Sömürü Nedir: Sosyalist Ülkelerde Sömürü Kavramının Doğru Analizi

Prof. Dong Degang, 1950-2009  Merkezi Parti Okulu Felsefe Bölümü Direktör Yardımcısı, Marksist ekonomi felsefesi uzmanı, Kasım 2001

“Sömürü” terimi sıklıkla kullandığımız temel bir kavramdır. Sömürü sorunu, Marksizm ve sosyalizmin temeline ait, derin bir teorik meseledir. Aynı zamanda yıllardır tam olarak anlayamadığımız ve kadrolar ile kitlelerin şu anda oldukça kafa karışıklığı yaşadığı, derinlemesine araştırma gerektiren bir konudur.

Marksizmin geçmişte sömürüye yaptığı vurgu, kapitalist toplumdaki çıkar çatışmalarını, özellikle sınıf karşıtlığını ortaya çıkarmayı, sınıf mücadelesini ve devrimi teşvik ederek eski kapitalist dünyayı yıkmayı amaçlıyordu. Bu mücadele ve eleştiri, ilkel, barbar kapitalizmden modern, uygar kapitalizme geçişte çok önemli bir faktördü ve Marksizmin buna katkısı yadsınamaz.

Şimdi ise durum oldukça farklıdır, özellikle Çin’de. Başlıca görevimiz artık eski sistemi devirmek için devrim ve sınıf mücadelesi değil, yeni bir toplumun inşası, özellikle de ekonomik kalkınmanın inşasıdır.
Bu yeni toplumu inşa etmek için, toplumdaki tüm olumlu güçleri seferber etmeli ve onlara yakından güvenmeli, sosyalist pazar ekonomisini güçlü bir şekilde geliştirmeliyiz. Sömürü sorununun yenilenmiş ve bilimsel bir şekilde anlaşılması, sosyalist pazar ekonomisini geliştirme konusundaki kararlı bağlılığımız, tüm insanların (çeşitli sosyal gruplar dahil) davranışlarıyla bilimsel bir şekilde ilgilenmemiz ve doğru bir kalkınma yönünü korumamız açısından büyük pratik öneme sahiptir. Elbette bu sorun oldukça zordur. Bu makale, bazı kişisel görüşleri tartışmayı, büyük ölçüde belirsiz ve karmaşık olan sömürü kavramını mümkün olduğunca netleştirmeye çalışmaktadır.

I. Sosyalist Ülkelerde Sömürü Kavramının Anlamı

Sömürü kavramının iç anlamını tanımlamak, sömürüyle ilgili önceki formülasyonların dikkate alınmasını gerektirir. Bu formülasyonlar esas olarak Cihai Ansiklopedisi ve Modern Çince Sözlük‘teki ilgili maddelerde yansıtılmaktadır.
Cihai Ansiklopedisi sömürüyü şöyle tanımlar: “① baskı yaparak; zorla el koymak. … ② bir grup insanın veya bir sosyal grubun, özel üretim araçlarını veya parasal sermayesini kullanarak, başka bir grubun veya diğer sosyal grupların emeğinin ürünlerine karşılıksız olarak el koymasını ifade eder. …” [①]
Modern Çince Sözlük sömürüyü benzer şekilde tanımlar: “başkasının emeğine veya emeğinin ürünlerine, esas olarak üretim araçlarının özel mülkiyeti yoluyla, karşılıksız olarak el koymak.” [②]

Bu nedenle, sömürünün anlamı şu şekilde tanımlanabilir: “başka bir kişinin emeğine veya mülküne karşılıksız olarak el koyma eylemi.”

Bu tanım, sömürünün nesnesinin “başkalarının emeği veya mülkü” olduğunu belirtir. “Mülk”, “emeğin ürünleri”nden daha geniş ve daha uygulanabilir bir kavramdır, dolayısıyla sömürü ekonomik bir eylemdir; asıl mesele ve özü, tam olarak sömürünün orijinal anlamı olan “karşılıksız el koyma”dır.
İnsanların bu tanımlara büyük itirazları olmayacaktır, bu yüzden şimdilik doğru kabul edilebilir.
Üretim araçlarının özel mülkiyeti yoluyla mı yoksa özel mülkiyetin mutlaka sömürüyü gerektirip gerektirmediği konusuna gelince, Modern Çince Sözlük tam olarak net değildir; “esas olarak” ifadesi bunu zaten göstermektedir. Ben de bununla ilgili şüpheler taşıyorum, bu nedenle bu makalede bunu sömürü kavramının anlamına dahil etmeyeceğim, ve aşağıda bölümlerde analiz edeceğim  
Sömürü, reddedilmesi gereken olumsuz bir sosyal olguyu ifade eden, aşağılayıcı bir terimdir. Özellikle Çin’de, birinin sömürücü olduğunu doğrulamak neredeyse siyasi bir ölüm cezasına eşdeğerdir ve güçlü bir siyasi çağrışım taşır.

Bazı yoldaşların “sömürü tarafsız bir kavramdır” görüşüne katılmıyorum, çünkü bu, bugüne kadarki neredeyse tüm başarılarımızla—-sosyalizmin temel gerekliliklerinden birinin sömürünün ortadan kaldırılması olduğu inancımız dahil—çelişmektedir.

II. Sömürü Kavramının Kapsamı: Üç Tür Sömürü

Asıl sorun, sömürü kavramının kapsamının nasıl kavranacağında yatmaktadır. Gerçek sosyal hayata dayanarak, sömürü kabaca üç türe ayrılabilir:

Birincisi, ekonomik olmayan yağmadır. Bu, şiddet veya zor gücü yoluyla gerçekleştirilen yağmayı ifade eder. Bunun koşulu, sömürücünün belirli bir derecede şiddet veya güce sahip olması ve bu şiddet veya gücünü kâr elde etmek için bir araç olarak kullanmasıdır. Örneğin, pazar dışı ekonomilerde, ayrıcalıklı köle sahipleri veya toprak ağaları, köleleri veya köylüleri karşılıksız çalışmaya veya fahiş vergiler ödemeye zorlar. Bu tür sömürü genellikle açık ve göz önündedir.

İkincisi, zimmete para geçirme ve hırsızlıktır. Örneğin, kamu fonlarını zimmete geçirme, rüşvet kabul etme, vergi kaçakçılığı, kaçakçılık vb. Bu sömürü biçimleri genellikle yasa dışıdır ve yalnızca gizlice yapılabilir, bu da onları son derece gizli kılar.

Bugün Çin’deki yolsuzluğun çoğu bu kategoriye girer. Bu tür sömürü mutlaka özel mülkiyet kullanımını gerektirmez; tamamen “elini cebine atarak” yapılabilir. Bu gerçek, bu makalenin özel üretim araçları mülkiyetini sömürü kavramına dahil etmemesinin ana nedenlerinden biridir.
Bazıları bu tür davranışların suç teşkil ettiğini ve sömürü olarak kabul edilemeyeceğini savunmaktadır. Ancak ekonomik bir bakış açısından, bu tür davranışlar “başkalarının mülküne karşılıksız el koyma” anlamına gelir ve sömürü olarak sınıflandırılmalıdır, ancak buradaki “başkaları” devleti veya başka bir toplumsal özneyi ifade ediyor olsa bile sömürüdür.

Bu iki davranış türü de herhangi bir ekonomik maliyet ödemeden yağmalama, başkalarının emeğine veya mülküne karşılıksız el koyma örnekleridir ve bu nedenle sömürü teşkil eder.

Üçüncüsü, eşitsiz mübadele. Bir taraf, bir pazar mübadelesinde diğer tarafın çıkarlarının bir kısmına karşılıksız olarak el koyduğunda ortaya çıkar. Bu esas olarak iki biçimde kendini gösterir: Bunlardan biri, aşırı kâr arayışıdır.
Örneğin, bazı işletmeler yüksek kâr elde etmek için tekelci fiyatlandırma (özellikle idari tekel fiyatlandırması) kullanarak tüketici çıkarlarına zarar verirler.
Diğeri ise ekonomik sahteciliktir. Örneğin, başkalarını aldatmak için sahte veya kalitesiz mal üretip satmak, diğer tarafın çıkarlarını ele geçirmek için ekonomik sözleşmeleri ihlal etmek ve bazı işletme sahiplerinin işçi ücretlerini ve diğer hak edilmiş hakları (normal iş koruması, sigorta ve diğer sosyal yardımlar) bastırması. Bunlar açıkça sömürü içeren eşitsiz mübadelelerdir. Bu sömürünün özneleri özel işletme sahipleri olabileceği gibi kamu sektöründeki yöneticiler de olabilir. Bu, bu makalenin özel mülkiyeti sömürü kavramına dahil etmek istememesinin bir başka önemli nedenidir.

Eşdeğerli mübadelenin sömürü içerip içermediği, sorunun zor bir noktasıdır ve derinlemesine analiz gerektiriyor.

III. Eşdeğerlerin Mübadelesi Sömürü İçerir mi?

Pratik bir bakış açısından bakarsak, şimdilik ve öngörülebilir bir süre için Çin’de bir sosyalist pazar ekonomisi geliştirmek durumundayız.
Pazar ekonomisinin temel kurallarına, yani eşdeğerlerin mübadelesi ilkesine bağlı kalmalıyız. Pazardaki eşdeğerli mübadelenin de sömürü içerdiğini ve buna karşı çıkılması gerektiğini söylersek, bu bugünkü pratiğimizle ve acil hedeflerimizle tamamen çelişir.

Yani, eylemde ve pratikte eşdeğerli mübadeleyi savunmalı, ancak teoride onu inkar etmeliyiz.

Aynı zamanda, özel girişimcilere ve diğer insanlara karşı çelişkili tutumlar almak durumunda olduğumuzu görmeliyiz: özel girişimcileri Çin’deki sosyalizm davasını destekleyen yapıcıları olarak tanımalı ve hatta onlar içinden ileri düzeydeki üyelerinin Çin Komünist Partisi’ne katılmasına izin vermeliyiz; ancak aynı zamanda onları sömürücüler olarak görmeliyiz.

Bu gerçek çelişkiyi çözmenin temel yolu, olgulara ve pratiğin gereklerine göre teorimizi düzeltmek ve geliştirmektir.

Lenin bir keresinde şöyle demişti: “İnsanın bütün pratiği — hakikatin ölçütü olarak ve şeyler arasındaki bağlantının ve şeylerin insan için gerekli olduğu noktanın fiili belirleyicisi olarak — şeylerin tam ‘tanımı’na dahil edilmelidir.”[③] Teori, insanların pratiğini yansıttığı için ve insanların pratiğine hizmet ettiği için, çeşitli şeyleri tanırken ve değerlendirirken pratiğin ihtiyaçlarına odaklanmalıyız.
Elbette, sadece pratik ihtiyaçlardan bahsetmek yeterli değildir; ayrıca teorik bir perspektiften iyi temellendirilmiş bilimsel bir analiz yapmalıyız.
Geleneksel Marksist ekonomi politik teorisi, eşdeğerli mübadelenin sömürü içerdiğini savunur. Geleneksel ekonomi politik teorisinin birincil ve en önemli tezi, eşdeğerli mübadelenin biçimsel olarak eşit olmasına rağmen, üretim araçlarını satın almak için kullanılan sermayenin yalnızca değer aktarabildiği ve değeri artıramayacağı görüşüdür. (dolayısıyla “sabit sermaye” terimi).
Mübadele edilen özel meta (işçinin emek gücü), kendi değerinin çok ötesinde bir değer yaratır; yani kendini artırabilir, bu da işçinin emek gücünün içsel değeri ile işverenin kullanımının yarattığı daha büyük değer arasında bir farkla sonuçlanır (dolayısıyla “değişken sermaye” terimi). Bu nedenle, sermaye tarafından üretilen tüm kâr, emek gücünün kullanımıyla yaratılan artı değerdir ve bu da sömürü teşkil eder.

Aslında, üretim araçları—makineler– yalnızca değer aktarmakla kalmaz, aynı zamanda değeri artırabilir. İşte sadece iki tezle bunu savunayım:

Birincisi, farklı toprakları işlemek için aynı miktarda emek harcansa da, hasat farklıdır. Tarım ürünlerinin birim değeri (toplumsal olarak gerekli emek zamanı) sabit verildiğinde, iyi toprak daha fazla değer getirecektir ve toprağın kendisinin katma değer etkisi yadsınamaz. Bunu genişletmem gerekirse, gelişmiş makinelerin kullanımı genellikle emek verimliliğini 10 veya 100 kat artırabilir, böylece kendi değerinin ötesinde değer getirir, bu yüzden insanlar makineleri kullanmaya isteklidir. Böyle olmazsa, kim boşuna veya gelişmiş makineleri kullanma riskine girerek çalışır ki?

 İkincisi, birçok emek aracı, özellikle “robotlar”, insan emeğinin bir kısmının yerini alabilir (ağır ve basit fiziksel emekten hünerli ve karmaşık zihinsel emeğe kadar), böylece robotlar emeğe benzer bir rol oynar ve ikisi belirli bir derecede eşdeğerliğe sahiptir. İnsan emeği değer yaratabilirken, insan emeğinin yerini alan bu emek araçları neden yalnızca değer aktarabilir? Bunu daha önce birçok makale ve kitapta ayrıntılı olarak tartışmıştım[④].

Bu nedenle, sermaye sahipleri tarafından elde edilen getiriler belirli bir aralıkta meşru ve rasyonel kabul edilmelidir.

Çin’de, ekonomik kalkınmayla birlikte işçiler giderek daha fazla mülk sahibi olacaktır. Acil tüketim ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde, insanlar getirilerden yararlanmak için servetlerinin bir kısmını kaçınılmaz olarak yatırım olarak yatıracaklardır; bu giderek yaygınlaşan bir olgu haline gelecektir. Tüm yatırım getirileri sömürü olarak kabul edilirse, o zaman Çin’in ekonomisi ne kadar gelişirse, o kadar çok sömürücü insan ve sömürü olgusu ortaya çıkacağı gibi saçma bir sonuca varılır.

Tersine, geleneksel Marksist politik ekonomi teorisi, bir meta olarak (işçinin) emek gücünün yalnızca yeniden üretimini sürdürme maliyeti için değerlendirildiğini, (işçinin) emek gücünün kullanımından kaynaklanan artık emeğe ise karşılıksız olarak el konulduğunu savunur.
Bu görüş, verimliliğin düşük olduğu ve birçok insanın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı kapitalizmin erken gelişim aşamalarıyla uyumludur.
Ancak bu, günümüz gerçekliğinde farklıdır: Çin de dahil olmak üzere çağdaş ülkelerin çoğunda, işçi ücretlerinin fiili düzeyi artık işçilerin ve ailelerinin yaşam masraflarını karşılamakla sınırlı değildir. Ücretler, işçilerin fiili katkılarını ve vasıflı işçilere olan talebi dikkate almak durumundadır. Bu, işçilerin artan kişisel servetiyle kanıtlanmaktadır. Bu nedenle, bir meta olarak ( işçinin) emek gücünün mutlaka sömürüye tabi olduğunu söylemek yanlıştır; bu nedenle her durumda spesifik bir analiz gereklidir.

İkinci olarak, geleneksel Marksist politik ekonomi teorilerinde veya insanların geleneksel teorileri anlayışında, emek temel olarak doğrudan emek veren işçi operatörlerin emeği olarak kabul edilirken, bilimsel ve teknik personelin, özellikle de yönetim personelinin emeği dışlanmakta veya en azından büyük ölçüde hafife alınmaktadır.

Bu tek taraflıdır. Modern koşullar altında, bilim ve teknolojinin birinci derecede üretici güçler olduğunu, yönetim emeğinin işletmelerin gelişimi için çok önemli olduğunu ve bilginin ekonomideki rolünün gün geçtikçe arttığını görmekteyiz. Ayrıca, geleneksel Marksist teorilerde tartışılan emek esas olarak birinci ve ikinci sektörlerin (yani üretim araçları ve tüketim araçları) üretimindeki emeği ifade eder, hizmetler sektöründeki emeği temel olarak dışlar. Oysa hizmetler sektörü giderek toplumda kullanılan emeğin ana parçası haline gelmektedir. Şu anda Çin’de hizmet sektörünün milli gelir katkısı % 58 dir ve 360 milyon kişi bu sektörde çalışıyor. (2024 yılı)

Bu nedenle, üretici emek kavramını kavrarken, hizmetler sektöründeki bu ihmal edilmiş emeği dikkate almalıyız. Bu açıdan bakıldığında, yöneticilerin yüksek gelirleri, sermaye sahiplerinin belirli kârları ve özel yeteneklere sahip olan “insan sermayesi” sahiplerinin yüksek maaşları, onların yönetim emeklerinin (yatırım kararları, yönetici seçimi ve denetimi vb.), teknoloji geliştirme emeklerinin ve diğer toplumsal olarak gerekli emeklerin hak ettiği karşılıklarıdır, bunlar sömürü değildir.

İkinci olarak, geleneksel Marksist politik ekonomi teorisi, eşdeğerli mübadelede sömürünün varlığını başka bir nedenden dolayı daha reddetmiştir: üretim araçlarının eşit olmayan mülk edinilmiş olduğunu varsayar. Üretim araçlarının mülkiyetindeki bu eşitsizlik tipik olarak mübadeleyi daha fazla mülk sahibi olanlar lehine çarpıtır. Bu fikir oldukça derindir.
Ancak, üretim araçlarında mülkiyet eşitsizliği ve mübadelenin eşitliği, birbiriyle ilişkili ancak farklı iki konudur ve birbirine karıştırılmamalıdır.

Üretim araçlarında eşit olmayan mülkiyet durumlarında mübadelenin eşit olup olmadığı sağlam kanıt gerektirir.

Örneğin, bir işletmede, işveren işçiden daha fazla mülke sahipse (günümüz toplumunda, Çin dahil, işveren-işçi ilişkisi giderek yaygınlaşmaktadır), işçi ne kadar sömürülmektedir ve sömürüden kaçınmak için işçiye ne kadar ücret ödenmelidir?
Mülkiyetlerindeki eşitsizlik tek başına bu tür soruları cevaplayamaz. Bu nedenle, operasyonel bir perspektiften, yani pratik bir bakış açısından, ilgili klasik Marksist  teoriler büyük ölçüde geliştirilmelidir ve bunlara basitçe bağlı kalamayız.

Kısacası, eşdeğerli mübadelenin sömürü içerdiği iddiası yetersiz kanıtlara dayanmaktadır ve daha fazla araştırma gerektirmektedir. Burada, hukuk uygulamasındaki “masumiyet karinesi” ilkesini izleyerek, yeterli kanıt olmadığında eşdeğerli mübadeleyi sömürü dışı olarak kabul edebiliriz.
Ayrıca, Çin’de önemli bir süre boyunca eşdeğerli mübadeleye dayalı pazar ekonomisi düzenini sürdürmemiz gerekecektir; bu perspektiften bakıldığında, teorik olarak eşdeğerli mübadeleyi reddetmek için hiçbir neden yoktur.

Bazı yoldaşlar soruyor: Bu, Çin’deki tüm özel işletme sahiplerinin sömürüden uzak olduğu anlamına mı gelir? Benim cevabım, özel işletme sahiplerinin durumunun çok karmaşık olduğu ve genelleme yapılamayacağıdır. Yukarıdaki analize göre, özel sermaye sahipleri eşitsiz mübadele ve benzeri uygulamalarda bulunanlar sömürü yapmaktadır, bu tür uygulamalarda bulunmayanlar ise sömürü yapmamaktadır.

Benzer şekilde, eşdeğerli mübadelenin sömürü içerdiğini inkar etmek, kapitalist toplumdaki sömürüyü görmezden gelmek anlamına gelmez.

Kapitalist toplumda, özellikle ilkel ve barbar dönem kapitalist toplumda, birçok kapitalist işçilerle eşitsiz mübadelelere girmiştir. Kapitalistler sadece işçilerin artı emeğine karşılıksız el koymakla kalmaz, bazen işçilerin gerekli emeğinin bir kısmına da karşılıksız el koyar, böylece zengin ile fakir arasında şiddetli bir kutuplaşmaya neden olur.

Ayrıca, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri sömürmesinden bahsettiğimizde, gelişmiş ülkenin zayıf ülkeyle yaptığı “eşitsiz mübadeleye” atıfta bulunuyoruz, gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasındaki eşit mübadelelerde sömürünün olduğuna itiraz ediyorum. Aynı durum, Çin’in yabancı ülkelerle, özellikle de daha az gelişmiş olanlarla yaptığı ekonomik mübadeleler için de geçerlidir: burada eşit mübadelelerde sömürü yoktur.

Bir ara söz olarak şunu da söyleyebilirim, mülkiyet eşitsizliği gerçekten de nihayetinde ortadan kaldırılacak olan  tarihsel bir zaaf ve sorundur.
Ancak, tarihsel materyalizm rehberliğinde, ekonomisi az gelişmiş olan Çin’de, genel emek üretkenlik seviyesinin düşük olması ve çok katmanlı ve dengesiz yapısı nedeniyle, üretim araçları veya mülkiyet eşitsizliği önemli bir süre devam edecek olan sosyal bir fenomen olacağı kabul edilmelidir.

Tüm özel mülkiyeti ortadan kaldırmak ve insanlar arasında evrensel uyumu sağlamak son derece uzun bir “doğal-tarihsel süreçtir”. Aceleci sonuçlar almak için fazla istekli olmamalıyız, ne de “zenginden alıp fakire vermek” veya “zengini kesip fakiri tamamlamak” gibi yöntemlerle düşük bir eşitlik seviyesini ve hatta yaygın yoksulluğu sürdürmeye çalışmalıyız.

Bunun yerine, her insanın özgürce ve çok yönlü gelişmesine izin vererek, özellikle de yoksulların gelişimini hızlandırarak ortak kalkınmayı kullanmalı, tüm toplumun üretkenliğini ve yaşam standartlarını sürekli iyileştirmeli ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu kademeli olarak daraltmalıyız. Bu, ekonomik kalkınma yasalarına ve ezici halk çoğunluğunun çıkarlarına uygun olan yapıcı yaklaşımdır.

IV. Sömürüyü Değerlendirme Kriterleri, Özellikle Değerlendirmeyi Kim Yapmalı Sorunu

Bazıları şunu sorabilir: Başkalarından bağış kabul etmek, başkasının mülküne karşılıksız el koymak veya sömürü teşkil eder mi? Bununla ilgili olarak, piyangoda kazanılan yüksek ödüller veya hisse senedi alıp satmaktan elde edilen önemli gelirler eşitsiz mübadele ve dolayısıyla sömürü olarak kabul edilir mi? Bu soruların tümü, eşitsiz mübadeleyi veya sömürüyü değerlendirme kriterlerini içermektedir.

Bir pazar ekonomisinde, bir mübadelenin eşitsiz mübadele teşkil edip etmediğini değerlendirmenin temel kriteri, eşdeğerli mübadele ilkesine uyulup uyulmadığı, yani pazarın bu alışverişi tanıyıp kabul edip etmediğidir.
Pazar tarafından tanınan ve kabul edilen her mübadele, eşdeğerli bir mübadeledir ve sömürü olarak kabul edilemez; bunun tersine, pazarın tanımadığı ve kabul etmediği durumlarda eşitsiz mübadele veya sömürü söz konusudur.
Bunun nedeni, herhangi bir metanın (emek gücü dahil) değerinin öznel olarak belirlenememesi, yalnızca sayısız pazar mübadeleleri yoluyla ortaya çıkabilmesidir.
Her bir mübadelede bir metanın fiyatı değerinden sapsa bile, bir metanın ortalama fiyatı genellikle değeriyle uyumludur.
Örneğin, sıradan bir işçinin özel bir şirkette çalıştığını ve aylık 1.000 yuan maaş aldığını ve  pazardaki benzer işçilerin aylık maaşının kabaca 1.000 yuan olduğunu varsayalım. Bu durumda, bu işçinin sömürüldüğünü söylemek için ne gibi bir dayanağımız var?
Aksine, bunun pazar tarafından tanınan eşdeğerli bir mübadele olduğu ve sömürü olmadığı sonucuna varabiliriz.
Bu nedenle, sömürünün varlığını iş verenin özel veya kamu mülkiyeti olmasına veya bir iş ilişkisinin varlığına dayanarak değerlendirmek bilim dışıdır.

Bu, eşitsiz mübadeleyi (ki bu sömürüdür) kimin değerlendirmesi gerektiği sorusunu gündeme getirir: Bir şeyin eşit olup olmadığını belirlemek için kim “yargıç” olarak hareket etmelidir?
Sömürü olduğuna karar verecek bir azınlık, hatta tek bir birey mi olmalı, yoksa buna ezici halk çoğunluğu mu karar vermeli?
Açıkçası, buna karar verecek olan ancak ezici halk çoğunluğu olabilir. Pazar tarafından tanınma, toplumdaki ezici insan çoğunluğunun onu tanıdığı ve görüşlerini para vererek satın alarak “oy vererek” ifade ettiği anlamına gelir.
Biçimsel olarak, ilgili yasal hükümlere uygun olup olmaması, bir şeyin sömürü teşkil edip etmediğini değerlendirmenin ölçütüdür.
Özsel olarak, toplumun ezici çoğunluğu tarafından tanınıp tanınmaması, bir şeyin sömürü teşkil edip etmediğini değerlendirmenin ölçütüdür.

Eğer yasa, toplumun ezici çoğunluğunun anlayışıyla tutarlıysa, bu bir yasanın rasyonel ve adil olduğunu gösterir. Bunun tersi doğruysa, bu yasanın mantıksız ve adaletsiz olduğunu gösterir ve değiştirilmeli veya kaldırılmalıdır. Hukukun üstünlüğüne sahip bir ülkede, bir şeyin sömürü teşkil edip etmediği gibi önemli bir konu, yasal bir dayanağa sahip olarak hukuk tarafından doğrulanmalıdır (bu makalede özetlenen üç sömürü kategorisinin hepsinin doğrudan veya dolaylı bir yasal dayanağı vardır). Ve kişiler, yasayı göz ardı ederek belirli davranışları keyfi olarak sömürü olarak etiketlememelidir ve böylece birini siyasi ölüme mahkum edemez.

Bu nedenle, bağış kabul etmek, piyango kazançları, hisse senedi gelirleri ve mevduat faizi vb. genellikle sömürü olarak kabul edilemez, çünkü bu davranışlar genellikle toplum tarafından tanınır ve yasa ve yönetmeliklere uygundur.
Elbette, halkın onayı bir şeyi hakikat yapmaz. Önemli bir süre boyunca köylüler, toprak ağalarının elinde çektikleri sömürüyü tanımıyorlardı ve sömürü olarak görmüyorlardı.
Ancak tarihin gelişmesiyle, özellikle feodal toplumun sonraki aşamalarında ve özellikle kapitalist toplumda, insanlar genel olarak toprak ağalarının köylüleri sömürdüğü inancına vardılar. Bu, insanların sömürü veya eşitsizlik anlayışının tarihsel olduğunu ve zamanla geliştiğini göstermektedir.
Ancak, bir azınlığın veya hatta tek bir bireyin yargısını ölçüt olarak kullanamayız, çünkü gerçek bazen bir azınlığın elinde bulunsa da, gerçeği kavrayamayan “azınlığın” sayısı çok daha fazladır.

Toplumun ezici çoğunluğunun bir şeyi kabul etmesi ve onaylamasının bir değeri olması gerektiğine ve genellikle gerçeklere ve hakikate daha yakın olduğuna inanmalıyız. Özellikle bugün, demokratik ve yasal bilincin sosyalist toplumumuzda giderek daha da kök saldığı bir dönemde, kararlarımızı toplumun ezici çoğunluğunun görüşlerine dayandırmak, aynı zamanda yasayı biçimsel temel olarak kullanmak daha da önemlidir.

Bu makalenin ön sonucu şudur: Sömürü, başka bir kişinin emeğine veya mülküne karşılıksız el koyma eylemidir. Sömürüyü değerlendirme kriteri, toplumun ezici çoğunluğu tarafından tanınan bir pazar ekonomisinin genel kurallarına ve ilgili yasal hükümlere uygun olup olmadığı olmalıdır. Sömürüye yani ekonomik olmayan yağmaya, yolsuzluk ve hırsızlığa ve eşitsiz mübadeleye kesinlikle karşı çıkmalıyız. Ki bu sosyalizmin temel bir gerekliliğidir.

Notlar:

[①] Cihai Ansiklopedisi, “Sömürü” maddesi.
[②] Modern Çin Sözlüğü, “Sömürü” maddesi.
[③] Lenin, V. I., Materyalizm ve Ampiryokritisizm.
[④] Yazarın daha önce yayınlanmış makale ve kitapları. Bkz. Dong Degang, “Bugünkü Maddi Üretimde Varlıkların (ÇN. Sermaye malları)  Önemli Rolü Üzerine”, Çin Komünist Partisi Merkezi Parti Okulu Dergisi, Sayı 3, 1997; “Mülkiyet Hakları Üzerine”, Felsefe ve Gerçeklik”, Ekonomi Bilimleri Yayınevi, 1999; “Sosyalist Pazar Ekonomisi Teorisinde Önemli Atılımlar ve Gelişmeler”, Çin Komünist Partisi Merkez Parti Okulu Dergisi, Sayı 4, 2000; “Daha Yüksek Emek Verimliliği Yaratmak—Sosyalist Ekonomi Felsefesine Giriş”, Ekonomi Bilimleri Yayınevi, 1998.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir