Lenin’in Kız Kardeşinin Anıları: Lenin’in Stalin ve Troçki İle İlişkileri

Ali Elik, Mayıs 2026

Krupskaya, Lenin, Stalin, Troçki

Bu metin, Vladimir İlyiç Lenin’in kız kardeşi Mariya İlyiniçna Ulyanova’nın kişisel arşivinden çıkmış tarihi bir belgedir. M. İ. Ulyanova’nın vefatından sonra kişisel arşivi arasında bulunan bu el yazması notların tam hali 1989 yılında yayınlanmıştır. Editör notuna göre, Ulyanova tarafından kaleme alınan bu kaydın tam olarak hangi tarihte yazıldığını kesin olarak belirlemek mümkün değil.

Merkez Komite’nin 27. Plenum’undaki (1926) beyanımda, Lenin’in Stalin’e değer verdiğini yazmıştım. Bu elbette doğru. Stalin önemli bir parti işçisi, iyi bir örgütçüdür. Ancak bu beyanda, Lenin’in Stalin’e karşı nasıl bir tutum içinde olduğuna dair gerçeğin tamamını söylemediğim de su götürmez bir gerçektir. Buharin ve Stalin’in ricası üzerine yazılan o beyanın amacı, Lenin’in Stalin’e karşı olan tutumundan söz ederek Stalin’i  muhalefetin saldırılarından bir nebze olsun korumaktı. Muhalefet, Lenin’in Stalin’e yazdığı ve aralarındaki ilişkilerin koparılması konusunun gündeme geldiği son mektubu üzerinden Stalin’i sıkıştırıyordu.  Çeviren:  burada “sol” muhalefet kastediliyor.

Bunun doğrudan nedeni kişisel bir meseleydi; Stalin’in, Nadejda Krupskaya’ya (Lenin’in eşi) karşı kabalık etme cüretini göstermesi üzerine Lenin’in duyduğu büyük tepkiydi.  

 O dönemde bana yalnızca ve ağırlıklı olarak kişisel bir olay gibi görünen bu durumu Zinovyev, Kamenev ve diğerleri siyasi amaçlarla, çıkarları için kullandılar. Ancak daha sonra, bu olayı Lenin’in bir dizi açıklamasıyla, onun siyasi vasiyetiyle ve ayrıca Lenin’in ölümünden bu yana geçen sürede Stalin’in sergilediği tüm davranışlarla, onun “siyasi” çizgisiyle birlikte değerlendirdiğimde, Lenin’in hayatının son döneminde Stalin’e yönelik gerçek tutumunu giderek daha net anlamaya başladım. Bunu, en azından kısaca anlatmayı kendime bir borç biliyorum.

Lenin çok yüksek bir öz-kontrol sahibiydi. Herhangi bir nedenle daha uygun olacağını düşündüğünde, insanlara karşı olan gerçek tutumunu gizlemeyi ve dışa vurmamayı çok iyi becerirdi. Hatırlıyorum; evimize hiç hazetmediği bir VTsİK (Tüm Rusya Merkezi Yürütme Komitesi) görevlisi geldiğinde odasına saklanır, arkasından kapıyı kapatırdı. Sanki onunla karşılaşmaktan, kendini tutamamaktan ve bu adama karşı gerçek tutumunun sert bir şekilde açığa çıkmasından korkuyor gibiydi.

Lenin ve Troçki

Birlikte çalıştığı yoldaşlarına karşı ise kendini çok daha fazla kontrol etmeye çalışırdı.

Lenin için parti ve devlet işleri her zaman ön plandaydı; kişisel olanı bu işin çıkarlarına tabi kılmayı bilirdi ve kişisel duyguları hiçbir zaman öne fırlamaz ya da ağır basmazdı. Troçki ile yaşanan olay bu bakımdan bir örnektir.  Merkez Komitesi Politbüro’nun bir toplantısında Troçki, Lenin’in yüzüne karşı “holigan” demişti. Lenin kireç gibi bembeyaz olmuş ama kendini tutmuştu. Olayı bana aktaran yoldaşların söylediğine göre, Troçki’nin bu kabalığına karşılık, “Galiba burada bazılarının sinirleri biraz bozulmuş” gibi bir şey söylemiştir. Bunun ötesinde de Troçki’ye karşı bir sempati beslemiyordu; Troçki’de, onunla birlikte  kolektif çalışmayı olağanüstü derecede zorlaştıran çok fazla özellik vardı. Ancak Troçki büyük bir parti işçisiydi, yetenekli bir liderdi ve tekrar ediyorum, işi her zaman ön planda tutan Lenin, onu işlerin başarısı için korumaya, onunla gelecekte de birlikte çalışmayı mümkün kılmaya çalışıyordu.

Troçki ile Politbüro’nun diğer üyeleri arasında, özellikle de Troçki ile Stalin arasında dengeyi korumak son derece zordu. Her ikisi de aşırı derecede hırslı ve hoşgörüsüz insanlardı. Onlarda kişisel meseleler işin çıkarlarına ağır basıyordu. Sovyet iktidarının daha ilk yıllarında aralarındaki ilişkilerin ne durumda olduğu, Troçki ve Stalin’in cepheden Lenin’e gönderdikleri ve bugüne ulaşan telgraflardan açıkça görülmektedir. Lenin’in otoritesi onları dizginliyor, bu düşmanlığın Lenin’in ölümünden sonra ulaştığı ileri boyutlara varmasına izin vermiyordu.

Birtakım kişisel nedenlerden ötürü Lenin’in Zinovyev’e karşı tutumunun da pek iyi olmadığını düşünüyorum. Ancak burada da işin çıkarları uğruna yine Lenin kendini dizginliyordu. Lenin’in en yakın çalışma arkadaşlarına, Politbüro üyelerine olan tutumunu, 1922 yazında Lenin’in ilk hastalığı döneminde, neredeyse hiç yanından ayrılmadan onunla birlikte yaşarken daha yakından gözlemleme fırsatım oldu. Bundan daha önce de Lenin’in Stalin’den birtakım memnuniyetsizlikleri olduğunu duymuştum. Bana anlatıldığına göre, Menşevik lider Martov’un hastalığını öğrenen Lenin, Stalin’den ona para göndermesini istemişti. Stalin ise ona, “İşçi davasının düşmanına para harcayacak adam mıyım ben! Bunun için kendinize başka bir sekreter bulun” demişti. Lenin buna çok üzülmüş ve Stalin’e çok öfkelenmişti.

Lenin’in Parti İçindeki Yalnızlığı

Lenin’in Stalin’den memnuniyetsizlik duymak için başka nedenleri de var mıydı? Belli ki vardı. Eski Bolşevik Şklovski, o dönem görevli olduğu Berlin’e Lenin’in yazdığı bir mektuptan bahsetmişti. Bu mektuptan, bir benzetme yaparsam Lenin’in altının oyulduğu anlaşılıyordu. Kimin ve nasıl yaptığı ise bir sır olarak kalmaktadır:

Lenin’in Şklovski’ye yazdığı mektup şudur:

“Şklovski Yoldaş! Size kendi notumu gönderdikten sonra uzun mektubunuzu aldım. Bu olayda beni ‘kayırmacılıkla” suçlamanın vahşetin ve alçaklığın dik âlâsı olduğu konusunda tamamen haklısınız. Tekrar ediyorum, burada karmaşık bir entrika dönüyor. Sverdlov’un, Zagorski’nin ve diğerlerinin ölmüş olmasını fırsat biliyorlar. İşe baştan başlamamız gerekecek. Bu “kayırmacılık” meselesinde bana karşı hem bir önyargı, hem inatçı bir muhalefet hem de derin bir güvensizlik var. Bu beni kahrediyor. Ama bu bir gerçek. Mektubunuzdan ötürü sizi kınamıyorum. İşinizin çok zor olduğunu anlıyorum. Bugünlerde partimizde buna benzer başka örnekler de gördüm. ‘Yeni gelenler’ diye bir grup ortaya çıktı, eskileri tanımıyorlar. Bir yol tavsiye ediyorsun — güvenmiyorlar. Tavsiyeni tekrarlıyorsun — güvensizlik katmerleniyor, bir inatçılık doğuyor. ‘Ama biz istemiyoruz’!!! Bu durumda yapacak bir şey kalmıyor: En baştan, savaşarak, yeni gençliği kendi tarafına kazanmak gerek. Selamlar!” (Lenin, 4 Haziran 1921)

1920-21 ve  1921-22 kışlarında Lenin kendini kötü hissediyordu. Baş ağrıları ve çalışma kapasitesinin kaybı onu ciddi şekilde endişelendiriyordu. Tam olarak ne zamandı bilmiyorum ama bu dönemde bir ara Lenin, Stalin’e, muhtemelen sonunun felç olacağını söyledi ve Stalin’den, böyle bir durumda kendisine siyanür bulup vermesi için söz aldı.

 Stalin söz verdi. Lenin bu ricayla neden Stalin’e başvurmuştu? Çünkü onu sert, çelik gibi ve her türlü duygusallıktan uzak bir insan olarak tanıyordu. Bu tür bir ricayla başvurabileceği başka kimsesi yoktu. Aynı ricayla Lenin, Mayıs 1922’de geçirdiği ilk krizin ardından tekrar Stalin’e başvurdu. Lenin o zaman kendisi için her şeyin bittiğine karar vermiş ve çok kısa bir süre için Stalin’in yanına çağrılmasını talep etmişti. Bu ricasında o kadar ısrarcıydı ki reddetmeye cesaret edemediler.

Stalin, Lenin’in yanında gerçekten 5 dakika kadar kaldı. Lenin’in yanından çıktığında bana ve Buharin’e, Lenin’in kendisinden zehir getirmesini istediğini, zira daha önce verilen sözü tutma zamanının geldiğini söylediğini aktardı. Stalin söz vermişti. Lenin ile öpüşmüşler ve Stalin dışarı çıkmıştı. Ancak daha sonra, durumu birlikte değerlendirerek Lenin’e moral vermemiz gerektiğine karar verdik ve Stalin tekrar Lenin’in yanına döndü. Stalin ona, doktorlarla görüştüğünü, henüz her şeyin bitmediğine ikna olduğunu ve ricasını yerine getirme zamanının gelmediğini söyledi. Lenin’in keyfi yerine geldi ve her ne kadar Stalin’e, “Kurnazlık mı yapıyorsun?” dese de kabul etti. Stalin ona, “Benim ne zaman kurnazlık yaptığımı gördünüz?” diye yanıt verdi. Ayrıldılar ve Lenin iyileşmeye başlayıp yoldaşlarla görüşmesine izin verilene kadar da görüşmediler.

Bu dönemde Stalin onun yanına diğerlerinden daha sık geliyordu. Lenin’in yanına ilk gelen Stalin oldu. Lenin onu dostça karşılıyor, şakalar yapıyor, gülüyor, benden Stalin’e ikramda bulunmamı, şarap getirmemi istiyordu. Bu ve daha sonraki gelişlerinde Stalin ile Troçki hakkında da konuşuyorlardı, benim yanımda konuşuyorlardı ve İlyiç’in burada Troçki’ye karşı Stalin’in yanında olduğu görülüyordu.

Bir ara Troçki’nin Lenin’in yanına davet edilmesi meselesi tartışıldı. Bu durum bir diplomasi niteliği taşıyordu. Troçki’ye Halk Komiserleri Kurulu’nda (Sovnarkom) Lenin’in yardımcısı olması yönünde yapılan teklif de diplomatik  nitelikteydi. Bu dönemde Lenin’in yanına Kamenev ve Buharin de geliyordu ama Zinovyev bir kez bile gelmedi ve bildiğim kadarıyla Lenin onu görme isteğini bir kez bile dile getirmedi. Lenin 1922 sonbaharında çalışmaya döndüğünde, akşamları odasında sık sık Kamenev, Zinovyev ve Stalin ile görüşürdü. Ben bazen akşamları doktorların Lenin için uzun süre oturma yasağını hatırlatarak onları dağıtmaya çalışırdım. Şaka yapar ve görüşmelerinin iş konuşması değil, sadece bir sohbet olduğunu açıklarlardı.

Stalin’e karşı Lenin’de büyük bir memnuniyetsizlik yaratan şey ulusal mesele, yani Kafkasya ulusları meselesi oldu. Onun bu konuda Troçki ile olan yazışmaları bilinmektedir.

Lenin’in Troçki’ye mektubu:

“Tek bir kurşun bile atmadan, basit bir manevra hareketiyle mevziyi ele geçirmeyi başardık gibi görünüyor. Önerim, burada durmayıp taarruza devam etmemiz; bunun için de dış ticaretin güçlendirilmesi ve dış ticaretin yürütülmesinin iyileştirilmesine yönelik önlemler alınması meselesinin Parti Kongresi’ne taşınması teklifini sunmamızdır. Bu durumu Sovyetler Kongresi’ndeki grubumuzda  ilan edin.

Umarım buna itiraz etmezsiniz ve fraksiyonda rapor sunmayı reddetmezsiniz.

N. Lenin

21 Aralık 1922”

 Görünüşe göre Lenin; Stalin’e de, Orconikidze’ye de, Dzerjinski’ye de müthiş öfkelenmişti. Bu mesele, sonraki hastalığı boyunca Lenin’i çok fazla yıprattı. İşte tam bu sırada, Lenin’in 5 Mart 1923 tarihli ve aşağıda aktaracağım, Stalin’e yönelik mektubuna yol açan o çatışma buna eklendi.

Lenin’in Eşi Krupskaya ve Stalin

Olay şöyle gelişti: Doktorlar, Lenin’e devlet ve parti işleriyle ilgili hiçbir şey söylenmemesi konusunda ısrar ediyorlardı. En çok korkulan şey, her şeyi onunla paylaşmaya alışkın olan eşi Krupskaya’nın bazen tamamen istemsizce, istemeden ağzından bir şey kaçırması ve Lenin’e devlet ve parti işleri ile ilgili bir şeyler anlatmasıydı. MK Politbüro, doktorların bu yasağının ihlal edilmemesini denetleme görevini Stalin’e vermişti. Krupskaya o günlerde Sovyet Eğitim Bakanlığında kilit bir liderdi.

Ve işte bir gün, görünüşe göre Krupskaya ile Lenin arasındaki bir konuşmayı öğrenen Stalin, Krupskaya’yı telefona çağırdı ve oldukça sert bir üslupla —bunun Lenin’in kulağına gitmeyeceğini hesap ederek— Lenin ile iş hakkında konuşmamasını, aksi takdirde onu TsKK’ya [Merkezi Kontrol Komisyonu] şikayet edeceğini söyledi. Bu konuşma Krupskaya’yı olağanüstü derecede sarstı: Kendinde değildi, ağlıyor, yerlerde dövünüyordu. Bu azarı birkaç gün sonra Lenin’e anlattı ve Stalin ile zaten barıştıklarını da söyledi. Stalin, gerçekten de bundan önce onu aramış ve belli ki azarı ve tehdidiyle Krupskaya üzerinde bıraktığı hoş olmayan izlenimi silmeye çalışmıştı. Ancak Krupskaya Stalin’in telefondaki bu bağırmasını Kamenev ve Zinovyev’e de anlatmış, muhtemelen Kafkasya işlerine de değinmişti.

Bir sabah Stalin beni Lenin’in odasına çağırdı. Çok üzgün ve kederli bir hali vardı: “Bugün bütün gece uyumadım” dedi bana. “Lenin beni kimin yerine koyuyor, bana karşı nasıl bir tutum içinde! Sanki bir hainmişim gibi. Oysa ben onu bütün ruhumla seviyorum. Bunu ona bir şekilde söyleyin.” Stalin’e acıdım. Bu kadar içtenlikle üzülmüş olması bana dokunmuştu.

Lenin beni bir şey için çağırdı ve ben de Lenin’e laf arasında yoldaşların kendisine selamı olduğunu söyledim. “Ah,” diye karşılık verdi Lenin. “Stalin de sana sıcak selamlarını iletmemi istedi, seni çok sevdiğini söylememi rica etti.” Lenin gülümsedi ve sustu. “Ne dersin,” diye sordum, “ona senden de bir selam ileteyim mi?”. “İlet,” dedi Lenin oldukça soğuk bir sesle. Ben de Lenin’e “Ama Stalin yine de akıllı biri” dedim.  “Hiç de akıllı değil,” dedi Lenin kesin bir dille ve yüzünü ekşiterek.

Birkaç gün sonra Lenin, Stalin’in Krupskaya’ya kaba davrandığını Kamenev ve Zinovyev’in de bu olayı bildiğini öğrendi. Sabahleyin çok üzgün bir halde, öncelikle Krupskaya’nın  Eğitim Bakanlığındaki işine gidip gitmediğini sordu; olumlu cevap alınca yanına bir not tutan birini istedi. Not tutucu Volodiçeva geldi ve Lenin ona Stalin’e yazılacak şu mektubu dikte etti:

“Çok gizli. Şahsa özel. Saygıdeğer Yoldaş Stalin! Karımı telefona konuşmaya çağırıp ona kaba davranma ve azarlama cüretini gösterdiniz. Her ne kadar kendisi size söylenenleri unutmayı kabul ettiğini ifade etmiş olsa da, bu gerçek onun aracılığıyla Zinovyev ve Kamenev tarafından öğrenilmiştir. Bana karşı bu yapılanı bu kadar kolay unutmaya niyetim yok; karıma karşı yapılanı ise kendime karşı yapılmış saydığımı söylemeye bile gerek yoktur. Bu nedenle, söylediklerinizi geri alıp özür dilemeyi mi kabul ettiğinizi, yoksa aramızdaki ilişkileri koparmayı mı tercih ettiğinizi tartmanızı rica ederim. Saygılarımla, Lenin, 5 Mart 1923.”

Lenin, Volodiçeva’dan bu mektubu Krupskaya’ya hiç bahsetmeden Stalin’e göndermesini, mühürlü bir zarftaki kopyasını da bana vermesini istedi. Ancak eve dönen Krupskaya, Lenin’in üzgün halinden bir şeylerin ters gittiğini anladı ve Volodiçeva’dan mektubu Stalin’e  göndermemesini istedi. Kendisinin Stalin ile bizzat konuşacağını ve ondan özür dilemesini isteyeceğini söyledi. Krupskaya durumu şimdi böyle aktarıyor ama bana öyle geliyor ki o bu mektubu görmedi ve mektup Stalin’e, tam da Lenin’in istediği gibi gönderildi. Stalin’in cevabı biraz gecikti. Sonra Stalin’in cevabı (muhtemelen doktorlar ve Krupskaya tarafından) Lenin’in durumu daha da kötüleştiği için bunu Lenin’e iletmeme kararı alındı ve böylece Lenin, Stalin’in özür dilediği cevabını hiçbir zaman öğrenemedi.

Ancak Lenin, Stalin’e ne kadar kızgın olursa olsun, tam bir inançla söyleyebileceğim bir şey var: Onun Stalin için söylediği “hiç de akıllı değil” sözleri, kesinlikle anlık bir öfkeyle söylenmiş sözler değildi. Bu, onun Stalin hakkındaki kesin ve olgunlaşmış fikriydi ve bunu bana aktarmıştı. Bu fikir, Lenin’in Stalin’e bir pratikçi olarak değer verdiği gerçeğiyle çelişmez; ancak Lenin Stalin’in birtakım alışkanlıkları ve özellikleri karşısında dizginleyici bir unsurun bulunmasını gerekli görüyordu ki bu özellikleri nedeniyle Lenin, Stalin’in Parti genel sekreterlik görevinden alınması gerektiğine inanıyordu. Ölümünden önce kaleme aldığı, partiye hiçbir zaman ulaşmayan ve birtakım yoldaşların özelliklerini değerlendirdiği siyasi vasiyetinde bunu son derece kesin bir dille belirtmişti. Ama bunu başka bir zaman yazacağım.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir