Marksist Uluslararası İlişkiler Teorisi: Çin’in Yeni Diplomasi Düşünceleri
Yang Xuedong, Çağdaş Çin Marksist Dünya Görüşü ve Uluslararası İlişkiler Teorisi” başlıklı büyük araştırma projesinin Direktörü ve Tsinghua Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Dekanı, Haziran 2026
Çeviren: Deniz Kızılçeç
Günümüz dünyası, yüzyıldan bu yana görülmedik derin değişikliklerden geçmekte, sürekli olarak yeni belirsizlikler ortaya çıkmakta, jeopolitik çatışmalar yoğunlaşmakta, küresel ekonomik toparlanma yavaş ilerliyor ve geleneksel ve geleneksel olmayan güvenlik tehditleri iç içe geçmekte. Uluslararası düzende ve küresel yönetişimde ortaya çıkan çeşitli sorunlara yanıt olarak Çin, sürekli olarak tüm insanlığın talebi olarak barış ve kalkınma taleplerini savunmuş, bir dizi somut ve uygulanabilir politika önlemi ortaya koymuş, dört büyük küresel girişim önermiştir.
Çin barış, kalkınma, küresel güvenlik ve küresel ölçekte yönetişimdeki eksiklikleri gidermek için ortak geleceğe sahip bir insanlık topluluğu inşa etmeyi aktif olarak teşvik etmektedir. Çin’in bu girişimleri ve diplomatik pratikleri, 2012den itibaren Çin’in uluslararası ilişkiler teorisinde yaptığı inovasyonun ana eksenini oluşturmaktadır. Yeni ana eksen, ortak geleceğe sahip bir insanlık topluluğu inşa etme kavramını savunmak ve bu “ortaklaşmayı” şekillendirmektir; yeni ana tema ise çeşitli alanlarda ülkeler arası alışverişleri genişletmek ve derinleştirmek, bu alışverişler yoluyla birlikte yaşamayı ve ortaklaşa kalkınmayı sağlamaktır.
Yeni teorik yapıda merkezi eksen, değersel duruşumuzdur.
Bu uluslararası ilişkilerin yönlendirilmesi gereken yönle ilgili normatif bir önermedir.
Xi Jinping bunu şöyle açıklamıştır: “Sözcüklerin de gösterdiği gibi, ortak geleceğe sahip bir insanlık topluluğu inşa etme, her ülkenin geleceğinin ve her ülkenin kaderinin yakından bağlantılı olduğu anlamına gelir. İyi günde de kötü günde de birlikte olmalı ve doğduğumuz ve büyüdüğümüz bu gezegeni uyumlu büyük bir aile haline getirmek için çaba göstermeliyiz.” Bu ifadedeki değersel duruş dört temel önermeyi içerir: birincisi, karşılıklı bağımlılık düşmanlıktan önce gelir; ikincisi, ortaklaşma farklılıklardan önce gelir ve ortaklaşma içinde farklılıkları barındırır; üçüncüsü, kalkınma ve güvenlik aynı madalyonun iki yüzüdür; dördüncüsü, uluslararası düzen ve küresel yönetişim için reformun hedefi, tek tip bir düzen değil, kapsayıcı bir düzen inşa etmektir.
Ortak geleceğe sahip bir insanlık topluluğu inşa etmeyi teşvik etmek için, teorik yapı “ortaklık” şekillendirme etrafında dönmelidir.
Bu teorik mantık dört yön içerir:
Birincisi, ortaklaşmanın gereğini kabul etmek.
Bu, teorik olarak sıfır toplamlı düşünceden ve sıfır toplamlı ikili karşıtlıklardan kurtulmayı gerekli gören bir başlangıç noktasıdır. Ortaklaşmanın gereğini kabul etmek, ülkeler arasında geniş çıkar örtüşmesini ve insanlığın karşı karşıya olduğu ortak meydan okumaları ve ortak kaderi paylaştığımızı kabul etmek anlamına gelir.
İkincisi, ortaklığı inşa etmek.
Sadece ortaklaşmanın gereğini kabul etmek düzeyinde kalmak yeterli değildir; ortaklığın somut işbirliği pratikleri yoluyla inşa edilmesi ve pekiştirilmesi gerekir. Ortaklığı inşa etmek demek, yorumlama ile yetinmek yerine durumu değiştirmeye giden kilit bağlantıdır. Bizler potansiyel ortak çıkarları kurumsal tasarımlar, proje bazında işbirliği ve ortaklık mekanizmaları oluşturma yoluyla gerçek ortak çıkarlara dönüştürmeliyiz.
Üçüncüsü, ortaklığı sürdürmek.
Ortaklık kurulduktan sonra, ortaklığın sürdürülmesi gerekir. Bu, hem sağlamlaşmış ortaklığın aşınmasını önlemek hem de zorluklar karşısında ortaklığı onarmak ve pekiştirmeyi gerektirir. Ortaklığı korumak, çatışma durumları ortaya çıktığında çatışmayı tırmandırmak yerine diyalog yoluyla farklılıkları yönetmek anlamına gelir.
Dördüncüsü, ortaklığı teşvik etmek.
En üst düzey hedef, ortaklığı ikili ve çok taraflı ilişkilerin temeli olmasından daha geniş uluslararası ilişkilerin normatif temeli haline getirmektir. Ortaklığı teşvik etmek, dayatma değil, iyi örneklerle gösterme yoluyla cezbetmektir. Ortaklığı teşvik etmek, daha fazla ülkenin ortaklaşmanın değerini görmesini ve daha fazla ülkenin ortaklaşmaya gönüllü olarak katılmasını sağlamak anlamına gelir.
Ortaklığın gereğini kabul etme, Ortaklığı inşa etme, Ortaklığı sürdürme ve Ortaklığı teşvik etme—bu dört unsur döngüsel olarak yukarı doğru ilerler ve teorinin ana ekseninin içsel mantığını oluşturur. Bu dört mantığın hepsi temel bir hedefe işaret eder: ortaklık peşinde koşmak—homojen bir tekdüzelik peşinde koşmak değil, farklılıklar arasında ortak yanları bulmak, ortak yanları pekiştirmek, ortak yanları güçlendirmek ve ortak yanları teşvik etmek. Bunlar, Çin uluslararası ilişkiler teorisini çeşitli Batılı uluslararası ilişkiler teorik paradigmalarından ayıran en temel özelliklerdir.
“Alışverişleri genişletme ve derinleştirmek”, Çin’in yeni uluslararası ilişkiler teorisinde yaptığı yeniliğin ana temasıdır.
“Alışverişleri genişletme ve derinleştirmek”, yeni teorinin pratik temelini, yönelimini ve kalitesini yansıtmaktadır. Çin’in uluslararası ilişkiler teorisindeki yeniliği, Çin pratiğine dayanır ve bu pratiğin bir özetidir.
“Alışverişleri genişletme ve derinleştirme” temasının temel anlamı, uluslararası ilişkiler pratiğinin temel içeriği olarak çatışma, çatışma amaçlı ittifaklar veya çatışma amaçlı klikleşmeler yerine alışverişleri öne çıkarmaktır.
Bu, çağımızın özelliklerine ve çağımızın sorunlarına teorik bir yanıttır. Ulus devletlerin kendi özel çıkarlarını gözettiği bir dönemde, çatışma, ittifaklar ve klikleşmelerin “mantıksal bir rasyonelliği” vardı; devletler ittifaklar yoluyla güçlerini arttırmaya çalışıyorlar, çatışma yoluyla kendi çıkarları için rekabet ediyor ve klikler kurma yoluyla etki ve nüfuz alanlarını aralarında paylaşıyorlardı.
Fakat, içinde bulunduğumuz yeni küreselleşme çağında, bu tür davranışların maliyetleri keskin bir şekilde artmış, faydaları nispeten azalmıştır.
Alışverişin mantığı farklıdır: alışveriş ortaklığa dayanır, alışveriş işbirliğini hedefler ve alışveriş kapsayıcılığı bir araç olarak kullanır.
Xi Jinping bu meseleyi şöyle açıklamıştır: “Çin, dış dünyaya açılma şeklindeki temel politikasına bağlı kalmakta, kalkınmaya kapılarını açmaya devam etmekte, ‘Kuşak ve Yol’ girişimi kapsamında uluslararası işbirliğini aktif olarak teşvik etmekte ve politika koordinasyonu, altyapılar bağlantısı, engelsiz ticaret, finansal entegrasyon ve halklar arası bağları sağlamaya çalışarak uluslararası işbirliği için yeni bir platform oluşturmakta ve ortaklaşa kalkınmaya yeni bir ivme kazandırmaktadır.”
Bu görüşler, “alışverişleri genişletme ve derinleştirme” temasının öz anlamını ortaya koymaktadır. Pratikte, “alışverişleri genişletme ve derinleştirme” teması beş seviyeye ayrılır: birincisi, siyasi kararlılık; ikincisi, politikaları uyumlulaştırmak; üçüncüsü, altyapı bağlantısı; dördüncüsü, ekonomik alışveriş ve işbirliği; ve beşincisi, halklar arası insanı bağları güçlendirme.
Teorik yenilikte ana eksen, “uluslararası ilişkiler hangi yöne gitmeli” sorusuna cevap verir. Teorik yeniliğin hedefi insanlık için ortak bir geleceğe sahip, yani ortaklaşmayı temel alan bir topluluk inşa hedeflenmektedir.
Ana hat, “ortak geleceğe sahip bir insanlık topluluğuna nasıl ulaşılacağı” sorusuna pratik cevap vermektedir: alışverişleri genişletmek ve derinleştirmek yoluyla.
Ana eksenin rehberliği olmadan, ana hat yönünü kaybedecektir. Ana hattın desteği olmadan, ana eksen boş laftan ibaret kalacaktır. Ortaklaşmaya sadece beyanla ulaşılamaz; ortaklaşma siyasi kararlılıkla kurulmalı, politika uyumuyla geliştirilmeli, altyapı bağlantısıyla somutlaştırılmalı, ekonomik işbirliğiyle harekete geçirilmeli ve halklar arası bağlarla pekiştirilmelidir.
