Çin’in Toplumsal Formasyonunun Gerçeklerine Yeni Bir Bakış
Çine Özgü Sosyalizm Tarihsel Dönemi Uzun Sürecek Olan Özel Bir Toplumsal Formasyondur
Marksist Toplumsal Formasyon Teorisi ve Toplumsal Formasyonların Evriminde Görülen Gelişme Aşamaları
Makalenin yazarı Xie Fusheng , Çin Renmin Üniversitesi’nde Çine özgü Sosyalizmin Ekonomi Politiği Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı ve Çin Renmin Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Dekan Yardımcısıdır. Nisan 2023

Özet:
Xi Jinping; ÇKP’nin kuruluşunun 100. yıl dönümü kutlamaları, Çin Edebiyat ve Sanat Çevreleri Federasyonu 11. Ulusal Kongresi, Çin Yazarlar Birliği 10. Ulusal Kongresi ve ÇKP 19. Merkez Komitesi 6. Genel Kurulu 2. Oturumu olmak üzere dört ayrı vesileyle, Partimizin halka rehberlik ederek “insan uygarlığının yeni bir biçimini” yarattığını ifade etmiştir. Bu ifade, Çin’e Özgü Sosyalizmin toplumsal doğasını “toplumsal formasyon” perspektifinden netleştirerek, Marksist politik iktisada özgün bir katkı sunmaktadır.
Xi Jinping’in “insan uygarlığının yeni biçimi” yönündeki güçlü vurgusu, ekonomik ve kültürel açıdan geri kalmış ülkelerin, sosyalist devrimi gerçekleştirdikten sonraki toplumsal niteliğine açıklık getirmektedir. Bu fikir; “geri kalmış ülkeler, kapitalizmin yıkıcı sonuçlarından kaçınırken aynı zamanda kapitalist uygarlığın tüm kazanımlarını özümseyebilir mi?” sorusunun çözümünde kilit rol oynamaktadır. Bu yaklaşım, “beş toplumsal formasyon” teorisinin çizgisel gelişim dogmasını aşmakta, Çin komünistlerinin uzun yıllara dayanan arayışlarını bütünleştirmekte, sosyalist modernleşme davasına ilişkin bir dizi teorik ve pratik sorunu çözmektedir.
Marksist toplumsal Formasyon teorisi, toplumsal Formasyonları sınıflandırmada iki yol sunar: Birinci yöntem, toplumsal Formasyonların büyük tarihsel dönemini insan gelişiminin durumuna göre üç başlıca biçime ayıran “üç başlıca toplumsal Formasyon teorisidir”: “insanın kişisel bağımlılığı”, “maddi bağımlılık” (Kapitalizm) ve “insanların özgür ve çok yönlü gelişiminin” gerçekleştiği toplumsal Formasyon (Komünizm).
İkinci yol ise, üretim biçiminin özgün doğasına dayanan ve “işçilerin ve üretim araçlarının birleştirilmesinin özgün yol ve yöntemleri aracılığıyla toplumsal yapıyı farklı ekonomik dönemlere ayıran” “beş toplumsal Formasyon teorisidir.”
Marx, “Asya, eski Yunan ve Roma, feodal ve modern burjuva üretim biçimlerinin, ekonomik toplumsal Formasyonların evriminde çeşitli dönemler olarak görülebileceğini” yazmıştır. Engels (2018), Lenin (2020, s. 24-40) ve Stalin (1979, s. 424-454), insanlık tarihinin ilkel klan toplumu (ilkel toplum), eski köle toplumu (köle toplumu), ortaçağ serf toplumu (feodal toplum), modern ücretli emek toplumu (kapitalist toplum) ve gelecekteki komünist toplum (sosyalist toplum) sırasıyla geliştiğini savunmuştur. Bkz. Stalin tarafından derlenen Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Kısa Parti Tarihi (1938).
Daha sonra, Lenin de dahil olmak üzere Marksistler, kapitalist toplumsal Formasyonları farklı kriterlere dayanarak çeşitli gelişim aşamalarına ayırdılar. Örneğin, Lenin kapitalist üretim biçimini üç aşamaya ayırdı: serbest rekabet, özel tekel ve devlet tekeli…
Fakat, Marksist toplumsal Formasyon teorisi ve toplumsal Formasyonun gelişim aşamaları teorileri, az gelişmiş ülkelerin tarihsel konumunu belirlemek için doğrudan veya basitçe uygulanamaz. Klasik Marksist toplumsal Formasyon teorileri, “üç başlıca toplumsal Formasyon” ve “beş başlıca toplumsal Formasyon” teorileri arasındaki kuramsal bağlantıları sıklıkla göz ardı eder; klasik Marksist toplumsal Formasyon teorilerinin birçok yorumu, insan ekonomik ve toplumsal Formasyonlarının gelişimini “tek hatlı” bir model olarak görür ve böylece Batı Avrupa’nın tarihsel gelişim modelinin evrensel olduğunu ve Marx’ın gerçek düşüncesine uymadığını varsayar (Bkz. Melotti, 1981, s. 21).
“İnsan ekonomik ve sosyal Formasyonlarının gelişimi, tarihsel birliği mekânsal çeşitlilikle birleştiren “monistik çok hatlı” bir özelliğe sahiptir” (Melotti, 1981), yani toplumsal Formasyonlar zaman dilimi içinde ilerleyerek “üç başlıca sosyal Formasyonu” oluştururken, farklı sosyal Formasyonlar mekânda bir arada var olarak “beş başlıca sosyal Formasyonu” oluşturur.
Toplumsal Formasyonların gelişimi coğrafi ve mekânsal olarak eşitsizdir; bazı ülkeler kapitalist toplumlara dönüşürken, diğerleri feodal toplumlar olarak kalır. Genişleyen sosyo-ekonomik bir düzen olarak kapitalizm, “tüm dünyanın pazarlarını sömürür… tüm ülkelerdeki üretim ve tüketimi küresel hale getirir.” Marx, İngilizlerin Hindistan’ı sömürgeleştirmesini örnek olay olarak kullanarak, kapitalist üretim biçiminin küresel genişlemesinin “yerel Hint komününü yok ettiğini, yerel sanayiyi yok ettiğini ve yerel toplumdaki her büyük ve önemli şeyi yerle bir ettiğini” ve “Hint toplumunun tüm yapısını yok ettiğini” açıklayarak, “büyük bir toplumsal devrim” için tarihsel bir çağrıda bulundu. (Marx)
Ancak Marx, kapitalist üretim biçiminin genişlemesinin geri kalmış ülkelerdeki toplumsal Formasyonların doğasını nasıl değiştirdiğini daha ayrıntılı olarak analiz etmedi. Rus Devrimi deneyiminden yola çıkan Troçki, “dünya kapitalizminin gelişiminin birleşik süreci… Troçki şöyle yazdı: “Dünya kapitalizmi, yolunda karşılaştığı tüm ülkeleri yutar ve yerel koşullarla kapitalizmin genel yasalarını birleştirerek diğer geri kalmış toplumsal Formasyonlarla bağlantı kurar.” Dünya kapitalizminin gelişimi açısından bu, gelişmiş kapitalist toplumsal Formasyonlar ile geri kalmış toplumsal Formasyonların coğrafi birleşimidir ve karma bir toplumsal yapı oluşturarak “toplumsal bir melez” meydana getirir.
Emperyalist güçlerin istilası nedeniyle modern Çin, karma bir toplumsal formasyon içindeydi (yarı-sömürge ve yarı-feodal).
Modern Çin toplumunun doğasını belirlemek, Çin Komünist Partisi’nin devrim savaşı döneminde çözmesi gereken temel sorunlardan biri haline geldi. Aynı zamanda, Marksist gelişim aşamaları teorisi, aynı toplumsal yapının farklı gelişim aşamalarını değerlendirmek için birleşik bir teorik standart sağlamadı. Çin, “karma toplumsal yapıdan” sosyalist bir topluma geçtikten sonra, geri kalmış sosyalist ülkelerin toplumsal gelişim aşamasını anlamak, Çin Komünist Partisi’nin cevaplaması gereken bir diğer önemli soru haline geldi.
Çin özgü Tarihsel Konum Kuramının Formasyonu: Çin Komünist Partisinin Temel ve Başlıca Çelişkilerinin Analiz Yöntemi ve Gelişimi
1840 Afyon Savaşı’nın ardından, emperyalist güçlerin istilası ve yabancı sermayenin akınıyla Çin toplumunun yapısı derin değişikliklere uğradı. Çin’in toplumsal Formasyonunun doğasını anlamak, Çin devrimine rehberlik etmek için cevaplanması gereken temel soru haline geldi. Bazı Çinli aydınlar, Troçki’nin görüşlerini geliştirerek, emperyalist istilanın feodal sistemi yıktığını, feodal güçleri alt ettiğini ve Çin’i kapitalist bir topluma ittiğini savundular; bu da “Çin’de anti-emperyalizm ve anti-feodalizm devrimci görevini reddetmeliyiz” gibi hatalı iddialara yol açtı (Xie Benshu, 1987; Wu Huaiyou & Liu Yan, 2013).
Diğer Çinli ilerici aydınlar, sosyal araştırmalar ve kırsal ekonominin doğasına ilişkin analizler yoluyla Çin’in yarı sömürge ve yarı feodal bir toplum olduğunu doğru bir şekilde tespit etmişlerdir (Qu Qiubai, 1985; Zhang Wentian, 1985), ancak bu toplumsal Formasyonun doğasını değerlendirmek için sağlam bir teoriye sahip değillerdi.
Temel çelişki ve Baş çelişki
Mao Zedong’un 1937’de yayımlanan “Çelişki Üzerine” adlı eseri, Çin Komünist Partisi’nin baş ve temel çelişkileri analiz etme yönteminin temelini oluşturmuş, Çin toplumsal Formasyonlarının doğasını analiz etmek için teorik bir zemin sağlamış ve Çin’e özgü tarihsel yönelim teorisinin teorik temelini oluşturmuştur. Mao Zedong, “her şeyin gelişim sürecinde çelişkiler vardır” ve “büyük bir şey, gelişim sürecinde birçok çelişki içerir” diye belirtmiştir. Temel çelişki, tüm gelişim sürecinden geçer, sürecin temel doğasını belirler ve “sürecin sonuna kadar ortadan kalkmaz.”
Temel çelişki çözüldüğünde, tüm gelişim süreci sona erer ve şeyin temel doğası temel bir değişime uğrar. Temel çelişki, “gelişimin her aşamasında kademeli olarak yoğunlaşma biçimini alır… süreç daha sonra aşamalar gösterir. İnsanlar gelişim sürecindeki aşamalara dikkat etmezlerse, şeylerin çelişkilerini doğru şekilde ele alamazlar.”
Aynı şeyin gelişim sürecinde birçok çelişki bulunur ve bu çelişkilerin en önemlisi, belirleyici ve öncü bir rol oynar; “varlığı ve gelişimi, diğer çelişkilerin varlığını ve gelişimini belirler veya etkiler.”
Temel çelişki, yalnızca temel çelişkinin gelişim sürecinde mevcuttur; temel çelişkideki değişiklikler, farklı gelişim aşamalarını ayırt eder ve temel çelişkinin ortaya çıkışı, gelişimi ve değişimleri, temel çelişki tarafından belirlenir ve etkilenir. Toplumun temel çelişkileri, ancak her aşamadaki temel çelişkilerin çözümüyle kademeli olarak çözülebilir.
Çelişkilerin gelişimi düzensizdir ve mutlaka temel ve ikincil yönler vardır. Bir çelişkinin temel yönü, başrol oynayan ve şeylerin doğasını belirleyen yöndür. “Bir çelişkinin temel ve ikincil yönleri birbirine dönüşür ve şeylerin doğası buna göre değişir.” “Yeni yön eski yön üzerinde baskınlık kazandığında, eski şeyin doğası yeni şeyin doğasına dönüşür.” Temel ve başlıca çelişkilerin analizine dayanarak, temel çelişkileri toplumsal Formasyonların doğasını değerlendirmek ve baş çelişmeyi toplumsal gelişme aşamasını değerlendirmek için kullanarak, Çin özgü tarihsel yönelim üzerine öncül bir teori oluşturulmuştur.
Mao Zedong önderliğindeki Çin Komünistleri, baş çelişme ve temel çelişkileri analiz etme yöntemini uygulayarak modern Çin toplumunun doğasını ve devrimin görevlerini doğru bir şekilde anlamışlardır. Ancak, Çin’in 1956’da sosyalist topluma girmesinden sonraki temel çelişkiyi doğru bir şekilde kavrayamamışlardır.
Yabancı kapitalizmin müdahalesi, “Çin’in kendi kendine yeten doğal ekonomisinin temellerini yok ederken, kent el sanatlarını ve köylü ev el sanatlarını tahrip ederken… ve kent ve kırsal alanlarda meta ekonomisinin gelişimini teşvik ederken”, aynı zamanda “Çin kapitalizminin gelişimini bastırmak için Çin feodal güçleriyle işbirliği yaparak” Çin’i kendi yarı sömürgesi ve sömürgesi haline getirmeyi, Çin’in finansını, ekonomisini, ordusunu ve politikasını manipüle etmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle, modern Çin toplumunun temel çelişkisi “emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki ve feodalizm ile halk kitleleri arasındaki çelişki” olup, toplumsal Formasyonun doğası yarı sömürge ve yarı feodal bir toplumdur.
“Bu çelişkilerin mücadelesi ve yoğunlaşması kaçınılmaz olarak giderek gelişen bir devrimci harekete yol açtı” ve devrim iki aşamada ilerlemek zorundaydı. Birinci aşama, Çin’in yarı sömürgeci ve yarı feodal toplumsal yapısını değiştirmeyi ve emperyalizm, feodalizm ve bürokratik kapitalizmin üç dağını devirmeyi amaçlayan Yeni Demokratik Devrim’di.
İkinci adım, devrimi ilerletmek ve sosyalist bir toplum kurmak olacaktı. Mao Zedong ve diğer Çinli Komünistler, o dönemdeki Çin devriminin ilk adımlarını attığına karar verdiler ve buna dayanarak Yeni Demokrasi’nin temel programını formüle ettiler; Çin Yeni Demokratik Devrimi’ni zafere taşıdılar, emperyalizm ve feodalizmin egemenliğini devirdiler ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurdular.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, 1956’da sosyalist sistemin temel düzeyinin oluşturulmasıyla birlikte, toplumdaki temel çelişkiler temelinde Çin sosyalizminin gelişim aşamasını nasıl değerlendireceğimiz en önemli mesele haline geldi.
Çin Komünist Partisi Sekizinci Ulusal Kongresi’nin (1956) kararı o dönemdeki toplumun baş çelişkisini doğru bir şekilde tespit etmiş olsa da, daha sonra ÇKP Sekizinci Ulusal Kongresi’nin Üçüncü Genel Kurulu (1957) bu doğru anlayışa bağlı kalmamış ve Çin toplumundaki baş çelişkiyi yanlışlıkla “proletarya ile burjuvazi arasındaki mücadele ve sosyalist yol ile kapitalist yol arasındaki mücadele” olarak ele almıştır.
Baş çelişki ile temel çelişki arasındaki bu karışıklık, Çin Komünist Partisi’nin sonraki ekonomik yapılanmada sosyo-ekonomik kalkınma yasalarına uymamasına ve kalkınma aşamasını aşmaya veya atlamaya çalışmasına yol açtı. Bu, “proletarya diktatörlüğü altında devrimi sürdürme” sloganını ortaya koyan Büyük İleri Atılım, Halk Komünü ve hatta Kültür Devrimi’ndeki hataların temel nedeniydi.
Reform ve dışa açılmanın ardından, Deng Xiaoping Teorisi ile temsil edilen Çin Komünistleri, Çin toplumundaki baş çelişki ile temel çelişkiyi doğru bir şekilde ayırt etmiş, gelişme aşamasını atlama hatasını düzeltmiş, sosyalizmin ilk başlangıç aşaması kavramını önermiş ve Çin’e özgü tarihsel yönelim teorisini üç açıdan geliştirmiştir.
Öncelikle, Deng Xiaoping Teorisi, sosyalist toplumun gelişiminin aşamalı olduğunu açıklığa kavuşturmuştur. Sosyal gelişme açısından, “sosyalizm, komünizmin ilk aşamasıdır ve Çin, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasında, yani az gelişmiş bir aşamada bulunmaktadır.”
İkinci olarak, Deng Xiaoping Teorisi, sosyalizmin ilk aşamasındaki baş çelişki ile temel çelişki arasında ayrım yapmıştır.
Deng Xiaoping, “sosyalist sistemi sağlamlaştırmak ve geliştirmek çok uzun bir tarihsel dönem gerektirecek, birkaç neslin, hatta onlarca neslin aralıksız çabalarını gerektirecektir” diyerek, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasının uzun süreceğini belirtmiştir. Bu nedenle, sosyalizmin ilk aşamasında da baş ve temel çelişkiler mevcuttur; “sınıf mücadelesi belirli bir kapsamda uzun süre devam edecek olsa da, artık temel çelişki değildir.”
Üçüncüsü, Deng Xiaoping Teorisi, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasındaki baş çelişkinin spesifik içeriğini açıklığa kavuşturmuştur. Çin Komünist Partisi’nin halka gönülden hizmet etme temel amacı, sosyalizmin ilk aşamasında baş çelişkinin, temel çelişkiye tabi olduğunu belirler: “Toplumumuzdaki baş çelişki, halkın sürekli artan maddi ve kültürel ihtiyaçları ile toplumsal üretimin geri kalmışlığı arasındadır. Üretici güçlerimiz, bilim, teknoloji ve eğitimimiz hala nispeten geri kalmıştır, bu nedenle sanayileşme ve modernleşmeye ulaşmadan önce daha uzun bir yol kat etmemiz gerekmektedir.” (Jiang Zemin)
Çin Komünist Partisi’nin 18. Kongresi’nden (2012) bu yana, Xi Jinping önderliğindeki Çin Komünistleri, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasındaki baş çelişkinin dinamik ve evrimsel olduğunu daha da açıklığa kavuşturmuştur. Bu nedenle, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasının da kendi içinde aşamaları vardır ve Xi Jinping “yeni bir gelişim aşaması” kavramını ortaya atarak, Çin’e özgü tarihsel yönelim teorisini daha da zenginleştirmiştir.
18. Ulusal Kongre raporu şöyle demiştir: “Bu nedenle, üretim ilişkilerinin düzenlenmesi ve altyapının iyileştirilmesi buna göre devam etmelidir… Pratiğin gelişimi sonsuzdur, düşüncenin özgürleşmesi sonsuzdur ve reform ve dışa açılma da sonsuzdur; reform ve dışa açılma tamamlanmış bir süreç değil, devam eden bir süreçtir.”
Baş çelişkinin değişimi, “ülkemizdeki sosyalizmin tarihsel aşamasına ilişkin yargımızı değiştirmeyecektir; ülkemizin hâlâ içinde bulunduğu ve uzun süre sosyalizmin ilk aşamasında kalacağı temel ulusal durum değişmemiştir.” “Sosyalizmin ilk aşaması statik, değişmeyen, durgun bir aşama değildir, ne de fazla çaba harcamadan kendiliğinden, pasif ve doğal olarak geçilebilecek bir aşamadır. Aksine, her zaman canlılıkla dolu, dinamik, proaktif bir süreçtir; adım adım ilerleyen, sürekli gelişen ve gelişen, giderek niteliksel bir sıçramaya yaklaşan niceliksel bir birikim ve gelişme sürecidir.” Yeni gelişme aşaması “sosyalizmin ilk başlangıç aşaması içindeki bir aşamadır.” (Xi Jinping)
Sonuç olarak, Çin Komünist Partisi’nin 20. Kongresi şöyle dedi: 36 yıldır geçerliliğini koruyan “Çin toplumunun karşı karşıya olduğu baş çelişki” artık değişti. Bu değişim “tüm manzarayı etkiliyor.” Xi Jinping, “Şu anda karşı karşıya olduğumuz baş çelişki, dengesiz ve yetersiz kalkınma ile insanların daha iyi bir yaşam için sürekli artan ihtiyaçları arasındaki çelişkidir.” dedi.
Çin’e özgü tarihsel konumlandırma teorisinin uygulanması: Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Çin’in toplumsal gelişiminin tarihsel konumlandırılması
Yeni Demokratik Devrim’in zaferinin ardından Çin, sırasıyla Yeni Demokratik ekonomik yapılanma ve ulusal ekonomik toparlanma dönemi (1949-1952) ile mülkiyet ilişkilerinin sosyalist dönüşümünün geçiş dönemi (1953-1956) olmak üzere iki dönemi yaşadı.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önce ve sonra, Mao Zedong ve diğer merkezi liderler, Çin toplumundaki temel çelişkinin, eski dönem üretim ilişkileri ile üretici güçlerin gelişimi arasındaki çelişki olduğunu doğru bir şekilde fark ettiler. “Yeni Demokrasinin devrimci görevi… iç politikada, toprak sahibi sınıfın ve Çin’in bürokratik tekelci burjuvazisinin (büyük burjuvazi) sömürüsünü ve baskısını ortadan kaldırmak, komprador feodal üretim ilişkilerini değiştirmek ve bağlı üretici güçleri özgürleştirmektir” diyerek yeni bir demokratik ekonomik sistem kurmayı hedeflediler. Bu dönemde, ulusal burjuvazinin ikili doğasını tanımak, olumlu rolünü tam olarak kullanmak ve ulusal ekonomiyi hızla yeniden canlandırmak gerekiyordu. Çin’de üretici güçlerin önemli ölçüde gelişmesiyle “ulusal ekonomi ve kültürün büyük refahından sonra ve tüm koşullar yerine getirildikten sonra… yeni sosyalist döneme sakin ve uygun bir şekilde yaklaşabiliriz.”
1949 ile 1952 yılları arasında Çin Komünist Partisi, halkı toprak reformunu tamamlamaya ve feodal toprak mülkiyetini tamamen ortadan kaldırmaya yönlendirdi. Sosyalist özelliklere sahip devlet mülkiyetindeki ekonominin önderliğinde, yarı sosyalist kooperatif ekonomisi, özel kapitalist ekonomi, bireysel ekonomi ve devlet ile özel sermayenin iş birliğiyle kurulan devlet kapitalist ekonomisi de dahil olmak üzere çeşitli ekonomik bileşenler iş birliği yaptı ve her biri hak ettiğini elde etti. Ekonomide sanayinin payı arttı ve devlet mülkiyetindeki ekonomi yükseldi. 1952 yılının sonuna doğru, ulusal ekonominin yeniden inşasında tarihi bir zafer elde edildi.
Eylül 1952’de, “dünya barışı ve dünya demokrasisi kampının daha da sağlamlaştığı ve genişlediği” ve “çeşitli sosyal reformların ülke içinde temel olarak tamamlandığı… sosyalist maliyetlerin oranının gün geçtikçe arttığı ve devlet ekonomisinin lider konumunun gün geçtikçe güçlendiği” elverişli durumun yanı sıra, kapitalist sanayi ve ticaret ile ulusal ekonomi ve halkın geçimi arasındaki giderek daha belirgin hale gelen çıkar çatışması ve “ülkenin sosyalist sanayileşmesinin” nesnel gereklilikleri göz önünde bulundurularak,
Mao Zedong, “on ila on beş yıl içinde sosyalizme geçişi temel olarak tamamlamaya başlamamız gerektiğini” öne sürdü. Haziran 1953’te Mao Zedong, “yeni bir demokratik toplumsal düzen kurma”, “yeni demokrasiden sosyalizme geçme” ve “özel mülkiyeti güvence altına alma” formülasyonlarını eleştirdi ve “geçiş döneminde Partinin genel çizgisi ve genel görevi, on ila on beş yıl veya daha fazla bir süre içinde ulusal sanayileşmeyi ve tarım, el sanatları, kapitalist sanayi ve ticaretin sosyalist dönüşümünü temel olarak tamamlamaktır” diyerek, sosyalist dönüşümün geçiş dönemini resmen başlattı.
Geçiş döneminde, Çin toplumundaki baş çelişki, proletarya ve burjuvazi arasındaki çelişkiye dönüştü. Sonuç olarak, devrimin doğası da temelden değişti.
Devrimci görev, “burjuva mülkiyetini dönüştürmek, kapitalizmin kökeni olan küçük ölçekli özel mülkiyeti dönüştürmek” ve “üretim araçlarının sosyalist mülkiyetini ülkemizin ve toplumumuzun tek ekonomik temeli haline getirmek” idi.
Sosyalist Dönüşüm Günleri 1953-1956
Çin’in özel koşullarına dayanarak, Çin Komünist Partisi, “devlet kapitalizmi biçimini ve barışçıl kurtuluş politikasını yaratıcı bir şekilde kullanarak kapitalist sanayi ve ticareti, bireysel tarımı ve bireysel el sanatlarını kademeli bir geçişle dönüştürdü. Sosyalist dönüşüm sürecinde, toplumsal üretken güçler gelişmeye devam etti ve geniş halk kitlelerinin yaşam standartları iyileşti.” 1956’da Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi, “sosyalist dönüşümün kesin bir zafer kazandığını, bunun da ülkemizdeki proletarya ve burjuvazi arasındaki baş çelişkinin temelde çözüldüğünü, binlerce yıldır süren sınıf sömürüsü sisteminin tarihinin temelde sona erdiğini ve ülkemizde sosyalist toplumsal sistemin temelde kurulduğunu gösterdiğini” ilan ederek Çin’in sosyalist topluma girişini işaret etti.
Çin’de sosyalizm aşamasının Başlangıcı
1956’da Çin Komünist Partisi’nin Sekizinci Kongresi, sosyalist aşamaya girdikten sonra, o dönemdeki toplumdaki baş çelişkiyi doğru bir şekilde tespit ederek, Çin’in sosyalist ekonomik inşa dönemine girdiğini ilan etti. Baş çelişki, “halkın gelişmiş bir sanayi ülkesi kurma talebi ile geri kalmış bir tarım ülkesi gerçeği arasındaki çelişki; halkın hızlı ekonomik ve kültürel gelişme ihtiyacı ile ekonominin ve kültürün bu ihtiyaçları karşılayamaması arasındaki çelişki” olarak tanımlandı. Sosyalist sistemimizin kurulması göz önüne alındığında, bu baş çelişkinin özü, gelişmiş sosyalist sistem ile geri kalmış toplumsal üretim güçleri arasındaki çelişkidir.” Ancak Çin Komünist Partisi daha sonra bu doğru anlayışı koruyamadı ve sosyalist inşa arayışında hatalara yol açtı.
Reform ve dışa açılmanın (1978) ardından Çin Komünist Partisi, Çin toplumunun tarihsel konumunu yeniden değerlendirdi ve baş ve temel çelişkileri doğru bir şekilde kavrayarak Çin’in sosyalizmin ilk başlangıç aşamasında olduğunu belirledi.
Deng Xiaoping, sosyalizmin ilk başlangıç aşamasının temel çelişkilerinin, “Yoldaş Mao Zedong’un ‘Halk Arasındaki Çelişkilerin Doğru Ele Alınması Üzerine’ adlı makalesinde belirttiği gibi daha iyi açıklanabileceğini” belirtti: “…Sosyalist toplumda, temel çelişkiler, üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki çelişki ve üst yapı ile ekonomik temel arasındaki çelişkidir.’… Elbette, bu temel çelişkileri belirtmek sorunu tamamen çözmez; daha derinlemesine ve özel araştırmalara ihtiyaç vardır.” Sosyalizmin ilk başlangıç aşaması “yarı-sömürge ve yarı-feodal bir toplumdan” ortaya çıkmıştır ve Çin toplumu “hala maddi bağımlılık” aşamasındadır.
Not: Marx ve Engels, insan toplumunun büyük tarihsel gelişim sürecini üç ana toplumsal formasyona ayırmışlardır: “Kişisel bağımlılığa” dayalı pre-kapitalist toplumsal formasyonlar, “maddi bağımlılığa” dayalı kapitalist toplumsal formasyon ve “bireyin çok yönlü gelişiminin” gerçekleştiği komünist toplumsal formasyon. (Bkz. Marx, Grundrisse)
Sosyalizmin ilk başlangıç aşaması, “Çin’in geri kalmış üretici güçleri ve gelişmemiş bir meta ekonomisi koşulları altında sosyalizmi inşa ederken kaçınılmaz olarak geçmesi gereken özel bir aşamadır… Sosyalist ekonomik temel kurulmadan önceki geçiş döneminden ve sosyalist modernleşme sağlandıktan sonraki aşamadan farklıdır.”
Parti önderliğini ve sosyalist sistemi savunma ve sosyo-ekonomik kalkınma yasalarına uyma öncülüğünde, ekonomik sistem “üretici güçleri özgürleştirmek ve geliştirmek, sömürüyü ortadan kaldırmak, toplumda kutuplaşmayı ortadan kaldırmak ve nihayetinde ortak refahı sağlamak” (Deng Xiaoping) amacıyla reforme edilmeli ve böylece insanların özgür ve çok yönlü gelişimi için koşullar yaratılmalıdır.
Çin Komünist Partisi’nin 13. Ulusal Kongresi (1987), “şu anki aşamada karşılaştığımız baş çelişkinin, halkın sürekli artan maddi ve kültürel ihtiyaçları ile geri kalmış toplumsal üretim arasındaki çelişki olduğunu” belirtmiştir. Baş çelişkinin çözülmesi, diğer çelişkilerin çözülmesinin anahtarıdır. “Şu anki aşamada baş çelişkiyi çözmek için, meta ekonomisini güçlü bir şekilde geliştirmeli, iş gücünü artırmalı, sanayi, tarım, ulusal savunma ve bilim ve teknolojinin modernizasyonunu kademeli olarak gerçekleştirmeli ve bu amaçla, üretici güçlerinin gelişimiyle bağdaşmayan üretim ilişkilerinin ve üstyapının bazı kısımlarını reforme etmeliyiz.” (1987)
Çin Komünist Partisi’nin 18. Ulusal Kongresi’nden (2012) bu yana, baş çelişkinin dönüşümüyle birlikte “Çin’e özgü sosyalist toplumsal formasyon yeni bir çağa girmiştir.”
“14. Beş Yıllık Plan dönemi”, Çin’in her açıdan orta derecede müreffeh bir toplum inşa etme yönündeki birinci yüzyıl hedefine ulaşmasının ardından gelen ilk beş yıldır ve her açıdan modern bir sosyalist ülke inşa etme yolculuğuna başlamak ve 2049 hedefine doğru ilerlemek için çok önemli bir dönemdir.
Günümüz Çin’inin Toplumsal Yapısı Üzerine Bir Tartışma
Xi Jinping, ÇKP’nin 100. kuruluş yıl dönümü kutlamaları ve diğer önemli kongrelerdeki hitaplarında, Partimizin halka rehberlik ederek “insan uygarlığının yeni bir biçimini” yarattığını dört kez vurgulamıştır.
Bu beyan, Çin’e Özgü Sosyalizmin toplumsal doğasını “toplumsal formasyon” perspektifinden netleştirerek önemli bir katkı sunmuştır. Uygarlık, toplumsal formasyonların varlığına dayanan ve onları ekonomik, siyasi, kültürel ve ekolojik açılardan somutlaştıran bir yapıdır. Bu bağlamda “insan uygarlığının yeni biçimi” ifadesi, Çin’e Özgü Sosyalizmin insanlık tarihinde yeni bir toplumsal formasyon olduğu gerçeğine dikkat çekmektedir. Bu önemli tez, ekonomik ve kültürel açıdan geri kalmış ülkelerin sosyalist devrim sonrası toplumsal yapısını netleştirmekte ve bu ülkelerin kapitalizmin kahredici yıkıcı sonuçlarından kaçınarak ve üstünden atlatarak kapitalizmin uygarlık kazanımlarını nasıl özümseyebileceği sorusuna kilit bir yanıt sunmaktadır. Bu yeni görüş “Beş toplumsal formasyon” teorisinin çizgisel gelişim dogmasını aşmaktadır.
Klasik Marksist Öğretmenlerin Sosyalizm Teorisine Yönelik Arayışları ve Katkıları
Bir toplumun hangi “toplumsal formasyonda” olduğunu belirlemek, Marksistler için toplumsal hareket yasalarını açığa çıkarmanın temel ön şartı, sosyalist inşayı yürütmenin asli koşuludur. Marx ve Engels, tarihsel materyalizmi kurarak insanlık tarihinin gelişim yasalarını keşfetmiş; insan toplumunun büyük tarihsel gelişim sürecini üç ana toplumsal formasyona ayırmışlardır: “Kişisel bağımlılığa” dayalı pre-kapitalist toplumsal formasyonlar, “maddi bağımlılığa” dayalı kapitalist toplumsal formasyon ve “bireyin çok yönlü gelişiminin” gerçekleştiği komünist toplumsal formasyon. (Bkz. Marx, Grundrisse)
“Maddi bağımlılık” toplumunun tipik temsilcisi olan kapitalist ekonomik ilişkileri ana gövde olarak ele alan Marx ve Engels, kapitalist ekonomik hareketin yasalarını incelemiş, Marksist ekonomi politiğin öncülüğünü yapmış ve kapitalizmin ortaya çıkış, gelişim ve yok oluşuna dair tarihsel yasaları ortaya koyarak sosyalizmi ütopyadan bilime dönüştürüp geleceğin toplumun genel yasalarını açıklığa kavuşturmuşlardır. Kapitalizmden farklı olarak sosyalizmde durum tersinedir. Kapitalist toplumda, toplumsal formasyon önce ortaya çıkmış, onu açıklayan kavramlar ve ekonomik teoriler ise daha sonra geliştirilmiştir. Oysa sosyalist pratik, en başından itibaren Marksist teorinin rehberliğinde gelişmiş; sosyalist pratiğin ilerlemesi de buna karşılık Marksist teorinin sürekli olarak yenilenmesine yol açmıştır.
Klasik Marksist öğretmenler ve komünist liderler, sosyalist bir toplumun inşası için yorulmak bilmeden arayışlarını sürdürmüşlerdir. Marx ve Engels, sosyalist devrimin ilk olarak gelişmiş kapitalist ülkelerde gerçekleşeceğini ve zaferin ancak birkaç büyük gelişmiş kapitalist ülkede eş zamanlı olarak yaşanması durumunda elde edilebileceğini savunmuşlardır. Marx, ömrünün son yıllarında komünist toplumun kurulmasını dünya tarihinin birleşik bir eğilimi olarak kabul etmekle birlikte, bunun kapitalizm dışındaki diğer toplumsal formasyonlardan komünizme geçiş olasılığını dışlamadığını fark etmiştir.
Doğu toplumlarındaki tarihsel gelişimin özgünlüklerini analiz eden Marx, Rus toplumu örneğini kullanarak, ekonomik ve kültürel açıdan geri kalmış ülkelerin “kapitalizmin korkunç yıkımlarını yaşamadan, kapitalist üretimin tüm olumlu meyvelerine sahip olup olamayacağını” ilk kez tartışmaya açmıştır. Ancak Marx ve Engels, geri kalmış ülkelerin sosyalist devrim ve inşa sürecini yürütebilmeleri için “vazgeçilmez bir koşulun, halen kapitalist olan Batı’nın örnek teşkil etmesi ve aktif destek vermesi olduğu” konusunda ısrarcı kalmışlardır. Fakat nihayetinde, dünya sosyalizmi pratiği Marx ve Engels’in beklentilerinin çok ötesine geçmiştir.
Lenin, Mao Zedong ve diğer komünist liderler, sosyalist devrim ve inşa görevini devralarak sosyalist devrimin geri kalmış kapitalist ülkelerde, hatta kapitalist gelişimi henüz deneyimlememiş yarı-sömürge ve yarı-feodal toplumlarda bile başarıya ulaşabileceğini netleştirmişlerdir. Bu liderler, emperyalizm ve Yeni Demokrasi teorilerini kurarak “önce devrim, sonra inşa” şeklindeki yeni sosyalist yolun öncülüğünü yapmışlardır. Ne var ki, eski toplumsal düzeni yıkmak ile yeni bir düzen inşa etmek birbirinden farklı süreçlerdir; ikincisi, yani yeni bir düzen inşa etmek yeni toplumsal düzenin doğasına dair çok daha derin bir kavrayış gerektirir.
Sosyalist hareketin tarihinin kısa, dünya çapındaki sosyalist inşa deneyiminin sınırlı ve sosyalist gelişim yasalarına dair arayışların yetersiz olması nedeniyle komünistler; sosyalist devrimin zaferinden sonra geri kalmış ülkelerdeki toplumun niteliği ve ne tür bir toplum inşa edilmesi gerektiği konusunda bir fikir birliğine varamamışlardır. Bu durum, temel stratejiler, çizgiler ve politikalarda kafa karışıklığına ve hatalara yol açmış; gerçeklikten kopuk ve mevcut aşamayı aşan bazı “sol” yöntemlerin benimsenmesi, sosyalist inşanın erken evrelerinde aksamalara ve gerilemelere neden olmuştur.
Deng Xiaoping ve diğer Çin komünistleri tarafından ortaya konan “sosyalizmin başlangıç aşaması” teorisi, Çin’in sosyalist toplumunun henüz gelişmemiş bir evresinde olduğuna işaret eder. Bu teori, Marksizm’i dogmalaştırma eğilimini bir dereceye kadar aşmış olsa da, Çin toplumunun doğasını toplumsal formasyon düzeyinde netleştirememiş ve bu durum yeni teorik sorunları beraberinde getirmiştir.
Birincisi “sosyalizmin başlangıç aşaması” görüşü, sosyalizmin başlangıç aşamasının uzun süreli olduğunu iddia etmesi nedeni ile “aşama” teriminin doğası ile çelişmektedir.
Deng Xiaoping, sosyalist sistemin sağlamlaştırılması ve geliştirilmesinin “onlarca neslin çabalarını gerektiren çok uzun bir tarihsel dönem” olduğunu belirtmiştir; bu da başlangıç aşamasındaki ekonomik ve sosyal yapının uzun süre istikrarlı kalacağını ve “uzun bir tarihsel gelişim dönemine” sahip olacağını gösterir. Bence yüzlerce yıl süren böylesine istikrarlı bir sosyo-ekonomik sistem, bir gelişim aşamasından ziyade bir toplumsal formasyon teşkil etmelidir.
İkinci sorun ise başlangıç aşamasının dinamik olması ve sürekli değişerek kendi içinde farklı gelişim evrelerine ayrılması gerektiği fikridir. Örneğin, bence Xi Jinping’in önerdiği “yeni gelişim aşaması”, başlangıç aşaması içindeki yeni bir aşamadır ve bunu takip edecek daha yüksek aşamaların nasıl tanımlanacağı bir sorun olarak önümüzde olacaktır.
Üçüncü olarak; Çin’in 2050 yılına kadar modern bir sosyalist ülkeyi inşa etmeyi tamamlayacak olması, başlangıç aşamasının sonu demek mi olacak? Başlangıç aşamasında var olan ancak sosyalist üretim ilişkilerine ait olmayan unsurlar, bu süreçten sonra da sürdürülmeye devam edilecek midir?
Xi Jinping’in İnsanlık Uygarlığının Yeni Biçimi Kuramı Beş Toplumsal Formasyon Doğrusal Gelişim Dogmasını Aşmaktadır
İnsan toplumunun gelişimi, “tek parça ve çok çizgili” bir doğaya sahiptir. Dünya çok boyutlu bir şekilde gelişir ve dünya tarihi doğrusal bir çizgide ilerlemez. Çeşitlilik olmadan insanlık uygarlığı da olmaz; zira çeşitlilik nesnel bir gerçektir ve uzun süre varlığını sürdürecektir. Buradaki “tek parça” ifadesi, insan toplumunun sırasıyla “kişisel bağımlılık” toplumu, “maddi bağımlılık” toplumu ve “bireyin çok yönlü gelişimi” toplumu aşamalarından geçmek zorunda olduğu nesnel tarihsel yasaya atıfta bulunur.
“Çok hatlı” olma hali ise, bir ülkenin toplumsal formasyonunun geçireceği özgün evrimsel yolun; o ülkenin nesnel tarihsel ve kültürel arka planına, ayrıca sosyo-ekonomik koşullarına göre farklılık göstermesi anlamına gelir. Çin’e Özgü Sosyalizm; Batı’nın sermaye merkezli, kutuplaşmış, materyalist ve yayılmacı yağmaya dayalı eski modernleşme yolunu terk eder. Gelişmekte olan ülkelerin modernleşmeye ulaşma yolunu genişletir ve insanlığın daha iyi bir toplumsal sistem arayışına “Çin çözümü” sunar.
Batı Avrupa’daki “beş toplumsal formasyon” evrim yolundan farklı olarak modern Çin, küresel kalkınma sürecinde geride kaldığı için kapitalist uygarlığın içine çekilmeye zorlanmış ve devrim öncesinde yarı-sömürge, yarı-feodal karma bir toplumsal yapı oluşmuştur.
Çin Komünist Partisi, devrimci yöntemlerle toplumun bu yarı-sömürge ve yarı-feodal niteliğini temelden değiştirmiştir. Farklı tarihsel dönemlerdeki temel ulusal koşulları ve farklı baş çelişkileri esas alan ÇKP; üst yapıyı proaktif bir şekilde dönüştürmüş, üretim koşullarını yukarıdan aşağıya yeniden şekillendirmiş, sıfırdan bağımsız bir sanayi sistemi kurmuş, sosyalist pazar ekonomisini oluşturmuş ve modern üretim için maddi temeller ile kurumsal güvenceleri tesis etmiştir. Bu süreçte Çin tarzı modernleşmeye giden yeni bir yol başarıyla açılmış, “Çin’e Özgü Sosyalist Sistemin dört sütunu ve sekiz kirişi” netleştirilmiş, Çin’e Özgü Sosyalizmde yeni bir döneme girilmiş ve özgün bir toplumsal formasyon olan Çin’e Özgü Sosyalist Toplumsal Formasyon inşa edilmiştir.
(Çevirmen Notu: “Dört Sütun ve Sekiz Kiriş” kuramı, Yoldaş Xi Jinping önderliğindeki Parti Merkez Komitesi tarafından önerilen yeni bir reform yolu ve metodolojisidir. Bu ifade, Çin’e Özgü Sosyalist Sistemin somut bileşenlerini tanımlar. ÇKP 19. Merkez Komitesi 4. Genel Kurulu’nda önerilen “korunması ve iyileştirilmesi gereken 13 alan” bu sistemin omurgasını oluşturur: Parti liderliği, halkın ülkenin efendisi olması, Çin’e Özgü Sosyalist Hukuk Devleti sistemi, yönetim sistemi, temel sosyalist ekonomik sistem, ileri sosyalist kültürün geliştirilmesi sistemi, kentsel ve kırsal geçim güvencesi sistemi, ortak inşa ve paylaşıma dayalı sosyal yönetişim sistemi, ekolojik uygarlık sistemi, Halk Kurtuluş Ordusu üzerindeki mutlak Parti liderliği sistemi, “tek ülke, iki sistem” yapısı, bağımsız ve barışçıl dış politika ve devlet denetim sistemi. Bu 13 alan, Çin’e Özgü Sosyalist Sistemin genel planını teşkil eder.)
Çin’e Özgü Sosyalizm; tarihsel ve kültürel mirasımızın basit bir devamı, klasik Marksist öğretmenlerin yani Marx, Engels, Lenin’in tahayyül ettiği şablonun doğrudan uygulanması, başka ülkelerin sosyalist uygulamalarının bir kopyası ya da yabancı modernleşme modellerinin bir kopyası değildir.
Çin’e Özgü Sosyalizm, bence “maddi bağımlılık” aşamasına dahil olan ve atnı zamanda az gelişmiş sosyalist toplumlara ait yeni bir toplumsal formasyon olarak düşünülmelidir.
Bu, pazarın rolünden tam olarak yararlanmanın, “kişisel bağımlılığa” dayalı bir toplumun temel kısıtlamalarını aşmanın ve mal değişimi yoluyla insanlar arasında evrensel bağlar kurmanın gerekli olduğu anlamına gelir. Aynı zamanda Çin’e Özgü Sosyalizm, kapitalist toplumsal formasyonun olumlu bir reddidir. Gelişmiş ülkelerin uygarlık başarılarını özümseyen Çin’e Özgü Sosyalizm, geleneksel toplumdan modern topluma geçiş sürecini büyük ölçüde kısaltır ve “sermayenin üstünlüğü” şeklindeki temel mantığın kusurlarını aşmak için sosyalist sistemin üstünlüğünü kullanır.
“İnsan Uygarlığının Yeni Biçimi” Kuramı, Çin Komünist Partisi’nin ve Klasik Marksistlerin Sosyalizm Arayışlarının Yeni Bir Doruk Noktasıdır
Xi Jinping’in işaret ettiği üzere: “Uzun vadeli bir tarihsel gelişim süreci olarak sosyalist toplum, en temel düzeydeki sosyalist sistemin kurulduğu ilk andan itibaren mükemmel ve kusursuz bir üretim ilişkisi oluşturamaz; bu ancak sürekli bir olgunlaşma ve iyileşme süreci gerektirir.” Xi Jinping’in İnsan uygarlığının yeni biçimi kuramı, tam olarak gelişmiş sosyalizmi referans noktası alarak, sosyalizmin erken, olgunlaşmamış ve eksik gelişim aşamalarının niteliğini geriye dönük biçimde anlamayı mümkün kılar.
İnsan uygarlığının yeni biçimi kuramı Partinin “sosyalizm nedir ve nasıl inşa edilir” sorusuna dair arayışları bütünleştirmekte ve önemli bir yenilik getirmektedir.
İnsan Uygarlığının Yeni Biçimi Kuramı, Sosyalist Modernleşmenin Karşı Karşıya Olduğu Temel Teorik Sorunları Çözmektedir
Xi Jinping tarafından ortaya konan “insan uygarlığının yeni biçimleri” kuramı, Çin Komünist Partisi’nin Çin’e Özgü Sosyalizmin tarihsel konumuna dair yargısını büyük ölçüde geliştirmiş; sosyalizmin ve insan toplumunun gelişim yasalarına dair kavrayışını derinleştirmiştir.
Mao Zedung’un “az gelişmiş sosyalizm” kavramı, aslında bu sosyalist toplumsal formasyonun “başlangıç aşamasıdır”. Tıpkı Lenin’in, komünizmin ilk aşamasını sosyalist bir toplumsal formasyon olarak tanımlaması gibi; az gelişmiş sosyalist aşama da kendi başına yeni bir toplumsal formasyon teşkil edebilir. Çin’in sosyalizm inşa pratiği, bu az gelişmiş sosyalist aşamaya aittir ve Çin’e Özgü Sosyalist Toplumsal Formasyonu oluşturur.
Çine Özgü Sosyalizm toplumsal formasyonu da kendi içinde farklı gelişim aşamalarına ayrılacaktır.
Deng Xiaoping’in “sosyalizmin başlangıç aşaması” kavramı; üretim araçlarının özel mülkiyetinin sosyalist dönüşümünün temel olarak tamamlandığı 1956 yılından, sosyalist modernleşmenin temel olarak gerçekleştirileceği tarihe kadar geçen yaklaşık yüz yıllık süreci ifade eder.
Xi Jinping, sosyalizmin başlangıç aşamasına dair bu kavrayışı daha da derinleştirmiş ve süreci; “dinamik, adım adım ilerleyen, niceliksel birikim ve gelişimle sürekli ilerleyerek niteliksel bir sıçramaya her geçen gün daha fazla yaklaşan bir süreç” olarak tanımlamıştır.
Xi Jinping ayrıca, sosyalist modernleşmenin temel olarak gerçekleştirileceği 2035 yılından, 2050 yılına kadar uzanan—müreffeh, demokratik, uygar, uyumlu ve güzel bir modern sosyalist ülkenin inşasını kapsayan—tarihsel dönemi “yeni gelişim aşaması” olarak önermiştir.
Bu yeni görüş “sosyalizmin başlangıç aşamasının” hem içeriğini hem de kapsamını genişletmiştir. Aynı zamanda modern bir sosyalist ülkenin inşası, Çin sosyalizminin başlangıç aşamasından daha yüksek bir aşamaya geçmesi için bir gerekliliktir; bu da Çin’e özgü sosyalist toplumsal formasyonun 21. yüzyılın ortasından sonra kendi içinde daha yüksek bir aşamaya gireceği anlamına gelir. Bu yargıdan hareketle; ÇKP 19. Merkez Komitesi 4. Genel Kurulu’nda belirlenen çeşitli temel sistemler, Çin’e özgü sosyalist toplumsal formasyonun “dört sütunu ve sekiz kirişini” oluşturur. Bu sistemler uzun süre korunacak olup, ancak çok ilerde bugün içinde bulunduğunuz toplumsal formasyonun temel niteliği değiştiğinde değişikliğe uğrayacaktır. Sonuç olarak “insan uygarlığının yeni biçimi” kavramı, bilimsel sosyalizmin teorik sisteminde “önemli bir sıçramayı” temsil eder; klasik sosyalist teori ile tek bir ülkede sosyalizm inşasının somut pratiği arasındaki boşluğu doldurur.
Sonuç olarak:
Birincisi; az gelişmiş ülkeler, kapitalizmin olumlu kazanımlarını özümseyip onun kusurlarını aşarak, hem “maddi bağımlılığa” dayalı bir topluma hem de az gelişmiş bir sosyalist topluma ait olan yeni bir toplumsal formasyon inşa edebilirler.
İkincisi; bu yeni toplumsal formasyon, doğası gereği üretim araçlarının kamu mülkiyeti ile üretimin toplumsallaşması arasındaki çelişkiyle karakterize edilir ve temel niteliği bu çelişkiyle tanımlanır. Üretim araçlarında yalnızca tek tip kamu mülkiyetine bağlı kalmak; üretici güçler önemli ölçüde gelişmeden doğrudan komünizme ulaşılabileceğini sanan “ütopik” bir görüştür ve “kapalı, statik eski yolu” temsil eder.
Öte yandan, üretim araçlarının özel mülkiyeti altındaki bir pazar ekonomisine körü körüne bağlı kalmak; sosyalist yola ulaşmak için tam gelişmiş bir kapitalist aşamanın zorunlu olduğunu savunan “mekanik” bir görüştür ve sosyalizm bayrağını yere düşürmeyi temsil eder.
Üçüncüsü; sosyalizmi inşa eden bir ülkenin oluşturduğu bu yeni toplumsal formasyon, insanlığın komünizme giden yolculuğunda hayati bir halkadır. Ancak, üretici güçleri ne kadar gelişmiş olursa olsun, sadece tek bir ülkenin çabalarına dayanmak bu formasyonun temel niteliğini değiştirmeye yetmeyecektir. Komünist bir toplumun nihai inşası, ancak birkaç gelişmiş ülkenin sosyalizme geçiş yapmasıyla mümkün olacaktır.
