“Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” Aşmak ve Çin’in İzlediği Sosyalist Yol ve Sosyalist Modernleşme
Çin’in Kapitalist Toplumun Üzerinden Atlayarak İzlediği Sosyalist Gelişme Yolu
Prof. Chen Xueming, Dr. Li Jia, Nisan 2023
“Marksizm ve Gerçeklik” 2023, Sayı 4
Yazarlar, Şangay Fudan Üniversitesi, Batı Marksizmi ve Marksizm Okulu direktörleri

Editörün notu: Marx’ın “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma ifadesindeki kapitalizmi aşma—belirli bir tarihsel dönemi– devrimci bir sosyalist siyasi gücün iktidarı altında bir aşmayı kastediyor. Bu makaledeki yorum dünyada ve Çin’de komünistlerin tarihsel materyalizm araştırmalarında vardıkları yeni sonuçları özetlemektedir.
Yazarların başlıktaki “Kapitalizmin Kahreden Caudine Boyunduruğuna” ve Marx’ın “Caudine Forks” olayına yaptığı referans, Marx-Engels Toplu Eserler Cilt.24, dipnot 404, s.641’de şöyle açıklanmaktadır: M.Ö. 321’de ikinci Samnit savaşında Samnitler, Romalı birlikleri antik Roma şehri Caudium kasabası yakınlarındaki Caudine geçidinde bozguna uğratmışlar ve onları savaşmadan tamamen teslim olmaya zorlamışlardır, ki bu, yenilmiş bir ordu için kahredici büyük bir utançtı. Bu nedenle, Marx’ın kullandığı “Caudine Forks” ifadesi, aşırı bir şekilde küçük düşürülmek anlamına gelmektedir. Marx’ın 1857-58 Grundrisse eserinde tartıştığı üç büyük toplumsal formasyon teorisine göre ikinci toplumsal formasyon, komünizme giderken insan toplumunun ve insanın gelişiminin içinden geçmesi gereken bir aşamadır. İnsan toplumu ve insanlar yalnızca, ikinci büyük toplumsal formasyonun sağladığı tam ve evrensel gelişimi yaşayarak üçüncü büyük toplumsal formasyona yani komünist topluma girebilir. Bkz. Marx’ın Üç Büyük Toplumsal Formasyon (Yapı) Teorisi ve Kapitalizmdeki Maddi Bağımlılık https://marksizm.org.tr/?p=6190
Marx mektubun taslağında şöyle yazmıştı: “Rusya’da, oldukça özgün koşulların bir araya gelmesi yüzünden, hala Rusya çapında varoluşlarını sürdüren tarım komünleri, bu günkü ilkel niteliklerinden adım adım kopabilir ve doğrudan doğruya, tüm Rusya ölçeğinde kolektif üretimin unsuru olarak gelişebilirler. Tam da batı Avrupa’daki kapitalist üretimin ve bu komünlerin tarih içinde aynı çağı paylaşmaları nedeniyle, bu Rus tarım komünleri, kapitalizmin kahredici Caudine boyunduruğunu ve kapitalizmin iğrenç sıkıntılarını yaşamadan, bu kapitalist üretimin tüm olumlu kazanımlarını kendisine adapte edebilir ve uyarlayabilirler.” https://www.marxists.org/history/etol/newspape/ni/vol08/no10/marx-zas.htm
Marx’a göre bu yolla, Rusya kapitalizmin üzerinden atlayarak ikinci büyük toplumsal formasyonu sosyalizm altında yaşama fırsatına sahip olabilirdi. Marx’ın bu görüşü Çin’de ciddi araştırmalara ve tartışmalara konu olmuştur.
Xi Jinping, 2022’de Parti’nin 20. Kongre’nin Ruhunu Öğrenme ve Pratiğe Geçirme“ başlıklı seminerin açılışında yaptığı konuşmada şunları belirtmişti: “Çin’in modernleşme teorisinin özetlenmesi ve derinlemesine açıklanması, Parti’nin 20. Kongresi’nin önemli bir teorik yeniliğidir ve bilimsel sosyalizmin en son önemli kazanımıdır. Bugün, Çin’in modernleşme yolu teorisi ve modernleşme pratiği yeni bir zirveye ulaşmıştır”.
Sosyalizmin gelişim sürecine bakıldığında, kapitalizmden sosyalizme geçişin gerçekleştirilmesi Marksist doktrinin önemli bir içeriğini oluşturduğu ve Marksizm sonrası düşünürler ile pratikçilerin gayretle peşinde koştukları bir hedef olduğu anlaşılmaktadır.
Sosyalizm ve kapitalizm, iki toplumsal sistem arasındaki ilişkinin gelişim yönünü göz önünde bulundururken, Marx’ın o dönemdeki büyük vizyonunu – “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmak–Partimiz için bir tür tarihsel yanıt haline gelmiştir. Çine özgü modernleşme perspektifinden bakarak “Kapitalizmin Kahreden Caudine Boyunduruğunu” aşmanın önemini yeniden incelemek, bilimsel sosyalizmin en son ve en önemli kazanımı olarak gördüğümüz Çine özgü modernleşmenin, özünde Batı modernleşmesinin eski yolunu aştığını ve kapitalist uygarlığın kazanımlarını özümseme aşamasında olan—Çin’in- “prekapitalist” birinci büyük toplumsal formasyondan kapitalizmi atlayarak sosyalizme geçişin son derece gerçekçi ve uygulanabilir olduğunu göstermektedir.”
Bkz. Xi Jinping: Çin Modernleşmesi Çin Komünist Partisi Önderliğinde Sürdürülen Sosyalist Modernleşmedir https://marksizm.org.tr/?p=3621
Geçmişte elde edilen zengin araştırma sonuçlarına bakıldığında, Çin akademi dünyasında “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma teorisi üzerine yapılan araştırmalar, bu teorinin kendisiyle ilgili tartışmaların ötesine geçerek, gerçek sorunlara yanıt verirken birçok ortak sonuca varmıştır. Örneğin, kapitalist sistemi, kapitalist gelişme aşamalarını ve kapitalist üretim biçimlerini aşmak gibi farklı açılardan “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın ne anlama geldiğini anlamak; aşmanın ön koşulları olan (sermayeyi ve dünya pazarını sosyalizm lehine tam olarak kullanmak, gelişmede sosyalist ülkenin kendi bağımsızlığını korumak ve diğerleriyle ortak eylemlerde bulunmak gibi) ile aşmanın sonuçları (kamu mülkiyetinin hakim unsur olduğu bir topluma girmek) gibi yönlerden “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın yollarını ve yöntemlerini yorumlamada ciddi ilerlemeler kaydedildi.
Bunların hepsi, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma teorisini anlamamız için değerli bir düşünsel kaynak sunmaktadır. Ancak, Çin’deki geçmişteki araştırmalar genellikle “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın gerekliliğini ve aşmanın koşullarını ele alırken, aşmanın araçlarını ihmal etmişti. Çin’in sosyalist modernleşmesi gibi önemli bir önermenin ortaya atılması, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” nasıl gerçekten aşabileceğimiz ve bilimsel sosyalizmin gelişkin niteliği konusunda daha net bir kavrayışa sahip olmamızı ve Çin’in sosyalizminin önemli tarihsel anlamını daha derinlemesine anlamamızı sağlamıştır.
Günümüzde, Çine özgü modernleşmenin “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşması konusunu açık ve net bir şekilde ortaya koymak, Çine özgü modernleşmenin teorik sistemini inşa ederken “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma teorisini daha iyi bir şekilde derinleştirmemize, bilimsel sosyalizmin teorisini ve pratiğini daha da yenilememize ve böylece 21. yüzyıl Marksizminin gelişimini daha iyi bir şekilde ilerletmemize yardımcı olacaktır. Bkz. Marx’ın Üç Büyük Toplumsal Formasyon (Yapı) Teorisi ve Kapitalizmdeki Maddi Bağımlılık https://marksizm.org.tr/?p=6190
“Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” Aşmak: Marx ve Engels’in İleri Yaşlarındaki Sosyalizm Vizyonu
19. yüzyılda kapitalizmin dünya tarihini şekillendirdiği dönemde, Marx ve Engels, dünya tarihinin diyalektik özelliklerine ve gelişme eğilimlerine dayanarak, Doğu toplumlarının somut bağlamına bakarak geri kalmış ülkelerin “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşarak, kapitalist toplumdan geçmeden sosyalist gelişme yoluna girebilecekleri şeklinde bir teorik düşünce tasavvuru ortaya atmışlardı. Onların bu teorik düşüncesinin yenilikçi yanı, sermayenin etkisine kapılmadan, kapitalizmin kontrolü altında kalmadan ve kapitalist üretim ilişkilerini aşabilen bir sosyalist yolun nasıl izleneceğine dair yön belirleyici bir arayışa girişmiş olmalarıdır.
Marx’ın ilk başlangıçtaki anlayışına göre, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma sorunu, tüm ülkeye yayılmış Rus kırsal komünleri ile “dünya pazarını kontrol eden Batılı kapitalist üretimin aynı çağı paylaştığı” koşullar altında, “Rusya’nın “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” yaşamadan, kapitalist sistemin yarattığı tüm olumlu sonuçları Rus komünlerine aktarabilmesini” sağlamak anlamına geliyordu. “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmak sorununun tanımlanması çerçevesinde, Marx ve Engels, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın koşulları ve toplumsal niteliği hakkında sadece genel bir tanımlama yapmışlardı.
Genel Tanımlama
Birincisi, ileri üretici güçler, ileri iş yönetim yöntemleri, teknik başarılar dahil olmak üzere kapitalist sistemin yarattığı tüm olumlu sonuçları özümsemeye ve sahiplenmeye önem vermek, daha yüksek düzeydeki toplumsal gelişme biçimlerini ve sosyalist yolda ilerlemeyi başarmak için maddi içerik sağlamayı başarmak.
Rusya’nın “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” nasıl aşacağı ve böylece “Rusya için Batı Avrupa’nın izlediği ve izlemeye devam ettiği gelişme yolundan farklı bir yol bulacağı” sorusuna yönelik olarak, Marx’ın sunduğu çözüm yolu şuydu: Kapitalist üretim biçiminin hakim olduğu büyük sanayi çağında, artık bir dünya pazarının kurulmasıyla birlikte sermaye küresel çapta dolaşmaya başlamış, Doğu toplumlarındaki ilkel doğal ekonomi yapısı bozulmaya başlamıştır, bu koşullarda geri kalmış ülkeler dünya pazarı aracılığıyla kapitalist ülkelerle ekonomik ilişkiler kurarak, çağdaş kapitalist üretici güçler düzeyine ulaşabilirler; bu da Doğu toplumlarının “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmaları için nesnel bir koşul oluşturur.
İkincisi, “dünya pazarını kontrol eden Batı üretimi ile aynı çağı paylaşma” koşulları altında, Doğu toplumlarının ulusal kalkınmalarının bağımsızlığını korumaları, özellikle de kırsal köy komünlerinin kamusal kolektif özelliğini muhafaza etmeleri, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmak için net bir ekonomik sistem çerçevesi sunacaktır.
O dönemin Rusya’sını örnek alırsak, Marx’a göre “Rusya’nın ‘kırsal komünleri’, kendi temelini oluşturan topraktaki kamu mülkiyetini geliştirerek ve bu komünlerin kendi içinde barındırdığı ve gelişen özel mülkiyeti ortadan kaldırarak varlığını sürdürebilirdi; böylece bu komünler modern toplumun yöneldiği türden bir ekonomik sistemin doğrudan başlangıç noktası haline gelebilir ve intihar etmelerine gerek kalmadan yeni bir hayata” kavuşabilirlerdi.
Artık birleşik bir Dünya tarihinin oluştuğu pratik dünya koşullarında, Doğu toplumlarının içinde bulundukları özgün ve somut tarihsel ortama göre kendilerine uygun toplumsal gelişme modelini bulabilmeleri için önemli bir önkoşul vardır: toplumsal üretimi kapitalist üretim biçiminden farklı bir şekilde gerçekleştirmeleri gerekir. Rus kırsal komünlerinin üretim araçlarının kamu mülkiyeti özelliğine sahip olması, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmak için net bir toplumsal temel sağlar ve bu, gerçekçi bir sosyalist ekonomik sistem kurmanın “doğrudan başlangıç noktası” olabilir.
Üçüncüsü, Marx’a göre kapitalizmin gelişmiş üretici güçleri ile Rus devriminin birleşmesini gerçekleştirmek için, bir öznel koşul, yani Avrupa sosyalist devrimi gereklidir. Marx ve Engels, kapitalizmden sosyalizme geçiş konusunda bir “eşzamanlı bir devrim” görüşünü savunmuşlardı. Engels, “Rusya’nın Sosyal Sorunları Üzerine” adlı eserinin sonsözünde, Rusya’nın Batı Avrupa proleter devrimi ile birbirini tamamlayan bir sosyal devrim gerçekleştirmesi gerektiğini belirtmişti. “Rusya’daki köy komünlerinin bu tür bir olası dönüşümünün öncü unsuru, komünlerin kendisinden değil, Batı’daki sanayi proletaryasından gelebilir” diye yazmıştı.
Engels’e göre bu, Rusya’daki komünlerin belirli bir toplumsal kamu mülkiyeti özelliğine sahip olsalar da komünlerin dönüşümünün kendi kendilerine değil, Batı sanayi proletaryasına veya Avrupa sosyalist devriminin katkısına bağlı olduğunu savunmuştur.
Aynı zamanda, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma görüşünün “Kapital”de belirtilen sosyalizmin ortaya çıkışı ve gelişim yolundan farklı bir yolu savunduğunu da görüyoruz. “Kapital”in 1. cildi 1872’de Rusya’da yayınlandı ve o dönemin Rus aydın çevrelerinde şiddetli tartışmalara yol açtı. Tartışmanın odak noktası, sermaye birikiminin genel yasasının nasıl anlaşılacağıydı. Yani, sorun kapitalist gelişme aşaması, “ne atlanabilecek ne de kanunla ortadan kaldırılabilecek” doğal bir gelişme aşaması mıydı?
Marx daha sonra Narodnik “Vatan Günlüğü Dergisi Yayın Kurulu’na” yazdığı Fransızca mektupta kapitalist gelişme aşamasının üzerinden atlanabileceğini açıkça belirtmişti. Otechestvenniye Zapiski (Fatherland Notes) Bu mektup çeşitli nedenlerle adresine gönderilmemişti fakat daha sonra Engels bu mektubu 1886’da yayınlattı. https://redsails.org/letter-to-otechestvenniye-zapiski/
Ancak, sermaye mantığının hâkim olduğu kapitalizmin küresel ölçekte genişlemesi ve bir dünya pazarının oluşması ile birlikte, Doğu toplumları da sermaye birikiminin genel yasası gibi acımasız ve merhametsiz bir yasanın egemenliğine girmek zorunda kalmıştır. Sermaye birikiminin genel yasasının egemen olduğu dünya tarihinin engelinden kurtulmak için, Doğu toplumları Batı Avrupa proleter devriminin desteği ve yardımıyla, toplumsal devrim yoluyla üretim araçlarını yeniden ele geçirebilir ve kapitalizmin gelişmiş üretici güçlerinin devrimci sonuçlarından yararlanarak sosyalizme geçiş sürecini kısaltabilirlerdi. “Uygar ülkeler” ile Doğu ülkeleri arasında karşılıklı destekle gerçekleştirilen bu Avrupa sosyalist devrimi, bir dereceye kadar proleter sınıfın kurtuluşu ve sermaye birikimi ile karakterize edilen bu kapitalist üretim biçimini aşması için olası bir yoldu.
Marx ve Engels teorik olarak “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşan genel bir sosyalist görüş ortaya koymuşlar ve “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın koşulları ve toplumsal niteliği hakkında sadece genel bazı yargılar getirmişlerdir.
Bu genel yargılar, tarihsel materyalizmin sunum biçimiyle uyumludur; derin metodolojik ilkeler barındırır ve tarihsel gelişimin çeşitliliğini ve toplumsal (formasyonların) yapıların dönüşümünün karmaşık özelliklerini yansıtır. Engels’in dediği gibi: “Her bir partiküler ekonomik biçim, kendi sorunlarını çözmelidir; tamamen farklı bir ekonomik biçimin sorunlarını çözmeye çalışmak son derece saçmadır.”
Çin’in sosyalist modernleşme Teori ve Pratiği ve Doğu ülkelerinin sosyalizmi nasıl inşa edeceği sorunu
Marx ve Engels, yaşlı olgun dönemlerinde Doğu ülkeleriyle ilgili sosyalist vizyonlarında, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” aşılmasının ardından ortaya çıkacak toplumun sosyalist nitelikte olacağını açıkça belirtmişlerdir; bu görüş aslında bir dereceye kadar sosyalist modernleşme ile kapitalist modernleşmeyi net bir şekilde birbirinden ayırmıştır. Çünkü Batılı gelişmiş kapitalist ülkelerde olduğu gibi, Doğu ülkeleri de sosyalist inşadaki önemli bir hedefi kendi modernleşmelerini başarmaktır. Marx ve Engels’in bize miras bıraktığı, sosyalist inşanın nasıl gerçekleştirileceğine dair bu evrensel ve küresel sorun, maalesef Rusya’daki sosyalizm inşa pratiğinde çözülmeden kaldı, buna karşın ülkemizde ise “Çin’in modernleşme yolunu araştırma ve keşfetme görevi, tarihsel olarak Çin Komünist Partisi’nin omuzlarına düşmüştür. Partimiz sermaye mantığını aşan ve toplumsal üretici güçleri geliştiren bir sosyalist yol izlemeyi başarmıştır. Dikkat edilmesi gereken nokta, Çin’in bugün izlediği sosyalist yol, kapitalizm aşamasından geçerek sosyalizme ulaşma yolu değil, kapitalist uygarlığın kazanımlarını almayı ve özümsemeyi bekleyen “pre-kapitalist” bir toplumsal yapıdan—toplumsal devrim yoluyla- kapitalizmi atlayarak sosyalizme geçen bir yoldur.
Çin’e özgü sosyalist yol, bilimsel sosyalizmin temel ilkelerine bağlı kalarak, yeni bir hakim üretim ilişkisi (kamu mülkiyeti üretim ilişkileri) ile kapitalist uygarlığın ulaştığı gelişkin üretici güçler düzeyine ulaşmayı hedeflerken, aynı zamanda ülkenin bağımsızlık ve özerkliğine bağlı kalarak, sosyalist sistemin avantajlarını kullanarak kapitalist uygarlığın çözemediği sorunları çözmeyi de amaçlamaktadır. Kapitalist üretim biçimini aşmak, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlama teorisinin özüdür. Ülkemizde, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlama teorisiyle ilgili geçmişteki araştırmalar, genellikle “atlama” kelimesine odaklanırken, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” bizzat kendisinin ne olduğu araştırması ihmal edilmişti.
Kapitalizmin ekonomik hareket yasaları açısından bakıldığında, buradaki “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğu” sadece kapitalist sistemi değil, aynı zamanda sermaye birikimini karakteristik özellik olarak taşıyan bir üretim biçimini de ifade etmektedir. “Sermaye bir süreçtir, bir nesne değildir. Sermaye meta üretimi yoluyla toplumsal yaşamı yeniden üreten bir süreçtir ve gelişmiş kapitalist dünyadaki tüm ülkeler bu sürecin içine derinden çekilmiş durumda.” (Marx)
Marx, Kapital’de esas olarak kapitalist üretim biçimini incelemiş ve ticaretin yaygınlaştığı koşullarda, sermayenin çoğalmasının sağlanması ve nihayetinde sermaye birikiminin, kapitalist üretimin tek amacı olduğunu yazmıştı. Doğu toplumları dünya pazarına dahil olmaya zorlanmış ve kapitalizme bağımlı hale gelmiştir. “Üzerinden Atlama” teorisi açısından bakıldığında, Doğu toplumlarının “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma yolu, kapitalist üretim biçimini aşarak kapitalizme bağımlılıktan kurtulmak ve böylece kapitalist gelişme modelinden farklı yeni bir yol izlemektir. Bu anlamda, Marx’ın Kapital’indeki görüş ile “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlama teorisinin önerdiği pratik yollar farklı olsa da gelişme yönleri aynıdır.
Üzerinden Atlama teorisine pratik açısından bakıldığında, Çin’in erken dönem (1949-1978) sosyalist inşa çabalarındaki dolambaçlı ve zigzaglı arayışlar ve Sovyet modelinin başarısızlığı, Çin ve Rusya gibi Doğu ülkelerinin atlamayı gerçekleştirdikten sonra kurdukları sosyalist toplumun, (ancak Batı ülkelerinde görebileceğimiz) kapitalizmin yüksek düzeyde gelişmesinin ardından gelen “doğal bir sonuç” olmadığını, aksine bu sosyalizmi inşa etmek isteyen Doğu ülkelerinin ekonomik ve kültürel gelişimlerinin görece geride olduğu bir toplumsal yapıda bir toplumsal devrimin ardından kurulan bir sosyalizm olduğunu göstermektedir.
Sosyalist ülkelerde aslında “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aştıktan sonra hâlâ “tarihsel miras” sorunu mevcut olmuştur. Basitçe söylemek gerekirse, bu “tarihsel miras” sorunu, kapitalist modernleşmenin kendilerine uyguladığı yoksunluktan ve dezavantajlı durumdan nasıl kurtulacakları ve kapitalist modernleşmeden farklı olan bir yolla “sosyo-ekonomik formasyonun” gelişimini nasıl gerçekleştirecekleri sorunu ile karşı karşıya olmuşlardır.
Sosyo-ekonomik formasyonun gelişimi
Çine özgü sosyalist inşa “sosyo-ekonomik formasyonun” gelişimini “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlamanın temel politika olarak görmüşür. Çin Komünist Partisi, yüz yılı aşkın süren arayışında, halkı yönlendirerek toplumsal sistemi sürekli iyileştirmiş, maddi-ekonomik temeli sağlamlaştırmış ve halkın dinamizmini harekete geçirmiş, böylece bir “Çin yolu” örneği yaratmıştır.
Ayrıca söylenebilir ki, Çin tarzı modernleşme, “modernleşme = Batılılaşma” mitini yıkmış ve “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlama teorisini anlamak için önemli bir bakış açısı sunmuştur. Marx ve Engels’in ilk orijinal tasavvuruna göre, kapitalist sistem aşılabilir. Daha derin bir bakış açısıyla, modernleşmenin belirli bir biçimi olan kapitalist modernleşme de aşılabilir. Ancak, Marx’a göre bir “doğal-tarihsel süreç” olan “sosyo-ekonomik formasyon” doğrudan aşılamaz.“ sosyo-ekonomik formasyonun” gelişimi üzerinden atlanamayacak bir ilkedir veya yasadır. Bkz. Marx Kapital: Kapital’in 1. Cildinin 1. Baskısı’nın önsözünde Marx bu düşünceyi açıkça dile getirmiştir: “Bir toplum, kendi hareketinin doğa kanunlarını keşfetmiş olsa bile —bu kitabın nihai amacı modern toplumun ekonomik hareket kanunlarını ortaya koymaktır—, yine de doğal gelişme aşamalarını atlayamaz ve çıkaracağı bir kanunla ortadan kaldıramaz. Ancak doğum sancılarını kısaltabilir ve hafifletebilir.” Ayrıca Marx Kapital Cilt 1’de şöyle yazmıştı: “burada biz sosyo-ekonomik formasyonunun evrimini (Alm. Ökonomische Gesellschaftsformation), “doğal-tarihsel bir süreç olarak ele almaktayız.” Ed. bu terim toplumun ekonomik formasyonu olarak da çevrilebilir.
Sosyo-ekonomik Formasyonuun Üzerinden Atlanamaz
Bize göre bu “ne üzerinden atlanabilecek ne de kanunla ortadan kaldırılabilecek” olan doğal-tarihsel aşama, kapitalist toplum aşaması değil, “sosyo-ekonomik formasyonu” ifade etmektedir. Bu aşılamaz olan “sosyo-ekonomik formasyon”, üretim ilişkileri değildir, mutlaka sermaye mantığının egemen olduğu bir biçim de değildir; asında “sosyo-ekonomik formasyon” esas olarak üretici güçlerin nesnel gelişme düzeyini ifade eder.
Çin, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşma sürecinde, bazı geç gelişmekte olan ülkelerin tercih ettiği bağımlı modernleşme yolunu izlememiş, bunun yerine Çin’in ulusal koşullarına dayanarak ve ülkenin gerçeklerine uygun bir şekilde, kurumsal yapıya, maddi-ekonomik gelişmeye ve insani- manevi-entelektüel gelişime eşit ölçüde ağırlık veren bir modernleşme yolu izlemiştir.
Pratik, Çin yolunun hem güçlü bir ülke inşa etme ve ulusal yeniden canlanma yolu olduğunu, hem de “sosyo-ekonomik formasyonun” ilerlemesini ve gelişimini güvence altına alan alternatif bir sosyalist inşa yolunu ortaya koyduğunu ve insanlığın daha iyi bir toplum düzeni arayışına Çin çözümünü sunduğunu kanıtlamıştır.
Çine özgü yol, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişki hareketini aşmayı kendi içsel yasası olarak kabul etmektedir. Çin Komünist Partisi, sosyalist yolu savunmakta, toplumsal üretici güçleri bağımsız ve özerk bir şekilde geliştirmeyi sürdürmekte ve halkı Çin tarzı modernleşme yolunda başarıyla ilerleterek, sermaye merkezli kapitalist modernleşme modelini aşmaktadır.
Lenin’in Tutumu
Lenin de, Marx’ın “sosyo-ekonomik formasyonun” bir “doğal tarihsel süreç” olduğu yönündeki önemli görüşünü tam olarak onaylamıştır. Lenin, 1894’te şöyle yazmıştı: “Ancak ve ancak toplumsal ilişkileri üretim ilişkilerine, üretim ilişkilerini de üretici güçler düzeyine indirgeyerek, toplumsal yapının gelişimini doğal-tarihsel bir süreç olarak görmek için güvenilir bir dayanak elde edilebilir.” (Halkın Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karşı Nasıl Savaşıyorlar)
Toplumun niteliği, o toplumda egemen olan üretim ilişkileri tarafından doğrudan belirlenir. Üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi ise toplumsal gelişme aşamasını belirlemenin kriteridir. Genel olarak, üretici güçler toplumsal üretici güçler ve sermayenin üretici güçleri olmak üzere iki türe ayrılabilir. Sermayenin üretici güçleri, toplumsal üretici güçlerin yabancılaşmış biçimidir.
Marx, Kapital’de özellikle şunu belirtmişti: “Dar anlamıyla sermaye, üretici güce sahip değildir; ancak ‘kapitalist üretim tarzı temelinde, bu bedelsiz doğa gücü, tüm üretici güçler gibi, sermayenin üretici gücü olarak ortaya çıkar”.
İnkâr edemeyiz ki, kapitalizmin yükselme aşamasında, toplumsal üretici güçler, yabancılaşmış biçimde muazzam bir kurtuluş potansiyeli yaratmıştı; bu da üretimin toplumsallaşması ve toplumun modernleşmesi için yeterli maddi koşulları hazırlamıştı. Modernleşme, kesinlikle sadece ekonomik ve toplumsal modernleşme değildir; üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin hareketinin itici gücüyle şekillenen üretimin toplumsallaşması sürecidir.
Çin sosyalist modernleşme sorunu ile, Marx’ın kapitalist uygarlığın kazanımlarını özümsemek gerekir dediği “pre-kapitalist” toplum olarak tanımladığı aşamada karşı karşıya gelmiştir ve gelişme sürecinde kaçınılmaz olarak sermayenin üretici güçlerini nasıl ele almak gerektiği sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.
Buradaki kilit nokta, üretici güçler ile üretim ilişkileri, sosyalist temel ekonomik sistem ile pazar ekonomisi arasındaki ilişkiyi nasıl en iyi bir şekilde ele alacağımız sorunudur.
1978’den sonra Reform, Açılım ve Sosyalist Modernleşme İnşası’nın yeni döneminde, Deng Xiaoping, ülkemizin sosyalizminin halen “az gelişkin aşamada” olduğunu vurgulamış ve sosyalizmin özünün iki unsurdan oluşması gerektiğini açıkça belirtmiştir: Birincisi kamu mülkiyeti, ikincisi ise ortaklaşa refah.
1978’de partimiz reform ve açılımı uygulamaya koyma yönünde tarihi bir karar almıştı. Sosyalist pazar ekonomisi sistemini uygulayarak sanayileşme ve Pazar ekonomisini inşayı gerçekleştirmiş, açık bir tutumla Batı’nın gelişmiş ülkelerinin uygarlık kazanımlarından yararlanmış ve öğrenmiştir. Böylece, üretici güçler gelişme düzeyi açısından nispeten geri kalmış bir durumdan, toplam ekonomik büyüklük hacminde dünyadaki ikinci sıraya yükselme gibi tarihi bir atılım gerçekleştirmiş, halkın yaşamını kıtlıktan genel refaha ve tam refaha doğru ilerleyen tarihi bir sıçramaya ulaştırmıştır.
2012’de Çin’in sosyalizmi yeni bir döneme girerken, Parti Merkezi Komitesi, ortaklaşa refah ilkesini ısrarla savunarak, sermayenin üretici gücünün “maddi uygarlaştırıcı yönünü” doğru bir şekilde değerlendirmeyi ve sermayenin üretim faktörü olarak olumlu rolünü ortaya çıkarmayı daha da ileri bir kavrayış düzeyine ulaştırmıştır. Aynı zamanda, ÇKP önderliği, halkın öznelliği, sermayenin mülkiyet yapısı ve bölüşüm sistemi gibi açılardan sermayenin gelişme yönünü ve amacını belirledi; sermayenin kurallara ve yasalara uygun bir biçimde ve düzenli gelişimini desteklemeyi bir politika haline getirdi. Bkz. Xi Jinping: Sermaye Üzerindeki Yönetişimimizi Daha da Etkinleştirmek İçin Sermaye Üzerine Araştırmalarımızı Derinleştirmeliyiz https://marksizm.org.tr/?p=5874
Xi Jinping döneminde ÇKP “etkili pazar” ile “etkin devletin” daha iyi bir şekilde birleştirilmesini teşvik etmiştir. Ayrıca, yeni bir kalkınma modelinin inşasını, modern bir güçlü ülke inşa etmek ve gelecekteki kalkınmanın inisiyatifini ele geçirmek için önemli bir stratejik karar olarak hızlandırmıştır. Arz ve talep taraflarının eşzamanlı olarak güçlerini birleştirip koordineli bir şekilde çalışmasıyla, yüksek düzeyde bir sosyalist pazar ekonomisi sistemi inşa edilmiştir. Bilim ve teknolojide kendi kendine yeterlilik ve yenileşmeyi modern sanayinin gelişiminin itici gücü haline getirmiş, yüksek düzeyde dışa açılım gibi önlemlerle kaliteli kalkınmayı gerçekleştirmiş ve insanlığın modernleşme pratiğine büyük katkılar yapmıştır.
Çine özgü sosyalizm gerçek insanı inisiyatif sahibi ve atılım yapan toplumsal özne olarak ele alır.
Sosyalist üretim ilişkilerinin inşası, sermayeyi çoğaltmayı değil, bu gerçek insanın çok yönlü, özgür ve kapsamlı gelişimini hedef olarak merkezine alır. “Sosyo-ekonomik formasyonun” gelişimi bir “doğal tarihsel süreçtir”; bu görüş, üretici güçlerin gelişim aşamalarının aşılamayacağı gibi bir tarihsel yasayı ifade eder, ancak bu yasa toplumsal öznenin tarihsel yaratıcılığını ve inisiyatifini reddetmez. Gerçek üretici güçlerin durumu bu atılımın sınırlarını belirlerken, gerçek üretim ilişkileri de bu atılımın seçilebilir olmasını belirler.
Gerçek insan, tam da belirli toplumsal ilişkiler içinde pratik faaliyetlerde bulunur; belirli toplumsal ilişkiler, belirli pratik faaliyetlerin ön koşullarını oluşturur. “Burada insan, belirli bir belirleyicilik içinde kendini yeniden üretmez, aksine kendi bütünlüğünü üretir.” İşte bu “kendi bütünlüğünü üretmek”, ancak kamu mülkiyetinin hâkim olduğu koşullarda gerçekleşebilir. Elbette, gerçek insanın pratik faaliyetleri de sürekli olarak toplumsal ilişkileri üretmekte ve belirli toplumsal ilişkiler içinde– sürekli olarak– “gerçek ve kavramsal bağlarının bütünlüğünü” üretmektedir.
Çin gibi Doğu’daki büyük ülkeler için, toplumsal sistemin “atılım” gerçekleştirmesinin—yani toplumsal devrimin– ardından ortaya çıkan sorun, “geri kalmış toplumsal üretici güçlerle ileri olan toplumsal sistem arasındaki çelişkidir.” Lenin’de merdiven teorisi ile bu gerçeği saptamış ve sosyalist Sovyetler Birliği’nin siyasal sistem merdiveninde—-ekonomik gelişme ve üretici güçler merdivenine kıyasla– çok ileri bir basamakta olduğunu yazmıştır. Bu da aslında üretici güçler ile sosyalist üretim ilişkileri (kamu mülkiyeti) arasında belirli bir derecede uyumsuzluğun varlığına işaret eder.
Çin’in sosyalizmi, bilimsel sosyalizmin teorik mantığını Çin toplumunun tarihsel mantığıyla birleştirir; halkı toplumsal gelişimin öznesi olarak görür; üretici güçlerin gelişiminin amacını toplumdaki tüm üyelerin ihtiyaçlarını karşılamaya odaklar; modernleşme sürecini ilerletmede halkın tarihsel inisiyatifini tam olarak ortaya çıkarır; bu da yasallık ile amaçsallığın birliğini yansıtır. Genel olarak, Çin’in sosyalist modernleşme yoluna girmesi bir tarihsel pratik meselesidir ve tarihsel yasalar ile tarihsel öznenin etkileşiminin sonucudur. Dünya tarihinin sürekli derinleştiği günümüzde, Çine özgü sosyalizm, kapitalist üretim biçimini benimsemeden, sosyalist üretim ilişkileri yoluyla kapitalizmle neredeyse aynı düzeyde olan üretici güçler yaratmanın nasıl mümkün olduğunu göstermiş ve Doğu ülkelerinin sosyalizmi nasıl inşa edecekleri konusu giibi küresel bir sorunu çözmüştür. Çin deneyi, kendi yolunu izleyerek tek yanlı maddeci olan Batı tarzı modernleşmenin eski yolunu aşmakla kalmamış, aynı zamanda insan toplumunun gelişim yolculuğunda modernleşmenin başka bir tablosunu ortaya koymuş ve “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmak için nelere dayanılması gerektiğine dair tarihsel bir cevap sunmuştur. Günümüzde, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın tarihsel bağlamı değişmiş, fakat teorik özü temelden bir değişiklik göstermemiştir. Marksizmin klasik yorumuna göre, toplumsal yapının dönüşümü üretici güçlerin gelişimine dayanır ve gelişmiş bir ekonomik temelin üzerinde buna uygun bir üstyapının kurulmalıdır. Marx ve Engels, üstyapının ekonomik temele, üretim ilişkilerinin ise üretici güçler üzerine karşı etkisini hiçbir zaman inkar etmemişlerdir.
Marx ve Engels’in “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlama teorisinde toplumsal özneye yaptıkları vurgu, üstyapıdan gelen bu karşı etkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, üstyapıdan kopuk bir şekilde ekonomik temeli soyut olarak ele alamayız. Olgun bir üstyapı olmazsa, gelişmeyi arzulayan ancak bağımsızlığını korumak isteyen gelişmekte olan ülkeler, “hem kapitalizmle ilişki kurmak hem de kapitalizmin ‘iç kontrolünden” ve sömürüsünden kurtulmak” konusunda büyük zorluklarla karşılaşacaktır.
Çine Özgü Sosyalizmin bilimsel sosyalizmin gelişimine yaptığı önemli katkı
Günümüzde, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın tarihsel bağlamı değişmiş, ancak teorik özü temelden bir değişiklik göstermemiştir. Çin Komünist Partisi’nin halka önderlik ederek başlattığı, sürdürdüğü ve geliştirdiği Çine özgü sosyalizm, kapitalist gelişme modelini aşma temelinde, sosyalist üretim ilişkileriyle üretici güçlerin gelişiminin genel gerekliliklerini karşılayan bir sosyalist modernleşmedir.
Çine özgü tarzı modernleşme, sosyalizmin modernleşmeyi gerçekleştirmesinin uygulanabilirliğini, üstünlüğünü ve üstünlüğünü daha da vurgulamakta ve 21. yüzyıl bilimsel sosyalizminin gelişimini yeni bir zirveye taşımaktadır:
Birincisi, üretici güçlerin bütünsel gelişimini içsel bir gereklilik olarak gören Çine özgü sosyalizm, kapitalizm ve sosyalizm gibi iki sistem arasındaki güç dengesini sosyalizm lehine önemli ölçüde değiştirmiştir.
Bilimsel sosyalizmin gelişim tarihine bakıldığında, geri kalmış Doğu ülkelerinin toplumsal devrim yoluyla “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu aşabileceği sorusunun cevabının bulunmuş olduğunu görmek zor değildir; ancak geçmişte sosyalist sistemi kuran ülkelerin sosyalist inşayı nasıl gerçekleştirecekleri sorusu çözülmemişti. “Sosyo-ekonomik formasyonun” gelişiminde, üretici güçler toplumu ileriye götüren en aktif ve en devrimci güçtür; bu da sosyalizmin temel görevinin toplumsal üretici güçleri geliştirmek olduğunu belirlemektedir.
Öncelikle, Çine özgü sosyalizm bugün “yüksek kaliteli kalkınmayı” vurgulamaktadır. Yüksek kaliteli kalkınma, maddi üretici güçlerin gelişmesine yönelik daha yüksek bir hedeftir ve amacı, toplumsal büyük çaplı üretimi yönetebilecek ve tüm halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir toplumsal üretkenlik sistemi oluşturmaktır.
İkincisi, “kalkınma sürecinin tamamında halk demokrasisini” “halkın manevi dünyasını zenginleştirmeyi” ve “insan ile doğanın uyumlu bir şekilde bir arada yaşamasını” vurgulamakta ve maddi açıdan modernleşmeyi, kurumsal rekabet gücünü artıran kurumsal ve kültürel modernleşmeye doğru ilerletmektedir.
Üçüncü olarak, içerde “tüm halkın ortaklaşa refahını sağlamak”, ve uluslararası alanda “insanlığın ortak kader topluluğunun inşasını teşvik etmek” ve “insan uygarlığının yeni bir biçimini yaratmak” hedefleri vurgulanarak, sosyalizmin inşası tüm halkın ortak refahını sağlamak ve daha güzel bir dünya yaratmak yönünde daha da ilerletilmektedir.
Kapitalist modernleşmenin gelişim sürecinde kutuplaşma, manevi zenginleşme yerine materyalizm yönünde şişme, çevrenin bozulması ve diğer ülkelerin çıkarlarının feda edilmesi gibi sorunlar ortaya çıkmış ve bu gelişme modelinin sürdürülemezliği açığa çıkmıştır.
Çin özgü sosyalizm, zengin “yeni unsurlar” içermektedir; bunun inşa edilmesi gereken, ekonomi, siyaset, kültür, toplumsal ve ekolojik uygarlaşmaların (5li model) uyumlu bir şekilde geliştiği bir sosyalist modernleşmedir; aynı zamanda dış politikada barışçıl bir gelişme yolunu izleyen bir modernleşmedir. Bu modernleşme modeli, gelişmiş ülkelerin izlediği, üretici güçlerin gelişiminin sermaye tarafından yönetildiği mantığı reddetmiş, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik gelişme ile toplumsal istikrarı aynı anda sağlayamayacağına dair gelişme paradoksunu ortadan kaldırmış ve sanayisi daha gelişmiş ülkelerin sanayisi daha az gelişmiş ülkelere sunduğu gelecek tablosunu gerçeğe dönüştürmüştür.
Bu model, bağımsız ve özerk bir şekilde modernleşmeye doğru ilerlemek isteyen diğer ülkelere alternatif bir teori ve yol sunmakla kalmamış, aynı zamanda insanlığın modernleşme pratiğinin gelişme yönünü başarıyla yönlendirmiştir. Böylelikle, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki büyük değişimden bu yana sosyalizmin küresel olarak karşı karşıya kaldığı pasif durumu bir ölçüde değiştirmiş ve kapitalizm ile sosyalizm arasındaki güç dengesini sosyalizm lehine önemli ölçüde değiştirmiştir.
İkincisi, sosyalist sistem ile sosyalist modernleşmenin birleşiminden oluşan Çin yolu, dünya sosyalist hareketini yeni bir gelişme aşamasına sokmuştur. Sosyalist ülkelerin “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmasının özü, aslında kapitalizmden sosyalizme geçişin tarihsel sürecini kısaltmaktır. Bu, hem kapitalist sisteme geçmeden doğrudan sosyalist sistemi kurmayı, hem de kapitalist modernleşmenin ağır acılarını ve ağır sakıncalarını önlemeyi veya hafifletmeyi içermektedir.
Rusya’daki sosyalist pratiklerde, Sovyet modeli dünya halklarında bir dönem boyunca sosyalist yol hakkında yanlış bir algı yaratmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması, dünya sosyalist hareketini bir yol ayrımı ve kafa karışıklığı kriziyle karşı karşıya bırakmıştı. Bu anlamda, Çine özgü yolun ortaya atılması, dünya sosyalist hareketinin gelişim seyrinde çığır açıcı bir öneme sahiptir. Bu, sosyalizmi inşa modellerinin çeşitliliğini kanıtlamış, üretici güçlerin gelişimi için Parti önderliğine ve sosyalist sisteme bağlı kalmanın önemli değerini teyit etmiş ve dünya sosyalist hareketinde sosyalist yolu krizden kurtarmıştır.
Somut olarak, sosyalist modernleşmenin özü üretici güçlerin gelişmesidir. Üretici güçler, insan toplumunun varlığı ve gelişiminin temelidir ve tarihi ileriye götüren belirleyici güçtür.
Marx, toplumsal üretici güçlerin üretim ilişkileri ve hatta üstyapı üzerindeki etkili ve belirleyici konumunu tam olarak onaylamış ve böylece insanlık tarihinin gelişim yasasının, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkili hareketin devinimi olduğunu daha da güçlü bir biçimde ortaya koymuştur. Bu, partimizin modernleşme inşasını yürütürken, sosyalist sistemin avantajlarını kullanmaya önem vermesini, üretim ilişkilerini üretim güçlerin gelişim gereksinimlerine uyacak şekilde ayarlamasını ve üstyapıyı ekonomik temelin gelişim gereksinimlerine uyacak şekilde düzenlemesini gerektirir.
Çin’in yolu belirgin kurumsal özelliklere sahip bir sosyalist modernleşmedir. Marksizmin klasik yorumuna göre, toplumsal yapının dönüşümü üretici güçlerin gelişimine dayanır ve gelişmiş bir ekonomik temelin üzerine buna uygun bir üstyapının kurulması gerekir. Marx ve Engels, üstyapının ekonomik temele, üretim ilişkilerinin ise üretici güçler üzerine karşı etkisini hiçbir zaman inkar etmemişlerdir.
Marx ve Engels’in “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” üzerinden atlama teorisinde toplumsal özneye yaptıkları vurgu, üstyapının ekonomik temele, üretim ilişkilerinin ise üretici güçler üzerine karşı etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ekonomik temeli üstyapıdan kopuk bir şekilde soyut olarak ele alamayız. Olgun bir üstyapı olmazsa, gelişmeyi arzulayan ancak bağımsızlığını korumak isteyen gelişmekte olan ülkeler, “hem kapitalizmle ilişki kurmak hem de kapitalizmin ‘iç kontrolü’nden ve sömürüsünden kurtulmak” konusunda büyük zorluklarla karşılaşacaktır.
Üçüncüsü, halk merkezli felsefeye dayalı olan Çine özgü sosyalizm, bilimsel sosyalist kalkınma için yeni ufuklar açmıştır. Çine özgü yol, halkı toplumsal kalkınmanın öznesi olarak görür ve sosyalist modernleşmenin yönünün halk merkezli niteliğini vurgular. Gerçek sosyalist modernleşme “sadece üretici güçlerin gelişmesine değil, aynı zamanda üretici güçlerin halka ait olup olmadığına da bağlıdır”. Toplumsal üretici güçlerin gelişimi, sermayeyi çoğaltmayı değil, gerçek insanın özgür, çok yönlü, bütünsel ve kapsamlı gelişimini merkeze alır.
Çin yolu halk merkezli kalkınma düşüncesini benimseyerek, maddi üretici güçler ile insanın toplumsal ilişkilerinin eşzamanlı gelişimini ve toplumsal kalkınma ile insanın gelişiminin birliğini gerçekleştirir. Böylelikle, “toplumdaki emek üretkenliğinin son derece yüksek düzeyde gelişmesini sağlarken, aynı zamanda her bir üreticinin en kapsamlı ve çok yünlü ve bütünsel gelişimini de güvence altına alan bir ekonomik yapı” olan ideal bir gelecek toplum (komünist toplum) modeli inşa eder; kapitalizmin çözemediği insanın çok yönlü bütünsel ve kapsamlı gelişimi sorununu çözer ve bilimsel sosyalizmin “yeni versiyonunu” inşa etmiş olur.
Çine özgü sosyalist modernleşme sadece maddi üretimin gelişmesini değil, aynı zamanda gerçek insanın sosyal ilişkilerinin gelişmesini de gerektirir. Burada insanın üretimi sadece insan türünün çoğalması değil, maddi üretim faaliyetlerinde oluşan yeni sosyal ilişkileri de içerir: “Yeniden üretim eyleminin kendisinde, sadece nesnel koşullar değişmekle kalmaz,……üretici de değişir; ve üretici yeni nitelikler kazanır, üretim yoluyla kendini geliştirir ve dönüştürür, yeni güçler ve yeni kavramlar yaratır, yeni iletişim biçimleri, yeni ihtiyaçlar ve yeni bir dil oluşturur.” (Marx)
Üretici güçler, insanların tarihsel faaliyetlerinin bir ürünüdür, insanların pratik yeteneğidir ve insanın öz gücünü yansıtır. İnsanın üretimi ve maddi kaynakların üretimi, toplumsal üretimin önemli bileşenleridir. İnsanın toplumsal ilişkilerinin gelişimi “hayali” veya “varsayımsal” değildir; maddi kaynakların üretimine dayanır.
Gerçek insan, toplumsal gelişimin öznesidir; halkın yaratıcılığı, toplumsal gelişimin önemli ve belirleyici bir faktörüdür. Maddi üretici güçlerin gelişimini gerçek insanın toplumsal ilişkilerinin gelişimiyle birleştirmek, halkın modernleşme sürecini ilerletmedeki tarihsel inisiyatifini tam olarak ortaya çıkarmak, böylece modernleşmenin insanın özgür, çok yönlü ve kapsamlı ve bütünsel gelişimi yönünde ilerlemesini sağlamak, Çine özgü modernleşme ile bilimsel sosyalizmin özündeki içsel tutarlılığı tam olarak yansıtmaktadır.
Çine özgü yolun gerektirdiği öznenin gelişimi, yalnızca tek bir bireyin gelişimi değil, toplumdaki tüm insanların gelişimidir. Kapitalist modernite paradigması altında, kapitalist üretici güçlerin gelişimi sermaye mantığına tabidir. Kapitalist üretim biçimi, sermayenin çoğalmasını amaçlar ve sermaye ile insanın özne konumlarının tersine döndüğü baş-aşağı bir dünya tablosu sunar. Kapitalist üretim biçiminde özne konumunun tersine dönmesi, toplumsal gelişme amacının da tersine dönmesine yol açar; bu da kapitalist modernleşmenin tam tersi sonuçlar doğurmasına neden olur: bir yanda maddi servet birikimi, diğer yanda ise kutuplaşmanın giderek şiddetlendiği toplumsal eşitsizlik durumu ortaya çıkar.
Buna karşılık, Çin yolu, halkı merkezine alan ve insanın çok yönlü bütünsel ve kapsamlı gelişimini teşvik eden sosyalist uygarlık mantığını tesis etmiştir; insanın gelişim gereksinimlerine göre toplumsal varoluşun somut tezahür biçimlerini belirlemiş, sermaye tarafından gölgelenen halkın özne gücünü yeniden canlandırmış ve toplumun ilerlemesi ile insanın gelişimi arasındaki uyumu vurgulamıştır.
Sosyalist gelişme öncülüğünde, Çin tarzı sosyalist modernleşme, 1,4 milyardan fazla nüfusun bir bütün olarak modernleşmeye doğru ilerlemesini ve tüm halkın ortaklaşa refahına dayalı bir modernleşmeyi hedeflemektedir. İnsanın çok yönlü bütünsel ve kapsamlı gelişimini teşvik eden bu Çin tarzı modernleşme, bilimsel sosyalizmin 21. yüzyılda derinlemesine gelişmesini desteklemektedir.
Genel olarak, Çin yolu, “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunu” aşmanın genel ilkesini sosyalist modernleşme pratiğine uygulamış, tek yanlı maddi gelişmeye odaklanan kapitalist modernleşme modelini aşmış ve üretici güçlerin bütünsel ve koordineli gelişimini merkezine alan bir sosyalist modernleşme modeli inşa etmiştir.
Bu anlamda, Çin Komünist Partisi halkı Çine özgü sosyalist yolda başarıyla yönlendirmiş, geri kalmış ülkelerin nasıl sosyalizm inşa edeceği konusundaki küresel bir sorunu çözme sürecinde, Doğu’nun büyük ülkesinin sosyalizm inşasına ilişkin teorik sistemi ve insanlığın modernleşme pratiğine yönelik yeni bir uygarlık biçimini kapsamlı ve sistematik bir şekilde oluşturmuş, insanlığın nihai olarak komünizmi gerçekleştirmesine önemli bir tarihsel katkı sağlamıştır.
IV. Sonuçlar
Kapitalizm ve Sosyalizm- bu iki toplumsal sistemin bir arada var olduğu bu çağda, Çine özgü yolun teorik ve pratik alanlardaki yenilikçi atılımlarını güçlü bir şekilde ilerletmek ve genişletmek, modern uygarlığın gelişim yönünü belirlemek, 21. yüzyıl bilimsel sosyalizminin çağdaş görevidir.
Çin Komünist Partisi, ülke genelindeki tüm halkları Çine özgü sosyalizm yolunda başarıyla ilerleterek, Çine özgü modernleşme yoluyla “Kapitalizmin Kahredici Caudine Boyunduruğunun” nasıl aşılacağı sorusuna cevap vermiş, bilimsel sosyalizmin 21. yüzyılda yeni bir canlılık kazanmasını sağlamış ve insanın çok yönlü, bütünsel, özgür ve kapsamlı gelişiminin gerçekleştirilmesi için somut ve uygulanabilir bir yol ve yöntem sunmuştur. Günümüzde “Doğu’nun yükselişi, Batı’nın gerilemesi” şeklindeki genel trend koşulları altında, Çine özgü sosyalizm ve modernleşme, kurumsal üstünlük, kalkınma modeli ve uygarlık vizyonu açısından Komünist Partinin iktidarını nasıl sürdürebileceğine ilişkin yasaları, sosyalist inşanın gelişim yasaları ve tüm insan toplumunun gelişim yasaları hakkındaki anlayışımızı daha da derinleştirecek, dünya sosyalist hareketini dip konumundan çıkaracak ve dünya tarihinin geleceğin komünist toplumu yönünde ilerlemesini sağlayacaktır.
