Küçük Bir Sosyalist Partinin Burjuva Muhalefet Bloku İçinde Erimesi Riski ve Çözüm Önerileri
Küçük Bir Sosyalist Partinin Önündeki Görevler Nasıl Anlaşılmalı?
Kemal Okur, Ferdi Bekir, Mayıs 2026

Önce mevcut siyasi arena hakkında net bir vizyona sahip olmalıyız: Bugünkü siyasi arenanın temel niteliği kapitalist devletin kontrolü için iktidar bloğu içinde yaşanan bir hakimiyet mücadelesidir. Hükümet bir fraksiyonu temsil ediyor: muhafazakâr, otoriter, belki de dindar veya ulusal şovenist küçük burjuvazi arasında belirli bir tabana sahip. Burjuva muhalefet bloğu ise başka bir fraksiyonu temsil ediyor: kentli liberaller, kozmopolit eski büyük sermaye ve eski elitlerin kalıntıları. Her ikisi de kapitalist çerçeveye sadık olan iki fraksiyondur
Küçük bir sosyalist parti için, otoriter bir hükümet genellikle daha acil ve nefret uyandıran bir düşmandır, çünkü sendikalara, kadın haklarına, azınlıklara saldıran, demokratik normları ihlal eden bir hükümet söz konusudur. Bu durumda küçük bir sosyalist parti sempatizanlarından, medyadan, hatta partinin kendi ahlaki öfkesinden gelen “demokratik” muhalefet bloğuna katılarak “tarihin doğru tarafında olmak” yönünde büyük bir baskı altında kalacaktır. Bu tutumu benimsemek yapılabilecek tek pratik ve sonuç doğurucu şey gibi görünecektir.
Küçük bir parti için “istenmeyen vahim hata” cesaret eksikliğinden ve kendi gücünü yanlış anlamasından kaynaklanır. Sosyalist bir parti kendi çapını iyi analiz etmeli ve kendisini dev aynasında görmemelidir. Parti, çağın tarihsel görevini (ki bu gerçekten de iyice yıpranmış bir hükümeti devirmek olabilir) kendi önündeki en acil örgütsel göreviyle karıştırır. Partinin görevi, kendisinin yönetemeyeceği bir muhalif mücadeleye önderlik etmeye çalışmak değildir. Partinin görevi, mücadelenin bir sonraki aşaması için siyasi ve üye/kadro zemini hazırlamaktır.
Parti, hükümet karşıtı kavgada burjuva siyasi piyes oyunlarında sempatik bir küçük figüran olmayı değil, militan halk öncülerin saygısını kazanmış, bir dönem öncesine göre görece biraz daha büyük, önemli ölçüde daha deneyimli, siyasi olarak sertleşmiş ve halk içinde derin kök salmış bir çekirdek olarak çıkmayı hedeflemelidir. Partinin başarısı, hükümetin bir an önce düşüp düşmemesiyle değil, Partinin sadece mevcut iktidardaki hükümete karşı değil, devrim düşmanı sınıflarının tüm hükümetlerine meydan okuyabilecek gerçek anlamda bağımsız bir işçi ve halk hareketinin temelini oluşturup oluşturmadığıyla ölçülür. Parti Hükümet değişikliğini baş görevi haline getirerek, kendini kalıcı bir biçimde yardımcı statüsüne mahkûm eder. Partinin odağını devrimci kapasitesini geliştirmeye yönlendirmesi, partinin gelecekteki önderlik olasılığını korumasını sağlar.
Yukarıda ülkenin siyasi arenasındaki yoğun iki bloklu kutuplaşmadan söz etmiştik:
Aslında iki kamp arasındaki mücadele hâkim devlet sınıflarının içinde bir kamplaşma ve mevcut devletin kumanda tepesini ele geçirmek için verilen kavgadır. Diyelim ki, hükümet kanadı hâkim devlet sınıflarının içinde bir kanadı temsil ediyor. Muhafazakar, islamcı, milliyetçi, merkeziyetçi, otoriter bu kanadın dindar muhafazakar kitleler ve milliyetçi-şovenist küçük burjuvazinin bir bölüm kitlesinde tabanı var.
Muhalif güçler başka bir hâkim sınıf kanadını temsil ediyor, kentli liberallere, klasik Atatürkçü, Kemalist elitlere, laik kimliğe, Alevi kimliğine, kozmopolit düşünceli Batıcı büyük burjuvalara ve orta burjuvalara dayanıyor. Buna Altılı Masa’nın diğer sağ kanat Türk milliyetçisi, liberal, İslamcı, (Nurcu Demokratik parti dahil) güçleri de ekleyebiliriz. Aslında genel olarak bu partilerin devrimin düşmanları olarak tanımladığımız üç güç ile temel bir sorunları yoktur. Bunlar sadece hükümeti devirip, onun yerine geçmek ve siyasi rejimde—eğer içerden ve dışardaki emperyalist-liberal kanattan bir rüzgâr yaratabilirlerse—bazı reformlar yapabilirler.
Küçük Sosyalist Parti Muhalefet blokunun eklentisi olma tuzağına neden düşer?
Küçük çaplı bir sosyalist parti için genellikle—sendikalara, kadın haklarına, feminist eylemlere, çeşitli şiddetli sosyalist örgütlere baskı yapan ve çeşitli demokratik normları Anayasa Mahkemesini çiğneyen— muhafazakâr merkeziyetçi-otoriter sert elli bir hükümet daha doğrudan ve düşmanca görünür. Küçük çaplı bir sosyalist partinin sempatizanları, büyük muhalif medyadan—partinin dirsek teması içinde olduğu çevrelerden ve köşe yazarlarından– gelen ağır basınç sonucunda bir ahlaki/vicdanı baskı altında kalarak “demokratik” muhalif kampa katılma yönünde—tarihin doğru tarafında yer alma— tercihi büyük ağırlık gösterir. Bu tutum en pratik, en mantıki, gerçekçi davranış seçeneği olarak düşünülür.
Fakat burada ciddi bir problem ortaya çıkar:
Yukarıda tanımladığımız siyasi arena koşulları altında böyle küçük çaplı bir sosyalist partinin—Türkiye’deki birçok parti gibi—baş görev olarak “Hükümeti gönderme” görevini benimsemesi bu partileri nesnel olarak muhalefetteki Batıcı/liberal/milliyetçi/Nurcu muhalefet blokunun en uçtaki sol kanadı haline getirir.
19 Mart 2025 eylemlerinde ve CHP çağrısı ile yapılan mitinglerde olduğu gibi—Partinin siyasi faaliyeti ve eylemi muhalefet blokunun etkisini ve eylemliliğini güçlendirmeye indirgenmiş olur. Parti bu nesnel konumunun üstünü örtmek için ne kadar “radikal bir söylem” kullansa bile kaçınılmaz olarak düşman güçlerin devrimci eleştirişinin içeriğini zayıflatır, diğer muhalif partilerin söylemleri ve eleştirileri ile uyumlu bir söylem geliştirmeye özen gösterir.
Örneğin, “halkın seçme ve seçilme özgürlüğünün gasp edilmesi, yargının siyasileştirmesi ve yargının siyasi sopa haline getirilmesi, Erdoğan’ın gelecekteki en güçlü siyasi rakibini tasfiye etmesi, yeni faşizan rejim inşasında önemli bir dönüm noktasında bulunduğumuz gerçeği” gibi burjuva liberal eleştiriler tekrarlanır.. Hatta CHP’nin “Büyük 19 Mart direnişimiz olmasaydı, Partimiz kapatılacaktı” söylemini tekrarlayan sosyalist partiler gördüm.
Böylece nesnel olarak Partimizin mücadelesi mevcut gerici düzeni hangi tarafın ekibinin daha iyi yöneteceği ve emperyalist güçlerle ilişkileri hangi tarafın ekibinin daha iyi yöneteceği kavgasını sürdüren bir şey haline gelir. Sonuçta sosyalist parti “daha az kötü olan” seçeneğin içine karışmış olur ve önerdiği sosyalist politikalar, kamuoyuna sunulan bir alternatif olmaktan uzaklaşır. Hatta bu konuda muhalefetin kuracağı hükümet koşullarının “Partimize ve işçilere daha avantajlı koşullar sunacağı ve bunun da sosyalist mücadelenin daha ileri bir aşamaya geçmesi için yolu açacağı” bile savunulur. Kendi desteklediği tarafın bir belediye başkanı ağır bir yolsuzluğa batsa bile bu konuda susmayı tercih ederek, desteğini sunar veya meclis yemin töreninde çıkan kavgada kendi tarafını haklı göstermeye çalışır. Sosyalist basından taraf tutma kaygısıyla yazılan bir manşet verelim: Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek yuhalamalar içinde ve ancak AKP’li vekillerin korumasıyla Meclis’te yemin edebildi. CHP’li Mahmut Tanal yumruklu saldırıya uğradı. CHP’li Murat Emir, “Bu yemin geçerli değil” dedi.
Bir de halk kitlelerinin psikolojisine ve davranışlarına bakalım: Burada kitlelerin davranışının bir futbol maçı seyircisi tarzı bir siyasi davranışı benimseme durumunu tartışacağız: Halkın hoşnutsuzluğu ve sıkıntılı konumu öz-örgütlenmeye, bağımsız eylemlere, toplantılara başvurmak yerine, bir maçta taraftar seyirci gibi partisinin mitinglerine katılmak ve “kendi seçtiği taraf” için propaganda yapmaya kanalize edilmiş olur. Böylece kitlelerin politik faaliyeti pasif, dikey ve kimlik-temelli bir faaliyete dönüşür, olması gereken aktif, yatay ve sınıf temelli bir siyasi faaliyet olmaktan çıkar.
Küçük çaplı sosyalist parti, doğal olarak kendi faaliyetine ilgi gösterecek izleyiciye sahip olma açlığı ve baskısı duyar, Parti var olma nedeninin doğrulanmasının açlığını yaşar.
Küçük çaplı Sosyalist parti kendisini bu ağır baskı altında muhalif burjuva partilerinin teşvik ettiği futbol maçı seyircisi tarzı siyasi davranışın egemen olduğu bu oyuna katılmaya zorunlu hisseder. Parti, muhalefet partilerinin düzenlediği mitinglere katılır, orada daha radikal sloganlarla ve pankartlarla görünür olmaya çalışır. Kendi ajitasyonu ve sloganlarını kutuplaşmış ayrılığın diliyle çerçeveler (“Bize katılın, gerçek anlamda demokratik güç, biziz!”). Fakat bu radikal sloganlar ve pankartlar bu sosyalist partinin oyunun parçası olma nesnel durumunu değiştirmez.
Ortaya çıkan sorunu özetlersek: bu taraftar-seyirci oyununa dahil olmak işçi sınıfının ileri unsurlarını pasifleştiren politik faaliyet biçiminin yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir. Böylece sosyalist parti farklı türden bağımsız bir siyasi alan yaratma görevini ihmal etmiş olur: tartışan, farklı tutumların açıkça ortaya koyulduğu, aşağıdan yukarı kolektif olarak karar alan bir örgüt olma özelliği giderek aşınır. Bu taraftar-seyirci oyununda kazanma çabası içinde aslında üstlenmesi gereken zorlu görevi yerine getiremez: sınıf içinden lider örgütçüler ve savaşçılar yetiştirme işi ihmal edilir.
Bir de soruna bu küçük partinin dönemsel taktiksel faaliyeti açısından bakalım:
Böyle bir küçük sosyalist partinin en değerli güç kaynağı, kendini davaya adamış az sayıdaki kadrolarının zamanını ve enerjisini doğru bir biçimde kullanmaktır. Siyasi arenadaki bu kutuplaşmış durumda, iki taraf arasında gündelik karşılıklı hamlelerin yüksek bir temposu vardır. Küçük sosyalist partinin taraftarları bunlarla ilgili haberlerle ve tartışmalarla meşgul olurlar. Hükümet yetkililerinin yolsuzlukları, skandallar, muhalefetin protesto eylemleri ve açıklamaları, seçim taktiği tartışmaları ve karşılıklı medya savaşları yoğundur. Kırk yaş üstü birçok yoldaşımızın neredeyse tüm saatlerini muhalif TV kanallarındaki bu gündelik tartışmaları izlemekle geçirdiklerine tanık oldum.
Devam edelim küçük sosyalist partimiz bu kuşatıcı atmosfer içinde “haklı varoluş nedenini” göstermek için gündelik olan biten her şey üzerinde bir yorum yapmak (buna Sol haber en iyi örnektir); her gündelik olayın içine dahil olmak; parlamento veya büyük medya içindeki her türlü tartışmaya kendince bir yanıt vermek baskısı altında kalır.
Buradaki temel sorun: Partinin asıl odaklanması gereken stratejik çalışmaların ihmal edilmesi ve stratejik uzun vadeli düşünme çabasının ihmal edilmesidir. Bu olumsuz atmosfer içinde kadrolarımız zamanlarını şunlarla geçirmeye başlar: Hükümetin güncel skandallarına karşı tepkisel polemikler yazmak; diğer muhalefet partileriyle bitmek bilmeyen işbirliği ve koordinasyon çabalarına zaman ayırmak; popülist sloganlarla sulandırılmış “Demokrasi” mitingleri için seferber olmak.
İşte bu tuzağa düştüğümüzde kadroların ve liderlerin sessiz, temel önem taşıyan uzun ve orta vadeli sonuç alıcı olan çalışmalara ayırmaları gereken enerji tüketilmiş olur: yani sistematik ve düzenli olarak dağıtılması hazırlanması gereken iş yeri bültenleri, sabırlı siyasi eğitim gruplarının çalışmaları, işçi kitleleri daha kalıcı bağlar kurmak için yapılması gereken işler ve ziyaretler, ülkedeki temel trendlerin ve sınıfsal yapıların incelenmesine zaman ayrılması gibi işler ihmal edilir.
Parti, kendi şartlarının belirlediği koşullar içinde kendi tabanını inşa eden stratejik bir örgüt olmak yerine, burjuva-büyük siyasi güçlerin oynadığı siyasi gündeme tepki veren gazeteci veya radikal aktivistlerin oluşturduğu bir kolektif haline gelmeye başlar. Bir sosyalist lider, bu tür bir çabayı güzelleyerek “biz burjuvaziye karşı yumruk mesafesinden” mücadele ediyoruz, değerlendirmesinde bulunmuştu. Cüce ile dev yumruk mesafesinde nasıl dövüşebilir. Bu tutum sadece dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünmektir.
Meseleye bir de teorik ve parti kitlesinin doğru siyasi eğitimi açısından bakalım: bu tarz siyaset, sınıf analizi pusulamızın felç olması anlamına gelir. Bu kutuplaşmış iki kamp atmosferinde, hakim tartışma söylemi “Demokrasi ile Otoriterizmin” mücadelesi “demokrasinin ilerlemesi ile gerilemesi” veya örneğin “ulus devletin avantajları ile küreselleşmenin avantajları” veya “otoriterizmin faşizme doğru ilerlemesi ile bu ilerlemenin durdurulmasının olanakları” ve benzeri tartışmalarla geçer.
Siyasi trendlerin analizi, sınıfların ve kitlelerin davranışlarının analizi, emperyalist ve iç sömürü, mülkiyet ilişkileri analizi eleştirisi ikinci plana düşer. Parti kendisini yukarıdaki tartışmalara katılmak zorunda hisseder. Hatta şu söylemlere dahi başvurulur: “Bu karşı devrimci hükümet karşısında gerçek bir demokrasinin de yolu emekçilerin iktidar mücadelesinden geçiyor. Sosyalizme ulaşmanın bugünkü yolu da devrimci bir mücadeleden geçiyor.” Emekçileri iktidar mücadelesine—her bakımdan (ideolojik/siyasi/örgütsel) hazırlama gibi stratejik çabaları ihmal ettiğin halde, parti üyelerine ve halka gerçek demokrasiye ulaşma vaadi vermek nasıl karşılanır bilmiyorum.
Sözde “demokratik muhalefetin” en sol kanadı olmayı benimsediğin koşullarda, halka gerçek demokrasiye ulaşma vaadi verilemez. Halk için gerçek demokrasi devrimin üç düşmanının devrilmesi ile sağlanabilir.
Buradaki sorun Partinin teorik açıdan gerçek bir silahsızlanması anlamına gelir:
Parti önderliği artık parti kitlesinin doğru siyasi eğitimini tamamen unutmuştur. Oysa çarpışan iki bloğun da emperyalizmin ve işbirlikçi tekelci kapitalizmin mantığı çerçevesinde hareket ettiği açıktır, aralarındaki tek fark benimsedikleri tarzdır ve kendi temsil ettikleri farklı çıkarlar için mücadele ediyor olmalarıdır. Her burjuva partisinin ve çoğu kez kendi inşa etmiş oldukları kimlik grupları ve seçmen grupları vardır.
Oysa partinin önderliğinin parti kitlesine anlatması gereken şey şudur: Ororiterizm genellikle kapitalizmin içine girdiği kriz ortamının ve liberal demokrasinin ve liberalizmin yetmezliğinin bir sonucudur: iki taraf arasındaki bu sert kavga ve kutuplaşma aslında krizin bedelini ödeyecek olan işçi sınıfının hangi blok tarafından bu yıkıma zorlanacağını belirleyecektir. Parti önderliği böylece merkezi görevi olan üye kitlesinin siyasi eğitimi işini ihmal etmiş olur. Parti kendi üye kitlesini ve izleyicisi olan sempatizan kitleyi olası hükümet değişikliği sonrasında yaşanacak olan kaçınılmaz siyasi ihanet karşısında silahsız bırakmış olur.
Adına layık bir sosyalist parti nasıl bir taktik çizgi izlemeli:
Böylesi bir siyasi arenada parti güç bir iş olmasına karşın ikili bir hareket çizgisi izlemelidir. Mevcut hükümete karşı çıkmalı, fakat muhalif blok için çalışmamalıdır. Partinin temel görevi bağımsız bir işçi sınıfı politikası kutbunu inşa etmek olmalıdır.
Kamuoyuna dönük açıklamalarında “Her İki Tarafa da Lanet Olsun” tarzında bir söylem benimsemelidir. Partinin propagandası, hem milliyetçi muhafazakâr-otoriter hükümeti hem de Batıcı/liberal/milliyetçi karma muhalefeti acımasızca eleştirmelidir. Parti, muhalefet partilerinin iş dünyası yanlısı politikalarını, emperyalist güçlerle bağların, geçmişteki işçi karşıtı ve demokrasi karşıtı eylemlerinin tarihini ifşa etmelidir. Partinin ana sloganı şu olmalıdır: “AKP Hükümetinin Fanatizmine ve Açgözlülüğüne Hayır! Muhalefetin Boş Vaatlerine Güven Yok! İşçilerin Alternatifi İçin Birleşelim!”
Ana muhalefet partisi CHP’nin senaryolarını güçlendirmek yerine onun senaryolarını bozmaya dönük hamleler yapılmalıdır: onun mitinglerine katılıp daha büyük daha radikal pankartlar taşımak bir işe yaramayacaktır. Muhalefetin politikalarına doğrudan meydan okuyan broşürler dağıtılmalı veya onu zora sokacak sloganlar atılmalı. “Demokrasi vaat ediyorsunuz – işyerlerinin kontrolünü bize verecek misiniz?” “Yolsuzluklara karşı çıkıyorsunuz – milyarderlerin servetine el koyacak mısınız?” Vergi affından yararlanan büyük holdinglerden vergi toplayacak mısınız? Büyük arazi ve emlak sahiplerine servet vergisi getirecek misiniz? CHP’nin “demokrasi” gösterisi içinde sınıfsal gerçekleri vurgulayarak rahatsız edici bir rol oynamaya çalışmalıyız.
Parti Somut çalışmalara Odaklanmalıdır: iki burjuva blok ülke çapındaki anlatı ve kendi söylemleri üzerinde kavga ederlerken, sosyalist parti dikkatini bu ülke çapındaki anlatı ve propaganda kavgasına çevirmek yerine, son derece yerel çalışma odaklı ve somut işlere, kitlelere dokunan somut sorunlara odaklanmalıdır. Örneğin, zor durumdaki kiracıları her iki bloğu da destekleyebilecek olan ev sahiplerine karşı örgütlemeye çalışmalıyız. Küçük bir fabrikadaki işçilerin karşılaştıkları ücret kesintisine karşı mücadele etmelerine yardımcı olmalıyız. Bu somuta odaklı mücadeleleri yürütürken gerçek düşmanın şu veya bu siyasi parti değil, her iki bloğun da desteklediği hâkim sınıf güçleri olduğunu açıklamalıyız. Bu somut mücadeleleri, kutuplaşmış olan siyasi sistemin iflas ettiğini göstermek için kullanmalıyız.
İki Siyasi Blok Dışında olan kendimize ait bağımsız siyasi alanlar ve siyasi faaliyetler örgütlemeliyiz:
Her iki bloğa karşı açıkça alternatif sunan tarzda çerçevelenmiş siyasi forumlar, inceleme ve araştırma grupları ve alternatif sosyal ilişki alanları oluşturmalıyız. Her iki tarafa da kızgın olan insanları bu alanlara çekmeye çalışmalıyız. İnceleme ve araştırma gruplarının çalışmaları içinde ve ilgili Parti merkezi araştırma organında ekonomik krizin daha kapsamlı ve sınıfsal analizini geliştirmeye çalışmalıyız. Bu alanlar aslında partimize yeni insanlar kazandığımız ve yeni insanları eğittiğimiz alanlar olacaktır.
Muhalefet blokunun siyasi krizine hazırlıklı olmalıyız: gevşek bir muhalefet bloğu doğası gereği istikrarsızdır-Akşener olayı ve Altılı Masanın yaşadığı krizi ve sağ partilere verilen tavizleri hatırlayın. Bu tip olaylar bizim için fırsat olarak görülmelidir. Partimiz, teorik ve siyasi olarak netleşerek muhalefetin parçalanması olasılığını veya iktidarı kazanmaya doğru gidip gitmediğini öngörmeli veya yeni hükümetin ihanetini öngörmeye hazır olmalıdır. Hiçbir sosyalist partinin 2023 genel seçimlerinde yenilgiyi öngörememesi hem kitle bağlarının zayıflığının hem de siyasi araştırma yeteneklerinin zayıflığına bağlanabilir. Partimizin yerel ve merkezi kadroları, “halka bakın biz size söylemiştik” demeye ve muhalefetin başarısızlığı karşısında hayal kırıklığına uğramış insanları kazanmaya hazır olmalıdır. Oysa tam tersi oldu birçok siyasi parti 2023 genel seçimlerinde yenilgi karşısında moral bozukluğu yaşadı ve bazıları bu moral bozukluğu sonucunda Cumhuriyetçilerle komünistler ittifakı taktiğine geçmeye çalıştılar. Partinin doğru siyasi araştırmalarla ve saha araştırmalarıyla hedeflemesi gereken amaç, iki blok arasındaki kavganın üzerindeki sisler dağılmaya başladığında ve gerçekler aydınlanmaya başladığında doğacak siyasi ve örgütsel fırsatları değerlendirecek ölçüde siyasi netliğe olmaktır.
Özetle: Küçük bir sosyalist partinin ülkede yukarıda tanımlanan ikili kutuplu koşulda, baş görevini “mevcut AKP hükümetini göndermek” olarak tanımlaması ve ana muhalefet partisi ile saf tutması ölümcül bir hatadır. Bu tercih partinin kullanacağı fırsatları göz ardı etmesi ve Partiyi sonucunu kendisinin kontrol edemeyeceği bir muhalefet projesine bağlamak anlamına gelir.
Küçük sosyalist parti, uzun vadede halkın muhalefetine önderlik olasılığını korumak için kısa vadede tecrit olmayı göze alma cesaretine sahip olmalıdır. Partinin görevi, mevcut burjuva güçler arasındaki siyasi iç savaşı kazanmak değil, farklı çıkarları temsil eden burjuva siyasi fraksiyonları arasındaki taktik ayrılıklara bakmaksızın tüm burjuvaziye karşı gelecekteki bir işçi sınıfı siyasi iç savaşının hazırlık temellerini atmaktır.
Parti, bu ortamda “bağımsız üçüncü bir akım” olarak hareket etmelidir; merkezde duran ve iki tarafı da yumuşak bir şekilde eleştiren bir parti gibi değil, burjuva partilerin politikalarından niteliksel olarak farklı, sınıf temelli bir kutup olmalı ve iki blok arasındaki mücadelenin iktidardaki hakim sınıf siyasetçileri arasındaki bir aile kavgası olduğu maskaralığı amansızca ve sert bir biçimde ifşa etmelidir. Küçük bir sosyalist Partinin başarısı, seçim sonucunu etkileyelim rolüyle —veya sonucu ne kadar etkiledik sorusu ile değil (ki çapı küçük olduğu için sonucu etkileme şansı oldukça zayıftır), mevcut siyasi arenada olup bitenleri doğru gören ve kendi kurtuluşlarının sistemi yönetecek daha iyi bir siyasi ekip seçmekte değil, mevcut düzeni tamamen sona erdirmekte yattığını kavrayan bir işçi önderlerinden oluşan sosyalist bir güç merkezi yaratıp yaratmadığıyla ölçülür.
