Öğrenci Sendikası Web’inde İndirgemeci Yaklaşım: Öğrenci Hareketini Sınıf Hareketine İndirgemek
Ali Elik – Eylül Deniz, Mayıs 2026

Çalışmalarını ilgiyle izlediğimiz Öğrenci Sendikası’nın web sitesinin sitesinde ilginç bir yazı yayınlandı: Piyasalaşmanın Karşısında Yeni Bir Mücadele Zemini: Öğrenci Sendikası Bkz. https://ogrencisendikasi.com/blog/piyasalasmanin-karsisinda-yeni-bir-mucadele-zemini-ogrenci-sendikasi
Bu yazı “Sendika’nın saflarında bir tek seslilik olgusu mu var?” sorusuna yol açıyor.
Yazıya göre: işçi sınıfı hareketi; 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül darbesinin yarattığı ağır yenilgi tablosuna hiçbir zaman teslim olmadı, aksine tarihsel sürecin her evresinde baskılara karşı yeni mücadele biçimleri geliştirdi”.
ÜNİVERSİTELERDE İŞÇİ SINIFI HAREKETİ Mi?
Yazıya göre: “Bugün sömürü ve proleterleşme süreçleri fabrikaların çok ötesine taşmış durumda. Bir grup ayrıcalıklı öğrenci dışındaki neredeyse bütün öğrenci arkadaşlarımız, eğitim hayatı boyunca çalışmak zorunda kalıyor. Kuryelik, garsonluk gibi güvencesiz hizmet işlerine itilen gençlik, ücretsiz emek sömürüsünün normalleştiği staj programlarına maruz bırakılarak yapısal bir işsizlik sarmalında hapsediliyor”. “Emek ve sermaye arasındaki çelişki, doğrudan eğitim sisteminin içine genişleyerek, üniversiteleri doğrudan birer üretim ve sömürü havzasına dönüştürdü. Yurt krizinden her ay sonu zorla denkleştirdiğimiz kiralara, ucuz ve nitelikli beslenme hakkımızın gaspına kadar yaşanan tüm yakıcı sorunlar; öğrencilere yöneltilmiş bir sınıf saldırısıdır.”
“Somut duruma uygun pozisyon almak için, emek-sermaye çelişkisinin görünür olduğu her yeri bir sınıf mücadelesi zemini olarak kurgulamak ve yeni araçlar geliştirmek zorundayız”.
“Öğrenci Sendikası; neoliberalizmin yarattığı güvencesizler ordusunun en dinamik kesimini oluşturan gençliğin iradesiyle tam da bu ihtiyaçtan doğuyor. Sendika, öğrencilerin üretim ilişkileri içindeki konumlarını görünür kılarak, sınıf savaşında özneleşecekleri yeni bir mücadele cephesi açıyor”. “sınıf savaşı kızışırken önümüzdeki dönemde Öğrenci Sendikası, her bir öznesiyle birlikte toplumsal mücadelede kilit rol oynayacak, öğrenciler ve genç işçiler odaklı bir sınıf örgütü olmanın sorumluluğuyla hareket edecektir. Bu, tarihsel bir zorunluluktur”. “Ya ucuz, güvencesiz ve örgütsüz birer işgücü olarak piyasanın çarklarına eklemlenmek için sıramızı bekleyeceğiz ya da sınıfımızın saflarında bu düzeni baştan aşağı değiştireceğiz”.
İNDİRGEMECELİĞE KARŞI UYANIK OLMALIYIZ
Öğrenci mücadelesini doğrudan “sınıf mücadelesine” indirgemek, bazı önemli riskler ve teorik sınırlılıklar taşıyor. Yukarıdaki görüşler, öğrencilerin bir bölümünün içinde bulunduğu maddi koşulları ve proleterleşme dinamiklerini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor; ancak bu görüşler öğrenciliğin insanlar açısından geçici bir dönem olduğunu ve öğrencilerin farklı toplumsal tabakalardan gelen heterojen konumunu dikkate almıyor. Öğrenciler, henüz tamamlanmamış olan bir toplumsal konumda bulunmaktadır. Bir bölümü gerçekten geçici olarak bir dönem güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalsa da, önemli bir kısmı da ailesinin ve kamunun ve özel vakıfların kısmi maddi desteği ile eğitimine devam etmektedirler. Bu fark, sınıf bilinci ve mücadele pratiği açısından aşılmaz bir uçurum yaratabilir. Öğrencilik, sınıfsal bir konumdan çok, bir geçiş dönemi ve geşişsel bir toplumsal yeniden üretim alanıdır.
Eğitim alanının görece özerkliği ve özgün nitelikleri göz ardı edilmemelidir: Üniversiteler sadece sermaye birikiminin doğrudan bir parçası değildir; aynı zamanda ideolojik aygıtlar, bilgi üretim merkezleri ve eleştirel düşüncenin alanlarıdır. “Emek ve sermaye arasındaki çelişkinin, doğrudan eğitim sisteminin içine doğru genişleyerek, üniversiteleri doğrudan birer (kapitalist) üretim ve sömürü havzasına” dönüştürdüğü gibi bir tespit son derece öznelci bir değerlendirmedir.
Sendikacılığın sınırları: “Öğrenci sendikası” kavramı, öğrencileri bir işçi sendikası mantığıyla örgütlemeyi çağrıştırır. Oysa öğrencilerin okullarla doğrudan bir işçi-işveren ücret ilişkisi yoktur (işçi olarak çalışan öğrenciler hariç). Bu nedenle grev gibi klasik işçi mücadele araçları birebir aktarılamaz. Öğrenci eylemleri daha çok boykot, işgal, kamuoyu baskısı gibi araçlara dayanır. Bu eylemler “sınıf savaşının” bir cephesi saymak, kavramsal bir genişletme olsa da pratikte sendikal mücadele modelinin sınırlarına hapsolmak anlamına gelir.
Tarihsel zorunluluk iddiasındaki belirsizlik: “Tarihsel bir zorunluluk” olarak Öğrenci Sendikası’nın kilit rol oynayacağı iddiası, olgusal bir tespitten çok politik bir ideali yansıtıyor. Bu tür vurgular, öğrenci hareketinin sınıf bilincine ulaşacağı yönünde romantik bir beklentiye yol açabilir. Oysa tarihsel deneyim (1968, Gezi vb.) gösteriyor ki öğrenci hareketleri en radikal anlarında bile işçi sınıfıyla organik bağ kuramayabilirler.
Sonuç olarak: Yukarıdaki görüşler, neoliberal eğitim politikalarının öğrencileri nasıl güvencesiz çalışmaya ve borçlanmaya ittiğini doğru tespit ediyor. Ancak öğrenci mücadelesini “sınıf mücadelesi” olarak yeniden tanımlamak, ona hem teorik hem de pratik olarak aşırı anlamlar yüklemektedir. Doğru bir yaklaşım, öğrenci mücadelesini sınıf mücadelesiyle eklemlenen ama ona indirgenemeyen özerk bir alan olarak görmek olmalıdır. Böylece hem öğrencilerin kendine özgü talepleri hem de diğer genç işçilerle ortaklaşabilecekleri zeminler (güvencesizlik, ücretli staj, konut sorunu) daha esnek ve gerçekçi bir şekilde örgütlenebilir.
Öğrenci hareketinin sağlıklı bir şekilde kapsanması için, farklı toplumsal kesimlerden, farklı siyasi görüşlerden ve hatta siyasi partilere üye olmayan öğrencilerin kilit konumlarda olacağı bir kitle örgütü yapısı tasarlanması kritik önem taşımaktadır.
