratejilerini belirlemeleri gerekiyordu. Bu dönemde kurulan sosyalist partiler, sosyal demokrat partiler ve işçi partileri, Komünist Birlik gibi komünist partiler değil, sosyalist partilerdi.

İkinci Enternasyonal’in kurucu kongrelerine katılan delegeler arasında, anarşizme veya reformizme eğilimli ya da Marksist olmayan tüm fraksiyonlara karşı uzlaşmacı bir tutum sergileyen dağınık Marksistlerden oluşan birçok figür ve grup da bulunuyordu. Bu nedenle, İkinci Enternasyonal, dönemin tarihsel koşullarına ve devrimci görevlerinin ihtiyaçlarına uyum sağlayarak, devrimci güçleri örgütleme ve bir araya toplama ve işçi hareketinin gelişimini teşvik etme konusunda büyük işler başardığı ve önemli başarılar elde ettiği için daha gevşek bir örgütlenme biçimini benimsedi. İkinci Enternasyonal’in bu gevşek karakteri, uluslararası kapitalizmin fiili durumu ve o dönemdeki dünya sosyalist-komünist hareketinin fiili/pratik durumu tarafından belirlenmişti.

1871 Paris Komünü devriminin yenilgisinden sonra, uluslararası kapitalizmin barışçıl gelişimi, uluslararası proletaryaya “barışçıl” bir mücadele ortamı sağladı. Batı’daki burjuva devriminin temelde sona erdiği ve Doğu’daki burjuva devrimi için koşulların henüz olgunlaşmadığı bir dönemde, burjuvazi esas olarak iç ve dış çatışmalarda arabuluculuk yapıyordu. Paris Komünü devriminin yenilgisinden ve özellikle Birinci Enternasyonal’in dağılmasından sonra, uluslararası işçi hareketi yatay yönde gelişiyordu ve proleter partilerinin görevi, doğrudan silahlı ayaklanmalar ve iç savaşlar yürütmekten ziyade, esas olarak işçi sınıfını eğitmek ve yetiştirmek, parlamento içinde ve dışında yasal ve meşru mücadeleyi yürütmekti. Aynı zamanda, birçok ülkenin yasaları, Uluslararası İşçi Birliği gibi örgütlerin yeniden canlandırılmasını yasaklıyordu. Bu nedenle, gevşek bir biçimde uluslararası örgütlerin kurulması gerçekçi ve uygulanabilir bir seçenek haline gelmişti.

İkinci Enternasyonal’in dünya sosyalist komünist hareketine tarihsel katkısı başlıca şu alanlardadır:

1. İkinci Enternasyonal, o dönemdeki uluslararası işçi hareketinin gelişme düzeyine ve gereksinimlerine uyarlanmış, gevşek bir uluslararası örgütlenme biçimi oluşturmaya çalışmıştır.

Engels ve sosyalist partilerin önde gelen bazı liderleri, çeşitli ülkelerdeki sosyalist partilerin ve işçi gruplarının uluslararası bir federasyonu olarak İkinci Enternasyonal’in ana faaliyetinin, merkezi bir organ altında ulusal örgütlerin birleştirilmesi değil, uluslararası bağların ve uluslararası eylem birliğinin güçlendirilmesi olması gerektiğini savunuyorlardı. Bu nedenle, İkinci Enternasyonal kurulduktan sonra uzun bir süre resmi bir örgütsel isme sahip olmadı ve ancak 1900’den sonra “Uluslararası Sosyalist Kongre” adını kullandı. İkinci Enternasyonal’in uzun bir süre merkezi daimi bir organı olmadı. 1900 yılında kurulan Sosyalist Parti Uluslararası Bürosu olarak bilinen daimi organ bile, “az yetkiye” sahip basit bir koordinasyon görevi üstlendi.  “İşlevi bir posta kutusundan pek fazlası değildi” ve ana görevi “belgeleri toplamak ve bilgileri merkezileştirmek veya yaymaktı”. Ve bu organın ulusal partiler üzerinde hâlâ örgütsel bir bağlayıcılığı yoktu.  

Uzun bir süre kendi Parti programına ve Parti tüzüğüne sahip değildi ve İkinci Enternasyonal, uluslararası faaliyetlerin ilkelerini belirleyen Uluslararası Kongreler ve Uluslararası Bürolar Tüzüğü’nü ancak 1907 yılında kabul etti. Uzun bir süre kendi merkezi dergi veya merkezi gazeteye sahip değildi ve ancak 1900’den sonra Belçika gazetesi (Halkın Günlüğü) People’s Daily’yi yayın organı olarak kabul etti.

Merkezi bir örgütlenme sistemine de sahip değildi ve temel faaliyet biçimi, ortak ilgi alanına giren siyasi, ekonomik ve örgütsel sorunları, uluslararası sorunları ve mücadele strateji/taktiklerini tartışmak üzere birkaç yılda bir düzenlenen çeşitli ülkelerin sosyalist siyasi partileri ve işçi örgütlerinin kongreleri aracılığıyla deneyim alışverişinde bulunmak ve bilgi paylaşmaktı. Ve bu toplantılarda, çeşitli ülkelerdeki işçi hareketine rehberlik edecek kararlar formüle etti.

İkinci Enternasyonal’in örgütsel biçiminin özellikleriyle bağlantılı temel meselelerden biri, ulusal düzeydeki sosyalist partilerin bağımsızlığı ve özerkliği sorunudur. İkinci Enternasyonal partileri, bağımsızlık ve özerklik temelinde özgür birlik ve gönüllü birliktelik ilkesini uyguladılar ve bu, İkinci Enternasyonal boyunca yaygındı. Bu, İkinci Enternasyonal’in ana örgütlenme ve faaliyet biçimiydi. Aynı zamanda bu özellikler, İkinci Enternasyonal’in geleneklerini de oluşturdu.

2. İkinci Enternasyonal’in faaliyetlerinin ilk aşamalarındaki ana eksen, Marksistlerin anarşistlere karşı mücadelesiydi ve esas olarak iki soru etrafında odaklanmıştı: Proletaryanın ve partilerinin iktidara gelmek için siyasi bir mücadele yürütüp yürütmemesi gerektiği sorusu; ve kapitalizme, özellikle militarizme ve savaşa karşı tutumlar sorusu öne çıkmıştı. Bu süreçte İkinci Enternasyonal, Marksist bilimsel sosyalizmi yaymak ve geliştirmek için büyük çaba sarf etti, çok sayıda parti gazetesi ve dergisi yayınladı ve Plehanov, Kautsky, Bernstein, Lafargue ve Rosa Luxemburg gibi bir grup teorisyen yetiştirdi ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi de bir Merkezi Parti Okulu kurdu.

3. İkinci Enternasyonal, işçi sınıfına kapitalist sisteme karşı mücadelede önderlik etme konusunda deneyim kazanmış, emekçi halkın hayati çıkarlarını ve demokratik haklarını savunmak için savaşmıştı. Ayrıca işçi sınıfına militarizme, emperyalizme ve savaş tehdidine karşı mücadelelerde, özellikle de parlamento mücadelesinde önderlik etmiştir. 1904-1909 yılları arasında, Fransa, Avusturya ve Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere 17 ülkede, Sosyal Demokratlar parlamento seçimlerinde 8 milyondan fazla oy aldılar. 598 1912’de, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin 110 üyesi Alman Parlamento Reichstag’ına seçildi ve  Parlamentoda en büyük parti grubu haline gelerek tüm oyların %20’sini oluşturan 4,25 milyon oy aldı.

4. İkinci Enternasyonal öncesi dönemde, çeşitli ülkelerde sosyalist siyasi partilerin ve işçi örgütlerinin yaygın bir şekilde kurulması ve Marksizmin geniş çapta yayılması temelinde, uluslararası sosyalist ve işçi hareketleri eşi görülmemiş boyutlara ulaştı ve genel kabul gören parlak başarılar elde ettiler. İkinci Enternasyonal, çeşitli ülkelerdeki sosyalist partilerin büyümesini ve gelişmesini teşvik etti. Birinci Enternasyonal zamanında, 1869’da kurulan ve 10.000’den fazla üyesi olan Almanya Sosyal Demokrat İşçi Partisi adında yalnızca bir tek sosyalist parti vardı. 1889’da İkinci Enternasyonal kurulduğunda, dünyada yalnızca 15 sosyalist işçi partisi vardı.

1914 yılına gelindiğinde, İkinci Enternasyonal, Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri, Asya ve Çin olmak üzere dört kıtada toplam 3 milyondan fazla üyeye sahip 30 sosyalist partinin uluslararası bir federasyonuydu. Aynı zamanda, İkinci Enternasyonal güçlü sendika, kadın ve gençlik örgütlerini de içeriyordu. Bu nedenle, bu dönem aynı zamanda dünya işçi hareketinin uluslararası örgütlerinin gelişim tarihinde altın bir çağ olarak kabul edilir.

5. İkinci Enternasyonal, dünya sosyalist-komünist hareketi için iki ebedi bayram ve yaygın olarak yayılan ebedi bir savaş çığlığı yaratmıştır, yani 1 Mayıs Uluslararası İşçi Bayramı ve 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü ile Eugene Pottier ve Degeyter’in işbirliği olan Enternasyonal devrimci şarkısı İkinci Enternasyonal’in ürünleridir.

Şarkının sözleri: Eugène Pottier – Paris, Haziran 1871 ve müziği Pierre Degeyter – 1888 tarafından bestelenmiştir. Birinci ve İkinci Enternasyonal’in bu devrimci şarkısı, Paris Komünü Fransız hükümeti tarafından bastırıldıktan sonra bir nakliye işçisi tarafından yazılmıştır. Şarkı daha sonra ilk SSCB Sovyetler Birliği Ulusal Marşı ve (Üçüncü) Komünist Enternasyonal Marşı olarak kullanıldı, ta ki 1944’te Komintern dağılana kadar.

1866’da, Birinci Enternasyonal’in Cenevre Konferansı, sekiz saatlik işgünü sloganını ortaya attı. 1 Mayıs 1886’da, ABD’de Chicago merkezli büyük bir grev ve gösteri düzenlendi, yaklaşık 350.000 kişi katıldı, daha iyi çalışma koşulları ve sekiz saatlik işgününün uygulanmasını talep etti.

Bu işçi hareketini anmak için, 14 Temmuz 1889’da, İkinci Enternasyonal’in kuruluş toplantısında, çeşitli ülkelerden Marksistler tarafından toplanan bir sosyalistler kongresinde, delegeler oybirliğiyle 1 Mayıs’ı uluslararası proletaryanın ortak bayramı olarak belirlemeyi kabul etti: 1 Mayıs Uluslararası İşçi Bayramı. 8 Mart 1857’de, New York, ABD’deki kadın giyim ve tekstil işçileri, insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek, ayrıca 12 saatlik işgünü ve düşük ücret talep etmek için yürüdüler. 8 Mart 1903’te, Chicago, ABD’deki kadın işçiler, burjuva baskısına, sömürüsüne ve ayrımcılığına karşı ve özgürlük ve eşitlik için genel grev ve gösteri düzenlediler. 8 Mart 1908’de, New York’ta 1500 kadın gösteri yaparak daha kısa çalışma saatleri, daha iyi ücret, oy hakkı talep etti ve çocuk işçiliğinin yasaklanmasını istedi. Aynı yılın Mayıs ayında, Amerika Sosyalist Partisi, Şubat ayının son Pazar gününü ülkede Kadınlar Günü olarak kabul etmeye karar verdi.

1910 yılında, Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen İkinci Enternasyonal Sosyalist Kadınlar Kongresi’nde, Alman sosyalist devrimci Clara Zetkin, Amerikalı giyim işçilerinin grevini anmak için bir günün Uluslararası Kadınlar Günü olarak ayrılmasını önerdi. Öneri Genel Kurul tarafından kabul edildi, ancak belirli bir tarih belirlenmedi. 1917’de Rus kadınlar, kötü çalışma koşullarını ve gıda kıtlığını protesto etmek için 8 Mart’ta (Rus takvimine göre 23 Şubat) grev çağrısında bulundu ve “ekmek ve barış” talep etti. Birleşmiş Milletler, 1975 Uluslararası Kadınlar Yılı’nda, tam adı Birleşmiş Milletler Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü olan 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü’nü kutlamaya başladı. Mayıs 1871’de Paris Komünü devriminin başarısızlığından sonra, Fransız devrimci, işçi şair ve Paris Komünü’nün ana liderlerinden biri olan Eugène Pottier, Haziran ayında Enternasyonal adlı bir şiir yazdı; bu şiir “tüm dünya proletaryasının şarkısı” olarak tanımlandı ve başlangıçta Marseillaise melodisiyle söylendi. 302

Haziran 1888’de, Fransız işçi-besteci Pierre Degeyter Enternasyonal’i besteledi. Enternasyonal 1890’da İspanyolcaya, 1899’da Norveççeye, 1901’de Almanca, İngilizce ve İtalyancaya çevrildi. 1906’da Enternasyonal’in altı kıtasından 1, 2 ve 6. kıtaları Rusçaya çevrildi. 1923’te Çinli komünist Qu Qiubai bunu Rusçadan Çinceye çevirdi.

1913’te, Eugène Baudier’in ölümünün yirmi beşinci yıldönümü vesilesiyle, Lenin şöyle yazdı: “Enternasyonal çeşitli Avrupa dillerine ve yalnızca Avrupa dillerine değil, birçok dile çevrildi. Bilinçli bir işçi, hangi ülkeye gelirse gelsin, kader onu nereye atarsa atsın, kendini ne kadar yabancı hissederse hissetsin, dili konuşmasa, akrabası olmasa, ülkesinden ne kadar uzakta olsa da, Enternasyonal’in tanıdık nağmeleriyle kendine yoldaşlar ve dostlar bulabilir.”  

Enternasyonal marşı, İkinci Enternasyonal henüz kurulmamışken yazılmış olmasına rağmen, manevi pratiği ve yaygın bir şekilde söylenmesi, İkinci Enternasyonal ve ulusal partiler tarafından güçlü bir şekilde teşvik edildi. 1 Mayıs Uluslararası İşçi Bayramı, 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü ve Enternasyonal, İkinci Enternasyonal’in dünya sosyalist-komünist hareketine ve dünya emekçi halkına miras bıraktığı değerli manevi miraslardır.

İkinci Enternasyonal, doğuşundan reformist fikirlerin etkisi altında iflasına kadar 25 yıl (1889-1914) sürdü. Hakim teorik görüşleri ve siyasi eğilimleri açısından kabaca iki döneme ayrılabilir.

Birinci dönem, 1889’dan 1896’ya kadar olan yedi yılı kapsar; bu dönemde, Engels’in rehberliği ve etkisi altında, İkinci Enternasyonal, uluslararası işçi hareketinin gündeme getirdiği temel pratik sorunları çözmede başarılı olmuştur.

Ve bu dönemde İkinci Enternasyonal, Marksizmin temel ilkelerine bağlı kalmış ve geliştirmiş ve övgüye değer tarihsel başarılar elde etmiştir. Aynı zamanda, uluslararası işçi hareketinin daha geniş bir şekilde gelişmesi nedeniyle, devrimci taviz seviyesi geçici olarak düşmüş ve İkinci Enternasyonal öncesi dönemde bile reformist fikirlerin etkisi ve potansiyel bir kriz olasılığı her zaman var olmuştur.

Engels’in ölümü (1895) ve özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte, reformist ideoloji gelişti, yayıldı ve hatta çoğaldı, bir alttan akıntıdan açık bir akıntıya dönüştü ve nihayetinde İkinci Enternasyonal’in ideolojik ve siyasi iflasına ve çeşitli ülkelerdeki sosyal demokrat partilerin bölünmesine ve parçalanmasına yol açtı.

Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden sonra, İkinci Enternasyonal’in Sosyalist ve Sosyal Demokrat Parti liderlerinin ezici çoğunluğu açıkça kendi ülkelerinin burjuva hükümetlerinin yanında yer aldı ve sosyal şovenistlere dönüştü; bu, İkinci Enternasyonal’in “ideolojik ve siyasi iflası” olarak tanımlanabilir. Lenin’e göre bu, “sosyalizmin iflasıdır, yani oportünizmin ve reformizmin” iflasıydı.” 

Aynı zamanda, birbirine karşıt iki emperyalist bloğa paralel olarak, İkinci Enternasyonal’in Sosyalist Partisi de birbirine karşıt iki bloğa bölündü. Ancak örgütsel olarak, savaş boyunca hiçbir üye parti İkinci Enternasyonal’den ayrıldığını ilan etmedi. İkinci Enternasyonal’in yapıları felç olmasına rağmen, dağıldıkları ilan edilmedi, ulusal sosyalist partiler feshedilmedi ve ulusal düzeydeki sosyalist partiler ile İkinci Enternasyonal arasındaki bağlar tamamen kopmadı.

İkinci Enternasyonal sol, merkez ve sağ olmak üzere üç ana gruba bölünmüş olsa da, hiçbiri kendisini bağımsız bir uluslararası merkez olarak ilan etmedi. Bu bağlamda, o dönemdeki duruma uyarlanmış gevşek örgütsel biçim, İkinci Enternasyonal’in iflasının ana nedeni değildi.

İkinci Enternasyonal’in iflasının derin tarihsel, ideolojik ve sınıfsal kökleri

İkinci Enternasyonal’in iflasının derin tarihsel, ideolojik ve sınıfsal kökleri vardı. İkinci Enternasyonal’in iflası, kapitalizmin “barışçıl” gelişimi bağlamında reformizmin, yasalcılığın ve milliyetçiliğin uzun vadeli aşındırmasının yanı sıra burjuvazinin egemenlik taktiklerindeki değişikliğin etkisinin bir sonucuydu. Onun gevşek örgütlenme ilkeleri ve örgütlenme biçimleri, oportünizmin çoğalması için yalnızca nesnel koşullar, temeller ve ön koşullar sağlamıştır.

İkinci Enternasyonal’in ana hataları, Marksizmi anlama ve propaganda etmedeki dogmatik eğilimde yatmaktadır.

Savaşı durdurmanın etkili yollarını bulamamış ve enternasyonalizm ile ulusal çıkarlar arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde çözememiştir, bu da Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden sonra çoğu parti liderinin sosyal şovenizm bataklığına düşmesine yol açmıştır. Bernstein’in revizyonizmini eleştirisinde çağın veya dönemin ortaya attığı yeni sorunlara bilimsel yanıtlar verememiştir.

Yasal/Meşru mücadele stratejisine tek taraflı olarak bağlı kalmış ve durumdaki değişikliklerle birlikte mücadele taktiklerini zamanında değiştirememiştir. Bernstein’in revizyonizmini eleştirirken, İkinci Enternasyonal çağın ortaya attığı yeni sorulara bilimsel yanıtlar verememiştir. Örgüt çok dağınıktı ve değişen koşullar ışığında kararlı ve uygun şekilde hareket edememişti.

Uzun bir süre boyunca, İkinci Enternasyonal’in tarihsel değerlendirmesi farklı görüşlerin olduğu karmaşık bir soru olmuştur ve açıklanması zor birçok sorun vardır.

Lenin’in İkinci Enternasyonal değerlendirmesi de bir değişim sürecinden geçmiştir. 1917’de Rusya’daki Ekim Devrimi’nden önce, Lenin İkinci Enternasyonal’in başarıları ve hataları hakkındaki değerlendirmesinde daha objektifti ve İkinci Enternasyonal’in başarısızlıklarına yönelik eleştirisi genellikle ideolojik ve siyasi yönler ile mücadele taktikleri/stratejileri üzerinde yoğunlaşıyordu. Lenin, “İkinci Enternasyonal’in (1889-1914) proleter hareketin uluslararası örgütü” ve “birçok ülkede bu hareketin yaygın kitle gelişimine zemin hazırlayan çağ” olduğuna işaret etmişti. 

Ancak, Mart 1919’da Komintern’in kuruluşu sıralarında Lenin, Bolşevik Partisi’nin “koşulsuz merkeziyetçilik ve son derece katı disiplin” ve “son derece katı ve gerçekten demir disiplin” anlayışını bir ölçüt olarak aldı ve bu görüşleri İkinci Enternasyonal eleştirisine kattı.

Lenin, “İkinci Enternasyonal’in iflasının, gevşek örgütlenme biçimiyle özünde bağlantılı olduğunu” savundu. 

Stalin ise şunu savundu: ” Marx-Engels ve Lenin arasında, İkinci Enternasyonal’in oportünist egemenliğinin bütün bir çağı uzanır”. Aslında, İkinci Enternasyonal’in temel çalışmaları oportünist çizgide yürütüldü” ve kapitalizmin barışçıl gelişme döneminde. İkinci Enternasyonal’in partileri semirip gelişti ve devrimi, proletarya diktatörlüğünü, kitlelerin devrimci eğitimini ciddi olarak düşünmeye isteksizdi.” 

 Lenin’in ve Stalin’in iddiaları gelecek nesiller üzerinde derin ve muazzam bir etki yarattı. Tarihsel olarak, İkinci Enternasyonal ne tamamen onaylanabilir ne de tamamen reddedilebilir. Bugün, İkinci Enternasyonal’in iflasından 100 yıldan fazla bir süre sonra, İkinci Enternasyonal, 1876’da Birinci Enternasyonal’in dağılması ile 1919’da Üçüncü Enternasyonal’in kurulması arasında bir köprü ve motor güç olarak düşünülebilir.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir