1920’li Yıllarda Bolşevik Partisi’nin Lenin’in “Sosyalizmin Önce Tek Ülkede Zaferi” Teorisini Yanlış Anlaması Üzerine Bir Değerlendirme

Prof. Yu Liangzao, Nanjing Normal Üniversitesi Marksizm Araştırmaları Enstitüsü Başkan Yardımcısı, Çin Lenin Düşüncesi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı

Kaynak: Leninizm Araştırmaları Dergisi, 1988, Sayı 6

Çeviren: Ferdi Bekir

Özet:

1924 yılından itibaren Bolşevik Partisi ve Stalin, Lenin’in Birinci Dünya Savaşı sırasında, Marksizmin “eş zamanlı zafer” teorisinden vazgeçerek “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisi ortaya koyduğunu ileri sürmüştür. Bu genel kabul gören “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisinin içeriği şuydu: Kapitalizmin ekonomik ve siyasi gelişmesindeki eşitsizlik emperyalist savaşa yol açmış, savaş emperyalist zincir üzerinde zayıf halkalar yaratmış ve bu zayıf halkalar üzerindeki bir veya birkaç ülkede devrim ilk önce zafere ulaşabilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ekim Devrimi sırasında ve Rusya İç Savaşı döneminde Lenin hâlâ Marx’ın “eş zamanlı zafer” teorisini savunuyordu; 1920 yılının sonunda Rusya İç Savaşı’nın bitiminden Mart 1922’deki parti kongresine kadar geçen dönemde ise Lenin görüşlerini adım adım değiştirerek bu değişim sonunda “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdü.

Lenin’in bu teorisinin içeriği; geri kalmış Rusya’da devrimin kolayca patlak verebileceği, Sovyet iktidarının tek bir ülkede pekiştirilebileceği, uluslararası ilişkilerdeki “güç dengesinden” yararlanarak ekonomik inşaya girişilebileceği, kapitalist ülkelerle normal ekonomik ilişkiler kurulabileceği ve ülke içinde sosyalizmin inşası için gerekli ekonomik koşulların mevcut olduğu gibi görüşleri kapsamaktadır.

Yazar olarak ben de, Lenin’in sosyalist devrim sürecinde gerçekten 1922’de “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisi ileri sürdüğünü düşünmekteyim; ancak Sovyet partisinin 1920’lerdeki açıklaması Lenin’in düşüncesinin yanlış anlaşılmasına dayanmaktadır.

Lenin’de Zayıf Halka Teorisi Var mı?

Yazar Prof. Yu Liangzao, bu makalede “zayıf halka” kavramına ve bu kavram etrafında şekillenen yorumlara karşı köklü eleştirel tutum sergilemektedir. Yazarın bu konudaki temel savunusu, “zayıf halka” iddiasının Lenin’e ait olmadığı, bu kavramın Stalin’in Lenin’in düşüncelerine ilave ettiği bir şey olduğudur. 

Yazara göre  Lenin’in Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması başta olmak üzere hiçbir temel eserinde, emperyalist savaşın “emperyalist zincir üzerinde zayıf halkalar yaratacağı” ve bu halkaların devrim için özel bir anlam taşıdığı yönünde ne bir anlatım ne de bir ima bulunduğunu savunmaktadır. Lenin, emperyalist ülkeler arasındaki eşitsiz gelişmeyi ve savaşları anlatmıştır; ancak bu savaşların “zayıf halka” oluşturacağından söz etmemiştir.  Lenin, gelecekteki devrimin, gelişmiş ülkelerdeki proleter devrimler ile ezilen ulusların ulusal kurtuluş hareketlerinin birleşiminden (iç savaş + ulusal savaşlar) doğacağını öngörmüştü. Yani Lenin için kilit nokta savaşın yarattığı “zayıflık” değil, sınıfsal ve ulusal çelişkilerin kesişimidir.

I. Dünya Savaşı’nın ardından gerçek “zayıf halkalar” (mağlup devletler) Almanya, Avusturya-Macaristan, Türkiye ve Bulgaristan’dı. Bu ülkelerde devrimler patlak verse de Almanya ve Macaristan’da başarısız oldu. II. Dünya Savaşı’nın ardından “zayıf halkalar” Almanya, İtalya ve Japonya’ydı; ancak buralarda sosyalist devrim gerçekleşmedi.

Yazara göre Lenin’in “geri kalmış ülke” olarak nitelediği Rusya ile emperyalist savaşın yarattığı “zayıf halka” kavramları taban tabana zıttır. Zayıf halka, aslında gelişmiş ama savaşta yıpranmış ülkeleri ifade ederken; Lenin, Rusya’daki devrimin kolay patlak vermesini Rusya’nın aşırı siyasi ve ekonomik geri kalmışlığına, işçi-köylü ittifakına ve devrimci enerjinin yüksekliğine bağlamıştır.

Yazara, göre “Zayıf Halka” kavramı herhangi bir ülkedeki devrimin zaferini açıklamak için oldukça yüzeysel ve Aşırı Basitleştiricidir. Bir devrimin kazanılması; uluslararası dengeler, ülke içi siyasi ve ekonomik koşullar, nüfus büyüklüğü, toprak genişliği, coğrafi konum gibi çok sayıda faktörün birlikte etkisine bağlıdır. Örneğin, Macaristan Sovyet Cumhuriyeti de Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bir “zayıf halka”ydı ve aynı anda emperyalist müdahaleye uğradı; ancak küçük toprakları ve yetersiz kaynakları nedeniyle yıkıldı, oysa Rusya aynı müdahaleye geniş toprakları ve kalabalık nüfusu sayesinde dayandı. “Zayıf halka” bu temel farkı açıklayamamaktadır.  Yazara göre Lenin’in asıl katkısı, sosyalizmin önce tek ülkede zaferini, Rusya’nın özel “geri kalmışlık” koşullarına ve uluslararası “güç dengesi”ne dayanarak açıklamış olmasıdır; Stalin’in türettiği “emperyalist savaşın yarattığı zayıf halka” anlatısı ise bu orijinal düşünceye eklemlenmiş hatalı bir yorumdur.


I. Bolşevik Parti’de Yanlış Anlamanın Ortaya Çıkışı

Bu yanlış anlama Lenin’in ölümünden sonra ortaya çıkmıştır. Lenin hayattayken, hatta ölümünden kısa bir süre sonrasına kadar, parti içindeki liderlerin çoğu “eş zamanlı zafer” teorisini savunuyor ve sosyalizmin önce tek bir ülkede zafer kazanması olasılığını reddediyordu. Örneğin 1921 yılında yayınlanan Rusya Komünist Gençlik Birliği örgütünün programında şöyle yazıyordu: “Sovyet devletinde iktidar zaten işçi sınıfının elindedir; dünya kapitalizmine karşı yürütülen üç yıllık kahramanca mücadelenin ardından proletarya kendi Sovyet hükümetini korumuş ve güçlendirmiştir. Ancak Rusya, zengin doğal kaynaklarına rağmen, sanayi açısından hâlâ küçük burjuva nüfusun ağırlıkta olduğu geri kalmış bir ülkedir. Rusya, sosyalizme ancak dünya sosyalist devrimi yoluyla ulaşabilir.” [1]

Bu örgütün programı Buharin tarafından taslak haline getirilmiş, aralarında Lenin ve Stalin’in de bulunduğu Parti Merkez Komitesi Siyasi Büro üyeleri tarafından onaylanarak yayınlanmıştı. Bir başka örnek olarak Stalin, Nisan 1924’te Sverdlov Üniversitesi’nde verdiği “Leninizmin Temelleri Üzerine” başlıklı konferansının ilk versiyonunda “eş zamanlı zafer” düşüncesini savunarak şöyle yazmıştı:

“Fakat tek bir ülkede burjuva iktidarını devirmek ve proletarya iktidarını kurmak, henüz sosyalizmin tam zaferini garanti altına almak demek değildir. Sosyalizmin ana görevi, yani sosyalist üretimin örgütlenmesi görevi henüz çözülmeyi beklemektedir; birkaç gelişmiş ülkedeki proleterlerin ortak çabası olmadan bu görev çözülebilir mi, tek bir ülkede sosyalizmin nihai zaferi kazanılabilir mi? Hayır, kazanılamaz. Burjuvaziyi devirmek için tek bir ülkeden gelen çaba yeterlidir, bunu bize ülkemiz devriminin tarihi göstermiştir. Sosyalizmin nihai zaferini kazanmak ve sosyalist üretimi örgütlemek için ise, tek başına bir ülkenin çabası, özellikle de Rusya gibi bir köylü ülkeden gelen çaba yetersizdir; –bu amaca ulaşmak için, birkaç gelişmiş ülkedeki proleterlerin ortak çabası şarttır.” [2] (Stalin)

Lenin’in ölümünden kısa bir süre sonra, parti içinde SSCB’de tek ülkede sosyalizmin inşası sorunu üzerine bir tartışma patlak verdi. Yazar olarak ben, partinin muhalefete karşı yürüttüğü mücadelenin gerekliliğini inkâr etmediğim gibi, partinin Leninizmi savunma ve geliştirme konusundaki katkılarını da reddetmiyorum. Ancak belirtmem gerekir ki, tam da bu tartışma esnasında, Lenin’in Birinci Dünya Savaşı döneminde “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğü iddiası türetilmiştir.

Aralık 1924’te Stalin, kısa süre öncesine savunduğu “eş zamanlı zafer” teorisini reddederek, SSCB’nin tek bir ülkede sosyalizmi inşa edebileceği görüşüne yöneldi ve bu görüşün Lenin tarafından Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya konulduğunu, yani Lenin’in savaş döneminde “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğünü iddia etti. Stalin bu görüşü ilk kez o dönemde yazdığı Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği makalesinde ortaya attı. Bu makalede Troçki’nin “sürekli devrim” teorisini eleştirirken şöyle diyordu:

“Henüz savaş sırasında Lenin, emperyalist ülkelerin eşitsiz gelişme yasasına dayanarak, sosyalizmin tek bir ülkede (bu ülkenin kapitalizmi gelişmemiş olsa bile) zafer kazanmasına ilişkin proleter devrim teorisini ileri sürmüş ve oportünistleri çürütmüştü.” [3]

Stalin, Lenin’in Birinci Dünya Savaşı sırasında “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğü yönündeki bu iddiayı kanıtlamak amacıyla, ilk kez Lenin’in 1915 tarihli Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine makalesinden bir pasaj aktararak şöyle yazdı: “Lenin şöyle demektedir: ‘Ekonomik ve siyasi gelişmenin eşitsizliği kapitalizmin mutlak yasasıdır. Buradan şu sonuç çıkar: Sosyalizm, ilk önce birkaç veya hatta tek bir kapitalist ülkede zafer kazanabilir. Bu ülkede zafere ulaşan proletarya, kapitalistlerin mülkiyetine el koyup kendi ülkesinde sosyalist üretimi örgütledikten sonra, geri kalan kapitalist dünyaya karşı ayağa kalkacak, diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekecektir. Bu ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmalar kışkırtacak, gerektiğinde ezen sınıflara ve onların devletlerine karşı silahlı güce bile başvuracaktır.’ Çünkü ‘sosyalist cumhuriyetlerin geri kalmış devletlere karşı oldukça uzun süreli ve inatçı bir mücadelesi olmadan, ulusların sosyalizm içindeki özgür birliği gerçekleştirilemez.’” [4]

Nisan 1925’te Rusya partisi 14. Temsilciler Konferansı’nı topladı. Bu konferansta, Komünist Enternasyonal kararları doğrultusunda partinin görevlerini belirleyen bir tez taslağı kabul edildi. Bu taslakta şunlar belirtiliyordu:

“‘Ekonomik ve siyasi gelişmenin eşitsizliğinden (ki bu eşitsizlik kapitalizmin mutlak yasasıdır)’ yoldaş Lenin iki sonuç çıkarmıştır: (1) Sosyalizmin ilk önce birkaç veya hatta tek bir kapitalist ülkede zafer kazanması mümkündür. (2) Bu birkaç veya tek ülkenin mutlaka en gelişmiş kapitalist ülke olması gerekmez...” [5]

Bu konferansın toplanması ve taslağın kabul edilmesi, Parti Merkez Komitesi’nin, Lenin’in savaş döneminde “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğü yönündeki iddiayı resmen benimseye geçtiğini göstermektedir.

Ocak 1926’da Stalin, Leninizmin Sorunları makalesini yayınladı. Burada, 1924 yılında dile getirdiği “eş zamanlı zafer” hakkındaki sözlerin artık “kusurlu” ve “yanlış” olduğunu açıkça ilan etti. Stalin bu metinde, Zinovyev’in tek bir ülkede sosyalizmin inşa edilebileceği görüşünü reddeden fikirlerini eleştirirken şöyle diyordu:

“Gidip Lenin’e danışalım. Lenin daha Ekim Devrimi’nden önce, yani Ağustos 1915’te sosyalizmin tek bir ülkede zafer kazanması sorunundan bahsederken zaten şöyle demişti: ‘Ekonomik ve siyasi gelişmenin eşitsizliği kapitalizmin mutlak yasasıdır…’” [6]

Stalin, Lenin’in savaş döneminde “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ortaya koyduğunu kanıtlamak için bir kez daha Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine makalesindeki ilgili pasajlara başvurdu.

1926 yılının Ekim ayında Stalin, muhalefet bloku hakkındaki tez taslağında, Lenin’in yukarıda anılan “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini partinin Ekim Devrimi’ni başlatırken esas aldığı ideolojik çıkış noktası olarak ilan etti. Stalin şöyle yazıyordu: “Partinin Ekim Devrimi’ni örgütlerken esas aldığı çıkış noktası şuydu: ‘Sosyalizm ilk önce birkaç veya hatta tek bir kapitalist ülke içinde zafer kazanabilir.’ ‘Bu ülkede zafere ulaşan proletarya, kapitalistlerin mülkiyetine el koyup kendi ülkesinde sosyalist üretimi örgütledikten sonra, geri kalan kapitalist dünyaya karşı ayağa kalkabilir ve kalkmalıdır; diğer ülkelerin ezilen sınıflarını kendi yanına çekerek geri kalan kapitalist dünyaya karşı durmalı, bu ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmalar kışkırtmalı, gerektiğinde ezen sınıflara ve onların devletlerine karşı silahlı güce bile başvurmalıdır.’” [7]

1926 yılının Kasım ve Aralık aylarında Stalin, partinin 15. Ulusal Temsilciler Konferansı’nda ve Komünist Enternasyonal Genişletilmiş Genel Kurulu’nda sunduğu raporlarda, Lenin’in 1915 yılında “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğünü defalarca dile getirdi ve o ünlü pasajı defalarca aktardı.

Bir yıl sonra, yani Aralık 1927’de Stalin, partinin 15. Kongresi’ne sunduğu raporda, Lenin’in savaş sırasında bu teoriyi zaten ileri sürdüğünü ve bunun Ekim Devrimi’nin yönlendirici ilkesi olduğunu kanıtlamaya çalışırken, Lenin’in 1916 tarihli Proletarya Devriminin Askerî Programı makalesinden bir pasaj aktardı. Stalin şöyle diyordu: “Aşağıdaki pasaj, Eylül 1916’da Lenin’in yurt dışında yayınlanan ünlü bir makalesi olan Proletarya Devriminin Askerî Programından alınmıştır: ‘Tek bir ülkede zafer kazanmış olan sosyalizm, tüm savaşları bir anda kökten ortadan kaldıramaz; aksine, savaşları öngörür. Kapitalizmin gelişmesi çeşitli ülkelerde son derece eşitsizdir. Meta üretimi koşulları altında bu zaten başka türlü olamaz. Buradan kesin ve tartışmasız bir sonuç çıkar: Sosyalizm tüm ülkelerde aynı anda zafer kazanamaz. O, ilk önce bir veya birkaç ülkede zafer kazanacak, geri kalan ülkeler ise oldukça uzun bir süre boyunca burjuva veya burjuva öncesi ülkeler olarak kalmaya devam edecektir. Bu durum sadece sürtüşmelere yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda diğer ülkelerin burjuvazisinin sosyalist ülkedeki muzaffer proletaryayı açıkça boğma girişimlerine de neden olacaktır. Bu tür durumlarda ortaya çıkan savaşlar, bizim açımızdan haklı ve meşru savaşlardır. Bu, sosyalizm uğruna, diğer ülke halklarını burjuvazinin baskısından kurtarmak uğruna yürütülen bir savaştır.’” [8]

Bu tarihten itibaren, bu iddianın bizzat Stalin tarafından ortaya atılmış olması ve Stalin kişi kültünün gelişmesi nedeniyle, insanlar bu konuyu nesnel ve gerçeğe uygun bir biçimde inceleyememiş, bu iddiadan şüphe duymaya cesaret edememişlerdir; böylece Lenin’in düşüncesine yönelik bu yanlış anlama kemikleşerek yayılmıştır.

1938 yılında Parti Merkez Komitesi, Bolşevik Partisi Kısa Tarihini yayınladı. Bu ünlü eser, Merkez Komitesi’nin resmi görüşünü temsil ediyordu ve bu kitap Lenin’in savaş dönemi devrim teorisini anlatırken, bu yanlış anlamayı uç noktaya taşıdı. Birincisi, bu kitap Lenin’in savaş döneminde yazdığı iki makalede, yani Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine ve Proletarya Devriminin Askerî Programında “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğünü iddia etti ve bu teorinin temelinin, Lenin’in daha 1905 yılında yazdığı Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği kitapçığında çoktan belirlenmiş olduğunu savundu. [9]

İkincisi, bu kitap Lenin’in savaş dönemindeki bu teorisinin, “sosyalizmin tüm ülkelerde eş zamanlı zaferinin imkânsız olduğunu, buna karşılık sosyalizmin tek bir kapitalist ülkede zaferinin mümkün olduğunu” açıkladığını ileri sürdü. [10] Bu tarihten önce Stalin ve parti yönetimi sadece Lenin’in devrimin ilk önce tek bir ülkede zafer kazanabileceğini düşündüğünü iddia ederken, burada ise Lenin’in teorisinin bazı ülkelerin devrimlerinin eş zamanlı zafer kazanması olasılığını tamamen dışladığı çıkarımını yapıyorlardı.

II. Lenin’in İki Pasajının Asıl Amacı ve Özgün Anlamı Neydi?

Stalin ve parti yönetimi, Lenin’in savaş döneminde “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini ileri sürdüğünü kanıtlamaya çalışırken kullandıkları malzemeleri yalnızca Lenin’in bahsi geçen iki metninden bulup çıkardıkları iki pasaja dayandırmışlardır. Bugün bu iki pasaj akademik camiada herkes tarafından bilinmektedir. Çin’de basılan Bilimsel Sosyalizm, Uluslararası Komünist Hareket Tarihi gibi ders kitaplarında, ilgili akademik eserlerde ve makalelerde, insanlar bu teoriyi anlatırken istisnasız bu iki pasajı aktarırlar.

Peki bu iki pasajın asıl anlamı nedir? Bunlar Lenin’in böyle bir teori ileri sürdüğünü kanıtlayabilir mi?

Bilindiği üzere, bu iki pasajın başında da kapitalizmin ekonomik ve siyasi gelişmesindeki eşitsizlik yasasına değinilmektedir. Kendiliğinden anlaşılacağı üzere, Lenin’in emperyalizm çağında kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası hakkındaki tezlerini doğru kavramak, konunun özünü doğru anlamanın anahtarıdır. Peki Lenin, emperyalizm çağında kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasını aslında nasıl açıklamıştı?

Aralık 1926’da Stalin, Partimiz İçindeki Sosyal-Demokrat Eğilim Üzerine Yeniden makalesinde bu yasaya şöyle bir açıklama getirmişti: “Emperyalizm döneminde eşitsiz gelişme yasası şudur: Bazı ülkeler sıçramalı bir gelişme göstererek diğer ülkeleri geçer, bazı ülkeler dünya pazarından diğerleri tarafından hızla dışlanır, önceden paylaşılmış olan dünya askerî çatışmalar ve savaş felaketleri yoluyla periyodik olarak yeniden paylaşılır, emperyalist kamp içindeki çatışmalar derinleşir ve keskinleşir, dünya kapitalist cephesi zayıflar, tek tek ülkelerin proletaryası bu cepheyi yarabilir ve sosyalizm tek tek ülkeler içinde zafer kazanabilir.” [11]

Eğer Stalin’in bu açıklamasına basit ve net bir formül çıkaracak olursak, o şudur: Sonradan gelişen emperyalist ülke “sıçramalı” bir tarzda eski emperyalist ülkeyi yakalar – emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşma savaşı çıkar- emperyalist cephenin en zayıf olduğu yer oluşur buradaki belirli bir ülke ilk önce zafer kazanır. Görüleceği üzere Stalin, bu yasayı yalnızca emperyalist ülkeler çerçevesinde anlamakta ve açıklamaktadır; bu yasayı emperyalist ülkeler arasındaki savaş ve bu savaşın yarattığı “en zayıf halka” ekseninde kavramaktadır. Oysa Lenin’in asıl amacı bu değildi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Lenin, bir dizi eserinde emperyalizm çağında kapitalizmin ekonomik ve siyasi gelişmesindeki eşitsizlik yasasını ele almıştır; örneğin Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, Marksizmin Bir Karikatürü ve ‘Emperyalist Ekonomizm’ Üzerine, Sosyalist Devrim ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı gibi eserlerde bu konuyu işlemiştir. Bu eserlerden açıkça görülmektedir ki, Lenin bu yasayı, geri kalmış ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünya ölçeğinde ele almıştır. Lenin, emperyalizm çağının en temel özelliğinin dünyanın ezen uluslar ve ezilen uluslar olarak ikiye bölünmesi, ya da başka bir deyişle gelişmiş kapitalist ülkeler ve geri kalmış ülkeler olarak bölünmesi olduğunu düşünüyordu. Lenin yoldaş şöyle demişti: “Sosyal-Demokrat Parti programı, emperyalizm çağının temel, son derece önemli ve kaçınılmaz olarak ortaya çıkan fenomenine işaret etmelidir: Uluslar zaten ezen uluslar ve ezilen uluslar olarak bölünmüştür.” [12]

“Emperyalizmin en önemli özelliklerinden biri, tam da en geri kalmış ülkelerdeki kapitalist gelişmeyi hızlandırması, böylece ulusal baskıya karşı mücadeleyi genişletmesi ve keskinleştirmesidir.” [13] “‘Emperyalizm’ çağının çağ olarak adlandırılmasının nedeni, tam da büyük ve küçük, gelişmiş veya geri kalmış ülkelerin kendilerine has olan ve savaşları kapsayan her türlü tipik ve tipik olmayan fenomeni barındırmasıdır.” [14]

Emperyalizm çağının temel özelliklerine dair bu kavrayışına dayanarak Lenin, emperyalizm çağında kapitalizmin gelişmesindeki eşitsizlik yasasını ele alırken geri kalmış ülkeleri hesaba katmamazlık edemezdi.

Gerçek durum da tam olarak buydu. Lenin, 1916 tarihli Sosyalist Devrim ve Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı metninde dünyadaki tüm ülkeleri üç kategoriye ayırmıştı: Avrupa ve Amerika’nın gelişmiş kapitalist ülkeleri, nispeten geri kalmış Doğu Avrupa ülkeleri ve son derece geri kalmış sömürge ile yarı-sömürge ülkeler.

Aynı yıl yazdığı bir başka eserde Lenin açıkça şunu belirtmişti: “Kapitalizmin gelişmesi eşitsizdir. Nesnel gerçeklik de bize gösteriyor ki, yüksek derecede gelişmiş kapitalist ulusların yanı sıra, hâlâ çok zayıf ve ekonomik olarak son derece az gelişmiş pek çok ulus vardır.” [15]  Yine şöyle diyordu: “Dünyadaki ülkelerin ve nüfusun büyük çoğunluğu, hatta bugüne kadar henüz kapitalist gelişme aşamasına ulaşmamış veya yeni ulaşmaya başlamıştır”, ancak Avrupa ve Amerika’nın gelişmiş kapitalist ülkeleri “sosyalizmi gerçekleştirecek aşamaya ulaşmışlardır.” [16]

Açıktır ki Lenin, kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasına dünyadaki tüm ülkelerin genel çerçevesi içinden bakıyordu. Sadece yukarıdaki alıntılar değil, tartışılan o iki makale de bunu kanıtlamaktadır.

Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine makalesinde Lenin, “Dünya Federasyonu” ile ilgili konulardan bahsederken kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasına değinmiştir; buradaki amacı çeşitli ülkelerin gelişme düzeylerinin farklı olduğunu açıklamak, o dönem birleşik bir dünya federasyonunun kurulmasının imkânsız olduğunu kanıtlamaktır; bu da onun konuya dünya ölçeğinde baktığını gösterir. Proletarya Devriminin Askerî Programı makalesinde ise Lenin, emperyalizm çağında her türlü savaşın çıkabileceğini anlatırken bu yasaya değinmiştir; amacı emperyalizm çağında üç tür savaşın olacağını açıklamaktır: Emperyalist ülkeler içindeki iç savaşlar, ezilen ulusların ulusal savaşları ve sosyalist ülkelerin öz-savunma savaşları; bu da onun konuya dünya ölçeğinde baktığını kanıtlar.

Dünyada gelişmiş kapitalist ülkeler ve geri kalmış ülkeler ayrımı olduğu gerçeğinden hareketle Lenin şu tezi ileri sürmüştür: “Sosyalizm tüm ülkelerde aynı anda zafer kazanamaz”, ancak “azınlığı” teşkil eden ülkelerde “ilk önce” zafer kazanabilir.

Buradaki “tüm ülkeler” ifadesi, geri kalmış ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyadaki ülkeleri kastetmektedir. Lenin’in demek istediği, geri kalmış ülkelerin gelişmiş ülkelerle aynı anda sosyalist devrim zaferine ulaşamayacağıdır; Lenin, gelişmiş ülkeler sosyalist devrim zaferini kazandığında, bu geri kalmış ülkelerin hâlâ kapitalist veya kapitalizm öncesi aşamada kalmaya devam edeceğini düşünüyordu.

Vurgulamak gerekir ki, Lenin’in kastettiği “azınlık” devletler, Avrupa ve Amerika’nın gelişmiş kapitalist ülkeleridir. Aynı döneme ait eserlerinde bu ülkelerin “İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika” olduğunu, sayılarının “beş altı tane” olduğunu belirtmiştir.

1916 yılında Lenin, Marksizmin Bir Karikatürü ve ‘Emperyalist Ekonomizm’ Üzerine metninde, sosyalist devrimin dünya genelindeki tüm ülke proleterlerinin ortak eylemi olduğu yönündeki iddiaları çürütürken şöyle yazmıştı:

“Tüm ülkelerin proleterleri değil, gelişmiş kapitalist gelişme aşamasına ulaşmış azınlık ülkelerin proleterleri ortak eylemle sosyalizmi gerçekleştirecektir.” [17] Bu pasaj, “azınlık” ülkelerinin “ilk önce” zafer kazanması düşüncesinin son derece net bir açıklamasıdır.

Bilindiği üzere, gelişmiş kapitalist gelişme aşamasına ulaşmış azınlık ülkelerin proleterlerinin “ortak eylemle” sosyalizmi gerçekleştirmesi, Marx ve Engels tarafından ortaya konan ve savunulan temel tasavvurdur. Yani burada Lenin’in yepyeni bir teoriyle Marksizmi kökten “geliştirmesi” gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir.

Açıklanması gereken husus şudur: Lenin, sosyalizmin ilk önce “tek bir” ülkede zafer kazanabileceğini belirtmiştir. Kabul etmek gerekir ki bu ifade, yukarıda anılan düşüncenin daha da ileriye taşınmasıdır; ancak bu kelimeler Lenin’in asıl düşüncesinden sapmaktadır.

Birincisi, Lenin’in bu iki pasajının bütünsel olarak yeni bir teorik görüş ileri sürmediği kesinleştirildikten sonra, bu birkaç kelimenin iki pasajın genel anlamını yanlışladığı düşünülemez; Lenin’in bu iki pasajının kendi içinde çeliştiği varsayılamaz; bu kelimeleri ancak onun asıl düşüncesinden sapan, aşırıya kaçmış bir ifade biçimi olarak görebiliriz.

İkincisi, o dönemde Lenin tek bir ülkenin tek başına zafer kazanması olasılığını reddediyordu. Örneğin Eylül 1915’te şöyle yazmıştı: “Mevcut emperyalist savaş, Rus devrim krizini, yani burjuva demokratik devrim temelindeki krizi, Batı Avrupa ülkelerinde giderek büyüyen proleter devrim kriziyle birbirine bağlamıştır; bu bağ o kadar sıkıdır ki, şu veya bu ülkenin devrimci görevinin tek başına çözülmesi kesinlikle imkânsızdır.” [18]

Üçüncüsü, bu “tek bir” ülkenin hangi ülke olabileceğine dair hiçbir zaman net bir işaret vermemiştir. Kesin olan şudur ki, Rusya’nın tek başına sosyalist devrim zaferini ilk önce kazanabileceğini asla düşünmüyordu. Örneğin Temmuz 1915’te şöyle demişti: Rusya en geri kalmış ülkedir, doğrudan sosyalist devrim başlatması imkânsızdır.” [19]

Rusya’daki Şubat Devrimi’nden kısa bir süre sonra da şunu belirtmişti: “Rusya bir köylü ülkesidir, Avrupa’nın en geri kalmış ülkelerinden biridir. Bu ülkede sosyalizmin hemen doğrudan zafer kazanması imkânsızdır.” [20]

Görülüyor ki Lenin, Rusya’nın sosyalist devrimi hemen pratikleştirmesinin bile imkânsız olduğunu düşünüyor iken, Rusya’nın tek bir ülke olarak ilk önce zafer kazanacağını nasıl tasavvur edebilirdi? Madem ki bu ifadelerin iki pasajın genel anlamına bir itiraz olduğu düşünülemez, mademki düşünsel açıdan Lenin tek bir ülkenin tek başına zafer kazanması olasılığını reddediyordu ve mademki bu “tek ülkenin” hangi ülke olabileceğini hiçbir zaman söylememişti; o halde “tek bir ülkenin” ilk önce zafer kazanması yönündeki kelimelerin onun asıl düşüncesinden koptuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak Stalin ve parti yönetimi, Lenin’in düşüncesi üzerine derinlemesine bir araştırma yapmamış, yalnızca bu birkaç kelimeye bakarak Lenin’in düşüncesini yanlış anlamışlardır.

Şu gerçeğe de işaret etmek gerekir: Stalin ve kurumsal yapı Lenin’in bu iki pasajını aktarırken, genellikle bu pasajların sonundaki birkaç cümleye hiç dikkat etmemişlerdir; oysa bu cümleler iyice incelenmeye ve açıklanmaya değerdir. Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine makalesindeki o pasajın sonunda Lenin şöyle demektedir: “Sosyalist cumhuriyetlerin geri kalmış devletlere karşı oldukça uzun süreli ve inatçı bir mücadelesi olmadan, ulusların sosyalizm içindeki özgür birliği gerçekleştirilemez.” [21]

Burada “sosyalist cumhuriyetler” ve “geri kalmış devletler” olmak üzere iki kavram zikredilmektedir. “Sosyalist cumhuriyetler” ifadesi, şüphesiz pek çok ülkenin sosyalist devrim zaferini kazandığını ve sosyalist cumhuriyetler kurduğunu gösterir; aksi takdirde çoğul olarak “sosyalist cumhuriyetler” denilemezdi. Lenin’in düşüncesi şuydu: Gelişmiş kapitalist ülkeler sosyalist devrimin zaferini kazandıktan sonra, “geri kalmış devletlerin” gerici güçlerinin düşmanlığı ve muhalefetiyle karşılaşacaklardır; “sosyalist cumhuriyetler” onlara karşı uzun süreli ve inatçı bir mücadele yürütmek zorunda kalacak ve en sonunda sosyalizmin “Dünya Federasyonu” gerçekleştirilecektir. Lenin’in bu öngörüsünun Marx ve Engels’in gelecekteki devrime dair tasavvurlarından ne farkı vardır?

Proletarya Devriminin Askerî Programı makalesindeki o pasajın sonunda ise Lenin şöyle yazmıştır: “Engels, 12 Eylül 1882’de Kautsky’ye yazdığı mektupta, zafere ulaşmış olan sosyalizmin ‘özsavunma savaşı’ yürütmesi olasılığını doğrudan kabul ederken tamamen haklıydı.” [22] Hakkında konuşulan bu mektuba Lenin başka eserlerinde de değinmiştir; burada ifade edilen düşünce tam olarak “eş zamanlı zafer” teorisidir.

Engels, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın gelişmiş kapitalist ülkelerinin diğer bölgelerden önce sosyalizm zaferini gerçekleştireceğini düşünüyordu: “Avrupa ve Kuzey Amerika bir kez dönüştürüldüğünde, bu durum öyle devasa bir güç yaratacak ve öyle mükemmel bir örnek oluşturacaktır ki, yarı-uygar ülkeler kendiliğinden bizi takip edeceklerdir; sırf ekonomik ihtiyaçlar bile bunu tetikleyecektir.” [23]

Aynı zamanda Engels, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’daki sosyalizmin zaferinin geri kalmış ülkelerin gerici güçleri tarafından muhalefetle karşılanacağını hesaba katarak, sosyalist devletlerin “çeşitli özsavunma savaşlarını dışlamadığını” belirtmişti. [24]

Şüphe yok ki Engels’in buradaki öngörüsü, Marx’ın ve kendisinin her zamanki tasavvurlarıyla tamamen uyumludur; bu bir “eş zamanlı zafer” öngörüsüdur. İnsanı derin derin düşündüren husus, Lenin’in açıkça Engels’in “amansızca haklı olduğunu” belirtmesidir; bu durum Lenin’in Engels’in öngörüsünü bütünüyle onayladığını, yani “eş zamanlı zafer” teorisini benimsediğini gösterir.

Proletarya Devriminin Askerî Programı metninde, yukarıdaki pasajın arkasından gelen bölümlerde Lenin açıkça işaret eder ki, emperyalizm çağının çeşitli ilişkileri emperyalist büyük savaşa yol açmıştır. Ancak diğer taraftan bu çağ, kapitalizmi ve emperyalist savaşı ortadan kaldıracak her türlü devrimi ve savaşı da üretecektir. Lenin, gelecekteki devrimin; ezilen ulusların ezen uluslara karşı yürüteceği devrimci savaşlar, gelişmiş ülke proleterlerinin kapitalizme karşı yürüteceği devrimci savaşlar ve bu iki devrimci savaşın birleşmesi olacağını düşünüyordu. Bu durum apaçık bir biçimde “eş zamanlı zafer” düşüncesinin ifadesidir; ancak Stalin ve parti yönetimi buna kör kalmışlardır.

Kısacası, Lenin’in bahsi geçen iki metnindeki iki pasajı, yalnızca Marx ve Engels’in her zaman savunduğu tasavvur ve görüşleri ifade etmektedir; Lenin’in “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisiyle Marksizmi sıfırdan “geliştirmesi” gibi bir durum kesinlikle sözkonusu değildir.

III. “En Zayıf Halka” İddiasının Nesnelliği ve Hakikati Nerededir?

Yukarıda belirtildiği üzere, Stalin ve Sovyet teorisyenlerinin Lenin’in kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası hakkındaki tezlerine dair kavrayışları, emperyalist savaş ve bu savaşın emperyalist zincir üzerinde yarattığı “zayıf halka” sorunu ekseninde şekillenmiştir. Stalin’in teorik faaliyetlerinde de, “zayıf halka” iddiasının bir ortaya çıkış ve değişim süreci mevcuttur.

Aralık 1924’te Stalin, Ekim Devrimi ve Rus Komünistlerinin Taktiği metninde bu iddiayı şöyle ifade ediyordu:

“Mali baskının dünya sistemi içindeki çelişkilerin büyümesi ve askerî çatışmaların kaçınılmazlığı, emperyalist dünya cephesinin devrim tarafından kolayca yarılmasına, bu cephenin tek tek ülkeler tarafından kırılmasına imkân tanır.” “Bu kırılma, büyük olasılıkla emperyalist cephe zincirinin en zayıf olduğu yer ve ülkelerde, yani emperyalist savunmanın en zayıf ve devrimin en kolay genişleyebileceği yer ve ülkelerde gerçekleşecektir.” [25]

Burada “zayıf halka” iddiası zaten ortaya atılmıştır ve emperyalistler arasındaki çelişkiler ile askerî çatışmaların, belirli bir ülkenin ilk önce zafer kazanmasının nedeni olduğu belirtilmiştir; ancak emperyalist askerî çatışma ile zayıf halka arasında henüz “doğrudan” bir bağ kurulmamış, “zayıf halkanın” emperyalist askerî çatışma tarafından yaratıldığı doğrudan açıklanmamıştır.

Kasım 1926’da Stalin, partinin konferansına sunduğu raporda daha ileri giderek şöyle belirtti:

“Emperyalizmin gelişme döneminde, çeşitli kapitalist ülkelerin eşitsiz gelişmesi emperyalist gelişmenin belirleyici gücü haline gelmiştir; emperyalistler arasında kaçınılmaz olan çatışmalar ve savaşlar emperyalist cepheyi zayıflatmakta ve bu cephenin tek tek ülkelerde kırılmasını mümkün kılmaktadır” [26], “Bu durum kaçınılmaz olarak emperyalistlerin birbirini zayıflatmasına neden olur ve tek tek ülkeler içinde emperyalist cephenin yarılması olasılığını yaratır.” [27]

Burada Stalin, “savaşın emperyalist cepheyi zayıflatması” ve “emperyalistlerin birbirini zayıflatması” gibi kelimelerle önceki iddiasını tahkim etmiştir. Eğer Stalin’in önceki ve sonraki açıklamalarını birbirine bağlayacak olursak, onun “zayıf halka” iddiası son derece net ve formüle edilmiş bir biçimde önümüzde belirir: Yani emperyalist savaş emperyalist ülkelerin “birbirini zayıflatmasına” yol açar – emperyalist zincir üzerinde “zayıf halka” oluşur – buradaki belirli bir ülke ilk önce zafer kazanabilir.

Daha sonra Marksist teorisyenler, Lenin’in sosyalist devrim teorisini anlamak için sürekli bu “zayıf halka” iddiasını kullanagelmiştir; bu iddia 1920’li yıllardan günümüze kadar aktarılmış, Sovyetler Birliği’nden Çin gibi ülkelere yayılmıştır. Örneğin Çin’deki çok büyük otoriteye sahip olan Uluslararası Komünist Hareket Tarihi kitabı, Lenin’in savaş dönemi sosyalist devrim teorisini anlatırken şöyle demektedir: “Lenin’e göre: Kapitalizmin ekonomik ve siyasi gelişmesindeki eşitsizlik yasasının etkisinin son derece bariz olması nedeniyle, sonradan gelişen bazı kapitalist ülkeler (Almanya, Japonya, ABD vb.) ekonomik ve siyasi güçlerinin gelişimi açısından eski kapitalist ülkeleri hızla geçmişlerdir. Ancak dünyadaki sömürgeler zaten tamamen paylaşılmış durumdadır; bu yüzden yeni ve eski emperyalist ülkelerin sömürgeleri yeniden paylaşmak için dünya çapında bir savaşa girmekten başka çareleri yoktur. Dünya savaşının sonucu kaçınılmaz olarak emperyalist güçlerin birbirini zayıflatması olacak, böylece emperyalist zincir üzerinde zayıf bir halka oluşacaktır. Eğer bu zayıf halka üzerindeki bazı ülkelerde, tam da proletarya partisinin gücü nispeten güçlüyse ve doğru bir hat ile politika uyguluyorsa, o halde proletaryanın ilk önce burada emperyalist cepheyi yarması ve sosyalist devrim zaferini kazanması mümkündür.” [28]

Peki bu “zayıf halka” iddiasının nesnelliği ne düzeydedir? Ya da başka bir deyişle, Lenin’in gerçekten böyle bir açıklaması ve düşüncesi var mıydı? Başından söylemek gerekirse, benim cevabım olumsuzdur.

Açıkça söylemek gerekirse Lenin, emperyalist ülkelerin gelişme hızlarının aynı olmadığını, sonradan gelişen bazı emperyalist ülkelerin eski emperyalist ülkeleri geçtiğini, bunların sömürgeleri ve nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak için savaş talep ettiklerini ve bunun sonucunun kaçınılmaz olarak emperyalist savaşın patlak vermesi olduğunu elbette açıklamıştır. Bunu da kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasının emperyalist ülkeler arasındaki bir tezahürü olarak görmüştür; ancak Lenin hiçbir zaman emperyalist savaşın emperyalist zincir üzerinde “zayıf halkalar” yaratacağını ve bu halkaların devrim zaferi için ne gibi bir anlam taşıdığını söylememiştir. Nitekim ünlü eseri Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması kitabında bunun örneklerini bulabiliriz.

Bu eserin “Sermaye İhracatı” bölümünün başında Lenin şöyle yazmıştır: “Kapitalizm sistemi altında, çeşitli işletmelerin, çeşitli sanayi dallarının ve çeşitli ülkelerin gelişmesi kaçınılmaz olarak eşitsiz ve sıçramalıdır. İlk önce İngiltere diğer ülkelerden daha erken bir zamanda kapitalist ülke haline geldi; 19. yüzyılın ortalarında İngiltere serbest ticareti uygulayarak ‘dünya fabrikası’ olmayı hedefledi; kendisi diğer ülkelere bitmiş ürün tedarik edecek, bu ülkeler de onunla takas etmek üzere hammadde tedarik edecekti. Ancak İngiltere’nin bu tekel konumu, 19. yüzyılın son yirmi beş yılında zaten tahrip edilmişti; çünkü o dönem pek çok ülke ‘korumacı’ gümrük duvarlarını kullanarak kendilerini savunmuş ve bağımsız birer kapitalist ülkeye dönüşmüşlerdir.” [29]

Lenin burada, kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasının emperyalist ülkeler arasındaki tezahürünü anlatmaktadır. Kapitalizmin gelişmesinin “eşitsiz” ve “sıçramalı” olduğunu söylemiştir ki bu şüphesiz son derece doğrudur; ancak bu “sıçramalı” gelişmenin sonucunun en nihayetinde emperyalist zincir üzerinde “zayıf halka” yaratacağını kesinlikle söylemediği gibi, böyle bir halkanın devrim zaferi için ne anlama geldiğine de hiç değinmemiştir.

Aynı eserin “Emperyalizm, Kapitalizmin Özel Bir Aşamasıdır” kısmının sonunda Lenin, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında kapitalist ülkelerin gelişme hızlarındaki uyumsuzluğu analiz ederken şöyle yazmıştır:

“İngiltere kendi sömürgelerine dayanarak ‘kendi’ demiryolu ağını yüz bin kilometre artırdı; bu miktar Almanya’nın artırdığından üç kat daha fazladır. Ancak herkes bilir ki, bu dönemde Almanya’nın üretici güçlerinin gelişmesi, özellikle kömür ve çelik üretimindeki gelişmesi, İngiltere’ninkiyle kıyaslanamayacak kadar hızlıydı; Fransa ve Rusya’dan bahsetmeye bile gerek yoktur. … Sormak gerekir, kapitalizm temelinde, üretici güçlerin gelişmesi ve sermaye birikimi ile finans kapitalin sömürgeleri ve ‘nüfuz alanlarını’ paylaşması arasındaki bu uyumsuzluk durumunu ortadan kaldırmak için, savaştan başka hangi yöntem kullanılabilir!” [30]

Bu pasajda da Lenin, eşitsiz gelişme yasasının emperyalist ülkeler arasındaki tezahürünü ele almaktadır. Bu açıklama, gelişmedeki eşitsizliğin savaşa yol açacağını söylemesi bakımından Stalin’in açıklamasıyla bazı benzerlikler taşımaktadır. Ancak Lenin sözünü tam olarak burada kesmiştir; savaşın “zayıf halkalar” yaratacağı ve bu halkalarda devrim zaferinin kolayca kazanılacağı yönünde ileri bir tez sunmamıştır.

Aynı eserin “Kapitalizmin Asalaklığı ve Çürümesi” kısmının sonunda Lenin şöyle yazmıştır: “Şu anki durumun özellikleri tam olarak şu ekonomik ve siyasi koşullarda yatmaktadır: Emperyalizm artık filizlenme aşamasından çıkıp bir egemenlik sistemi haline gelmiştir; kapitalistlerin tekelci örgütleri ulusal ekonomide ve siyasette birinci derecede konuma sahiptir, dünya zaten tamamen paylaşılmıştır; diğer taraftan görüyoruz ki, artık İngiltere tek başına tekel hakkını elinde tutmamakta, aksine az sayıdaki emperyalist büyük güç tekel hakkını kapışmaktadır; bu durum tüm 20. yüzyılın başındaki dönemin özelliğidir.” [31]

Burada Lenin, dünyanın zaten tamamen paylaşılmış olmasını ve az sayıdaki emperyalist büyük gücün tekel hakkı için kapışmasını dünya durumunun özelliği olarak görmektedir; ancak o “özelliği” yalnızca yukarıda aktarılan pasajla sınırlamaktadır. Savaşın emperyalist zincir üzerinde “zayıf halkalar” yaratmasını içereceğini söylemediği gibi, bu özelliğin kaçınılmaz olarak “zayıf halkalara” yol açacağını da belirtmemiştir.

Kısacası, bahsi geçen temel metinlerde, Stalin’in açıkladığı şekliyle Lenin’e ait bir “zayıf halka” anlatımı ve düşüncesi bulmak imkânsızdır. Stalin tarafından bu teorinin ilk kez ileri sürüldüğü eser olarak kabul edilen Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine metninde de, emperyalist savaşın emperyalist zincir üzerinde “zayıf halka” yaratacağı ve bu halkada devrimin ilk önce zafer kazanabileceği yönünde bir düşünce bulunmadığı gibi, doğrudan böyle bir anlatım da mevcut değildir.

Ağustos 1914’te Lenin, Devrimci Sosyal-Demokrasinin Avrupa Büyük Savaşındaki Görevleri başlıklı makalesinde “Avrupa Federasyonu” sloganını ileri sürmüştü. Bu sloganının içeriği; kitleleri Rusya, Avusturya ve Almanya’daki monarşi rejimlerini devirmeye, Alman, Polonya, Rusya vb. cumhuriyetlerini kurmaya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerini burjuva cumhuriyetleri federasyonu halinde birleştirmeye çağırmaktı.

Bir yıl sonra, yani Ağustos 1915’te Lenin, Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine makalesini yazdı. Burada, “Avrupa Federasyonu” sloganının siyasi bir slogan olarak namlusunu Rusya, Almanya ve Avusturya gibi en gerici üç monarşi devletine doğrulttuğu için ilerici bir slogan olduğuna işaret etti. Ancak ekonomik açıdan bakıldığında, “Avrupa Federasyonu kapitalizm sistemi altında ya gerçekleştirilemez bir şeydir ya da gericidir.” [32] Bu makalenin merkezî içeriği, kapitalizm sistemi altında bir Avrupa federasyonunun ya imkânsız ya da gerici olduğu tezini kanıtlamaya çalışmaktan ibarettir.

Peki bu slogan neden gerçekleştirilemez bir niteliktedir? Lenin şunu belirtir: Dünya zaten az sayıdaki büyük güç tarafından paylaşılmıştır ve bu güçlerin dengesi sürekli değişmektedir. Onlar gücün dengesindeki değişime göre dünyayı yeniden paylaşacaklardır. Lenin şöyle yazar: “Fakat kapitalizm sistemi altında, güçten başka bir paylaşım temeli, güçten başka bir paylaşım ilkesi olamaz. … Ancak ‘güce göre’ büyük veya küçük olarak paylaşılabilir. Güç ise ekonomik gelişme süreciyle birlikte değişir. … Kapitalizm sistemi altında, çeşitli ekonomik sektörlerin ve çeşitli ülkelerin ekonomik olarak dengeli gelişmesi imkânsızdır; kapitalizm sistemi altında, sanayideki krizler ve siyasetteki savaşlardan başka, sürekli tahrip edilen dengeleri yeniden tesis edecek hiçbir yöntem yoktur.” [33]

Çok açıktır ki, Lenin’in bu sözlerinin amacı, kapitalizm sistemi altında dünyayı yeniden paylaşma savaşları sıkça yaşandığı için bir Avrupa federasyonunun kurulmasının imkânsız olduğunu kanıtlamaktır. Lenin, emperyalist savaşın emperyalist zincir üzerinde “zayıf halkalar” yaratacağını, bu halkaların ilk önce sosyalizm zaferine ulaşabileceğini doğrudan söylemediği gibi, buna dair hiçbir imada veya işarette de bulunmamıştır.

Yukarıdaki alıntının devamında Lenin, Stalin tarafından dönüp dönüp aktarılan o pasaja gelir. Peki bu pasajın makalenin ana temasıyla ilişkisi nedir?

Benim görüşüme göre bu pasaj, Lenin’in “Dünya Federasyonu” sorunundan bahsettiği esnada dile getirilmiştir. Nitekim şöyle demektedir:

“Dünya Federasyonu (Avrupa Federasyonu değil), bize göre sosyalizmle bağdaşan ulusların birliği ve özgür devlet biçimidir; ta ki komünizmin tam zaferi demokratik devletler de dahil olmak üzere tüm devletlerin tamamen ortadan kalkmasını sağlayana dek. Ancak Dünya Federasyonu sloganını bağımsız bir slogan olarak ele almak pek doğru olmasa gerektir.” [34]

İşte tam bu sözün altında, o sıkça yanlış anlaşılan pasaj yer almaktadır. Lenin’in buradaki amacı şudur: Dünya ölçeğinde, çeşitli ülkelerin sosyalizm zaferleri erken veya geç olacaktır; Avrupa ve Amerika’nın az sayıdaki gelişmiş kapitalist ülkesi sosyalizm zaferini diğer bölgelerden önce kazanabilir, Avrupa ve Amerika’da sosyalizm zafer kazandıktan sonra diğer bölgeler hâlâ kapitalist veya kapitalizm öncesi dönem devletleri olarak kalacaktır ve Avrupa-Amerika sosyalist devletleri bu ülkelerin gerici güçleriyle savaşa girecektir. Dolayısıyla sosyalist bir Dünya Federasyonu’nun kurulması hemen o esnada imkânsızdır. Görüldüğü üzere, buradan da Lenin’in “zayıf halka” iddiasına işaret ettiği yönünde bir sonuç çıkarılamaz.

Proletarya Devriminin Askerî Programı metni de bu teorinin ileri sürüldüğü bir eser olarak kabul edilmiştir. Ancak burada da Lenin’e ait bir “zayıf halka” anlatımı veya düşüncesi bulmak imkânsızdır. Bu eserin birinci bölümünün başında Lenin, sosyalistlerin her türlü savaşa karşı çıkamayacağını ileri sürer. Ardından bu konuyu üç yönden temellendirir. Kendisine göre; birincisi, emperyalizm çağında ezilen ulusların kurtuluş savaşları olacaktır ve sosyalistler bu tür savaşlara karşı çıkamazlar.

 İkincisi, kapitalist ülkeler içinde proletaryanın burjuvaziye karşı yürüteceği devrim de bir tür savaştır; sosyalistler bu savaşa karşı çıkamayacakları gibi onu aktif olarak örgütlemeli ve körüklemelidirler (işte tam burada Lenin o sıkça yanlış anlaşılan pasajı zikreder). Üçüncüsü, Avrupa ve Amerika’nın gelişmiş kapitalist ülkeleri sosyalizm zaferini kazandıktan sonra, diğer bölgelerin burjuva devletleri veya burjuva öncesi dönem devletleri sosyalist devletlere karşı savaş başlatacaklardır; sosyalist devletler mutlaka özsavunma savaşı yürütmek zorundadır ve sosyalistler sosyalist devletlerin özsavunma savaşlarına karşı çıkamazlar. Lenin’in bu açıklamalarının “zayıf halka” iddiasıyla uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.

Kısacası, Lenin’in eserlerinde “zayıf halka” ve bunun önemine dair hiçbir anlatım ve düşünce bulunmamaktadır.

Aslında, Lenin’in bu konuyadaki gerçek düşüncesi “zayıf halka” iddiasından tamamen farklıdır. Lenin, emperyalist savaşın hem gelişmiş kapitalist ülkeler içindeki sınıfsal çelişkileri keskinleştirdiğini hem de emperyalist ülkelerin ezilen uluslarla olan çelişkilerini keskinleştirdiğini; gelecekteki devrimin çeşitli gelişmiş ülkelerin proleter devrimleri ile ezilen ulusların ulusal demokratik devrimlerinin büyük bir birleşmesini gerçekleştireceğini düşünüyordu.

Örneğin Lenin 1916 yılında patlak vermek üzere olan devrimden bahsederken şöyle yazmıştı: “Sosyalist devrim, ancak çeşitli gelişmiş ülkelerin proletaryasının burjuvaziye karşı yürüttüğü iç savaşın, az gelişmiş, geri kalmış ve ezilen ulusların başlattığı bir dizi demokratik devrimci hareketle (ki buna ulusal kurtuluş hareketleri de dahildir) birleştiği bir çağda yürütülebilir.” [35] Tam da yanlış anlaşılan o eserde bile bu görüşü son derece net bir biçimde ifade ederek Lenin şöyle demiştir: “Mevcut emperyalist savaş, iki büyük güç devlet grubunun emperyalist politikalarının devamıdır; bu politika ise emperyalizm çağının her türlü ilişkisinin toplamından türemiş ve şekillenmiştir. Ancak bu çağ, kaçınılmaz olarak ulusal baskıya karşı koyma politikalarını ve proletaryanın burjuvaziye karşı durma politikalarını da türetip şekillendirecektir; dolayısıyla şu durumların ortaya çıkması mümkündür ve kaçınılmazdır: Birincisi, devrimci ulusal ayaklanmalar ve savaşlar; ikincisi, proletaryanın burjuvaziye karşı yürüteceği savaşlar ve ayaklanmalar; üçüncüsü, bu iki devrimci savaşın birleşmesi vb.” [36]

Lenin’in eserlerinde “zayıf halka” şeklinde bir ifadenin bulunmadığı gerçeği göz önüne alındığında ve onun gerçek düşüncesinin bununla tamamen zıt olduğu dikkate alındığında, bu iddianın Lenin’in düşüncesi değil, Stalin’in bir çıkarımı olduğu kabul edilmelidir.

Mademki Lenin böyle bir ifade ileri sürmemiştir, o halde Stalin’in yaptığı bu çıkarım kendi içinde tutarlı ve mantıklı mıdır? Cevap şudur: Birincisi, mademki Lenin’in böyle bir ifadesi yoktur, o halde bu çıkarım Lenin’in düşüncesi sayılamaz. İkincisi, bu “zayıf halka” iddiasının doğruluğu son derece şüphelidir. Yakın dünya tarihine bakıldığında, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, gerçek emperyalist zincir üzerindeki “zayıf halkalar” Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Türkiye ve Bulgaristan gibi yenik devletlerdi. İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı “zayıf halkalar” ise Almanya, İtalya ve Japonya olmak üzere üç faşist devletti. Eğer Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda ve savaş bittikten hemen sonra “zayıf halkaların” bazılarında (Almanya ve Macaristan gibi yerlerde) zafere ulaşamayan devrimler patlak vermişse de, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra “zayıf halkalarda” hiçbir şekilde devrim gerçekleşmemiştir. Aksine, bunlarla kıyaslandığında “zayıf halka” sayılmayan Rusya, Çin gibi ülkelerde sosyalist devrimler ortaya çıkmış ve zafer kazanmıştır.

Vurgulamak gerekir ki insanlar genellikle Rus devriminin zaferini “zayıf halkadaki” tek bir ülkenin zaferi olarak görme eğilimindedirler; ancak Lenin bu görüşte değildi. Ekim Devrimi gerçekleştikten sonra Lenin, Rusya’da devrimin kolayca patlak vermesinin nedeninin Rusya’nın  bir geri kalmış ülke olmasında yattığını düşünüyordu.

1919 tarihli bir makalesinde Lenin, Rusya’da devrimin kolayca gerçekleşmesinin nedenlerini altı maddede toplamıştı; bunların başlıcaları şunlardı: “Rusya’nın siyasi sisteminin son derece geri olması, kitlelerin devrimci saldırı gücünün olağanüstü yüksek olması; Rusya’nın geri kalmışlığının proleter devrim ile köylülerin toprak ağalarına karşı yürüttüğü devrimi birleştirmesi; proletarya ile köylülük arasındaki özel ilişkinin devrimden sosyalist devrime geçişi kolaylaştırması vb. [37]

Belirtmek gerekir ki, “geri kalmış ülke” ile emperyalist savaşın yarattığı “zayıf halka” iki tamamen farklı kavramdır. Birinci neden, belirli ülkelerin zaten köken olarak son derece geri olduğunu gösterir; ikincisi ise bazı ülkelerin aslında son derece gelişmiş olduğunu, sadece emperyalist savaşın yıpratması nedeniyle “zayıf halka” haline geldiğini kasteder. Dolayısıyla Rus devriminin zaferi, “zayıf halkadaki” bir zafer olarak görülemez.

Üçüncüsü, “zayıf halka” iddiasını kullanarak belirli bir ülkenin sosyalist devriminin zaferinin nedenlerini açıklamak meseleyi aşırı basitleştiren bir tarzdır. Çünkü herhangi bir ülkedeki sosyalist devrimin zaferi, çok çeşitli nedenlerin birleşik sonucudur; uluslararası siyasi ve ekonomik nedenler ile yurt içindeki siyasi ve ekonomik nedenlerin yanı sıra, ülkenin ulusal durumu, nüfus miktarı, yüzölçümünün büyüklüğü, coğrafi konumu vb. faktörlerin hepsi devrimin zafere ulaşıp ulaşamayacağı üzerinde etkide bulunabilir.

Örneğin 1917-1919 yılları arasında Rusya ve Macaristan gibi ülkelerde peş peşe devrimler yaşanmış, Rusya Sovyet Cumhuriyeti ve Macaristan Sovyet Cumhuriyeti olmak üzere iki proletarya diktatörlüğü devleti kurulmuştur. Uluslararası emperyalizm bu iki devlete de aynı anda silahlı müdahalede bulunmuştur. Rusya, nüfusunun çokluğu sayesinde emperyalist silahlı müdahaleye direnecek yeterli insan ve malzeme gücüne sahipti; topraklarının genişliği sayesinde devrimci savaş yürütürken manevra yapacak geniş bir alana sahipti; bu yüzden üç yıllık kahramanca mücadelenin ardından taze Sovyet iktidarını korumuş ve pekiştirmiştir. Aksine Macaristan Sovyet Cumhuriyeti, yüzölçümünün küçüklüğü, insan ve malzeme gücünün yetersizliği nedeniyle emperyalist silahlı müdahale tarafından yıkılmıştır. Çok açıktır ki, “zayıf halka” iddiası Rus devriminin neden kazandığını ve Macaristan devriminin neden kaybettiğini açıklayamaz.

Yine bir başka örnek: İkinci Dünya Savaşı bittiğinde Fransa ve İtalya şüphesiz her ikisi de “zayıf halkalardı”; üstelik Fransa Komünist Partisi ve İtalya Komünist Partisi o dönem ülkelerindeki birinci büyük parti haline gelmişlerdi, her biri bir milyonun üzerinde üyeye sahipti, yüz binlerce kişilik silahlı gücü ve yerel iktidarın çok büyük bir bölümünü ellerinde tutuyorlardı; fakat ne Fransa’da ne de İtalya’da sosyalizm zafer kazanamadı. Bu durum göstermektedir ki, masa başında türetilen “zayıf halka” iddiasına dayanarak bu ülkelerdeki devrimlerin kazanıp kazanamayacağı nedenleri açıklanamaz ve kavranamaz.

Tezimi özetlersem: Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ekim Devrimi sırasında ve Rusya İç Savaşı döneminde Lenin hâlâ Marksizmin “eş zamanlı zafer” teorisini savunuyordu; 1920 yılının sonunda Rusya İç Savaşı’nın bitiminden Mart 1922’deki parti kongresine kadar geçen dönemde ise Lenin görüşlerini adım adım değiştirerek bu değişim sonunda Lenin “sosyalizmin önce tek ülkede zaferi” teorisini şekillendirdi ve ileri sürdü. Lenin’in bu teorisinin içeriği; geri kalmış Rusya’da devrimin görece kolayca patlak verebileceği, Sovyet iktidarının tek bir ülke içinde pekiştirilebileceği, Sovyetlerin uluslararası ilişkilerdeki “güç dengesinden” yararlanarak ekonomik inşaya girişilebileceği, kapitalist ülkelerle normal ekonomik ilişkiler kurabileceği ve ülke içinde sosyalizmin inşası için gerekli ekonomik koşulların mevcut olduğu gibi görüşleri kapsamaktadır.

Dipnotlar:

[1] Rusya Komünist Gençlik Birliği Programı Bölüm 4.

[2] Stalin’in Leninizmin Temelleri Üzerine (İlk Versiyon) kitabından aktarım, s. 156-157.

[3] [4] Stalin Toplu Eserleri 6. Cilt, s. 332, 321.

[5] Sovyetler Birliği Komünist Partisi Kararlar Derlemesi, s. 43.

[6] Stalin Toplu Eserleri 8. Cilt, s. 68.

[7] Stalin Toplu Eserleri 8. Cilt, s. 193-194.

[8] Stalin Toplu Eserleri 10. Cilt, s. 291-292.

[9] [10] Parti Tarihi Kısa Kurs, s. 189.

[11] Stalin Seçme Eserleri Kapsamlı Cilt, s. 578.

[12] Lenin Seçme Eserleri 2. Cilt, s. 720.

[13] [14] [15] Lenin Toplu Eserleri 23. Cilt, s. 74, 28, 54.

[16] [17] Lenin Toplu Eserleri 23. Cilt, s. 52, 53.

[18] [19] Lenin Toplu Eserleri 21. Cilt, s. 385, 255.

[20] Lenin Toplu Eserleri Çince Yeni Baskı, 29. Cilt, s. 90.

[21] Lenin Toplu Eserleri 21. Cilt, s. 321.

[22] Lenin Toplu Eserleri 23. Cilt, s. 75.

[23] [24] Marx-Engels Toplu Eserleri 35. Cilt, s. 353.

[25] Stalin Toplu Eserleri 6. Cilt, s. 320-321.

[26] [27] Stalin Toplu Eserleri 8. Cilt, s. 220, 282.

[28] Uluslararası Komünist Hareket Tarihi, s. 636.

[29] [30] [31] [32] [33] [34] Lenin Seçme Eserleri 2. Cilt, s. 783, 817, 826, 707, 708, 709.

[35] Lenin Toplu Eserleri 25. Cilt, s. 54.

[36] Lenin Toplu Eserleri 22. Cilt, s. 76.

[37] Bkz. Lenin Seçme Eserleri 3. Cilt, s. 912-913.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir