“Stalin Modeli” ve “Sovyet Modeli”nin Tanımı ve Değerlendirilmesi
Yazar: Wu Enyuan, Çin Sosyal Bilimler Akademisi Ulusal-Kültürel Güvenlik ve İdeolojik İnşa Araştırma Merkezi Direktörü ve Çin Sosyal Bilimler Akademisi Rusya, Doğu Avrupa ve Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü araştırmacısı. Mayıs 2020
Özet
“Stalin modeli” veya “Sovyet modeli” terimleri zaman zaman kafa karıştırıcıdır. Toplumsal pratik, toplumsal gelişmeyi değerlendirmek için en önemli kriterdir ve bir ülkenin gerçek ulusal koşulları altında hayatta ayakta kalması ve gelişmesindeki rolü, “Stalin modeli” veya “Sovyet modeli”ni yargılamak için kilit bir ölçüttür.
I. “Stalin Modeli” ve “Sovyet Modeli”nin Anlamı ve Kapsamı
(I) “Stalin Modeli” ve “Sovyet Modeli”nin Kapsamı
“Stalin modeli” terimi ilk olarak Batılı akademisyenler tarafından kullanılmıştır. Bu terimin geniş kapsamı, tüm Sovyetler Birliği’ni ve diğer sosyalist ülkelerin sistemlerini ifade eder. Örneğin, Amerikalı akademisyen Groch, “Karşılaştırmalı Ekonomi Sistemler” adlı kitabında, yalnızca Sovyet ekonomik sisteminin tamamını değil, aynı zamanda tüm sosyalist ülkelerin sistemlerini de “Stalin modeli” olarak adlandırmaktadır.
Neden “Leninist model” ya da diğer Sovyet önderlerinin adlarını kullanmadılar? Çünkü onların görüşüne göre, Stalin’den bahsetmek akla hemen Büyük Tasfiye, Gulag ve çalışma kamplarını getiriyor… Onlara göre sosyalist ülkeleri genel olarak ifade etmek için “Stalin modeli” terimini kullanmak, sosyalizmin “özünü” daha iyi ortaya koymaktadır.
“Stalin modeli” kavramı, 1990’lara kadar sosyalist ülkelerde genel olarak kullanılmıyordu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin önderliğindeki Gorbaçov, “Stalin modeli” tüm Sovyet dönemini kapsayan bir kavram olarak tanımlamıştı.
Gorbaçov döneminde 28. Parti Kongresi kararında “Stalinist sosyalizm, yerini özgür insanlardan oluşan bir sivil topluma burakıyor” ifadesi kullanıldı.
Gorbaçov, “Sovyet modeli” terimini kullanmadı, ancak “70 yıllık Stalin modeli” ifadesini kullandı; bu da Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra “Stalin modeli” teriminin Rus tarih ders kitaplarında resmen kullanılmaya başlandığını göstermektedir.
Rusya Devlet Eğitim Yayınevi’nin 2016 baskısı 10. sınıf tarih ders kitabında şöyle denmektedir: “1945’ten 1953’e kadar olan dönem, önümüzdeki on yıllar boyunca dünya gelişiminin ana trendlerini şekillendiren yeni jeopolitik, ekonomik, teknolojik ve sosyal zorluklarla karakterize edildi. Bu bağlamda, söz konusu dönem, Stalin modelinin hem yurt içinde hem de uluslararası alanda konumunu sağlamlaştırma çabalarıyla dikkat çekmektedir.”
Çin hükümeti bugüne kadar resmi olarak “Stalin modeli” terimini hiç kullanmamıştır, ancak “Sovyet modeli” terimini kullanmaktadır. Deng Xiaoping’in 1985’te işaret ettiği gibi:
“Sovyetler Birliği, yıllarca süren deneyimine rağmen, sosyalizmin gerçekte ne olduğunu hiçbir zaman tam olarak kavrayamadı. Lenin’in fikirleri belki de daha iyiydi ve Yeni Ekonomi Politikası’na yol açtı, ancak Sovyet modeli daha sonra katı ve rijit bir hal aldı.”
Genel olarak konuşursak, bir “model”, bir şeyin belirli bir gelişme aşamasına ulaştıktan sonra yapılan sistematik bir özetidir. Bir şey hâlâ gelişme aşamasındaysa, “model” ile tanımlanmaz; tıpkı resmi tutumumuzda Çine özgü sosyalizm için “Çin modeli” terimini asla kullanmamamız gibi. Hem Sovyetler Birliği hem de Çin, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sırasında, yani 1990’larda, resmi olarak “Stalin modeli” veya “Sovyet modeli” terimlerini kullanıyordu. Bu, “Sovyet modeli”nin kapsamının genel olarak Sovyetler Birliği’nin kurulmasından (hatta 1917 Ekim Devrimi’nden sonra kurulan Rusya Federasyonu dönemini de kapsayarak) çöküşüne kadar olan dönemi içermesi gerektiği anlamına gelir. Gorbaçov, Sovyet sistemiyle kopuşu ilan ederek Sovyet modelinin devlet yapısını ve siyasi sistemini değiştirdiğinde, Sovyet modeli ortadan kalkmıştır. Oysa “Stalin modeli”nin kapsamı, yalnızca Stalin’in iktidara gelmesinden 1953’teki ölümüne kadar olan dönemi içermektedir.
II “Stalin Modeli” ve “Sovyet Modeli”nin Anlamları
“Model” terimi, genel olarak bir şeyin özünü ve özelliklerini özetleyen kısa bir tanım anlamına gelir. “Sovyet modeli”, Sovyet siyasi ve ekonomik sistemlerinin üst düzeyde bir özetidir. Sovyet siyasi sistemi üç anayasa ile tanımlanmıştır: 1918 tarihli Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası, 1936 tarihli Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Anayasası ve 1977 tarihli revize edilmiş Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Anayasası. Bu anayasalar, hükümet biçimini şu şekilde belirlemiştir: proletarya diktatörlüğü, Sovyet kongreleri sistemi, demokratik merkeziyetçilik ilkesine dayalı örgütsel yapı, sosyalist yönelim ve Sovyet toplumunda öncü ve yol gösterici güç olarak Komünist Partisinin özel rolü, bunların yanı sıra diğer hususlar. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk dönemlerde Çin, Sovyetler Birliği’ne “tek tarafa yaslanma” politikası benimsemiştir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilk Anayasası’nın hazırlanmasında Mao Zedong, kendi Politbüro üyelerinden referans olarak 1918 ve 1936 tarihli Rus ve Sovyet anayasalarını incelemelerini istemiştir. Anayasamızın hazırlanmasında yukarıda bahsedilen temel ilkelere atıfta bulunulmuştur.
“Sovyet Modeli” ile “Stalin Modeli”nin ekonomik sistemleri genel olarak üretim araçlarının kamu mülkiyetini, planlı ekonomiyi, emek katkısına göre bölüşüm ilişiklerini ve son derece merkezi bir yönetim tarzını içerir. Açıkça görülüyor ki, kapsam açısından “Stalin Modeli”, “Sovyet Modeli”nin sadece bir gelişim aşamasıdır; öz açısından ise, “Stalin Modeli” yönetimde Stalin’in kişisel özelliklerini yansıtır ve her ne kadar ikisi birbirinden farklı olsa da, esasen “Sovyet Modeli” ile tutarlıdır. Bu nedenle, “Sovyet Modeli” ile “Stalin Modeli” arasında farklılıklar olsa da, benzerlikleri farklılıklarından daha ağır basmaktadır.
Akademi çevrelerinde “Stalin modeli” teriminin kullanılıp kullanılmaması konusunda hâlâ tartışmalar sürmektedir. Geçmişte Batılı araştırma, “Stalin modeli” şeytanlaştırma trendindeydi; ancak ben, “model” teriminin yalnızca tarafsız bir terim olduğuna ve modelin artıları ya da eksileri hakkında herhangi bir değerlendirme içermediğine inanıyorum.
III “Stalin modeli”nin toplumsal değerlendirmesi
Batılı akademisyenler, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün Stalinizm modelinin bir başarısızlığı olduğu” ve “Stalinizm totaliter sisteminin böyle trajik bir sonla karşılaşmasının kaçınılmaz olduğu” yönünde çeşitli tutarlı savlar ileri sürmüşlerdir. Gorbaçov da reformların amacının 70 yıllık Stalinizm modelinden kopmak olduğunu belirtmiştir.
Hatta bazı Rus “sol” kanat akademisyenler bile Sovyetler Birliği’nin çöküşünü “Stalin modeli” ile ilişkilendirmektedir. Örneğin, önde gelen Rus sosyal aktivistler ve Moskova Devlet Üniversitesi profesörleri A.B. Buzgarin ile A.J. Korganov, “Stalin modeli”nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ana nedeni olduğunu savunmaktadır. Bazı Çinli akademisyenler de bu görüşü paylaşmaktadır; örneğin, “Sovyetler Birliği’ndeki Dramatik Değişimlere Yeni Bir Bakış” adlı kitabın editörleri açıkça şunu belirtmektedir: “Kitabın ortaya koyduğu yeni tez, 70 yıllık Stalin modelinin Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ana nedeni olduğudur.”
Bazı akademisyenler, “Stalin modeli”nin başarısızlığının veya yetersizliğinin Sovyetler Birliği’nin çöküşüne yol açtığına ve “Stalin modeli”nin dezavantajlarının açık ve bariz olduğuna inanmaktadır:
Birincisi, Stalin modeli sosyalizm değildir. Bu araştırmacılar, “Stalin tarafından kurulan sosyalist modelin, Marx ve Lenin’in öngördüğü sosyalizmden farklı” olduğunu ve bunun “çarpıtılmış ve deforme olmuş bir sosyalizm”, “kışla sosyalizmi” vb. olduğunu düşünmektedirler.
İkincisi, Stalin modelinin siyasi özelliği “tek parti sistemi”dir ve “temel kusuru” “gücün tek partide yüksek derecede merkezileşmesi” iken, “1930’lardaki büyük baskılar Sovyetler Birliği yönetiminin temellerini sarsmıştır.”
Üçüncüsü, “Stalin modeli” son derece merkeziyetçi, emir-komuta temelli bir planlı ekonomiydi. Bu kapsamlı ve israfçı mekanizma verimsizdi, yapısal kusurlara sahipti ve sosyo-ekonomik kalkınmayı engelliyordu. Sanayileşme bile başarısızlığa uğradı, zira sanayileşme süreci militarizasyonla eşdeğer görüldü ve böylece “halkı yoksulluğa sürükledi”. İdeolojik ve kültürel alanda olduğu kadar dış politikada da ciddi dezavantajlar mevcuttu.
Ancak bu konuda farklı görüşler de bulunmaktadır. Gorbaçov 1985’te Sovyetler Birliği’nin başına geçtiğinde, “Sovyet modeli” ve “Stalin modeli”nin ulusal zayıflığa ve sayısız krize yol açan dezavantajları olsa da, bu durum telafi edilemez değildi. O dönemde Sovyetler Birliği hâlâ bir dünya süper gücüydü ve Gorbaçov, göreve geldiğinde yurt içinde keskin toplumsal çelişkiler olmadığını ve uluslararası alanda hiçbir ülkenin Sovyetler Birliği için bir tehdit oluşturmadığını düşünüyordu. Gorbaçov şöyle belirtmişti: “Sovyetler Birliği’nin çöküşü kaçınılmaz değildi… Sovyetler Birliği’ni kendimiz yok ettik. Bu, bizim tarafımızdan yapılan bir yanlış hesap ve hataydı; reformcularımız bu hatayı kendileri yaptılar…”
Putin bir keresinde, “Sovyetler Birliği’nin çöküşü tüm ulus için büyük bir trajediydi… sorun, tek bir ülke çerçevesinde yeni bir temelde çözülebilirdi” şeklinde bir yorumda bulunmuştu.
II. “Stalin Modeli”nin Bilimsel Olarak Değerlendirilmesi
(I) “Stalin Modeli”ni Değerlendirme Kriterleri
Herhangi bir tarihi şahsiyet veya olayı değerlendirmek, kişinin bakış açısına ve perspektifine bağlı olarak farklı sonuçlar verecektir. Toplumsal gelişmişlik düzeyi, bir ulusun sahip olduğu sistemi değerini değerlendirmek için çok önemli bir referanstır. 1990 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, bir ülkenin toplumsal gelişmişlik durumunu belirlemek amacıyla yaşam beklentisi, okuryazarlık oranı ve kişi başına Milli Gelir olmak üzere üç ana bileşenden oluşan İnsani Gelişme Endeksi’ni (İGE) oluşturdu. Günümüzde yaygın olarak kullanılan “Kapsamlı Ulusal Güç Gelişim Endeksi” ve “Sosyoekonomik Gelişim Endeksi” gibi değerlendirme göstergeleri de bir ülkenin gelişimi hakkında nispeten objektif ve doğru değerlendirmeler sunabilir. Özetle, tüm bu endeksler toplumsal gelişimin gerçek durumunu yansıtır.
Dolayısıyla, toplumsal gelişmeyi değerlendirmek için en önemli kriterin toplumsal pratik olduğu sonucuna varılabilir. Toplumsal pratik temel olarak iki yönü içerir: birincisi, sistemin toplumsal ilerlemeyi ve gelişmeyi teşvik edip etmediği (bu, yukarıda bahsedilen nicel değerlendirme göstergeleriyle yansıtılabilir); ikincisi ise, sistemin ulusun karşı karşıya olduğu hayatta ayakta kalma ve gelişme sorunlarını çözüp çözemediği.
1920’ler ve 1930’larda Sovyet toplumu iki büyük sorunla karşı karşıyaydı: Birincisi kalkınma sorunu; zira Sovyetler Birliği hâlâ nispeten geri kalmış bir tarım ülkesiydi ve gelişmiş kapitalist ülkeleri “yakalamak” için sanayileşmeye ve modernleşmeye ihtiyaç duyuyordu; ikincisi ise hayatta ayakta kalma sorunu; zira ülke Nazi Almanyası’nın saldırılarıyla karşı karşıyaydı ve ulusal egemenliği ile toprak bütünlüğünü savunmak için faşizmi yenmesi gerekiyordu. Bu nedenle, Sovyetler Birliği’nin bu iki hayati zorluğun üstesinden gelip gelemeyeceği, “Stalin modeli”nin tarihsel konumunu sınamak ve değerlendirmek için pratik bir kriter haline gelmektedir.
Kalkınma Sorunları. Stalin’in iktidarının başlangıcında Sovyetler Birliği, emperyalizm tarafından kuşatılmış ve tehdit altında olan geri kalmış bir tarım ülkesiydi. Stalin, ağır sanayinin hızlı gelişimine öncelik vererek Sovyet halkını sosyalist inşaya ve dönüşüme yönlendirdi. İki Beş Yıllık Planın ardından, 1937 yılına gelindiğinde Sovyetler Birliği muazzam bir sanayileşme başarısı elde etmiş, sanayi üretimi açısından Avrupa’da birinci, dünyada ise ikinci sıraya yükselmişti. 1928’den 1913’e kadar Sovyetler Birliği arka arkaya üç Beş Yıllık Planı hayata geçirerek sosyalist sanayileşme görevini esasen tamamladı. Kültür ve eğitim alanlarında da önemli ilerlemeler kaydedildi; ülke, geri kalmış bir tarım ülkesinden sosyalist bir sanayi gücü ülkeye dönüştü, sanayileşmiş ülkeler saflarına katıldı ve daha sonraki antifaşist savaştaki zaferin maddi temelini attı. 2016 tarihli Rus Tarihi ders kitabı, faşizmi yenilgiye uğratmada Stalin modelinin muazzam tarihsel başarılarını teyit etti. Ders kitabında şu ifade yer aldı: “Sovyetler Birliği, sadece 10 yıl içinde bir sanayi gücü olmanın temellerini attı ve artan küresel askeri tehditler karşısında muazzam bir savunma üretim kapasitesi sağladı. Ekonomik üretim açısından Sovyetler Birliği, dünyada ikinci sırayı sağlam bir şekilde elinde tuttu.”
1930’larda Sovyet toplumunun izlediği yol, Sovyet modernleşmesi için seçilen yollardan biriydi. Stalin döneminde hızlanan sanayileşmeyi temel alan Sovyetler Birliği, adım adım modernleşme yoluna girdi. 1930’larda Sovyetler Birliği’nin gelişimi ile “modernleşme” kavramı arasındaki bağlantı, başlangıçta bazı şüpheleri uyandırsa da, günümüzde nihai olarak kabul görmüştür. O dönemde Sovyet sanayileşmesinin ulusal modernleşmeyi teşvik ettiği düşüncesi, günümüz Rus akademi dünyasında ana akım görüş haline gelmiştir.
Hayatta ayakta kalma meselesi
Stalin’in önderliğinde Sovyet halkı, ulusun hayatta ayakta kalmasını sağlayan muazzam bir tarihsel katkı olan faşizmi mağlup etti ve Stalin’in rolü yeri doldurulamazdı. Antifaşist Savaş’taki zafer, sadece Doğu ve Batı olmak üzere iki çatışma kaynağını ortadan kaldırıp dünya barışını yeniden tesis etmekle kalmadı, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin dünya siyasi sahnesindeki prestijini artırarak uluslararası statüsünü eşi görülmemiş yüksekliklere çıkardı. Bu durum, Sovyetler Birliği ile Batı ülkeleri, özellikle de İngiliz ve Amerikan güçleri arasındaki ilişkileri önemli ölçüde yumuşattı; ulusal güvenliği daha da güçlendirdi ve kalkınma için elverişli bir tarihsel fırsat sağladı. Askeri gücünden yararlanarak, dünya komünist hareketi tüm dünyayı kasıp kavurdu. Savaşın ardından sömürge kurtuluş hareketleri hızla yayıldı, eski imparatorluklar dağıldı ve sayısız ülke, yüzyıllardır süren Batı köleliğinden kurtulup bağımsızlığını kazandı. Böylece, modern çağdan beri Batı’nın dünyayı yağmalama ve kontrol etme süreci tersine döndü. Sosyalist sistemin üstünlüğü ortaya çıkmaya ve uluslararası etkisi yaratmaya başladı; sosyalist gelişme sınırları aştı ve kapsamını daha da genişletti. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması, dünyaya yepyeni bir tablo sundu.
Sovyetler’in toplumsal sistemi, Stalin döneminde katılık ve geri kalmışlığını çoktan göstermiş olsa da, Sovyetler Birliği’nin sosyalist topluma girdikten sonra elde ettiği başarılar yadsınamaz. “Stalin modeli”nin itici gücüyle, 1917 öncesi çöküşte olan bir toplum yeniden canlandırıldı.
( II) Bugünkü Rusya’nın “Stalin modeli”e ilişkin son değerlendirmesi
6 Temmuz 2017’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçmişte Stalin’in aşırı derecede şeytanlaştırıldığını ve bunun Batı’nın Sovyetler Birliği’ne ve Rusya’ya saldırmak için kullandığı araçlardan biri olduğunu belirtti; Stalin’in eylemleri dönemin ihtiyaçlarına uygundu ve Stalin’e saldırmak, Sovyetler Birliği’ne ve Rusya’ya saldırmak anlamına geliyordu.
6 Nisan 2019’da yapılan bir Rus kamuoyu yoklaması, Rusların Stalin’e yönelik olumlu değerlendirmesinin tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını gösterdi; Rus vatandaşlarının %70’i Stalin’in tarihsel rolüne ilişkin olumlu bir değerlendirme yapıyordu. Rusya Devlet Başkanı Putin, Stalin’den ilk kez “Ulusun Babası” olarak bahsetti. Eylül 2019’da Doğu Ekonomi Forumu’nda çeşitli sektörlerden temsilcilerle yaptığı bir toplantıda Putin, Güney Kuril Adaları’nın mülkiyeti konusuna değinerek, Rusya Federasyonu’nun Kuril Adaları meselesinin kökenini, adaların İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği tarafından ilhak edildiği 1945 yılına dayandırdığını belirtti.
Putin şöyle dedi: “Bu noktadan başlayalım. Yaşlı adam (Joseph Stalin’i kastederek) her şeyi ortadan kaldırdı ve bu konuyu sonuca bağladı. Stalin, ulusun babasıdır.”
Bu, günümüz Ruslarının, Kruşçev ve Gorbaçov dönemlerinde olduğu gibi tarihsel nihilizme kapılıp Stalin’i ve “Stalin modeli” tamamen reddetmek yerine, Stalin ve Stalin modeline nispeten adil ve objektif bir değerlendirme yaptıklarını göstermektedir. Hem “Stalin modeli” hem de Sovyetler Birliği’nin çöküşü Rusya’da gerçekleştiği için, Rusların bu olaylara ilişkin duyguları ve değerlendirmeleri şüphesiz diğerlerine kıyasla daha doğrudan, samimi ve daha fazla dikkate değerdir. Dünyanın ilk sosyalist ülkesi olan Sovyetler Birliği’nin çöküşünden bu yana 20 yıldan fazla zaman geçti, ancak bu konuyla ilgili araştırma ve tartışmalar hem yurt içinde hem de yurt dışında akademik çevrelerde hâlâ yoğun bir şekilde devam ediyor.
Xi Jinping, Sovyet modelinin incelenmesinin büyük önemini şu sözlerle derinlemesine ortaya koymuştur:
“Lenin’in ölümünden sonra Stalin, Sovyetler Birliği’nin sosyalist inşasına öncülük ederken, üretim araçlarının tek tip bir kamu mülkiyeti altında olduğu, komuta ekonomisine ve son derece merkezileşmiş bir yönetim yapısına dayalı bir ekonomik ve siyasi sistemi adım adım kurmuştur. Belirli tarihsel koşullar altında, Sovyet modeli hızlı ekonomik ve sosyal kalkınmayı teşvik etmiş ve Sovyet ordusunun ve halkının faşizme karşı savaşta kazandığı zaferde çok önemli bir rol oynamıştır. Ancak, ekonomik yasalara saygı duyulmaması nedeniyle, dezavantajları zamanla giderek daha belirgin hale gelmiş ve bu durum ekonomik ve sosyal kalkınmaya ciddi bir sistemik engel oluşturmuştur.”
Xi Jinping’in bu sözleri, “Sovyet modeli”nin bilimsel bir tanımını ve deneyimleriyle derslerinin özlü bir özetini sunmaktadır. Xi Jinping’in bu pasajı, “Sovyet modeli”nin bilimsel bir tanımını ve bu modelin deneyimleri ile derslerinin özetini sunmaktadır.
