Diyalektiği Çalışmalarımıza Uygularken Dikkat Edilmesi Gereken Sorunlar

Prof. Sun Zhengyu, Jilin Üniversitesi Diyalektik Araştırmaları Merkezi

Derleyen Cem Kızılçeç

Bu metin Xi Jinping ve Siyasi Bürodaki çalışma arkadaşlarına 2015 ylınıda verilen bir kolektif eğitim seminerinden derlenmiştir.

Materyalist Diyalektiğin Pratikte Uygulanması

    Lenin, “diyalektiğin özünün birin (birliğin) iki parçaya bölünmesi ve çelişen parçaların kavranması ve görülmesi” olduğunu belirtmiş ve karşıtların birliği yasasının diyalektik materyalizmin özü ve merkezi çekirdeği olduğunu ifade etmiştir. Bu görüş, diyalektiğin teorik sistemini, çelişki teorisinin statüsünü ve rolünü ve çelişki analizi yönteminin sorunları analiz etmek ve çözmek için bilinçli bir şekilde uygulanmasını derinlemesine anlamamız ve kavramamız için doğru ideolojik bir rehber sağlamaktadır.

      Karşıtların birliği yasası, diyalektik sistemde birkaç nedenden dolayı merkezi bir konumdadır. Birincisi, bu yasa şeylerin hareketinin ve gelişiminin kaynağını, gelişimin itici gücünü ve özünü ortaya koyar. Doğada, tüm maddi şeylerin hareketi karşıtların mücadelesiyle değişir ve gelişir. Benzer şekilde, insanlık tarihinin ilerlemesi ve gelişimi, içsel çelişkilerden -üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki çelişkili hareketten- kaynaklanır. Başka bir deyişle, her şeyin gelişimi, şeylerin çelişkili hareketine dayanır.

      İkincisi, karşıtların birliği yasası, bize diyalektiğin diğer temel yasalarını ve kategorilerini anlamak için bir “altın anahtar” sağlar. Bu, diyalektiğin diğer yasalarıyla paralel veya yan yana değildir. Niceliğin niteliğe dönüşümü, olumsuzlamanın olumsuzlanması, olgu ve öz, sebep ve sonuç, rastlantı ve zorunluluk gibi diyalektiğin diğer yasaları ve kategorileri nihayetinde zıtların birliği yasasına tabidir; bunların hepsi bu temel yasanın tezahürleri ve açılımlarıdır.

      Marx, Kapital‘in önsözünde şöyle yazmıştı: “Ekonomik biçimlerin (formların) analizinde ne mikroskop kullanılabilir ne de kimyasal ayıraçlar. Her ikisinin yerini soyutlama gücü almalıdır.” “Soyutlama gücü”, nesnelerin çelişkili hareketini kavramak ve analiz etmek için kavramları ve kategorileri kullanan teorik düşünmedir. Teorik düşünme, toplumsal olguları analiz etmede ve toplumsal sorunları çözmede son derece büyük bir pratik ve gerçek öneme sahiptir.

      Materyalist diyalektiğin düşünme biçimini ve temel kategorilerini kullanmak, sorunları çelişki bakış açısıyla analiz etmektir.

       “Çelişki” soyut değil, somuttur. Nesnelerin çelişkilerini kavramak ve analiz etmek için, öncelikle çelişkiyi oluşturan “bağlantı halkalarını” yakalamak ve somut bir karşıtların birliği bütününü oluşturmak gerekir. Son dönemde Genel Sekreter Xi Jinping, çeşitli “bağlantı halkaları” üzerinden ülkemizin geleceğini ve kaderini ilgilendiren bir dizi önemli sorunu ortaya koymuş ve analiz etmiştir: Reform ve dışa açılma öncesi ve sonrası iki dönemin değerlendirilmesi sorununda “iki dönemin de birbirini yadsıyamayacağı” ilkesinin nasıl sağlanacağı; kapsamlı reform ve dışa açılma sorununun kavranmasında, zihinleri özgürleştirmek ile hakikati olguların ardında arama arasındaki ilişkinin, bütünsel ilerleme ile kilit noktalarda atılım yapma arasındaki ilişkinin, üst düzey tasarım ile taşları yoklayarak nehri geçme arasındaki ilişkinin, cesaretin büyük olması ile adımların sağlam olması arasındaki ilişkinin, reform, kalkınma ve istikrar arasındaki ilişkinin nasıl doğru ele alınacağı; önderlik sanatında, durumu netleştirme temelinde, nasıl kapsayıcı bir planlama yapılacağı, genel dengenin nasıl kurulacağı, kilit noktaların nasıl öne çıkarılacağı ve genel durumun nasıl yönlendirileceği gibi. Çelişen iki tarafı belirli “bağlantı halkaları” üzerinden kavramak, somut sorunların somut analizini yapmaktan ibaret olan diyalektiğin yaşayan ruhunu somutlaştırır.

      Sorunları çelişki bakış açısıyla analiz ederken en önemli şey, materyalist diyalektiğin “iki nokta teorisini” ve kilit nokta teorisini” kavramak ve uygulamaktır.

      Nesnel şeylerin içerdiği çok sayıda çelişme içinde pek çok çelişki bir arada bulunur, ancak bunların içinde mutlaka bir tanesi baş çelişkidir.

      “Bu baş çelişki, kavranıldığı takdirde sorunlar kolaylıkla çözülebilir.” Aynı zamanda “çelişen iki yönden biri mutlaka ana veya başat yöndür, diğeri ise ikincil yöndür”. “Bir şeyin niteliğini, esas olarak, egemen duruma geçen çelişkinin ana yönü belirler.”

      Birincisi çok sayıdaki çelişki içinden tüm düşünce gücümüzle baş çelişkiyi bulup çıkarmak, ikincisi çelişen iki taraf içinden tüm çabayla çelişkinin ana yönünü yakalamak; işte bu, “iki nokta” içinden hangisinin kilit nokta teorisidir”. Pratik çalışmalarda “iki nokta teorisine” ve kilit nokta teorisine” bağlı kaldığımızda kilit noktalar yakalanabilir, zorluklar aşılabilir ve genel duruma hâkim olunabilir.

      Örneğin adalet ve verimlilik ilişkisini ele alırken, ne sadece verimliliği vurgulayıp adaleti göz ardı edebiliriz ne de sadece adaleti vurgulayıp verimliliği göz ardı edebiliriz. İşte bu “iki nokta teorisidir”, değerlendirmelerimizde çelişmenin iki yanını da göz önünde bulundurmalıyız; yani bütünü görmeliyiz. Kilit nokta teorisi ise iki yandan hangisine odaklanmamız gerektiğini   bulmaktır. Ekonomik ve toplumsal gelişimin farklı aşamalarına göre, toplumun baş çelişkisi ile baş çelişkisinin dışavurum biçimlerinde meydana gelen değişime göre, bazı durumlarda verimliliğe odaklanıp onu kilit nokta olarak ele alabiliriz, fakat bu kilit noktaya (verimliliğe) odaklanırken bu noktaya ağırlık verirken diğer noktayı unutmamalıyız.

      Kapsamlı nitelik gösteren önemli reformların derinleştirilmesi sürecinde; denge ile dengesizlik çelişkisi, kalkınma ile yeniden kalkınma çelişkisi, ilerleme ile ödenecek bedel çelişkisi, verimlilik ile adalet çelişkisi sürecin başından sonuna kadar varlığını sürdürür.

       “Dünyada mutlak anlamda dengeli gelişen hiçbir şey yoktur.”

      Herhangi bir şeyin herhangi bir aşamasında denge ile dengesizlik çelişkisi mevcuttur; bir aşamada dengeli kalkınma yürütüp başka bir aşamada dengesiz kalkınma yürütmek diye bir şey söz konusu değildir. Denge ile dengesizlik çelişkisini ele almanın anahtarı, kapsayıcı bir planlama yapmaktır. Kapsayıcı planlamaya bağlı kalmak; materyalist diyalektiğin evrensel bağlantı bakış açısına sadık kalmayı, bütünü temel almayı, genel duruma hâkim olmayı, koordineli planlama yapmayı ve bütünsel işlev ile fayda sağlamanın en iyi çözümünü aramaya çabalamayı gerektirir.

      Herhangi bir şeyin gelişimi yalnızca sistematik bir niteliğe sahip değil, aynı zamanda süreçsel bir niteliğe de sahiptir; bu da kalkınma ile yeniden kalkınma çelişkisini oluşturur. Şeylerin gelişimi her zaman olasılıktan gerçekliğe dönüşür, bugünden geleceğe doğru ilerler. Mevcut gerçeklikteki kalkınma gelecekteki yeniden kalkınmayı belirlerken; gelecekteki yeniden kalkınma da mevcut gerçeklikteki kalkınmanın zorunlu trendi olarak bizzat bu gerçek kalkınmayı belirler. Bu durum, hem mevcut gerçek kalkınmanın durumuna göre gelecekteki yeniden kalkınmanın tasarlanmasını, hem de gelecekteki kalkınma hedefleri ve kalkınma stratejilerine göre mevcut gerçek kalkınmanın düşünce yapısı ile mekanizmalarının düzenlenmesini gerektirir.

      Tarih kendi ilerlemesini her zaman bir tür gerileme biçiminde gerçekleştirir; tek yanlılık tarihsel gelişimin bir biçimidir. İşte bu, kalkınma sürecindeki ilerleme ile ilerleme için ödenecek bedel arasındaki çelişkidir. Kalkınma sürecindeki her ilerleme, belirli bir bedel ödenmesi ön koşuluna dayanır. En küçük bedelle en büyük ilerlemeyi elde etmek için; pratiğe girmeden önce bedelin bilimsel olarak öngörülmesi, pratik sırasında bedelin etkin bir şekilde kontrol edilmesi ve pratikten sonra bedelin aktif bir şekilde telafi edilmesi gerekir. “Cesaretin büyük olması, adımların sağlam olması” ilkesi, kalkınma sürecindeki ilerleme ile ödenecek bedel arasındaki çelişkili ilişkinin derinlemesine anlaşıldığını ve pratik düzeyde kavrandığını yansıtır.

      Toplumsal gelişimde, özellikle de büyük ve kapsamlı reformların derinleştirilmesi sürecinde, verimlilik ile adalet her zaman önemli bir çelişki çiftidir.

      Verimlilik, insanın pratik faaliyetleriyle gerçekleştirdiği medeniyet ilerlemesinin temel göstergesidir; insanın medeniyet ilerlemesini sağlamak için kaynakları kontrol etmesinin ve tahsis etmesinin somut bir yansımasıdır.

      Adalet ise toplum üyelerinin, oluşturulan medeniyet ilerlemesinden eşit hak ve çıkarlarla faydalanmasıdır. Çıkar ilişkilerindeki adalet, pratik öznesinin özerkliğini, inisiyatifini ve yaratıcılığını doğrudan etkiler; adalete dayalı olarak medeniyetin kazanımlarından faydalanmanın maddi temeli ancak verimliliğin sürekli artırılmasıyla sağlanabilir. Kalkınmanın adil olması ve akılcılığı, verimlilik ile adaletin diyalektik birliğinde yatar. Reformun odak noktası, bir yandan toplum üyelerinin medeniyet kazanımlarından eşit bir şekilde yararlanma adaletini sağlamak, diğer yandan da toplumun genel gelişimini teşvik etmek için toplum üyelerinin inisiyatifini ve yaratıcılığını sergilemelerini sağlamaktır.

      Adalet, doğruluk ve eşitlik, ortalamacılık (mutlak eşitlikçilik) demek değildir. Dünyada hiçbir zaman mutlak eşitlik var olmamıştır. Eşitlik, her zaman eşitsizliği değiştiren bir varoluş biçimidir. Süreç eşitliği ve fırsat eşitliğinin sağlanması temelinde esasa ilişkin (substantial/ gerçek/temelsel) eşitliği teşvik etmek, kapsamlı reformların derinleştirilmesinin temel görevidir.

      2. Materyalist Diyalektiğin Temel Kategorilerini Uygularken Dikkat Edilmesi Gereken Bazı Sorunlar

      Materyalist diyalektiğin temel kategorileri, insanların pratik sorunları analiz etmek ve üzerine düşünmek için kullandıkları düşünsel araçlardır. Bu temel kategorileri pratikte uygularken, onları gelişme yasalarıyla bağlantılı olarak kavramak, diyalektik bakış açısına sadık kalmak ve somut sorunların somut analizini yapmakta ısrar etmek gerekir.

      Birincisi, temel kategorileri gelişme yasalarıyla bağlantılı olarak kavramak gerekir; temel yasalar ile temel kategoriler birbirinden koparılamaz.

       Materyalist diyalektiğin karşıtların birliği yasası, niceliksel ve niteliksel değişimlerin karşılıklı dönüşümü yasası ve yadsımanın yadsınması yasası, temel kategorilerle karşılıklı olarak bağlantılıdır, birbirlerini kapsarlar ve birbirlerine nüfuz ederler.

      Örneğin, neden ve sonuç kategori çiftini kavrar ve uygularken, bunların karşıtların birliği ilişkisi içinde olduğunu görmek, nedenden sonuca giden sürecin niceliksel değişimden niteliksel değişime uzanan bir süreci barındırdığını görmek ve bu sürecin yadsımanın yadsınmasından oluşan dolambaçlı ve karmaşık bir süreç olduğunu görmek gerekir.

      Başka bir örnek vermek gerekirse, tarihsel gelişimde yadsımanın yadsınması yasası kendini tam da bir dizi rastlantı ile zorunluluk, olasılık ile gerçeklik aracılığıyla gösterir. Tarihin genel gidişatı dolambaçlıdır, ancak yeni şeylerin eski şeylerin yerini alması şeklindeki temel yön asla değişmez.

      İkincisi, temel kategorileri diyalektik bir bakış açısıyla kavramak gerekir; materyalist diyalektiğin temel kategorileri dondurulup kalıplaştırılamaz (formülleştirilemez).

      Engels’in belirttiği gibi, eğer diyalektik “herhangi bir konuya giydirilebilecek kalıplaşmış bir formül”, “düşünce ve pozitif bilgi eksikliği olduğunda arayı doldurmak için kullanılacak bir kelime ve alıntı dağarcığı” olarak görülürse, diyalektik yaşama gücünü yitirir.

      Nesnel şeyler çelişkilerle doludur; gerçek diyalektik bizzat araştırma nesnesinin karmaşıklığını analiz etmeli ve temel kategorileri esnek ve somut bir şekilde uygulamalıdır. Temel kategorileri diyalektik bakış açısıyla kavramak için, iki kutuplu karşıtlık şeklindeki, “ya o ya bu” diyen metafizik düşünme biçimi mutlaka aşılmalıdır.

      Örneğin, biçim ve içerik kategori çifti, “ya o ya bu” düşüncesiyle anlaşılamaz ve kavranamaz. Bir sanat eserinin iyi bir sanatsal biçimi yoksa, düşünsel içeriği ne kadar iyi olursa olsun o bir şaheser sayılamaz. Aksine, eğer sadece sanatsal biçimin şatafatı peşinde koşulur ve derin bir düşünsel içerik barındırmazsa, böyle bir eserin ruhu olmaz, insanları derinden etkilemesi zordur ve birinci sınıf bir eser sayılamaz.

      Üçüncüsü, temel kategorileri somut bir şekilde kavramakta ısrar etmek gerekir; somut analizin yerine soyut kavramlar konulamaz.

      Lenin şöyle belirtir: “Marksizmin en temel unsuru, Marksizmin yaşayan ruhu; somut koşulların somut tahlilini yapmaktır.” Gerçekliğin bizzat kendisi son derece karmaşıktır; şeyler yalnızca karmaşık fenomenler/olgular olarak tezahür etmez, aynı zamanda kendi varlıklarını belirleyen bir öze de sahiptirler; yalnızca kendilerini ifade eden biçimleri değil, aynı zamanda kendilerini oluşturan içerikleri de vardır; yalnızca kendi içlerinde var olan içsel nedenleri değil, dışsal nedenleri de barındırırlar; yalnızca evrenselliği içermez, tikelliği (özgüllüğü) de sergilerler. Bu nedenle, nesneleri kavramak için temel kategorileri uygularken, nesnelerin durumu somut olarak analiz edilmelidir.

      Temel kategorileri somut olarak kavrarken, “iki nokta teorisi” ile “kilit nokta teorisinin” birliğine bağlı kalınmalıdır; çok sayıdaki çelişki içinden tüm araştırma gücümüzle baş çelişkiyi bulup çıkarmak ve çelişen iki taraf içinden tüm çabayla çelişkinin ana yönünü yakalamak gerekir.

      Örneğin adalet ve verimlilik ilişkisini ele alırken, ne sadece verimliliği vurgulayıp adaleti göz ardı edebiliriz ne de sadece adaleti vurgulayıp verimliliği göz ardı edebiliriz  İşte bu iki nokta teorisidir, değerlendirmelerimizde çelişmenin iki yanını da göz önünde bulundurmalıyız. Ekonomik ve toplumsal gelişimin farklı aşamalarına göre, toplumun baş çelişkisi ile baş çelişkisinin dışavurum biçimlerinde meydana gelen değişime göre, bazı durumlarda verimliliğe odaklanıp onu kilit nokta olarak ele alabiliriz, fakat bu kilit noktaya (verimliliğe) odaklanırken bu noktaya ağırlık verirken diğer noktayı unutmamalıyız.

      Not: Burada tartıştığımız baş çelişme kavramı ile toplumun baş çelişmesi kavramı karıştırılmamalıdır. Bir toplumun baş çelişmesi ülkenin iç ve dış ekonomik-sosyal-tarihsel değerlendirmesi sonucu keşfedilir: bu değerlendirme en önemli çelişmelerin durumunu ve bunlar içinde hangisinin en önemli olduğunun keşfedilmesidir. Toplumun baş çelişmesi sabit değildir; dünyada içinde bulunulan çağa ve ülkenin içinde bulunduğu en büyük soruna göre değişir. Kısaca, baş çelişme  toplumun o anki en acil yarasıdır. Verimlilik ve adalet ise bu yarayı sarmak için kullandığımız iki ilaçtır; hangi ilaca daha çok ihtiyaç varsa, o dönem o “odak noktası” olur. Örneğin üretim araçlarının tekelci kapitalist özel mülkiyeti ve tekelci sermaye birikimi ile halkın refahı ve insani ihtiyaçları arasındaki çelişki baş toplumun baş çelişmesidir. Ya da daha geniş ifadeyle, mevcut ekonomik yapının işleyiş kuralları ile halkın yaşamının sürdürülebilirliği arasındaki çelişkidir. Verimlilik, bu gerici sistem içinde ‘sermayeye dönüşen zaman ve emektir’. Yani belirli bir girdiyle ne kadar kâr elde edildiğidir. Adalet ise, bu gerici sistem içinde kârdan kimin ne kadar pay alacağı, fırsat eşitliğinin nasıl sağlanacağı üzerine kuruludur.

      Dolayısıyla, bu gerici sistemde verimlilikten yana olmak sistemin ‘hızına’, adaletten yana olmak ise sistemin ‘istikrarı ve dengesine’ odaklanmaktır. Dolayısıyla sistemden bağımsız olarak verimlilik ve sosyal adaleti tartışmak gerici sistemin kendisini sorgulamaz; oysa baş çelişki, sistemin niteliğinde gizlidir.

      İki Nokta Teorisi (Bütüncül Bakış): burada “Ya tamamen verimlilik olsun, adaleti boş ver” ya da “Tamamen adalet olmalı, verimliliği boşver” demek yanlıştır anlamına gelir.  Çünkü bu iki kavram birbirine bağlıdır; sadece verimliliğe odaklanırsan toplumda huzursuzluk çıkar, sadece adalete odaklanırsan ekonomi durur. Yani her zaman iki tarafı da göz önünde bulundurmalısın (iki nokta teorisi).

      İkincisi (“farklı aşamalara ve baş çelişkiye göre değişir.”) = Odak Noktası veya “kilit nokta teorisi” (hangi yöne ağırlık verilecek)
      Burada devreye “odak noktası veya kilit nokta teorisi” girer. Toplum her dönem aynı sorunu yaşamaz: Eğer toplum çok fakirleşmişse ve herkes ekmek peşindeyse, o dönemde kilit yön veya başat yön üretimdir; bu yüzden verimliliğe  daha fazla ağırlık verilir. (odak nokta verimlilik olmalıdır).

      Eğer toplum zenginleşmiş ama gelir uçurumu çok açılmışsa, o dönemin kilit sorun eşitsizliktir; bu yüzden adalete biraz daha fazla ağırlık verilir. (odak veya başat nokta adalettir—odak noktası teorisi).

      Üçüncü aşama (“hem belirli bir noktaya ağırlık vermeli hem bütünü gözetmeliyiz”) = İkisinin Birleşimi; en can alıcı nokta burasıdır: Ağırlığı verimliliğe verdiğinde “Adaleti tamamen unutalım” demek yanlıştır. Ya da ağırlığı adalete verdiğinde “Üretimi veya verimliği durdur” demek yanlıştır. Yani baskın olan yön değişir, ama diğer taraf hâlâ arka plandaki sorun olarak varlığını sürdürür.

      Materyalist diyalektiğin temel kategorilerini bilinçli bir şekilde kullanabilmek için, öncelikle “diyalektik” hakkındaki çeşitli yanlış anlamaları ve çarpıtmaları netleştirmek gerekir. “Diyalektiği” “hokkabazlık” diyerek alaya almak evvelden beri karşılaşılan bir durumdur. Pratik çalışmalarda insanlar ve Parti, tıpkı Engels’in sert bir dille eleştirdiği gibi, sıklıkla diyalektiği “herhangi bir konuya giydirilebilecek kalıplaşmış bir formül”, “düşünce ve pozitif bilgi eksikliği olduğunda arayı doldurmak için kullanılacak bir kelime ve alıntı dağarcığı” sanmaktadırlar. Materyalist diyalektiğin temel yasalarını formülleştirmek, materyalist diyalektiğin temel kategorilerini dondurmak, somut sorunların somut analizinden koparak her sorunda “bir yanda bu”, diğer yanda “şu var” demek, her mantığı “iyi yönler”, “kötü yönler” diye açıklamak… Hâl böyle olunca, insanların diyalektiği “hokkabazlık” sanmasına şaşmamak gerekir. Nesnel şeyler çelişkilerle doludur; gerçek diyalektik, zaten karmaşık olan araştırma nesnesini karmaşıklığıyla ele almak, araştırma nesnesinin kendi karmaşıklığını analiz etmek ve buradan hareketle sorunu çözecek yöntemi bulmaktır. Sorunları materyalist diyalektiğin temel kategorileriyle analiz ederken öncelikle netleştirilmesi gereken şey şudur: Diyalektik körü körüne kopyalanacak bir formül değil, esnek bir şekilde kullanılacak bir yöntemdir.

      Materyalist diyalektiğin temel kategorilerini bilinçli bir şekilde uygulamak, iki kutuplu karşıtlığa dayanan, “ya o ya bu” diyen metafizik düşünme biçimini aşmak demektir.

      Engels, metafizik düşünme biçiminin “kesinlikle bağdaşmaz karşıtlıklar içinde düşünmek” olduğunu, “evetse evettir, hayırsa hayırdır; bunun ötesi şeytandandır” dediğini belirtir. Bu “ya o ya bu” diyen düşünme biçimi, “geniş araştırma alanlarına girer girmez”, “en şaşırtıcı serüvenlerle karşılaşır”. Toplum kavrayışında; küçük benlik ile büyük benlik (birey ile toplum), parça ile bütün, geçici olan ile uzun vadeli olan, ideal ile gerçeklik birbirinden keskin çizgilerle ayrılabilir mi? Tarihin değerlendirilmesinde; liyakat ile kusur, başarı ile başarısızlık, ilerleme ile gerileme, adalet ile adaletsizlik, eşitlik ile eşitsizlik, kalkınma ile bedel “ya o ya bu” şeklinde ele alınabilir mi? Sosyalizm ile kapitalizmin kavranmasında; “her şeyde kapitalizmin zıddını yapmak” sosyalizmin özü olarak görülebilir mi? Sosyalizm, kapitalizm ile hem “eşzamanlı” bir karşıtlık ilişkisine, hem de kapitalizmle “artzamanlı” bir evrimsel ilişkiye sahip değil midir?

      Sosyalizmin tarihsel zorunluluğu insan medeniyetinin bütünsel ilerlemesinden kaynaklanmıyor mu?  sosyalizmin üstünlüğü, kapitalizm de dâhil olmak üzere insan medeniyetinin tüm başarılarını özümsemesinde yatmıyor mu? Kapsamlı reformların derinleştirilmesi sürecinde, “taşları yoklayarak nehri geçme” ile “üst düzey tasarımı güçlendirme” arasındaki ilişkiye tam olarak nasıl bakılmalıdır? “Taşları yoklayarak nehri geçmek”, insanın pratik faaliyetleri ve tarihsel gelişim süreci için kullanılmış canlı bir metafordur; toplumsal gelişim sürecinde izlenecek kusursuz deneyimlerin ve eksiksiz modellerin hiçbir zaman olmadığını gösterir, yoksa teorinin pratiğe rehberlik etmesini ya da “tasarımın” pratik için taşıdığı önemi yadsımaz. “Taşları yoklamak” aslında “nehri geçmek” içindir; “nehri geçmek” ise zaten amacı, yönü, ilkeleri ve felsefesi olan bir “üst düzey tasarımdır”. “Taşları yoklayarak nehri geçmek”, aktif, proaktif ve sağlam bir şekilde “üst düzey tasarım” yapmaya yönelik pratik bir felsefeyi temsil eder. Sorunları materyalist diyalektiğin teorik düşüncesiyle analiz etmek, temelinde; bir trendi kullanarak diğer bir trendi örtbas eden, bir uçtan diğer uca savrulan metafizik düşünme biçimini bilinçli olarak aşmayı gerektirir.

      Materyalist diyalektiğin temel kategorilerini bilinçli bir şekilde uygularken, bu temel kategorilerin sentezlenerek uygulanmasına da dikkat edilmelidir. “Gerçeklik” son derece karmaşıktır. Gerçekte var olan şeylerin yalnızca kendi içlerinde var olan “içsel nedenleri” değil, aynı zamanda “dışsal nedenleri” de vardır; yalnızca kendilerini karmaşık “fenomenler” olarak ifade etmekle kalmazlar, aynı zamanda varlıklarını belirleyen bir “öze” de sahiptirler; yalnızca kendilerini oluşturan bir “içeriğe” değil, aynı zamanda kendilerini dışa vuran bir “biçime” de sahiptirler; yalnızca kendilerini sergileyen “ikincil akımları” değil, aynı zamanda kendilerini belirleyen “ana akımları” da vardır; yalnızca kendi çeşitli “rastlantısallıklarını” gerçekleştirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi “zorunluluklarını” da belirlerler; yalnızca kendi “gerçekliklerini” hayata geçirmekle kalmaz, aynı zamanda kendi “olasılıklarını” da yadsırlar. Bu da bizim nesnelerin kendi çelişkilerinden yola çıkarak sorunlara iki yönlü bakmamızı, olayları çok açılı düşünmemizi ve nesnelerin çelişkili hareketini kavramak ve analiz etmek için materyalist diyalektiğin temel kategorilerini bütünleşik olarak kullanmamızı gerektirir.

      Nesnelerin çelişkilerini materyalist diyalektikle bilinçli olarak analiz etmek için, sadece nesnelerin fenomeni ile özünü birbirinden ayırmak yetmez; aynı zamanda nesnelerin özünü sürekli olarak derinlemesine kavramak gerekir. Dünyadaki her şey fenomen ve özün birliğidir; ancak, eğer nesnelerin fenomeni ile özü doğrudan birbirinin aynısı olsaydı, teorik düşünce ve bilimsel araştırma tamamen gereksiz olurdu. İnsanların gördüğü şey her zaman yüzeysel, bireysel, dağınık ve rastlantısal fenomenlerdir; hatta bazen özü gizleyen çeşitli “yanılsamalardır”. Nesnelerin çelişkileri ancak teorik düşünce kullanılarak analiz edildiğinde “fenomenin ötesine geçip öz keşfedilebilir.” Sorunun karmaşıklığı şuradadır: Nesnelerin özü çok kademeli bir yapıdır ve insanların herhangi bir şeye dair bilgisi bir kerede tamamlanamaz. Bu durum, insan bilgisinin yalnızca fenomenden öze doğru ilerlemesini değil, aynı zamanda “birincil özden” “ikincil öze” geçmesini gerektirir; nesnel olarak var olan “gerçekliğin” çok daha eksiksiz, çok daha derin ve çok daha doğru bir şekilde kavranabilmesi ancak bu sürecin sürekli derinleşmesiyle mümkündür. Sosyalizme dair anlayışımız da tam olarak dünya sosyalist hareketi içinde, özellikle de Çin’e özgü sosyalizmin o büyük pratiği içerisinde, sosyalizmin özünü giderek daha derin bir şekilde kavramamızla şekillenmektedir. Ancak pratik çalışmalarda insanlar genellikle sadece fenomeni “görür”, özü “sorgulamaz”; sadece nesnenin belirli ve tek taraflı bir niteliğini “konuşur”, nesnenin “pek çok belirlemenin sentezi” ve “çeşitliliğin birliği” olduğunu “tartışmaz”. Bu nedenle, sorunları analiz ederken sadece “fenomenin ötesine geçip özü keşfetmek” yetmez, nesnelerin özüne dair bilgimizi sürekli derinleştirmek gerekir.

      Materyalist diyalektiği bilinçli olarak kullanmanın koşulların değerlendirilmesindeki tezahürü, ana akım ile ikincil akımları (kolları) tanımanın son derece önemli olduğudur. Ana akım ile ikincil akımlar birbirinden ayrılamazsa, nesnelerin özü ve trendi kavranamaz, doğru stratejik değerlendirmeler ve stratejik seçimler yapılamaz. Nesnelerin çelişkili hareket sürecinde ana akım ve ikincil akımlar vardır; koşullar değerlendirilirken de mutlaka ana akım ile ikincil akımlar birbirinden ayrılmalıdır. Nesnel gerçekliğin baş çelişkisini ve çelişkinin ana yönünü yakalamakla ancak nesnelerin ana akımı kavranabilir ve sorunu çözmenin yolları bulunabilir. Nesnelerin gelişimi her zaman dalgalar halinde ilerler ve sarmal çizerek yükselir; “bütün işi tek bir seferde bitirme” düşüncesi yalnızca gerçek dışı bir hayal olabilir. Hepimiz “başarı benim dönemimde gelmese de olur” diyen bir olgunluğa ve geniş görüşlülüğe sahip olmalıyız. Çelişkilerle dolu bu “gerçekliğe” karşı mutlaka uyanık bir kavrayışımız, kapsamlı bir analizimiz ve doğru bir değerlendirmemiz olmalıdır. Ancak bugünkü Çin’in gelişimindeki ana akım ile ikincil akımları birbirinden ayırabilirsek; sosyalist yola olan güvenimizi, Çine özgü sosyalizm teorisine olan güvenimizi ve Çin’in sosyalist sistemine olan güvenimizi sağlamlaştırabiliriz.

      Nesnelerin içerdiği çelişkilerin analizinde parça ile bütün (yerel ile genel) ilişkisine önem verilmelidir. Dünyadaki her şey, parça ile tümün, yerel olan ile genel olanın birliğidir. Parça olmadan bütün olmaz; yerel sorunlar incelenip çözülmeden genel sorunlar net bir şekilde anlaşılıp çözülemez. Nesneler “pek çok belirleyenin sentezi” ve “çeşitliliğin birliğidir”; bütünsel olandan kopup sadece parçaya bakmak, yerel gerçekliği abartarak onu genel gerçekliğin yerine koymak, insanı “ormanı görmeyip sadece ağacı görmeye” iter.

      Durum değerlendirmesinde kişi ya heyecana kapılıp kendini kaybeder ya da karamsarlığa ve umutsuzluğa düşüp inancını yitirir. Davranış seçimlerinde ise “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” durumuna düşerek geçici olarak kazanç sağlasa da uzun vadede zarara uğrar. Sadece büyük trendleri gözlemleyip genel durumu değiştirmeyi planlayanlar büyük işler başarabilirler. Günümüz dünyasını ve Çin’i kavrarken, sadece barış, kalkınma, iş birliği ve kazan-kazan şeklindeki dünyadaki uluslararası ana trendi kavramak yetmez ve ve Çin’in içini kavrarken refah, demokrasi, medeniyet, uyum şeklindeki yurt içi ana trendi kavramak yetmez; her şeyden önce ülkemizin temel ulusal gerçeği olan “sosyalizmin başlangıç aşaması” gerçeğini kavramak, özellikle de Parti ve devletin kaderini ilgilendiren siyasi iktidarın güvenliği şeklindeki genel duruma sıkı sıkıya sarılmak gerekir. Ancak bu “genel duruma” tam olarak hâkim olunduğunda ülkemizdeki reform ve kalkınma sürecindeki çeşitli ilişkiler ve çeşitli sorunlar aktif ve düzenli bir şekilde ele alınabilir.

      Paylaş

      Bir Yanıt Bırakın

      E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir