Deng Xiaoping: ÇKP’nin Kolektif Önderlik ve Çekirdek Lider Kavramı

Çin’in Üçüncü Nesil Önderler Kolektifinin Önündeki Acil Görevler

Deng Xiaoping, 16 Haziran 1989

Komünist Partimiz bundan böyle üçüncü nesil kolektif önderliğini meydana getirmelidir. Tarihsel açıdan, Partimiz, kuruluşundan itibaren 1935’deki Zunyi Toplantısına kadar olan dönemde 14 yıl boyunca olgun bir önderliğe sahip olmamıştır. Chen Duxiu, Qu Quibai, Zhiang Zhogfa, Li Lisan ve Wang Ming yetkin bir merkezi önderlik meydana getirememişlerdir.

Ancak 1935’teki Zunyi Toplantısı’nın ardından, Partimizde olgun bir kolektif önderlik şekillenmeye başlamıştır. Söz konusu önderlik Mao (Zedung), Liu (Shaoqi), Zhou (Enlai), Zhu (De) ve Ren Bishi isimli yoldaşlardan oluşmuştu. Yoldaş Ren Bishi’nin vefatının ardından, Yoldaş Chen Yun bu önderlik kolektifine dâhil olmuştu.1956’daki Sekizinci Ulusal Parti Kongresi’nde, Merkez Komitesi, Mao, Liu, Zhou, Zhu, Chen ve Deng yoldaşlardan oluşan bir MK Daimi Komitesi meydana getirmiştir. İlerleyen süreçte, Lin Biao Daimi Komite’ye dâhil olmuştur. Bu kolektif önderlik, 1966’daki “Kültür Devrimi”ne dek yoluna devam etmiştir.

“Kültür Devrimi” öncesindeki uzun tarihsel süreçte, Partimiz hangi hataları yapmış olursa olsun ve önderliğin kompozisyonunda hangi personel değişiklikleri gerçekleşirse gerçekleşsin, çekirdeğini Yoldaş Mao Zedung’un oluşturduğu kolektif önderlik varlığını korumuştur. Bu kolektif partimizdeki birinci nesil kolektif önderlikti.

1978’deki On Birinci Merkez Komitesinin Üçüncü Tam Katılımlı Toplantısı’nda, Parti yeni bir kolektif önderlik—ikinci nesil kolektif önderliği—meydana getirdi. Pratikte bu önderlik içerisinde şahsım merkezi bir konumda yer almaktadır. Bu kolektif önderliğin meydana getirilmesinden bu yana halefimi belirleme çabasındayım. Seçmiş olduğum ve yeni kolektif önderliğin merkezini oluşturmasını beklediğim haleflerden hiçbiri mevkilerinde uzun bir süre kalamamışlardır, fakat o sıralar görevlerindeki başarıları ve ulaşmış oldukları politik ve ideolojik seviye bakımından, bu kişiler önümdeki seçeneklerin en isabetli olanlarıydı. Ayrıca insanlar da değişebilmektedir.

Kolektif önderliğin bir çekirdeği olmalıdır; bir çekirdek olmaksızın, hiçbir önderlik yeterince kuvvetli sayılamaz. İlk nesil kolektif önderliğimizin çekirdeği Başkan Mao idi. Bu çekirdek sayesinde, “Kültür Devrimi” Komünist Partimizin belini bükememiştir. Şahsım ise fiilen ikinci neslin çekirdeğini teşkil etmektedir. Bu çekirdek sayesinde, son gelişmelerde merkez olarak düşündüğümüz önderlerimizin ikisini birbiri ardından değiştirmiş olmamıza rağmen, Parti önderliği bu durumdan etkilenmediği gibi, istikrarını korumuştur.

* Hu Yao Bang 1987 yılında ve Zhao Ziyang 1989 yılında bu yıllarda oluşan burjuva liberalizmine karşı gerekli kararlı tutumu alamadıkları için görevden ayrılmak zorunda kalmışlardı.

Üçüncü nesil kolektif önderliğin de bir çekirdeği olmalıdır; burada hazır bulunan tüm yoldaşlar bu zaruretin farkında olmalı ve bu zaruret doğrultusunda hareket etmelidirler. Çekirdeğin muhafazasına çabalamalısınız—Yoldaş Jiang Zemin, sizin de benimsemiş olduğunuz gibi, işe başladığı ilk günden itibaren, yeni Merkez Komitesi Daimi Komitenin bu kolektif önderliğin ve çekirdeğin meydana getirilip muhafaza edilmesine yoğunlaşmalıdır.

Sağlam bir Siyasi Büro’ya ve sağlam bir Daimi Komite’ye sahip olduğumuz müddetçe ve bu Merkez Komite birlik halinde olduğu ve ülkenin inşasında sergilediği gayretle ve yolsuzlukla mücadelesiyle örnek teşkil ettiği müddetçe her türlü güçlük karşısında dimdik ayakta durabilir. Başımızdan geçen son olay işçi sınıfının, köylülerin ve Kurtuluş Ordusu’nun yanı sıra işçi sınıfının birer parçası olan aydınların güvenilir olduklarını göstermiştir. Ancak eğer merkezi önderlik içerisinde ayrışmalar yaşanmış olsaydı, bu sınavdan başarıyla geçmemiz söz konusu olamazdı. Bu birlik son derece hayatiydi. Ülkenin, Parti’nin ve halkın kaderi, yukarıda tanımlamış olduğum biçimde güçlü kolektif önderliğin ellerindedir.

Emektar yoldaşlardan Li Peng ve Yao Yilin’e, yeni önderlerin düzenli bir yöntem dâhilinde faaliyete geçmesi halinde, sizlerin işleriniz üzerinde kafa yormayı, veya işlerinize müdahalede bulunmayı keseceğimi anlattım. Ayrıca, bunun politik rolümün gereği olan bir karar olduğunu da ekledim. Şüphesiz, bana danışmak istediğinizde, sizleri yüzüstü bırakmayacağım, ancak bu eskisi gibi bir nitelik taşımayacaktır.

Yeni Siyasi Büro’nun ve yeni Daimi Komitenin kurulmasının ardından, bu yapıların benim herhangi bir özel role sahip olmayacağımı dile getireceklerini ve ilan edeceklerini umuyorum. Neden? Alçakgönüllü olduğumdan falan değil. Fakat şu an itibariyle üzerimde gereğinden fazla bir yük olursa, ne ülke, ne de Parti için iyi olmayacağı gibi, bir süre sonra tehlike dahi yaratabilir. Pek çok ülke, Çin politikalarını şahsımın hastalanması veya ölümü üzerine kuruyor. Uzun yıllardır bu durumun farkındayım. Bir ülkenin kaderini, bir ya da birkaç kişinin saygınlığına bağlaması hiç de sağlıklı bir tercih değildir. Bir şey olmadığı takdirde sorun yok; fakat bir şey olursa durumun kontrolünü sağlayabilmek güç olur.

Yeni önder grubun biçimlenmesiyle beraber, hatanızla doğrunuzla, her şeyin sorumlusu sizler olmalısınız. Bu tarz, yani bağımsız halde iş görebilmeniz en iyisidir, çünkü yeni kolektif önderlik kendini dizginleyebilecektir. Her şeye rağmen, bizim eski tarzımız pek de başarılı sayılamaz. 85 yaşındayım ve bu ilerlemiş yaşımda hakkımda neyin daha uygun olduğunu bilmem gerekir. Benim asıl kaygım ülkenin genel çıkarıdır. Bir kişinin varlığı ülkedeki istikrarı ve sağlam kalkınmayı ters etkiliyorsa, bu bir problem yaratacaktır. Yapabileceğim bir şey varsa, kıyısından yardımcı olmanın ötesinde bir katkıya hazırım, fakat asla resmi bir unvan almamalıyım.

Parti önderliğini savunma

Bu olay göstermiştir ki, hayati mesele sosyalist yolda ilerlemeye devam etme ve sosyalizmin inşasında Partinin önderliğini savunma meselesidir. Batılı emperyalistler sosyalist ülkelerin tümünü sosyalist yoldan alıkoymaya, bunları uluslararası tekelci sermayenin hakimiyeti altına almaya ve kapitalist yola çekmeye çabalıyorlar. Bu gerici akım karşısında kesin bir duruş sergilemeliyiz. Çünkü, sosyalizmi savunmadığımız takdirde, en iyi ihtimalle diğer ülkelerin bağımlısı olan bağımlı bir ülke haline geliriz ve gelişmemiz daha da güçleşecektir. Uluslararası piyasa zaten onlar tarafından tutulmuştur ve bizim buraya girişimiz daha da zor olacaktır. Sadece sosyalizm Çin için kurtuluş olabilir ve Çin’i sadece sosyalizm geliştirebilir.

Bu bağlamda, son isyan önümüze ışık tutmuştur; önemi bizi daha temkinli kılmasıdır. Sosyalist yolu takip etmedikçe, Çin’in geleceği karanlıktır. Çin yoksul bir ülkedir ve insanlar neden Çin’e Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği ile beraber düşünüp dünyadaki “büyük üçgen”in bir parçası gözüyle bakıyorlar? Çünkü, Çin bağımsız bir ülkedir. Neden bağımsızız diyoruz? Çünkü kendi ülkemizin koşullarına uyumlu bir sosyalizmin inşasına uğraşıyoruz. Aksi takdirde, ya Amerikalıların, ya diğer kalkınmış ülkelerin, ya da Sovyetler Birliği’nin iradesi çizgisinde hareket etmek zorunda kalırız. O halde hangi bağımsızlıktan bahsedebiliriz? Şu anda, dünya çapında özellikle batılı medya üzerimize baskı uygulamakta; bunu soğukkanlılıkla karşılamalı, provokasyona gelmemeliyiz. Her ne olursa olsun, kendi meselelerimizi layıkıyla idare etmeliyiz; bu olay hatalarımızı yeterince orta yere sermiştir! Hatalarımızın olduğu doğrudur. Ve hiç de ufak sayılmazlar.

Şimdi ise, hemen yakın gelecekte yapmamız gerekenler üzerinde konuşmak istiyorum. İsyanın tamamen bastırılmasını bekleyemeyiz. Bir yandan bu yönde çaba harcamalı, diğer yandan da yaptığımız hataları belirlemeli, bunları düzeltmenin yollarını bulmalı ve acil problemleri belirlemeliyiz. Her şeyi bir kerede ele almalıyız. Bugün piyasa ve planlama benzeri teorik niteliği olan bir mesele üzerine tartışmayla işe başlarsak, istikrarın teminine bir faydası olmayacağı gibi, üstüne üstlük bekleyen işlerimize yoğunlaşmamızı erteleyecektir. Şu an itibariyle halkı tatmine yönelik bir dizi işi halletme üzerine yoğunlaşmalıyız. Bu arada da ilerlememizin önünü kesen problemlere süratle eğilmeliyiz. İlk olarak, ekonomik gelişmenin hızı kesilmemelidir. Mümkün olan en yüksek büyüme oranını yakalayabilmek için var gücümüzle çalışmalıyız. Kuşkusuz, bu oran işin başında planlamış olduğumuz kadar yüksek olmamalıdır. Hâlihazırda, temel problem temel sanayilerimizin zayıf olması ve yeterli miktarda elektriğimizin, ham ve mamul maddelerimizin bulunmayışıdır. Dahası, küçük işletmeler büyüklere ayrılmış olan maddeleri bitirdiler. Neticede, devlet büyük kayıplara uğradı. Bu sefer ekonomik yavaşlama meselesine değindiğimizde, acil problemleri belirlemeli ve duraksamaksızın çözmeliyiz. Duraksama gecikmeye yol açar. Doğruluğundan emin olduğumuz ne varsa ortaya koymalı ve pratiğe geçirmeliyiz, bu da gelişimimize katkı sunar. Önümüzdeki on bir buçuk yılda 2000 yılına kadar ekonomiyi dengeli bir hızda büyütmeye çabalamalıyız. GSMH’yi reel temelde ikiye katladığımızda, insanlar ülkemizin ve sosyalizm davamızın serpildiğini göreceklerdir. Merkez Komitesi ve Devlet Konseyi yetkin ve otorite sahibi olmalıdır. Otoritesiz nasıl iş görebilirler ki?

21. yüzyılın ilk 50 yılı

Gelecek yüzyılın ilk 50 yılı için gelişme stratejisi ve programı üzerinde çalışacak, özellikle de temel sanayilerin, iletişimin ve ulaşımın geliştirilmesi için bir plan üretebilecek bir organ tesis edilmelidir. Sürekli ve sürdürülebilir bir gelişimin teminine yönelik önlemler alınmalıdır. Daha önce de dile getirmiş olduğum üzere, bu son olayın ardından, geçmişimizi nesnel bir biçimde gözden geçirip, geleceğimizi göz önünde bulundurmamız halinde, ülkemiz sadece daha iyi ve daha istikrarlı değil, aynı zamanda daha da süratli gelişecektir. Yaşanan şerden bir hayır çıkartmak elimizdedir. Söz konusu planlama organı, aynı zamanda, nihai olarak bilimin yardımıyla çözümlenebilecek olan tarım probleminin de üzerinde çalışmalıdır. Bilim olağanüstü bir alandır ve bilimin önemini kavramalıyız.

İkincisi, halkı tatmine yönelik bir dizi işi halletmeliyiz. Öncelikli olarak iki iş bulunmaktadır: Biri reformun ve dış dünyaya açılmanın daha cesaretle yürütülmesi, diğeri ise yolsuzluğu cezalandırmak üzere süratle harekete geçmektir.

Dış dünyaya açılma ile ilgili işler esas olarak Devlet Konseyi eliyle yapılmalıdır. Konsey, dünyada olabildiğince geniş bir coğrafyaya açılma kararlılığında olmalıdır; bunun için gereken cesareti sergilemelidir. Genel anlamda, işletmeler dışa açılma sürecinde kârlarının az olmasına bakmamalı ve mali kayıplar vermekten ürkmemelidir, başlangıçta kayıplar olabilir. Uzun vadeli çıkarlarımız dâhilinde yararlı olabilecek şeyleri gerçekleştirmeye hazırlıklı olmalıdırlar. Devlet Konseyi reform ve dışa açılmanın pekiştirilmesi için daha fazla çabalamalıdır. Yabancı sermaye içeren ortaklıklar kurulmalı ve belirli yerellere özel ekonomi bölgeleri kurma izni verilmelidir. Daha fazla dış sermayeyi yurda çekebilirsek, yabancı işadamları kadar, bizler de bundan çıkar sağlayacağız. Örneğin, vergi toplayabiliriz, yabancı fonlu işletmelere profesyonel hizmetler vererek kazanç sağlayabiliriz ve buradan edindiğimiz deneyim ile kendi başımıza bir dizi kârlı işletme kurabiliriz. Bu sayede ekonomimiz güçlendirilecektir.

Yabancılar tekrar kapılarımızın ardına çekileceğimizden- kapanacağımızdan – ürküyorlarsa, reform ve dış dünyaya açılma politikalarımızın değişmeyeceğine, tersine daha da ilerletileceğini ortaya koyacak işler yapmalıyız ve onlara bunu açıkça göstermeliyiz. Bu dönemde politik yeniden yapılanmamızın en yüksek hedefi çevre-bölgemizin istikrarını korumaktır. Amerikalılara Çin’in ertelenemez ve vazgeçilmez çıkarının istikrar olduğunu anlattım. Dört Temel* İlke’yi savunan konumumuzdan asla geri adım atmadık. Amerikalıların eleştirileri ve söylentileri hikâyedir. Kabarık sayıda memurun çalıştığı devlet örgütlerinin küçültülmesi ve hukuk sisteminin güçlendirilmesi yaptığımız reformun bileşenlerindendir.

* Dört Temel İlke; Çin’deki Marksistlerin Reform ve Dışa Dünyaya Açılma Stratejisi ile birlikte özellikle parti üyeleri için getirdikleri yeni bir politikadır.

Dört temel ilke

Bu politikaya göre reformları yürütülürken partililer daima dört temel ilkeyi göz önünde bulundurulmalı ve bu ilkelere göre davranılmalıdır, bu dört ilke şöyle tanımlanmıştır, Sosyalist yola bağlı kalmak, Halkın demokratik diktatörlüğü devlet sistemine bağlı kalmak, Sosyalizmin inşasında partinin önderliği ilkesine bağlı kalmak, Marksizm-Leninizm ve Mao Zedung Düşüncesi ideolojisine bağlı kalmak.

Yolsuzluğun sıkı bir biçimde cezalandırılmasına gelince, asgari on ya da yirmi davayı kamuoyunun gözü önünde ve vakit geçirmeksizin ele almalıyız. Bu son olaylarda reform ve dış dünyaya açılma aleyhinde hiç bir slogana rastlanmadığı halde, dillerde en sık dolaşan sloganlardan biri yolsuzlukla mücadele talebiydi. Kuşkusuz, belli kişiler bu sloganı insanları baştan çıkarmanın bahanesi olarak kullanmışlardır. Fakat, kendi hesabımıza, yolsuzluğu cezalandırmadığımız takdirde, özellikle de üst düzey Parti önderleri arasında bunu yapmazsak, Parti’yi rayına oturtma ve stratejik hedeflerimize ulaşma noktalarında başarısızlığa uğrama riskiyle karşı karşıya kalırız. Yeni önderler kolektifi, her şeyden önce, Parti’yi rayına oturtma çabalarımızın önemli bir parçası olan bu probleme iyice eğilme yoluna gitmeliler. Ülkeyi inşaya bunca emek harcarken, bazı insanların yolsuzluktan çıkar sağlamalarına nasıl göz yumulabilir? Özellikle bu meseleyi tartışma masasına yatıracağınızı umarım.

Reformu ve dış dünyaya açılmayı yürütürken, aynı zamanda da yolsuzluğu cezalandırmaktayız. İnsanlar bu iki noktanın kesiştiğini gördükleri vakit, politikalarımızı daha net kavrayacaklar ve desteklerini esirgemeyeceklerdir.

İsyanı tam olarak bastırmalıyız

Üçüncüsü, isyanı tam olarak bastırmalıyız. Bu olay, Çin’deki bütün yasadışı örgütleri açığa çıkarmak için bulunmaz bir fırsattır; bu da olumlu bir gelişmedir. Olayı doğru biçimde ele alacak olursak, büyük bir zafer kazanmış olacağız. En yüz kızartıcı suçların müsebbibi olan kimselere karşı asla yumuşak davranmamalıyız. Kuşkusuz, doğru ile yanlışı ve daha ciddi ve daha az ciddi olan suçlar arasında bir ayrıma gidebilme başarısını gösterebilmeliyiz. Bir suçu veya hatayı ele alırken olgulardan yola çıkmalı, hukuku temel bir ölçüt olarak ele almalı ve suçunu itiraf edenlere karşı affedici, itiraf etmeyenlere karşıysa acımasız davranma ihtiyacında olmalıyız. Söz konusu politikalarımızla uyuştukları sürece, suçla mücadelede başkaca özel politikalar da geliştirebiliriz. çeşitlendirilebilir.

Az önce çerçevesini çizmiş olduğum üç hususu hayata geçirmeye yoğunlaşacağınız umudundayım. Bir nokta daha: Daimi Komite’deki yoldaşlar Parti inşası işi üzerinde gözlerini dört açmalılar. Bugün Parti’yi rayına oturtmanın tam sırasıdır, gecikmeye tahammül edilemez.

Bkz. Çağdaş Çin’in Mimarı Deng Xiaoping: https://canutyayinevi.com/urun/cagdas-cinin-mimari-deng-xiaoping/

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir