Yeni Emperyalizm: Emperyalizmin Bugünkü Yeni Aşamasının Sekiz Özelliği
Prof. Wang Weiguang
Wang Weiguang, finansal tekelci sermayenin artık sadece bir ekonomik sektör olmaktan çıkıp, çokuluslu şirketler, devlet aygıtları, askeri güçler ve uluslararası kuruluşlarla derin bir şekilde bütünleştiğini ve dünyayı kontrol eden bir “küresel genel yapı” oluşturduğunu belirtmektedir. Bu kontrol ve hakimiyet, teknolojik ablukalar ve finansal yaptırımlar (düşman ülkelerin varlıklarının dondurulması gibi) yoluyla sürdürülen küresel bir hakimiyettir. Wang Weiguang, bir “ulusötesi burjuvazi” ya da ulusötesi egemen grupların oluşumuna dikkat çekmektedir. Bugünkü kapitalizmin gelişiminin, ulusötesi tekelci gruplar ve finansal oligarşiler tarafından yönetilen uluslararası sermaye güç merkezlerinin oluşumuna yol açtığını savunmaktadır. Ancak, “ulusötesi/üstü sınıf”, Profesör Wang Weiguang’ın en sık kullandığı temel terim değildir. Tezleri uluslararası finansal tekelci burjuvazinin veya finansal oligarşilerin küresel hakimiyetini ve bu hakimiyetin dayandığı kurumsal çerçeveyi (yani devletleri ve uluslararası örgütleri) vurgulamaktadır. Wang Weiguang tek bir ulusun sınırlarını aşan birleşik bir tekelci sınıfın varlığını kabul etmektedir.
Yazar Hakkında: Tarihsel Materyalizm ve Marksist Felsefe uzmanı Prof. Wang Weiguang (1950), Çin’de Emperyalizm araştırmalarında öne çıkan ve “Günümüzün Emperyalizmi, Uluslararası Tekelci Finans Sermayesi Emperyalizmidir” teorisini ortaya atan ünlü bir teorisyen. Daha önce iki dönem Çin Sosyal Bilimler Akademisi Başkanlığı yapmış ve iki kez ÇKP Merkez Komitesine seçilmiş olup, çok sayıda kitap ve bilimsel makale yazmıştır.
İlk olarak Pekin’de yayınlanan World Socialism Studies dergisinin 25 Nisan 2022 tarihli 42, 43, 44, 45 ve 46. sayılarında yayınlanmıştır. Özetleri Social Science Front dergisinin 2022 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır.
Aşağıdaki metin, 2022 yılında Halk Yayınevi tarafından “Uluslararası Finansal Tekelci Kapitalizmi Üzerine” başlığıyla yayınlanan Wang Weiguang’ın kitabından bir bölümdür.
Bugünkü kapitalizmin ekonomik temeli, uluslararası finans sermayesinin tekelidir; şu anda uluslararası finans tekeli kapitalizmi çağındayız ve emperyalizm de yeni bir gelişme aşamasına girerek yeni bir emperyalizm türü haline gelmiştir. Bu değerlendirmeyi daha önce de yapmıştım ve aşağıda bunu daha ayrıntılı olarak ele alacağım.
Birinci özellik, teknolojik yenilik ve üretici güçlerin gelişimi benzeri görülmemiş bir hız ve kaliteye ulaşmış, uluslararası finansal tekelci sermayenin hızlı birikimini, yoğunlaşmasını ve gelişmesini büyük ölçüde teşvik etmiştir.
“Üretimin sürekli dönüşümü, tüm sosyal koşulların bitmeyen kargaşası, sürekli istikrarsızlık ve değişim — burjuva çağını önceki tüm çağlardan ayıran şey budur.” (Komünist Manifesto Marx)
Tekelci kapitalizm, günümüzün uluslararası finansal tekel dönemine doğru gelişirken, yeni bir teknolojik devrim dalgası dünyayı kasıp kavurdu. Teknolojik yenilikler hızla ilerledi ve üretkenlik sıçramalarla gelişti, bu da eşi benzeri görülmemiş bir durum ortaya çıkardı. Teknolojik devrim, kapitalist üretkenliğin ve ekonominin hızlı gelişiminin doğrudan itici gücüdür. Teknolojik devrim, kapitalizmin gelişimini teşvik etmiştir. Kapitalist gelişimin tarihinde üç teknolojik devrim yaşandı ve dördüncü teknolojik devrim şu anda devam etmektedir.
1820’lerde başlayan ve 19. yüzyılın ortalarında sona eren Birinci Sanayi Devrimi, yeni takım tezgahlarından türetilen yeni bir güç kaynağı olan buhar makinesinin icadı ve uygulamasıyla tetiklenen bir teknolojik devrimdi. “Buhar Devrimi” olarak bilinen bu devrim, 1860’larda İngiltere’deki Sanayi Devrimi ile doruğa ulaştı. İngiliz tekstil sanayisi, esas olarak insan, hayvan ve su gücüyle çalışan bir el sanatı sanayisinden, buhar teknolojisiyle çalışan büyük ölçekli bir makine sanayisine dönüşmüştür.
Hem Birinci Devrim hem de Sanayi Devrimi sırasında sermaye, köylüleri ve zanaatkârları mülksüzleştirerek onları ücretli işçilere dönüştürdü. Toprak, makine, fabrikalar ve diğer üretim araçları giderek az sayıda kapitalistin elinde yoğunlaştı; bu da kapitalist özel mülkiyeti pekiştirip yerleştirdi ve böylece serbest rekabet kapitalizmi dönemini başlattı.
1870’lerde başlayan ve 20. yüzyılın başlarında I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle biten İkinci Sanayi Devrimi’nde, elektrik gücü buhar gücünün sınırlarını aştı ve buhar teknolojisini elektrik teknolojisine dönüştürdü. Elektriğin icadı ve uygulaması, insan toplumunun üretim biçimlerini ve yaşam tarzlarını derinden değiştirdi; bu dönem “Elektrik Devrimi” olarak da bilinir. Bu devrim, elektrik motorları, içten yanmalı motorlar, kimya sanayisi ve çelik sanayisindeki atılımlarla İkinci Sanayi Devrimi’ne yol açtı. Bu, tekellerin tüm ekonomik yaşamdaki baskın olgu olarak serbest rekabetin yerini almasını önemli ölçüde hızlandırdı ve kapitalizmin serbest rekabetten özel tekele doğru evrilmesine yol açarak kapitalizmin son aşamasını işaret etti.
19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen Üçüncü Teknolojik Devrim, 1940’lar-50’ler ve 1950’ler-60’larda zirveye ulaştı. Bu, “Elektronik Devrim” olarak da bilinen bir elektronik teknolojisi devrimiydi. Bu devrim, elektronik bilgisayarın icadı ve uygulamasıyla belirlenen Üçüncü Sanayi Devrimi’ni tetikledi. Bu, daha doğru bir ifadeyle bir sanayi devrimi olarak tanımlanabilir. Kapitalizm, elektrik çağından elektronik çağa geçiş yaparak, üretimin otomasyonunu ve uzmanlaşmasını büyük ölçüde artırdı ve muazzam bir işgücü verimliliği yarattı. Gelişmiş kapitalist ülkelerin GSYİH’si, önceki 200 yılın toplam üretimini aştı. 1948’den 1973’e kadar dünya sanayisi %353 oranında büyüdü; bu nedenle bu dönem “Dünya Ekonomisinin Altın Çağı” olarak bilinir.
1970’lerden bu yana, bilgi teknolojisinin yaygın olarak kullanılmasıyla karakterize edilen ve “Bilgi Devrimi” olarak da bilinen Dördüncü Teknolojik Devrim’i işaret eden yeni bir teknolojik ilerleme dalgası dünyayı kasıp kavurdu. Bu Dördüncü Teknolojik Devrim, bilgi teknolojisi, akıllı teknoloji, biyoteknoloji, yeni malzemeler ve yeni enerji kaynakları alanlarında önemli ilerlemelerle birlikte Dördüncü Sanayi Devrimi’ni, ya da daha doğrusu Dördüncü Sanayi Devrimi’ni tetikledi. Bir yandan, Bilgi Devrimi işgücü verimliliğini büyük ölçüde artırmış, verimlilik gelişimi için yeni yollar açmış ve finans, bilgi teknolojisi, akıllı teknoloji, biyoteknoloji ile yeni enerji ve yeni malzeme sanayileri gibi yeni iş modellerinin ortaya çıkmasını ve gelişmesini teşvik etmiştir. Bu durum, sanayi yapıda önemli değişikliklere yol açmıştır: birincil sektörün payı keskin bir şekilde azalmış, ikincil sektör nispeten istikrarlı kalmış ve üçüncül sektör hızla artarak %60’ın üzerine çıkmış, bu da kapitalist maddi servetin daha da birikmesine ve büyümesine yol açmıştır. Öte yandan, finansal tekel sermayesinin yoğunlaşmasını ve uluslararasılaşmasını da hızlandırmıştır. Bilgi teknolojisi, yapay zeka, robotik, internet, büyük veri, bulut bilişim, Nesnelerin İnterneti, 5G ve blok zinciri gibi en son teknolojilerin yönlendirdiği teknolojik patlama, kapitalist üretim yöntemlerini dijitalleşme ve zekaya doğru itmektedir. Üretim ilişkileri giderek daha gevşek, çeşitlenmiş ve karmaşık hale gelmekte ve teknolojik yenilik yoluyla artı kâr elde etmenin yeni yollarını oluşturmaktadır. Bir yandan kapitalizm, teknolojik yeniliği sermaye birikimi ve genişlemesinin yeni bir aracı olarak kullanarak, uluslararası finansal tekel sermayesinin yoğunlaşmasını ve gelişmesini büyük ölçüde teşvik etmekte, tüm küresel sanayiler üzerindeki nüfuzunu, entegrasyonunu ve kontrolünü önemli ölçüde güçlendirmekte ve küreselleşmesini hızlandırmaktadır. Öte yandan, üretici güçler giderek daha fazla toplumsallaşırken, kapitalist üretim ilişkilerini ve üst yapıyı daha fazla özelleştirme ve tekele doğru iten hisse sahipliği sistemleri, işçi hisse sahipliği ve kamulaştırma gibi yeni sosyal faktörler de kapitalizm içinde birikmektedir. Ancak, kapitalist özel mülkiyetin temel niteliği değişmeden kalmaktadır. Teknolojik yenilik, özel mülkiyet koşulları altında gerçekleşir ve bu da teknolojik özelleştirme ve tekele yol açar. Özelleştirme ve tekel, üretici güçlerin ve yeni sanayilerin gelişimini temelden kısıtlar, yüksek teknoloji sanayisi balonları yaratır ve kapitalizmin mevcut iç çelişkilerini daha da şiddetlendirir. Yeni teknolojik devrim, hem kapitalizmdeki sürekli değişimlerin önemli bir tezahürü hem de bu değişimlerin arkasındaki itici güçtür.
İkinci özellik, tekelci kapitalizm, yeni bir tekel biçimi oluşturmuştur: uluslararası finans sermayesi tekeli. Bu tekel, gelişiminin son aşamasına ulaşmıştır ve uluslararası finans tekelci kapitalizmdir.
Uluslararası finansal tekelci kapitalizm, yeni bir emperyalizm türüdür. Lenin, Emperyalizm kitabında, “üretimin yoğunlaşması; yoğunlaşmadan doğan tekel; bankacılık ve sanayinin birleşmesi veya karışık büyümesi — işte finansal sermayenin ortaya çıkışının tarihi ve bu kavramın içeriği budur” [49] diye belirtmiştir.
“Birkaç kişinin elinde yoğunlaşan ve fiili tekel gücüne sahip olan finans sermayesi, işletmeler kurarak büyük ve artan kârlar elde eder…, finans oligarşisinin egemenliğini pekiştirir ve tekelciler adına tüm toplumdan vergi toplar.” [50]
Lenin, finansal sermayenin ve finansal oligarşilerin oluşumunu ve rolünü açıkça tartışmış ve öngörmüş, finansal sermayenin tekelinin tekelci kapitalizmin ekonomik temeli olduğunu savunmuştur. Bugünkü kapitalizmde, üretim ve yoğunlaşma tekeli daha da genişletmekte, derinleştirmekte ve yoğunlaştırmakta, giderek uluslararası finansal tekel sermayesine doğru toplanmakta ve dünyada uluslararası finansal tekel sermayesinin egemenliği daha da genişlemekte ve derinleşmektedir. Artı değer üretimi kapitalizmin nesnel yasasıdır ve tekel kârlarının elde edilmesi tekelci kapitalizmin mutlak yasasıdır. Uluslararası finansal sermaye tekelinin, uluslararası finansal tekelci kapitalizmin en derin ekonomik temeli olduğu söylenebilir. Aşırı finansal tekel kârlarının elde edilmesi, uluslararası finansal tekelci sermayenin sömürü ve yağmalamanın temel yoludur. Uluslararası finansal tekelci kapitalizm koşullarında, uluslararası finansal tekelci sermaye, uluslararası çok uluslu şirketleri ve dünya finans piyasasını kullanarak dünyanın dört bir yanından aşırı kâr elde eder.
Günümüzde uluslararası finans sermayesi tekeli, bugünkü kapitalizmin en belirgin, ayırt edici ve temel özelliği haline gelmiştir. Finans sermayesi tekeli, gelişmiş kapitalizmin dünyayı sömürmesinin en önemli aracıdır. Finansal sermaye son derece yüksek likiditeye sahiptir ve doğal olarak ulusötesi sermaye özellikleri sergiler. 1970’lerden bu yana, küreselleşme sürecinde ve neoliberalizmin etkisi altında, başta ABD olmak üzere gelişmiş Batı kapitalist ülkeleri, finansal sermayenin birikimini, yoğunlaşmasını ve tekelleşmesini hızlandırmıştır. Özellikle 21. yüzyılda, kapitalizmin en belirgin özelliği, finansal tekel sermayesinin artan uluslararasılaşması ve uluslararası finansal tekel sermayesinin giderek daha da sağlamlaşan küresel hakimiyetidir. Finansal tekel sermayesinin dünya ekonomisindeki hakim konumu, bir yandan uluslararası finansal tekelci kapitalist ekonominin daha da sanallaşmasına, uluslararası finansal piyasaların genişlemesine ve finansal türevlerin hızlı gelişmesine yol açmıştır; diğer yandan ise gelişmekte olan ülkelerin yoksulluğunu daha da artırmış, bu ülkeleri uluslararası finansal krizlerin etkisine ve uluslararası finansal tekel sermayesinin kontrolüne karşı daha savunmasız hale getirmiştir. Sermayenin doğası, kendi değer artışını ve genişlemesini sürekli olarak gerçekleştirmektir. Finansal tekelci kapitalizm, küreselleşme sürecinde uluslararası yatırımı, uluslararası ticareti ve uluslararası krediyi sürekli olarak teşvik eder… sürekli değer kazanır, biriktirir ve toplar, ekonomik küreselleşmede giderek daha belirleyici bir rol oynar. Uluslararası finans sermayesi, sermaye kredisi yoluyla aşırı kâr elde eder ve ardından faiz ödemeleri yoluyla reel ekonominin artı değerini dağıtır. Bazılarının uluslararası finansal tekelci kapitalizmi “kredi kapitalizmi” olarak adlandırması mantıksız değildir.
Soğuk Savaş döneminde dünya, sosyalizm ve kapitalizm olmak üzere iki büyük kampa bölünmüş ve iki farklı dünya pazarı sistemi oluşmuştu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, günümüzün küreselleşmiş ekonomisinde bu iki dünya pazarı sistemi, ABD’nin uluslararası finansal tekel sermayesi tarafından kontrol edilen ve egemenliği altında bulunan tek bir kapitalist dünya pazarı sistemine dönüşmüştür.
Bu uluslararası finansal tekelci sermayesi giderek daha oligopolistik, ulusötesi ve küreselleşmiş hale gelmiş, etkisi eşi görülmemiş bir şekilde artmıştır. Etkisi yaygındır ve her alana yayılmıştır; hiçbir ülke, bölge, sektör veya alan onun kontrolünden kaçamaz. Uluslararası finansal tekelci sermayesi, küresel teknoloji, yatırım, üretim, satış, bankacılık, finans, ticaret, hizmetler ve dünya kuralları ve düzeninde hakim bir konuma sahiptir. Bu sermayenin itici gücüyle, sermaye ve zenginlik küresel olarak hızla yoğunlaşmış, finans sektörünü ana sektörü olarak alan, eşi görülmemiş büyüklükte uluslararası holdingler, oligarklar ve iş adamları oluşturarak dünyada hakim bir konuma ulaşmıştır.
Bir yandan, uluslararası finans sermayesi giderek çok az sayıda uluslararası finansal tekel sermayesi oligarşisinin elinde yoğunlaşmakta ve tekelci kapitalist dünya sisteminde mutlak bir hakim konum oluşturmaktadır. Öte yandan, uluslararası finansal tekel sermayesinin uluslararasılaşması giderek daha karmaşık hale gelmekte ve yeni nesil süper dev çokuluslu finans şirketleri, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Amerika Kıtası Kalkınma Bankası, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (DTÖ) gibi az sayıda çokuluslu finansal tekel sermayesi oligarşisi tarafından kontrol edilen yeni tür uluslararası finansal tekelci sermaye örgütleri oluşturmaktadır. Kapitalist dünya sisteminde finansal tekelci sermayesini merkezine alan süper dev çokuluslu şirketlerin çekirdek ve kilit rolü giderek daha belirgin hale gelmektedir. 100 yılı aşkın bir gelişim sürecinin ardından, özellikle 20. yüzyıldan bu yana, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü nesil süper dev çokuluslu şirketler aracılığıyla, bu şirketler daha da hızlı bir şekilde gelişmeye başlamıştır.
Bu şirketler sadece ölçek olarak devasa, güçlü, konumu belirgin ve güçlü tekellere sahip olmakla kalmıyor, daha da önemlisi, uluslararası finansal tekel sermayesini merkezine alan sanayi sermaye ile bütünleşerek, dünyayı kontrol eden süper dev uluslararası finans-sanayi tekel sermayesi oligarşilerini oluşturuyorlar. Özü ve çekirdeği uluslararası finansal tekel sermayesi olan süper dev çokuluslu şirketler, tekelci kapitalist ülkelerin gücünün desteğiyle patlayıcı bir büyüme yaşamış ve uluslararası finansal sermaye tekel oligarşi çıkar gruplarını oluşturmuştur. Şu anda, çokuluslu şirketlerin toplam üretimi, kapitalist dünyasının toplam üretiminin üçte birinden fazlasını oluşturmaktadır. Uluslararası ticaretin %50’sini, teknolojik araştırma ve geliştirmenin %80’ini ve uluslararası teknoloji transferinin %30’unu kontrol etmektedirler. Bağlı şirketlerinin satışları (iç satışlar hariç), dünya ihracatının %70’ine eşittir. [51] Bunlar, küresel ölçekte tam bir üretim, değişim ve birikim sistemine dönüşmüş ve küresel ölçekte üretim ve yeniden üretim süreci üzerinde kapsamlı bir kontrole sahiptir.
Uluslararası finansal tekelci kapitalizmin özü, finansal tekelci sermayenin uluslararasılaşmasıdır.
Finans sermayesi, uluslararası hareketler içinde sürekli olarak birikmekte, yoğunlaşmakta ve güçlenmekte olup, mutlak bir tekel konumu oluşturmaktadır. Bu durum, aşağıdaki şekillerde kendini gösteren uluslararası finans sermayesi tekeliyle karakterize edilir: (1) Sermaye tekeli, genel bir sermaye tekeli değil, bir finans sermayesi tekelidir. Finansal sermaye tekeli, kapitalist sistemde mutlak bir kontrol pozisyonu işgal etmektedir; (2) Finansal sermaye tekeli artık ulusal bir tekel değildir, bunun yerine uluslararası bir tekele dönüşmüştür. Sermaye ve servet, birkaç uluslararası finansal tekelci sermaye oligarşisinin elinde hızla yoğunlaşmaktadır.
Tekel örgütü artık uluslararası bir “tröst” değildir, ancak kapitalist dünya ekonomik sisteminde ulusötesi, küresel, eşi görülmemiş büyüklükte bir holding, zengin ve oligarşi oluşturmuştur. Avantajlı yeni sanayileri kontrol eder, uluslararası sanayi zincirlerini ve ticaret zincirlerini işgal eder ve dünya ekonomik sisteminde mutlak söylem gücüne sahiptir; (3) Sermaye ihracı artık genel bir sermaye ihracı değil, finansal sermayenin ihracıdır. Finansal sermaye ihracı, sermaye ihracı yoluyla servet yoksunluğunun en önemli biçimi haline gelmiştir. Finansal tekelci sermaye ihracı yoluyla dünyanın servetini yağmalamaktadır.
Uluslararası finansal tekelci sermayesi, bir yandan tekelci kapitalist devletlerden destek alarak, diğer yandan çeşitli devlet denetimlerinden giderek kaçarak küreselleşme ve tekelleşme yönünde ilerlemektedirler.. Uluslararası finansal tekel sermayesi oligarşilerinin ulusal hükümetlerin karar alma süreçleri üzerindeki etkisi genişlemektedir ve uluslararası finansal tekelci kapitalist gruplar, kapitalist ülkelerin ekonomik can damarını kontrol ederek, kapitalist ulusal politikalarda hayati bir rol oynayan lobi grupları, gölge kabineler ve gölge hükümetler oluşturmaktadır; devlet ise bu büyük finansal kapitalistlerin sözcüsü haline gelmektedir. General Motors, Ford, ExxonMobil, Morgan Stanley ve Citigroup gibi süper dev uluslararası finansal tekelci sermaye grupları, devletin özünü temsil etmekte, ancak herhangi bir ulusal devlet otoritesine bağlı olmamakta ve devlet egemenliğini aşmaktadırlar. Bu durum, uluslararası finansal tekelci sermayesi çokuluslu şirketleri ile tekelci kapitalist egemen devletler arasındaki çelişkileri şiddetlendirmekte, ayrıca uluslararası finansal tekel sermayesi ile sanayi sermaye ve yerli sermaye arasındaki çelişkileri de yoğunlaştırmaktadır.
ABD hükümetinin güçlü desteği ve teşvikiyle güçlenen Amerikan uluslararası finansal tekel sermayesinin gücü, dünya çapındaki genişlemesini hızlandırmıştır. Wall Street’in etkisi Amerikan siyasetine derinlemesine yerleşmiştir; bu da küreselleşmeyi güçlendirerek kapitalist dünya sisteminde hakim bir konuma ulaşmasını, mutlak kontrolü ele geçirmesini ve sanayi kapitalizmden finansal kapitalizme dönüşmesini sağlamıştır. Yurt içinde, uluslararası finansal tekel sermayesi kurumsal üretim ve faaliyetlerden tüm ekonomik ve siyasi yaşama yayılmıştır. Sanayi, para birimi ve ticari faaliyetler üzerinde kontrolü ele geçirdikten sonra, hükümet faaliyetlerine ve sıradan insanların günlük yaşamlarına da yayılmıştır. Uluslararası alanda, Amerikan uluslararası finansal tekel sermayesi büyük miktarda artı sermayeyi finans sektörüne ve yurtdışına aktarmış, uluslararası finansal tekel kapitalizminin gelişimini teşvik etmiştir. Artı değerin üretimi ve gerçekleştirilmesi tamamen uluslararası hale gelmiştir. Sonuç olarak, bir yandan ABD ile diğer ülkeler arasındaki kutuplaşma daha belirgin ve keskin hale gelmiştir; diğer yandan, bu durum ABD’nin egemen devlet kapasitesini zayıflatmış ve siyasi gücünü azaltarak yerini uluslararası finansal tekel oligarşilerine bırakmıştır; dahası, uluslararası finansal tekel oligarşileri, ABD hükümetinin gücünü diğer ülkelerin egemenliğini bastırmak ve zarar vermek için kullanmakta, ABD hükümetini uluslararası finansal tekel sermayesinin diğer ulusların ve halkların çıkarlarını sömürmesi için bir araca dönüştürmektedir.
Uluslararası finansal tekel kapitalizmi, uluslararası finansal tekel sermayesinin finansal sermaye aracılığıyla tüm ulusal üretimi, ulusal yatırımı, uluslararası dolaşımı, uluslararası ticareti ve uluslararası pazarları kontrol ettiği ve gelişmekte olan ülkeleri ekonomik olarak sömürdüğü, siyasi olarak ezdiği ve askeri olarak tehdit ettiği bir tekel kapitalizmi biçimidir. Bu, yeni bir emperyalizm türüdür. Temel özellikleri şunlardır: (1) Süper dev çokuluslu finans şirketleri, dünya ekonomisi ve dünya pazarındaki egemen güç haline gelmiştir; (2) Uluslararası finansal tekel yatırımları ve genişlemesi, uluslararası sermaye yatırımlarının ana biçimi haline gelmiştir; (3) Üretim ve sermaye, küresel finansal sermaye tekeli oligarşilerinin elinde giderek daha fazla yoğunlaşmakta ve toplanmaktadır; (4) Uluslararası finansal tekel sermayesi, dünyayı kontrol etmek ve yönetmek için ulusal gücü kullanır ve ulusal gücün ötesine geçer; (5) Yeni tip Amerikan emperyalizmi, dünyayı domine eden bir hegemonik konum oluşturmuştur.
Üçüncü özellik, tekelci kapitalist sınıfın en üst düzey yönetici grubunu oluşturan küçük bir uluslararası finansal tekelci kapitalist grubu oluşmuştur.
Bu grup, uluslararası finansal tekel kapitalizminin egemen sınıfının en üst düzeyidir ve uluslararası finansal tekel kapitalizminin, yani yeni bir emperyalizm türünün belirgin bir sınıf özelliğini oluşturmaktadır.
Bugünkü kapitalizmde üretici güçler ve üretim ilişkilerindeki yeni değişikliklerle birlikte, kapitalizmin egemen sınıfı olan burjuvaziye de yeni değişiklikler getirilmiştir. Bu yeni değişikliklere yanıt olarak, burjuva akademisyenler, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki sınıf çelişkilerini ve antagonizmini ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yaparak, “burjuvazinin ortadan kalkması teorisi”ni ve “burjuvazinin gerilemesi teorisi”ni savunmuşlardır. Uluslararası finansal tekelci kapitalizmdeki yeni değişiklikler, burjuvazinin “ortadan kalkmasına” veya “azalmasına” yol açmamıştır; aksine, üretim araçları az sayıda burjuvazinin elinde daha da yoğunlaşmış, burjuvazinin sömürücü niteliği daha belirgin hale gelmiş ve e i burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki antagonizm daha da keskinleşmiştir. Burjuvazi, başlıca aşağıdaki şekillerde ortaya çıkan yeni değişikliklere uğramıştır: (1) çok az sayıda uluslararası finansal tekelci burjuva tabakası oluşmuştur; (2) “kupon keserek” geçimini sağlayan burjuva tabakası genişlemektedir; (3) burjuvazinin özel bir tabakası oluşmuştur: çokuluslu şirketlerin üst düzey yönetici tabakası.
20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında, “ulusötesi kapitalist sınıf” terimi popüler hale gelmiştir. Uluslararası finansal tekel kapitalistleri, “ulusötesi finansal tekel kapitalist sınıfı” olarak adlandırılabilir. Bunlar, bugünkü burjuvazinin en güçlü ve en üst tabakasıdır; küresel finansal tekel sermaye oligarşilerinden oluşur, ulusötesi finansal tekel sermaye çıkar gruplarını temsil eder ve ulusötesi finansal tekel işletme ve kuruluşlarının ana sahiplerini oluşturur. Uluslararası finansal tekelci kapitalist grup, kapitalizmin tarihsel gelişimi içinde 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan yeni bir burjuva tabakasıdır. Finans sektöründeki ulusötesi şirketleri kontrol ederler, uluslararası finansal tekel sermayesi aracılığıyla dünyanın başlıca üretim araçlarını kontrol ederler, uluslararası finans kurumlarını kontrol ederler ve uluslararası finansal araçlar, araçlar ve kuruluşlar aracılığıyla dünya çapında önemli sanayileri kontrol ederler. Bu sınıf, herhangi bir ulusal hükümeti geride bırakmış ve küresel kapitalist sistemde üretim araçlarının ana sahibi haline gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri, küresel uluslararası finansal tekelci kapitalist grupların merkezidir. Uluslararası finansal tekelci sermaye oligarşileri, Wall Street uluslararası finansal tekelci oligarşileri gibi, esas olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde yoğunlaşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası finansal tekelci kapitalist sınıfın ana üssüdür ve Amerika Birleşik Devletleri’nde iktidarda olanlar, uluslararası finansal tekelci kapitalist sınıfın çıkarlarının genel temsilcileridir. ABD uluslararası finansal sermaye tekeli oligarşilerinin başını çektiği uluslararası finansal tekelci kapitalist sınıf, esas olarak gelişmiş kapitalist ülkelerden gelen uluslararası finansal tekelci çıkar gruplarından oluşmaktadır. Bu gruplar, gelişmekte olan ülkelerden gelen finansal tekelci sermaye çıkar gruplarıyla birlikte, uluslararası finansal tekelci sermaye oligarşileri tarafından kontrol edilen ulusötesi finansal sermaye çıkar gruplarını oluşturmaktadır. Bu sınıfın liderliği, uluslararası finansal tekel sermaye oligarşilerinden oluşur; bunlar, uluslararası sanayi sermaye tekel oligarşileriyle birleşerek ikisini tek bir bütün halinde birleştirir ve entegre eder; örneğin ABD finans-askeri-sanayi kompleksi, finans-enerji kompleksi ve finans-BT kompleksi gibi, tüm dünyayı sömüren uluslararası bir finansal sermaye tekel hegemonyası grubu oluşturur.
Dördüncü özellik, uluslararası finansal tekelci kapitalizm, ekonomik boşalma ve sanallaşma yönünde hızla gelişmektedir; bu da uluslararası finansal tekelci kapitalizmin, yani yeni bir emperyalizm türünün rant peşinde koşan, asalak, çürümüş ve ölmekte olan doğasını güçlendirmektedir.
Lenin, “kapitalizmin genel özelliği, sermayenin üretimdeki kullanımından el koymanın ayrılması, parasal sermayenin sanayi sermayeden veya üretken sermayeden ayrılması ve parasal sermayenin gelirinden geçinen rantçıların, girişimcilerden ve sermayenin kullanımına doğrudan katılan herkesten ayrılmasıdır” diye savunmuştur.
Emperyalizm, ya da finans sermayesinin egemenliği, bu ayrışmanın en uç noktaya ulaştığı kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Finans sermayesinin diğer tüm sermaye biçimlerine karşı üstünlüğü, rantçıların ve finans oligarşisinin egemen konumda olduğu ve finansal ‘güce’ sahip birkaç ülkenin diğer tüm ülkelerden farklı özel bir konumda olduğu anlamına gelir” [52] . Başlangıçta reel ekonomiye hizmet eden finans sermayesi, reel ekonomiden giderek kopmuş ve tefecilik yapan bir finans sermayesine dönüşerek sanayiyi ve hatta tüm toplumu egemenliği altına almıştır. Bugün, tefecilik yapan finans sermayesi, süper tefecilik yapan bir emperyalist ülke haline gelen Amerika Birleşik Devletleri’nde yoğunlaşmış durumdadır ve bu da daha ciddi bir asalaklık ve yolsuzluğa yol açmaktadır.
Tekelci sermayenin finansallaşma ve uluslararasılaşma süreci, sanayilerin içi boşaltılması ve sanallaştırılması, yani reel ekonominin sanal ekonomiden ayrılması sürecidir.
Bu süreçte, uluslararası finansal tekelci kapitalist ekonomi giderek menkul kıymetleştirilir, dijitalleştirilir ve sanallaştırılırken, reel ekonomi hızla geriler; ABD bunun tipik bir örneğidir. Dünya bankacılık sisteminin gelişmesiyle birlikte, ticari bankalar, sigorta şirketleri ve menkul kıymet şirketleri gibi çeşitli finansal kurumlar ve finansal aracılar birleşip bir araya gelerek, geniş ve her şeyi kapsayan küresel bir finansal tekelci sermaye sistemi oluşturmuştur. Bu sistem, hükümetlere kredi vererek, devlet tahvillerinin aracısı olarak hareket ederek, devlet tahvillerini ihraç ederek ve kamu borcunu elinde bulundurarak ekonomi üzerindeki kontrolünü güçlendirir ve ekonomiyi “sömürür”, böylece kapitalizmin spekülatif ve parazitik doğasını daha da şiddetlendirir.
Sermaye ihracı, özellikle de finansal tekel sermayesinin ihracı, uluslararası finansal tekel sermayesinin dışa doğru genişlemesinin ana biçimi haline gelmiştir. ABD, çok sayıda reel sanayiyi yurtdışına aktarmış ve kendisini bir imalat devinden, denizaşırı sanayilere aşırı bağımlı ve sanal ekonominin hakim olduğu bir kapitalist finans imparatorluğuna dönüştürmüştür. Finansal ekonomi giderek şişerken, reel ekonomi giderek gerilemiştir. Sanayiler, finans ve gayrimenkulün temsil ettiği üst düzey hizmet sektörlerinde giderek yoğunlaşmış, bu da daha şiddetli bir ekonomik balona yol açmış ve kaçınılmaz olarak “toplumsal yaşamın finansallaşması” çıkmazına düşülmesine neden olmuş, sanal ekonomik gelişme ve reel ekonomik gerileme gibi ikili bir sorun ortaya çıkmıştır. Finansal tekel emperyalizmi, kapitalizmin “şişkin ve şişmiş” doğasının bir tezahürü ve çöküşünün bir işaretidir. Bir zamanlar ABD, dünyanın önde gelen imalat ülkesiydi, ancak finansal tekel sermayesi konumunun oluşmasıyla birlikte, GSYİH içindeki ABD imalatının payı giderek azalırken, finans sektörünün payı giderek artmıştır. İstatistikler, 1960 ile 2020 yılları arasında ABD finans sektörünün payının %14’ten %21’e, imalatın payının %27’den %11’e ve ticaretin payının %17’den %10,87’ye düştüğünü göstermektedir. Bu arada, finans sektöründeki kâr %17’den %30’un üzerine çıkarken, imalat sektöründeki kâr %49’dan %10,6’ya düşerek üçte ikiden fazla azaldı. 1947 ile 2012 yılları arasında ABD GSYİH’si 63 kat artarken, imalat sektörü 30 kat, finans sektörü ise 212 kat büyüdü. 1980 civarında, küresel finansal sistemdeki türev işlem hacmi ihmal edilebilir düzeydeydi; 2019 itibarıyla ise faiz oranı türevleri, tüm türevlerin nominal anapara tutarının %80’inden fazlasını oluşturuyordu. 2019 sonu itibarıyla, faiz oranı türevleri toplam risk maruziyetinin %80,39’unu oluşturuyordu. Küresel likit finansal varlıkların küresel GSYİH’ye oranı 1980’de %109, 2013’te ise %350 idi. 2019’da Fortune Global 500 şirketleri arasında 113’ü finans kurumu idi. Fortune Global 500 şirketlerinin 4,3 milyar dolarlık ortalama kârına kıyasla, bu 113 finans kurumunun ortalama kârı 6,1 milyar doları aştı.
ABD ekonomisi, küreselleşme sürecinde içi boşalmış ve sanallaşmıştır. Ekonominin içi boşalması ve sanallaşmasının kaçınılmaz sonucu, ABD imalat sektörünün yurt dışına kaçışı, işçi işsizliği, hızlanan kutuplaşma ve yoğunlaşan toplumsal çelişkiler olmuştur. Bu durum, ABD’nin uluslararası finansal tekelci kapitalizminin ağırlığını ve ABD kapitalizminin rant arayışçı ve çöküşe doğru giden doğasını artırmıştır. Buna ek olarak, ABD’deki aşırı tüketim, ülkeyi saf bir tüketici ülkesi haline getirmiş, büyük ekolojik felaketlere yol açmış ve çöküşünü daha da şiddetlendirmiştir. En zengin ve en güçlü uluslararası finansal tekelci kapitalistlerden oluşan küçük bir grup, tüm tekelci burjuvazi ile birlikte, daha rant peşinde koşan, parazitik ve çöküşe doğru giden bir hale gelmiştir. Lenin, “tekel, oligarşi, egemenlik eğiliminin özgürlük eğiliminin yerini alması ve çok az sayıdaki en zengin ve en güçlü ülkelerin giderek daha fazla zayıf ülkeyi sömürmesi — tüm bunlar emperyalizmin özelliklerini ortaya çıkarmıştır; bu da emperyalizmin parazitik ya da çürümüş kapitalizm olduğunu söylemeyi gerekli kılar” [53] demiştir.
“Emperyalizm” adlı eserinde Lenin, emperyalizmin çöküşünün iki yönde ortaya çıktığını açıkça belirtmiştir: durgunluk ve parazitlik. Bu bağlamda durgunluk, emperyalizm içindeki üretim ve teknolojik gelişimin durgunluğunu ifade eder. Bu, emperyalizmin çöküş niteliğinin temel bir tezahürüdür. Amerika Birleşik Devletleri’nde ekonomik durgunluk, öncelikle reel ekonomi ve sanayi sektörlerinin kitlesel yer değiştirmesi ve ciddi gerilemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, parazitlik, emperyalizmin iç üretim gelişimi yoluyla kendi tüketim ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinin kademeli olarak yitirilmesini ifade eder. ABD artık dünyayı yağmalamak için esas olarak finansal yağmalamaya dayanmakta, en büyük rantçı ülke haline gelmekte ve geniş bir rantçı sınıf yaratmaktadır. Lenin, emperyalizmin parazitliğini ve çöküşünü eşdeğer görerek, buna parazitik veya çökmüş kapitalizm adını vermiştir.
Beşinci olarak, uluslararası finansal tekel sermayesinin genel temsilcisi olarak ABD, küreselleşme koşulları altında uluslararası finansal sermayenin tüm dünyaya kapsamlı bir şekilde yayılmasını teşvik etmekte ve dünyanın ekonomik yönetişimini ve siyasi hakimiyetini manipüle etmektedir.
Dünyanın tek süper gücü ve uluslararası finansal tekelci kapitalizmin tek süper gücü olarak ABD, bir numaralı yeni tip emperyalist ülke olarak tek kutuplu bir dünya kurmaya ve hegemonyasını sürdürmeye çalışmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası finansal tekel kapitalistlerinin ülkesidir ve uluslararası finansal tekel kapitalistlerinin çıkarlarını temsil eder. Engels, Anti-Dühring kitabında, “ister anonim şirkete ister devlet mülkiyetine dönüştürülsün, üretici güçlerin kapitalist niteliği ortadan kalkmaz. Bu, anonim şirkette çok belirgindir. Ancak modern devlet, kapitalist üretim tarzının ortak dış koşullarını işçilerin ve bireysel kapitalistlerin saldırılarından korumak için burjuva toplumu tarafından kurulmuş bir örgütten ibarettir. Modern devlet, biçimi ne olursa olsun, özünde bir kapitalist makine, bir kapitalist devlet, ideal bir tam kapitalisttir. Kendisi için ne kadar çok üretim gücü ele geçirirse, o kadar gerçek bir tam kapitalist haline gelir ve vatandaşlarını o kadar çok sömürür. İşçiler ise ücretli emekçiler, proleterler olarak kalırlar. Sermaye ilişkileri ortadan kaldırılmamış, aksine zirveye çıkarılmıştır” [54] .
Finansal sermayenin küresel akışı, kapitalizmin devlet tekelinden uluslararası finansal sermaye tekeline doğru evriminin belirgin bir tezahürüdür. Finans sermayesi, küreselleşme sürecinde küresel akışa ulaşmış, böylelikle küresel sermaye ve ekonomik yapıları temelden değiştirmiş ve dünya pazarındaki kaynak dağılımında finansal tekel sermayesinin egemen konumunu büyük ölçüde güçlendirmiştir. Britanya’nın dünyayı doğrudan yönettiği eski “güneşin batmadığı imparatorluk” kolonyal sisteminden farklı olarak, Amerikan uluslararası finansal tekel sermayesi, ekonomik, siyasi ve askeri gücüne dayanarak, ABD hükümeti öncülüğündeki uluslararası kurallar aracılığıyla küresel hakimiyetini sürdürmektedir. Tipik olarak, bir dizi kural ve sistem oluşturarak ve DTÖ ve IMF gibi uluslararası ulusötesi finans kuruluşları aracılığıyla dünyayı kontrol eder. Örneğin, dünyaya hakim olan dolar sistemi, Bretton Woods sistemi aracılığıyla hegemonyasını kurmuştur. 1944 yılında ABD’nin doğu dağlarındaki küçük bir kasabada düzenlenen Bretton Woods Konferansı, doların dünya para birimi olarak kabul edilmesi, sabit bir altın değerine eşdeğer olması ve doların altına sabitlenmesi kararını aldı. Bu, doların dünya para birimi olarak özel statüsünü tesis etti, böylece uluslararası piyasa ödemelerindeki tekelini sağlamlaştırdı ve doların dünya para birimi olarak altının sembolik statüsünü “çalmasına” olanak sağladı.
15 Ağustos 1971’de ABD Başkanı Nixon, 20 dakikalık ünlü bir konuşma yaptı ve doların altına sabitlenmeyeceğini, diğer birçok para biriminin de dolara sabitlenmesine gerek kalmayacağını duyurarak Bretton Woods sisteminin feshini ilan etti. Ardından Jamaika’da bir toplantı düzenlendi ve “Jamaika Anlaşması” imzalandı. Dolar, altın ve emtia paralarından tamamen ayrıldı ve ABD’nin kredisine dayanan ve ABD tarafından para basılarak çıkarılan bir para birimi haline geldi. “Dolar, takas edilemeyen bir kağıt parçası haline geldi” [55] . O andan itibaren, “ABD, dünyanın fiziksel kaynaklarının (doğal kaynaklar, işgücü kaynakları ve sermaye kaynakları) ABD’ye sürekli olarak akmasını sağlamak için dünya çapında dolar, tahvil, hisse senedi ve çok sayıda finansal türev araç ihraç etmek gibi sanal kanallara dayandı. “ABD para basar, diğer ülkeler mal üretir” [56] . ABD, kendi ekonomik, teknolojik ve askeri gücüne dayanarak doları hegemonik bir para birimi ve dünya servetinin toplayıcısı haline getirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası finansal tekelci kapitalizmi, “dolar artı ABD ordusu” yoluyla, dünyayı çılgınca genişletme, kontrol etme, yağmalama ve sömürme faaliyetlerinde bulundu; bu da dünyadaki anti-hegemonik ve anti-tek taraflılık eğilimini bir dünya trendi haline getirdi. Bugünkü kapitalizmin çoklu çelişkileri giderek daha keskin ve şiddetli hale geliyor ve ABD liderliğindeki kapitalist dünya düzeni benzeri görülmemiş bir krizde.
1980’lerin ortalarından itibaren dünya, ekonomik küreselleşme aşamasına girmiştir; bu, tekelci kapitalizmin devlet tekelinden uluslararası finansal tekele geçişini de işaret etmiştir.
Dünya ekonomisinin küreselleşmesi, kapitalizmin egemen olduğu, birkaç gelişmiş kapitalist ülkenin hakimiyetinde bulunan, uluslararası finansal tekelci kapitalizmle karakterize edilen ve yeni bir Amerikan emperyalizmi biçiminin hakim olduğu bir küreselleşmedir. ABD, Avrupa, Japonya ve diğer ülkeler, dünya toplam ulusal ekonomisinin %70’ini, küresel ihracatın %70’inden fazlasını ve küresel yabancı yatırımların %90’undan fazlasını oluşturmaktadır. Bu ülkelerin çokuluslu şirketleri, küresel üretim ve pazarlarda güçlü bir avantaja sahiptir. Uluslararası finansal tekelci kapitalizmin en güçlü süper gücü olan ABD, dünya ekonomisinin en büyük payına sahiptir ve ekonomik küreselleşmenin egemen gücüdür. Egemen konumunu kullanarak uluslararası örgütleri manipüle eder, uluslararası meselelere müdahale eder, diğer ülkelere iradesini dayatır ve onları sömürerek ve feda ederek kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarır. Ekonomik küreselleşme, uluslararası finans sermayesinin genişlemesi için yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda kapitalizmin içsel çelişkilerini tüm dünyaya yayarak onun çöküşünü hızlandırmaktadır.
Altıncı özellik, bugünkü kapitalizm bugünkü emperyalizmdir ve uluslararası finansal tekelci kapitalizm yeni bir emperyalizm türüdür.
Bu yeni emperyalizm türünün emperyalist doğası ve özellikleri temelden değişmemiştir; aksine, daha da yoğunlaşmıştır. Finansal tekelci sermaye, 20.yüzyılın ardından emperyalizmin oluşumunun başlangıç noktasıdır ve emperyalist hegemonyayı temel olarak yansıtır.
Uluslararası finansal tekel sermayesi, yeni tür emperyalizmin özüdür ve yeni tür emperyalizmin hegemonik doğasını belirler. Uluslararası finansal tekel sermayesi, emperyalist sistem altında birikir ve yeni tür emperyalizmin en derin ekonomik temelidir. Lenin, emperyalizmi net bir şekilde tanımlamıştır. “Tarihin En Yüksek Aşaması: Emperyalizm” adlı eserinde, özellikle tekelci kapitalizme atıfta bulunarak emperyalizmin kapitalizmin en yüksek ve son aşaması olduğunu belirtmiştir. 1980’lerde Fransız akademisyen Bode, 1873 kapitalist krizinden 1895 küresel ekonomik durgunluğuna kadar dünyanın tekelci kapitalizm dönemine, yani emperyalist döneme girdiğini savunmuştur. [57] Birçok akademisyen, kapitalizmin serbest rekabetten tekele geçtiğini ve emperyalizme dönüştüğünü düşünmektedir. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle emperyalizm zirve dönemine girmiştir. Tekelci kapitalist egemen devletler temelinde, uluslararası finansal tekel sermayesi, ekonomik küreselleşme, askeri hegemonyaya, tekele ve emperyalizmin dünya sistemine dayanarak emperyalizmi en uç noktaya geliştirmiştir. Ekim Devrimi, emperyalizmin zirvesini sona erdiren yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.
Bugünkü yeni emperyalizm, uluslararası finansal tekelci kapitalizm tarafından desteklenen yeni bir emperyalizm türüdür. Bugünkü emperyalizm, uluslararası finansal tekelci sermayenin genişlemesi ve küresel arbitraj için daha fazla alan açarken, aynı zamanda tekelci kapitalizmin yapısal krizini derinleştirmiş ve uluslararası finansal tekelci kapitalizmin aşılmaz iç çelişkilerini güçlendirmiştir. Bu yeni emperyalizm türü, emperyalizmin özünü değiştirememekle kalmamış, emperyalist doğası bakımından daha açgözlü, barbar, acımasız ve saldırgan hale gelmiş, doğasını daha çeşitli ve gizli hale getirmiş ve tekelci kapitalizmin ölmekte olan doğasını tam anlamıyla ortaya koymuştur. Yukarıda belirtildiği gibi, Amerikan Monthly Review dergisinin editörü John Bellamy Foster, bugünkü emperyalizmi geç emperyalizm olarak adlandırmış ve kapitalizmin sonunu öngörmüştür. [58] Sonuç olarak, uluslararası finansal tekelci kapitalizm, yeni bir emperyalizm türü, geç emperyalizm, tekelci kapitalizmin zirvesi ve en yüksek biçimi, aynı zamanda en son ve ölmekte olan aşamasıdır.
Yedinci özellik, emperyalizmin yeni biçimi olan uluslararası finansal tekelci kapitalizm, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin yanı sıra ekonomik taban ve üst yapının yeni dönüşümü nedeniyle sınıf yapısında, sınıf çelişkilerinde ve sınıf mücadelesinde yeni değişikliklere yol açmıştır.
Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında İşçi Sınıfı ve Sendika Hareketinde Genel Gerileme
1970’lerden bu yana, kapitalizmdeki ayarlamalar ve reformlar nedeniyle, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçi hareketi genel olarak gerilemiştir.
Bu durum temel olarak şu şekillerde ortaya çıkmaktadır: emek-sermaye çatışmalarının, grevlerin ve gösterilerin sayısı ve ölçeği azalmıştır; burjuvazi, sınıf çelişkilerini hafifletmek ve kutuplaşmayı frenlemek için bazı politikalar uygulamıştır; ve işçi sınıfı, temel yaşam koşullarında ve temel mal ve hizmetlere erişimde bir miktar iyileşme yaşamış, bu da sınıf çelişkilerinin geçici olarak hafiflemesine yol açmıştır. Ancak, işçi sınıfının sömürülen durumu temelden değişmemiştir; sınıf çelişkileri ve sınıf mücadelesi sadece geçici olarak hafiflemiş fakat sona ermemiştir, aksine dalgalar halinde gelişmeye devam ederek giderek daha da keskinleşmiştir.
Burjuvazi ve işçi sınıfındaki yeni değişiklikler ve kapitalist toplumun yapısındaki yeni değişiklikler karşısında, Batı burjuvazisinin sözcüleri ve elbette bazı akademik temsilciler, Marksist sınıf ayrımı teorisinin, iki büyük kapitalist sınıf arasındaki karşıtlık teorisinin tarih tarafından aşıldığını ve modası geçmiş olduğunu savundular. Onlar, Marksist sınıf kavramlarının, kategorilerinin ve sınıf analizi yöntemlerinin tamamen terk edilmesi gerektiğini, kapitalistlerin artık “halkın kapitalistleri” olduğunu, genel proleter yaşam tarzının artık var olmadığını, geleneksel anlamdaki işçi sınıfının artık var olmadığını ve “işçi sınıfına veda etme” zamanının geldiğini savundular. Aslında, kapitalist toplumun gelişmesiyle birlikte, Marksist klasik yazarlar, yeni durumlara ve değişikliklere dayanarak sınıf teorilerini ve kapitalist toplumdaki sınıf durumuna ilişkin analizlerini her zaman geliştirmiş, tamamlamış ve zenginleştirmişlerdir. Örneğin, Kapital’de Marx şunu belirtmiştir: “Üretken emekle uğraşmak için artık bunu kendiniz yapmanız gerekmez; toplam işçinin bir organı olmak ve ait olduğunuz işlevi yerine getirmek yeterlidir.” [59] Marx, “toplam işçi” kavramını ortaya attı. Marx ve Engels ayrıca sırasıyla “ticari proletarya” [60] ve “zihinsel proletarya” [61] terimlerini ortaya attılar. Lenin ise “teknik proletarya”, “bürokratik proletarya” [62] ve “mühendis proletarya” [63] terimlerini önerdi.
Sınıf çatışması ve sınıf mücadelesinin acımasız gerçekliği, Marksist sınıf teorisinin ve kapitalist toplumdaki sınıf durumunun analizinin modası geçmiş olmadığını defalarca göstermiştir. Nitekim, 2008 finansal krizinin ve COVID-19 pandemisinin patlak vermesinden bu yana, gelişmiş kapitalizmin iç çelişkileri ve sınıf çelişkileri yoğunlaşmış, işçi hareketi ve uluslararası komünist hareket durgunluktan çıkıp yükselişe geçmiştir.
Proletarya ve burjuvazi, bugünkü kapitalist toplumda karşıt iki sınıf olmaya devam etse de, sınıf yapısı çok katmanlıdır ve çeşitli biçimlerde yeni değişiklikler geçirmektedir.
Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında Burjuvazinin 4 Tabakası
Bu çağda burjuvazinin kendisi de önemli bir farklılaşma geçirmiş ve piramit şeklindeki bir hiyerarşik yapı oluşturmuştur: en üst düzeyde, uluslararası finansal tekelci kapitalistlerden oluşan bir oligarşik sınıf bulunur; bu katman, piramidin zirvesidir. Artık tek bir ülkeye bağlı olmayan, ulus ötesi, küresel sermaye akışını yöneten fon yöneticileri şirketleri, hedge fon şirketleri ve yatırım bankalarının en tepe liderleridir: örneğin BlackRock, Vanguard, JP Morgan gibi devasa kurumlar, küresele varlık yönetimi şirketleri ve bunların yöneticileri ve sahipleri… Günümüzde, uluslararası finansal tekel sermayesi, bir şirketi kontrol etmek için hisselerin sadece %3-5’ine sahip olmakla bu kontrolü sağlayabilmektedir.
Bu birinci katmanın gücü, doğrudan üretimden değil, paranın fiyatını belirlemekten yani faiz oranlarını, likidite, küresel borç piyasalarını belirlemekten gelir. Onlar için ülkeler ve ülke sınırları yalnızca yatırım fırsatlarıdır. Bu sınıf, küresel emperyalizmin beyni konumundadır; devletleri bile kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilecek güce sahiptirler. Bunlar sadece ekonomik değil politik güç sahibidirler.
İkinci kademe, finans sermayesiyle birleşmiş olan ve esas olarak finans+askeri savaş sanayi (Lockheed Martin), finans+enerji-bilgi (Exxon Mobil (enerji) sanayisi ve finans+bilişim+veri (Google/Meta (veri sektörü) NVIDIA (dünyanın en gelişmiş yapay zeka çiplerini tasarlar) sanayisi sektörlerine dayanan uluslararası tekelci finans+sanayi oligarşik sınıfıdır.Bu sektörler (askeri, enerji, bilişim) tesadüfi değil; bunlar ulusal güvenlik ve hegemonya için kritik olan sektörlerdir; Bu dört katman da son tahlilde ücretli emeğin sömürüsü üzerinden var olur. Fark, sadece artı-değerin nasıl paylaşıldığıdır. 1. ve 2. katman bunu küresel finansal spekülasyon ve tekel rantı ile alır. Devlet ile işbirliği içinde jeopolitik mücadeleler alanında önemli roller oynarlar.
Üçüncü kademe, çeşitli sanayilerde tekel konumunda bulunan tekelci sanayi sermayesini kontrol eden kapitalist sınıftır. Çeşitli stratejik olmayan veya küresel ölçekte daha az hassas olan sektörlerde tekel konumunda bulunurlar, ancak yine de önemli bir pazar gücüne sahiptirler. Örneğin büyük otomobil ve ilaç firmaları. Bunlar finans sermayesine bağımlı ve tabidirler. Üçüncü katman (tekelci sanayi kapitalistleri) ve özellikle dördüncü katman (KOBİ’ler de dahil olmak üzere genel burjuvazi), en üstteki tekelci finans oligarşiyle kendi çelişkilerine sahiptir. Örneğin, en üst katmanın politikaları genellikle ekonominin “içinin boşaltılmasına” ve finansal krizlere yol açarak üçüncü ve dördüncü katmanların üretken sermayesine doğrudan zarar verir.
Dördüncü kademe ise CEO’lar (yönetici kapitalistler), rantiyeler (emlak ve menkul varlık sahipleri—değerli kağıtlar) ve ilaveten küçük ve orta ölçekli işletme kapitalistlerinden oluşan genel burjuvazi sınıfıdır. Bu katman, piramidin en geniş ama en güçsüz tabanıdır, tekelci olmayan burjuvazidir. İçinde profesyonel şirket yöneticileri (CEO’lar dahil, ancak hisse senedi sahibi olsalar da şirketlerin asıl sahipler değillerdir, gayrimenkul ve arazi rantıyla geçinen rantçılar ve ulusal/yerel ölçekte faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri bulunur. Bu katman, toplumda genellikle “orta sınıf” veya “üst-orta sınıf” olarak algılanır. Ancak bu dördüncü grup, aslında üstteki üç katmanın kurallarına tabi olan ve onların artı-değer havuzunun kırıntılarla yetinmek durumunda olan kesimdir. Örneğin, bir restoran zincirinin sahibi veya bir yazılım firmasının KOBİ düzeyindeki patronu, küresel bir finansal krizde veya büyük bir tekelin fiyat politikasında ilk ezilen gruptur. Onlar sistemin işleyişinisağlarlar ama sistemin sahipleri değillerdir.
Yukarıdaki ilk iki grubun faaliyeti neredeyse tümüyle küreseldir, bunların anavatanları ve doğuş kökleri çoklukla başta ABD olmak üzere G7 ülkeleridir; bunlara emperyalist burjuvazi de denilebilir, bunların ana vatanı olmasa da kendi devletleri ile işbirliği yapmaları yaygın bir olgudur.
Üçüncü ve dördüncü grup içinde güçlü küresel ve bölgesel bağları olan çeşitli firmalar olmasına karşın bunlar çoklukla ulusal veya yerel firmalardır. Bunların küresel olanları dahi ilk iki gruba bağımlıdır—ve bunların Küresel Güney ülkelerinde yerli kökleri ve güçlü bir ağırlıkları vardır. Bazı araştırmacılar bunları yerli burjuvazi veya yerli genel burjuvazi olarak adlandırırlar. Bunların emperyalist burjuvazinin politikaları ile—yani faiz artışları, döviz kurları manipülasyonları veya çeşitli spekülatif işlem hamleleri nedeniyle çelişmeleri– söz konusudur; çünkü bu politikalar onların işlerine büyük zararlar verir.
Çin Komünist partisi uluslararası mücadele sürecinde burjuvazi içindeki bu bölünme ve farklılıklardan azami ölçüde yararlanmalı, burjuvazinin ilk iki katmanını (emperyalist burjuvazi) azami ölçüde tecrit etmeli burjuvazinin üçüncü ve dördüncü bölümlerini taktik olarak kazanmak ve yanına çekmek için çaba sarfetmelidir. Bunlar güvenilir dostlar değildir fakat baş düşmanlar da değildir. Burjuvazinin dördüncü tabakasını—genel burjuvaziyi ve KOBİ’leri– kazanmak daha kolay olabilir.
Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında İşçi Sınıfı
İşçi sınıfı da muazzam hiyerarşik değişikliklere uğramıştır: üçüncül hizmet sektöründeki işçilerin oranı, ikincil ve birincil sektördeki işçilerin oranını aşmaktadır; beyaz yakalı işçilerin sayısı ve büyüme oranı, mavi yakalı işçilerin sayısını ve büyüme oranını aşmaktadır; bilgi ve finans gibi aracılık hizmetlerinde çalışan “bilgi/zihin işçilerinin” sayısı artarken, “bilgi/zihin işçisi olmayanların” sayısı azalmıştır; uluslararası tekelci kapitalizm, rantiye sınıfın büyümesine yol açmış ve işçi sınıfı içindeki bazı gruplar yozlaşarak sınıfın yapısında değişikliklere neden olmuştur; işçi sınıfının farklı katmanları arasındaki gelir uçurumu genişlemektedir ve kapitalistler, daha yüksek maaşlarla daha yüksek bilgi düzeyine sahip çalışanları işe almaya isteklidir, bu da işçi sınıfı içinde sözde “orta sınıf” (küçük burjuva) katmanının veya grubunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
İşçi sınıfındaki yeni değişikliklerle karşı karşıya kalan Batılı burjuva savunucuları, işçi sınıfının ortadan kalkacağına dair birçok görüşü bilinçli olarak ortaya attılar.
Örneğin, Marcuse’nin temsil ettiği “proletaryanın tarihsel misyonunun ortadan kalkması”, Poulantzas ve diğerlerinin “işçi sınıfının küçülmesi” görüşü ve Mahler ile Andre Gorz’un “işçi sınıfının doğasının değişmesi”.., ,bu görüşler, işçi sınıfının sınıfsal doğasını ve tarihsel görevini temelde inkar etmektedir. İşçi sınıfında meydana gelen yeni değişiklikler, işçi sınıfının ortadan kalkması anlamına gelmez; işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişki ve mücadelenin ortadan kalkması anlamına da gelmez. Aksine, her ne kadar değişiklikler ve yumuşamalar olsa da, genel, temel ve uzun vadeli bir bakış açısıyla bunların yumuşaması veya ortadan kalkması imkansızdır. Engels şöyle belirtmişti: “Onların safları içinden, gelecek devrimde, el emeği ile uğraşan kardeşleriyle omuz omuza önemli bir rol oynamakla görevli bir tür zihinsel emek proletaryası ortaya çıkmaktadır.” [64]
Örneğin, bugünkü kapitalizmde, sermaye mülkiyetinin bir biçimi olan hisse sahipliği sistemi, sermayenin özel mülkiyet doğasını değiştirmedi ve sermayenin doğasını da değiştirmedi. Hisseler doğal olarak birkaç tekelci kapitalist veya kapitalist çıkar grubu tarafından kontrol edilmektedir. Günümüzde, uluslararası tekelci finans sermayesi, bir şirketi kontrol etmek için hisselerin sadece %3-5’ine sahip olmakla bu kontrolü sağlayabilmektedir.
Hisse ihracı ne kadar büyükse, o kadar dağınık olur ve küçük hissedar sayısı ne kadar fazla olursa, tekelci kapitalist sınıfın şirketi kontrol etmesi o kadar kolay hale gelir. İşçilerin birkaç hisseye sahip olmasının getirdiği değişiklikler, anonim şirketin kontrolü üzerinde çok az etkiye sahiptir. Hisselere sahip işçilerin somut bir önemi yoktur, sadece biçimsel bir önemi vardır. Sözde “halk kapitalizmi” sadece aldatıcı bir hiledir. Örneğin, bugünkü kapitalizm, işçilerin yaşam koşullarını iyileştirmek, gelirlerini ve sosyal yardımlarını artırmak için bazı politikalar benimsemiştir; bu politikalar, işçilerin gelirini artırmada ve yaşam koşullarını iyileştirmede belirli bir rol oynamıştır. Ancak bu, emek gücü değerini satan işçilere yapılan ödemenin biçiminde bir değişiklikten ibarettir. Sermayenin işçilerin artı değerini sömürmesini değiştirmiş veya azaltmış değildir. Marx, “daha iyi yiyecek ve giyecek, daha iyi muamele, daha fazla özel mülkiyetin” “aslında sadece, kiralık işçilerin kendileri için dövdükleri altın zincirlerin, biraz gevşetilebilecek kadar uzun ve ağır olduğunu gösterdiğini”, “tıpkı kiralık işçilerin bağımlılık ilişkisini ve sömürülmesini ortadan kaldırmadığı gibi, kölelerin bağımlılık ilişkisini ve sömürülmesini de ortadan kaldırmadığını” belirtmiştir [65].
“Hızlı sermaye artışının işçiler için iyi olduğu görüşü aslında bundan ibarettir: işçiler başkalarının servetini ne kadar hızlı artırırsa, o kadar çok kırıntı alırlar, o kadar çok işçi iş bulup geçinebilir ve sermaye artışına bağımlı kölelerin sayısı o kadar artar.” “Böylece, işçi sınıfı için en elverişli durum olan sermayenin hızlı artmasının işçilerin maddi yaşamını iyileştirmesinin bile, işçilerin çıkarları ile burjuvazinin, yani kapitalistlerin çıkarları arasındaki çelişkiyi ortadan kaldıramadığını görüyoruz. Kâr ve ücretler hâlâ ters orantılı olmaya devam etmektedir.” [66]
İnsanlık Bir “Yol Ayrımı” ve “Zorunlu Tercih” İle Karşı Karşıya
Şu an sıradan bir an değil, tarihin kaderinin çizildiği, iki zıt kutbun yarıştığı, tehlikeli olayların yaşandığı, meydan okumalarla dolu ama aynı zamanda umut vaat eden kritik bir eşikteyiz”. Dünya düzeni muazzam önemli değişikliklerden geçiyor, geride bıraktığımız 100 yıl boyunca görülmemiş bir dönüşüm yaşıyor. Küresel güç dengesi derin bir değişime uğruyor ve “Doğu’nun yükselişi ve Batı’nın düşüşü” şeklinde önemli bir trend görülüyor; gelişmekte olan ülkelerin genel gücü artıyor. Dünya halklarının baş düşmanı olan Amerika Birleşik Devletleri–küresel tekelci finans sermayesinin merkezi üssü– hala güçlü, fakat göreceli bir düşüş sürecinde.
Çin Komünist Partisi’nin 20. Ulusal Kongresi’ne sunulan MK raporunda (2022), “dünyanın, zamanın ve tarihin benzeri görülmedik değişikliklerden geçtiği ve insan toplumunun benzeri görülmedik meydan okumalarla karşı karşıya olduğu tespit edildi”. “Dünya bir kez daha tarihi bir yol ayrımına geldi. Gerçekten de, benzeri görülmedik meydan okumalarla karşı karşıya olduğumuz bir “zamanı” yaşıyoruz ve dünya tarihinin seyri yeni bir “yol ayrımına” ulaştı”. Kongremiz dünya tarihine uzun vadeli bir perspektiften bakarak, sömürgecilik ve emperyalizmin egemen olduğu, zayıf ulusların saldırılara ve yağmalanmaya maruz kaldığı bir dönemden, “tüm insanlık için barış, kalkınma, adalet, hakkaniyet, demokrasi ve özgürlük gibi ortak değerlerin teşvik edildiği” ve insanlık için ortaklaşa geleceğe sahip bir topluluğun inşa edildiği bir döneme geçişin yaşandığını tespit etmiştir.
Şu anda, bu iki dönemin “kavşağındayız” ve bu “çağın dönüşümünün” getirdiği benzeri görülmemiş meydan okumalarla karşı karşıyayız. Mücadele eden bu iki devasa tarihsel gücün tam ortasında bulunmak, “kavşak” kelimesiyle çok net bir şekilde ifade ediliyor. Kavşak, doğası gereği istikrarsız ve risklidir; sonucu belli değildir. Kavşak tarihin bu anında büyük bir çatallanma yaşandığını ve geleceğin tamamen bu yol ayrımında alacağımız tutuma bağlı olduğunu anlatıyor.
Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki Batılı büyük güçler, gerilemelerini kabul etmeye yanaşmıyor ve ellerinde kalan avantajlarını küresel bir hegemonik sistem kurmak ve sürdürmek için kullanmaya çalışıyorlar. Ancak dünyanın dört bir yanındaki halklar, ortaklaşa refahın sağlanmasıyla karakterize edilen, insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk kurmayı özlemliyorlar. Sosyalist Çin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin, özellikle de yükselen ekonomilerin hızlı gelişimiyle birlikte, bu yeni dönemin, yüzlerce yıl süren eski dönemin ve ABD’nin tek kutuplu hegemonyasının yerini yavaş yavaş alacağına kesinlikle inanıyoruz.
ULUSLARARASI MÜCADELEDE BAŞ ÇELİŞME
Bugünkü dünyada baş çelişme küresel tekelci finans kapitalist sınıf (birinci ve ikinci tabaka) ile işçi sınıfları dahil dünya halklarının ezici çoğunluğu ve ezilen ülkelerdir.
Uluslararası mücadelelerde ve uluslararası işbirliğinde, uluslararası ilişkileri iyi yürütmek ve düşmanlarla dostları doğru ayırt etmek, uluslararası mücadeleleri doğru bir şekilde yürütmek için en önemli konudur.
Mevcut uluslararası mücadele durumuna bakıldığında, ABD emperyalizminin Çin halkının ve dünya halklarının ortak düşmanı olduğu kısaca ifade edebiliriz. Uluslararası finansal tekelci kapitalistlerin ve onların siyasi temsilcilerinden oluşan ABD emperyalizminin dar azınlık egemen kliği, Çin halkının ve dünya çapında barış sever ve kalkınmayı arayan tüm halkların ortak düşmanıdır. Burada ABD emperyalizmi kavramı, ABD uluslararası tekelci finans oligarşik çıkar grubunun, yani ABD kapitalistlerin ve onların siyasi temsilcilerinin —ABD devlet rejiminin en üst düzey yöneticilerinin— oluşturduğu küçük bir azınlığı ifade ediyor.
Amerikan halkı da dahil olmak üzere, ABD emperyalizmine kararlılıkla karşı çıkan dünya çapındaki tüm ülkelerin işçi sınıfı, geniş emekçi kitleleri ve siyasi partileri bizim yoldaşlarımızdır. ABD hegemonyasına karşı çıkan, uluslararası ilişkilerde çok taraflılığı destekleyen ve ABD emperyalizmi tarafından ezilen tüm ülkeler ile bunların siyasi temsilcileri bizim dostlarımızdır. Buna, ABD’nin tek taraflılığına karşı çıkan tekelci kapitalist ülkeler ve bunların siyasi temsilcileri ile ABD’de Çin’e dostane bir tutum sergileyen ve Çin ile işbirliğini savunan tüm güçler dahildir. Bunlar da bizim birleşmemiz gereken kesimlerdir.
Toplumsal sistemlerinin doğasına göre, günümüz dünyası iki ana kategoriye ayrılabilir: sosyalist ülkeler ve kapitalist ülkeler. Ekonomik gelişmişlik düzeylerine göre ise, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler olarak ayrılabilirler. Gelişmiş ülkeler, diğer adıyla ileri kapitalist ülkeler veya uluslararası finansal tekelci kapitalist ülkeler arasında ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Japonya, Kanada ve Avustralya bulunur ve bunlar dünya ülkelerinin küçük bir azınlığını oluşturur.
Gelişmekte olan ülkeler ise nispeten az gelişmiş ülkelerdir ve dünya ülkelerinin ezici çoğunluğunu oluştururlar. Gelişmekte olan ülkeler, farklı sosyal sistemlere sahip olanlar olarak ikiye ayrılabilir: sosyalist ve kapitalist yoldan ilerleyenler. Gelişmekte olan ülkeler, doğal olarak sosyalist yola girmiş sosyalist ülkeleri ve kapitalist yola girmiş nispeten az gelişmiş kapitalist ülkeleri içerir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, bir dizi sömürge ve yarı sömürge ülke ve bölge, ulusal demokratik devrimler yoluyla tekelci kapitalist güçlerin sömürge egemenliğini devirdi ve ulusal bağımsızlıklarını kazandılar. Bazı ülkeler, burjuva demokratik devrimlerden sosyalist devrimlere geçerek sosyalist yola girdi.
Gelişmekte olan ülkelerin ortak bir özelliği vardır: Hepsi bir zamanlar emperyalizmin sömürgeleri ya da yarı sömürgeleriydi; emperyalist güçler tarafından ezildiler ve sömürüldüler; şimdi ise emperyalizmin yeni bir biçimi olan uluslararası tekelci finans kapitalizminin sömürüsü ve baskısı altında ezilmektedirler. Ayrıca bu ülkeler ortak bir ulusal vizyona da sahiptirler: Barışçıl bir ortamda hızla gelişmek; barış ve kalkınmanın peşinde koşmak, onların ortak arzusu ve talepleridir. Bu durumda, çok az sayıdaki grubu izole etmeli ve büyük çoğunluğu mümkün olduğunca birleştirmeliyiz. İnsanlık için ortak bir gelecek topluluğu inşa etmek, uluslararası birleşik cephe kurma amaçlı büyük bir stratejik kavramdır ve aynı zamanda dünya halklarının özlem duyduğu ve uğruna çabaladığı bir dünya uyumunu sağlama vizyonudur.
Sekizinci özellik, uluslararası finansal tekelci kapitalizmin, yani yeni bir emperyalizm türünün gelişimi, kapitalist özel mülkiyetin ve kapitalizmin kendisinin içsel çelişkilerini şiddetlendirirken, aynı zamanda kapitalizme yeni sosyal faktörler ekler, kapitalizm içinde yeni sosyal faktörler biriktirir ve yeni bir toplumsal biçimin doğması için koşullar yaratır.
Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da şunu belirtmişlerdir: “Burjuvazi, üretim araçlarını, dolayısıyla üretim ilişkilerini ve böylece tüm toplumsal ilişkileri sürekli olarak devrimcileştirmedikçe ayakta kalamaz.” [67]
Kuşkusuz, bugünkü kapitalizm ne kadar gelişirse, gelecekteki toplum için o kadar olgun sosyal faktörler ve koşullar yaratacaktır. Teknolojik devrimin yarattığı maddi medeniyetin gelecekteki toplum için maddi zenginlik sağladığından bahsetmeye gerek yok, kapitalizmin yarattığı manevi medeniyetin de gelecekteki toplum için yararlı unsurlar sağladığından bahsetmeye gerek yok; sadece üretim ilişkileri açısından bakıldığında, yüksek teknolojili ‘in gelişimi, üretici güçlerin gelişimini teşvik etmiş ve bu da üretimin toplumsallaşma derecesinde sürekli bir artışa yol açmıştır.
Bu, üretim araçlarının özel mülkiyet biçimlerinin ve sermaye mülkiyet biçimlerinin toplumsallaşma yönünde gelişmesini gerektirir. Örneğin, hisse sermayesi mülkiyeti ve tüzel kişi sermayesi mülkiyeti, doğası gereği hala ücretli emeğin sermaye tarafından sömürülmesi ilişkisi olsa da ve esasen hala kapitalist özel mülkiyet olsa da, tekelci sermaye özel mülkiyeti, üretim ilişkilerinin kolektifleşmesi ve toplumsallaşması eğilimini içerir. Örneğin, devlet ekonomisi, kooperatif ekonomisi ve ortaklık ekonomisinin gelişimi, esasen hala kapitalist özel mülkiyet olmasına rağmen, yine de belirli bir kolektifleşme ve toplumsallaşma eğilimini yansıtmaktadır. Örneğin, sermaye artı değer sömürüsünü yoğunlaştırırken ve zengin ile yoksul arasındaki uçurumu genişletirken, dağıtımda adalet ile sosyal refah ve evrensel sosyal güvenliği dengeleyen yeni eğilimler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, kurumsal yönetim sistemlerinde ve iş ilişkilerinde, kurumsal karar alma süreçlerine çalışanların katılımı ve çalışanların hisse sahipliği gibi, belirli adalet unsurlarını da barındıran sistemler ortaya çıkmıştır.
Elbette, bazı tekelci kapitalist ülkelerde işçi hisse sahipliğinin yaygınlaşması ve zihinsel emekçilerin oranının artması gibi bir dizi yeni sosyal faktör bugünkü kapitalizm içinde ortaya çıkmış olsa da, bu fenomenler yalnızca kapitalist matris içinde yeni toplumsal oluşum faktörlerinin ortaya çıktığını göstermektedir. Bunlar, kapitalizmde üretim araçlarının mülkiyetinin özel niteliğinin değiştiği anlamına gelmez, ne de kapitalizmin sosyalizme “barışçıl bir şekilde dönüşebileceği” anlamına gelir.
Uluslararası finansal tekelci kapitalizmin, yani yeni bir emperyalizm türünün yeni değişikliklerini ve özelliklerini Marksizm-Leninizm’in bakış açısı, görüşü ve yöntemini kullanarak bilimsel olarak analiz edip anlayıp, doğru Marksist sonuçlara varabilmemiz, sosyalizmin ve komünizmin geleceği, kaderi, yükselişi, düşüşü ve hayatta kalmasıyla doğrudan ilgilidir. Kapitalist politikacılar, ideolojik sözcülerini her zaman, bugünkü kapitalizmin yeni değişikliklerini ve özelliklerini ya kapitalist sistemde köklü bir değişiklik olarak göstererek kapitalizmin sonsuza dek refah içinde yaşayabileceğini ve asla ölmeyeceğini iddia etmek için; ya da kapitalist sistemin kademeli olarak yeni toplumsal faktörlerle yer değiştirebileceğini, kapitalizmin yakında sosyalizme “barışçıl bir şekilde dönüşeceğini” ve kapitalizmin barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşebileceğini veya geçiş yapabileceğini iddia etmek için kullanırlar. Esasen, uluslararası finansal tekelci kapitalizm, yani yeni bir emperyalizm türü, birçok yeni özellik sergilese de, özü temelden değişmemiştir. Uluslararası finansal tekelci kapitalizmin, yani yeni bir emperyalizm türünün yeni değişiklikleri ve özellikleri, bir yandan kapitalizmin hala belirli bir özdenetim kapasitesine sahip olduğunu; kısa vadede yok olmayacağını ve gelişim sürecinde gelecekteki toplum için maddi, kurumsal ve kültürel koşulları daha da biriktireceğini; diğer yandan, kapitalist sistemin sömürücü doğası ve emperyalizmin saldırgan doğası değişmemiştir ve uzun bir gelişim sürecinden geçen ve kaçınılmaz olarak kapitalizmin yerini alan sosyalizmin genel eğilimi değişmemiştir. Uluslararası finansal tekelci kapitalizmdeki bu yeni değişiklikler, kapitalizmin temel yasaları, temel çelişkileri, temel eğilimleri veya temel doğasında değişiklikler yaratmıyor.
Emperyalizmin Bugünkü Yeni Aşamasına Yönelik İki Karşıt Yaklaşım
Bugünkü kapitalizmdeki yeni değişikliklerle ilgili olarak, birbirine zıt iki görüş eğilim vardır: Birinci eğilim bu değişiklikleri göz ardı etmektir; ikinci eğilim ise bu değişiklikleri abartarak, onları kapitalizmin doğasında temel bir değişim olarak tasvir etmek ve yanlış bir şekilde bu değişikliklerin sosyalizmin “barışçıl gelişinin” habercisi olduğunu savunmaktadır. Kapitalizmdeki değişiklikleri aşırı vurgulamak, bunları sosyalist toplumun “barışçıl gelişi” olarak abartma eğilimi, bu değişiklikleri görmezden gelme eğiliminden çok daha fazla ağır basmaktadır.
Kapitalizm, zaman ve değişen koşullarla birlikte sürekli olarak evrim ve değişim geçirmektedir. İkinci Enternasyonal’in revizyonist figürlerinden Bernstein, kapitalizmdeki tarihsel değişikliklere ilişkin son derece hatalı ve Marksist olana aykırı değerlendirmelerde bulunan ilk kişiydi. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında kapitalizm serbest rekabetten tekele doğru kayarken, o kapitalizmin sosyalizme “barışçıl bir şekilde dönüşebileceği” sonucuna vardı; bu da Avrupa komünist partilerinin büyük çoğunluğunun demokratik sosyalizme doğru kaymasına, kapitalizme boyun eğmesine ve uluslararası komünizmde ciddi bir gerilemeye yol açtı. Devamı için Bkz.
Marksist duruşa, bakış açısına ve Marksist yönteme bağlı kalan Lenin, o dönem kapitalizmdeki yeni değişiklikleri bilimsel olarak kavradı ve tekelci kapitalizmin, kapitalist gelişimin en yüksek ve son aşaması olan emperyalizm olduğu sonucuna vardı. Bilimsel sosyalizmi savundu, Rusya’da başarılı Ekim Sosyalist Devrimi’ne öncülük etti ve uluslararası komünist hareketi yeni bir yükselişe taşıdı. 1950’lerde sağcı burjuva akademisyenler, kapitalizmdeki yeni değişiklikleri abartarak bunları kapitalizmin doğasında köklü bir değişiklik olarak tasvir ettiler. Örneğin, Amerikalı akademisyen Adolph Bailey, 1954’te “20. Yüzyılda Kapitalist Devrim” adlı kitabını yayınlayarak, anonim şirketlerin gelişiminin Amerikan burjuvazisinde eski kapitalizmden tamamen farklı bir devrime yol açtığını savundu. [68]
ABD Ticaret Odası Başkanı Eric Johnstone, “Unrestricted America” (Sınırsız Amerika) adlı kitabında “halk kapitalistleri” kavramını ilk kez ortaya attı. [69] Amerikan İşçi Partisi’nin sağcı teorisyeni John Strache, 1956’da “Modern Capitalism” (Modern Kapitalizm) adlı kitabını yayınlayarak, kapitalizmin barışçıl bir şekilde sosyalizme geçeceğini savundu. [70]
Bunun üzerine, bir grup sağcı akademisyen, o dönemdeki kapitalizmin artık sömürücü bir sistem olmadığını ve eski kapitalizmden temelden farklı olduğunu savunarak kitaplar yazdı. Bu akademisyenler, sosyalist ve kapitalist ülkelerin ortak bir modernleşme yolu izleyerek özgürlük ve demokrasiye doğru ilerleyeceğini öne sürerek “yakınsama teorisi”ni savundular. [71]
1970’ler ve 80’lerde, bugünkü kapitalizm bir dizi yeni değişim geçirdi. Gorbaçov, bu değişikliklerin kapitalizmin sosyalist özellikler kazandığını gösterdiğini yanlış bir şekilde değerlendirdi ve kapitalizmin temel doğasının değiştiğini, sosyalizm ve kapitalizmle ilgili Marksist sonuçların ve düşüncelerin modası geçmiş olduğunu iddia etti. Marksizm ve bilimsel sosyalizmi terk ederek sözde “yeni düşünce”yi savundu ve bu da nihayetinde Doğu Avrupa’daki dramatik değişikliklere, Sovyetler Birliği’nin çöküşüne ve uluslararası komünist hareketin gerilemesine yol açtı. Günümüzde, kapitalizmdeki bu yeni değişikliklerle karşı karşıya kalan bazıları, bugünkü kapitalizmin yeni eğilimlerini açıklamaya, kapitalizmin özüne ilişkin anlayışı değiştirmeye ve kapitalizmin “savunucuları” olarak hareket etmeye çalışarak, “halk kapitalizmi”, “sermayen in demokratikleşmesi”, “yeni sanayileşmiş ülkeler” ve “post-sanayi toplum” gibi teorik bakış açıları önermiştir.
Örneğin, bazıları hisse sahibi olan işçilerin kapitalist olduğunu ve daha fazla işçinin hisse sahibi olmasıyla sermayenin halkçı bir karakter kazandığını, böylece “halk kapitalizmi” haline geldiğini savunmaktadır. Gerçekte, hisse sahipliği sistemleri gibi kapitalist üretim ilişkilerinin toplumsallaşmış biçimlerinin ortaya çıkışı, kapitalist özel mülkiyette köklü bir değişiklik değil, üretici güçlerin hızlı gelişmesine karşı burjuvazinin kapitalist üretim ilişkileri kapsamında yaptığı gerekli bir uyum ve ayarlamadır. Deng Xiaoping’in önderliğindeki merkezi liderlik kolektifinin önderliğinde, Çin Komünist Partisi bugünkü kapitalizmdeki yeni değişiklikleri doğru bir şekilde değerlendirmiş, Marksizm ve sosyalizme bağlı kalmış ve Çin özelliklerine sahip sosyalizm yoluna girerek, uluslararası komünist hareketi durgunluktan çıkarmıştır.
Bugünkü Uluslararası tekelci kapitalizmin, yani emperyalizmin yeni biçiminin, emperyalizmin doğasını temelden değiştirip değiştirmediği sorunu
Bugünkü kapitalizm, yani uluslararası finansal tekelci kapitalizm ve yeni bir emperyalizm türü, bir dizi önemli yeni değişim geçirmiş olsa da, bu değişiklikler tekelci kapitalizmi, yani emperyalizmi temelden değiştirmek yerine, onun çelişkilerini, özelliklerini ve özünü yalnızca pekiştirmektedir.
Lenin’in tekelci kapitalizm, yani emperyalizm hakkındaki bilimsel değerlendirmesi hâlâ geçerlidir ve modası geçmemiştir. Lenin’in “Emperyalizm, En Yüksek Teori” adlı eseri, uluslararası finansal tekelci kapitalizmi, yani yeni bir emperyalizm türünü kapsamlı bir şekilde gözlemlememiz ve anlamamız için etkili bir ideolojik silahtır. Brezilyalı akademisyen Marcelo Fernandez, mevcut uluslararası durumun Lenin’in vizyonuna daha yakın olduğunu, emperyalizm kavramının geçerliliğini koruduğunu, tekelci kapitalizmin ana akım olduğunu ve sömürü, mülkiyet, sınıf mücadelesi ve devrimci dönüşümü tanımlamanın en iyi yolunun hâlâ bu olduğunu savunmaktadır. [72]
Lenin, tekelci kapitalizmin tekelci doğasını bilimsel olarak ortaya koyup emperyalizmin kapitalizmin tekelci aşaması, yani en yüksek ve son aşaması olduğu sonucuna varmadan önce, Hobson, Hilferding, Luxemburg, Kautsky, Bukharin ve Kunov gibi pek çok kişi tekelci kapitalizmi, yani emperyalizmi teorik olarak incelemişti. Bunların bazıları Marksist, bazıları ise Marksist değildi. Tekelci kapitalizm, yani emperyalizm üzerine çok yönlü ve çok perspektifli çalışmalar yürütüp bazı değerli görüşler ortaya koymuş olsalar da, genel olarak tekelci kapitalizmin, yani emperyalizmin özünü ortaya koyamadılar; hatta bazıları hatalı değerlendirmelerde bulundular.
Lenin, tekelci kapitalizmin kapsamlı bir analizine dayanarak, tekelci kapitalizmin, yani emperyalizmin özünü ortaya koydu ve tekelci kapitalizme, yani emperyalizme ilişkin özlü ve son derece net bir bilimsel tanım verdi: “Emperyalizm, kapitalizmin tekel aşamasıdır.” [73]
Lenin, emperyalizmin beş temel özelliğini şöyle özetledi: “(1) Üretim ve sermayenin yoğunlaşması o kadar ileri bir düzeye ulaşmıştır ki, ekonomik yaşamda belirleyici bir rol oynayan tekelci örgütler ortaya çıkmıştır; (2) Banka sermayesi ile sanayi sermayesi birleşmiş ve bu ‘finans sermayesi’ temelinde finans oligarşileri oluşmuştur; (3) Emtia ihracatından farklı olan sermaye ihracatı özellikle önem kazanmıştır; (4) Dünyayı bölüşmek için kapitalistlerin uluslararası tekel ittifakları kurulmuştur; (5) En büyük kapitalist güçler, dünya topraklarının bölüşümünü tamamlamıştır. Emperyalizm, tekelci örgütlerin ve finans sermayesinin egemenliğinin kurulduğu, sermaye ihracatının özellikle önem kazandığı, uluslararası tröstlerin dünyayı bölüşmeye başladığı ve en büyük kapitalist ülkelerin dünya topraklarının bölüşümünü tamamladığı aşamaya gelmiş olan kapitalizmdir.” [74]
Emperyalizmin doğası ve özelliklerine ilişkin temel bir analizden yola çıkan Lenin, emperyalizmin dengesiz ekonomik ve siyasi gelişimi, emperyalizmin savaş olması, emperyalizmin proleter sosyalist devrimin arifesi olması ve sosyalist devrimin ilk olarak emperyalist egemenliğin zayıf halkalarında zafer kazanma olasılığı gibi bir dizi yaratıcı Marksizm-Leninizm sonucuna açıkça varmıştır.
Lenin’in emperyalizm tanımı ve özeti güncelliğini yitirmemiştir ve hâlâ uluslararası finansal tekelci kapitalizm, yani yeni bir emperyalizm türü için geçerlidir. Lenin’in özetlediği tekelci kapitalizmin, yani emperyalizmin özü ve özellikleri, uluslararası finansal tekelci kapitalizmde, yani bu yeni emperyalizm türünde temelde değişmemiştir. Bunlar sadece daha belirgin, daha net, daha gelişmiş, daha gizli ve daha kurnazdır; daha açgözlü, daha yozlaşmış, daha saldırgan ve daha ölümcüldür, bu da daha yoğun küresel çelişkiler ve sorunlara yol açmaktadır. Uluslararası finansal tekelci kapitalizm, yani bu yeni emperyalizm türü, birçok yeni değişiklik ve özellik geçirmiş olsa da, bu sadece emperyalizmin içsel temel özelliklerinin aşırıya varan bir şekilde gelişmesidir.
Aynı zamanda, Marksizm ve bilimsel sosyalizm bugünkü dünyanın gerçekliğini giderek daha fazla ortaya koydukça, bu yeni emperyalizmin görünümleri insanlar tarafından daha net görülebilir hale gelmektedir. Bkz.
Birincisi, uluslararası finansal tekelci kapitalizmin tekelci doğası ve özellikleri değişmemiştir; emperyalizmin bu yeni biçimi, tekelleri yalnızca daha yoğun, daha derin ve daha açgözlü hale getirmiştir.
