Çağımız Küresel Tekelci Finans Kapitalizmin—Yeni Emperyalizmin– Aşılmasının Gündeme Girdiği Çağdır   

Cem Kızılçeç, Mayıs 2026

Bugünkü kapitalizmin analizi ve bu kapitalizmin nereye doğru gittiğine ilişkin değerlendirme sosyalist akımın en kilit sorunudur. Bu sorunu çözmeden ülkemizdeki sosyalist akımı kesinlikle sağlıklı bir şekilde geliştiremeyiz. Sosyalist akım içinde bugünkü kapitalizm ve dünyanın nereye evrildiği üzerine çeşitli görüşler var: bazıları otoriter kapitalizmden, insanlığın ve işçi sınıfının bir kapitalist karşı-devrim ile karşı karşıya olduğundan söz ediyor; bazıları insanlığın bir yol ayrımı ile karşı karşıya olduğunu ileri sürüyor ve bu yol ayrımını Ya Sosyalizm Ya Barbarlık olarak tanımlıyor. Bazıları dünya kapitalizminin sömürüyü azamileştirmek için yeni bir faşizme gittiğine ve neoliberal kapitalizmin ve liberal demokrasinin çöktüğüne inanıyor.        

Aşağıda bu konuda kendi vardığım sonuçları özetleyeceğim:  

Lenin 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında kapitalizmin en son en yüksek aşamasına, yani tekelci kapitalizm aşamasına—emperyalizm aşamasına geçtiğini değerlendirmişti. Hala bu büyük çağın içindeyiz ve bu çağ günümüze kadar uzanmaktadır. Tekelci kapitalizm aşamasında, kapitalist gelişme kabaca üç dönemden geçmiştir: birinci dönem özel tekelci kapitalizm dönemidir; ikinci dönem tekelci devlet kapitalizmi dönemidir; ve üçüncü dönem uluslararası tekelci finans kapitalizmi dönemidir, buradaki “uluslararası” sözcüğünün yerine rahatlıkla “küresel” sözcüğünü kullanabiliriz; çünkü bugünkü tekelci finans kapitalizmi neredeyse tümüyle küresel ölçekte faaliyet gösteren    yeni burjuva zümrelere dayanmaktadır.

Küresel tekelci finans kapitalizmi

Aslında 1970’lerin ikinci yarısı ile birlikte küresel tekelci finans kapitalizmi adım adım oluşmaya başlamıştır. Daha sonra Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’nın çöküşünden sonra kapitalizmin tekelci devlet kapitalizmi aşamasından küresel tekelci finans kapitalizmi aşamasına evrilmesi büyük ölçüde hızlanmıştır.

Küresel tekelci finans kapitalizmi finans sermayesine sahip olan dev  tekellerinin kapitalist sistem içinde mutlak kontrolü elinde tuttuğu ve sermaye ve servetin hızla birkaç küresel finansal tekelci oligarkın elinde yoğunlaştığı yeni bir kapitalist gelişme biçimidir. Bu finans oligarkları, küresel ekonomik sistemde mutlak güç kullanarak, tekelci finans sermaye ihracatı yoluyla küresel serveti yağmalıyorlar.

Küresel tekelci finansal sermaye sahibi zümreler ilk doğdukları ülkedeki üretimi, bu ülkedeki yatırımları, uluslararası dolaşımı, uluslararası ticareti ve uluslararası pazarları finansal sermaye aracılığıyla kontrol etmekte ve gelişmekte olan ülkeleri ekonomik olarak sömürmekte, siyasi olarak boyunduruk altında tutmakta ve gelişmekte olan ülkeleri askeri tehdit ve boyunduruğa maruz bırakan yeni bir tekelci kapitalizm—yeni bir emperyalizm—biçimidir.

Bu, yeni emperyalizmin temel özellikleri şunlardır:

  1. Süper dev uluslararası finans şirketleri dünya ekonomisinde ve dünya piyasasında hakim güçler haline gelmiştir;
  2.  Küresel ölçekte tekelci finans sermayesi yatırımları ve genişleme, uluslararası sermaye yatırımlarının ana biçimi haline gelmiştir;
  3. Üretim ve sermaye giderek küresel tekelci finans sermayesi sahibi oligarkların elinde yoğunlaşmakta ve toplanmaktadır;
  4. Küresel tekelci finans sermaye güçleri, hem ülkedeki devlet gücünü kullanarak hem de devlet gücünü aşarak dünyayı kontrol etmekte ve yönetmektedir;
  5.  Yeni tip Amerikan emperyalizmi, dünyayı hakim ve hükmeden hegemonik bir konum kurmuştur.

Küresel tekelci finans sermayesi şirketleri, sermaye ödünç verme yoluyla aşırı kar elde etmekte ve reel ekonominin artı değerini faiz yoluyla bölüştürerek bir tür “borçlandırma kapitalizmi” haline gelmiştir.

Gerçekten de, uzun yıllar boyunca Amerika Birleşik Devletleri ve Batı ülkelerinin tekelci finans sermayesi grupları, gelişmekte olan ülkelerin büyük bir bölümünü onlara borç vererek ve yüksek faizler yoluyla sürekli olarak sömürmüştür; borç, kalkınma açığı ile boğuşan birçok gelişmekte olan ülke için ağır bir pranga haline gelmiştir.

Küresel tekelci finans burjuvazisi zümreleri, yalnızca finans sektörünü değil, ellerindeki “finansal güç silahı” aracılığı ile reel ekonomideki çeşitli sanayi sektörlerini de kapsayan bir biçimde aracılığıyla tüm dünya ekonomisini kontrol etmektedirler; ellerindeki “teknoloji tekeli güç silahı” aracılığıyla yüksek teknoloji tekelini korumaya ve diğer ülkelerin teknolojik gelişimini bastırmaya çalışmaktadırlar; aynı zamanda ellerindeki askeri “sert güç silahı” aracılığıyla hegemonik bir sistem kurmakta ve sürdürmektedirler. Kısacası, bu olgular bugünkü yeni emperyalizmin ekonomik, teknolojik ve askeri alanlardaki yoğunlaşmış tezahürleridir. Küresel tekelci finans sermaye grupları, sermaye avantajlarını dünya basınına ve kamuoyuna hükmetmek, uluslararası söylem üzerinde azami kontrol sağlamak, kendilerini yüceltmek ve aklamak, aynı zamanda bazılarını karalamak damgalamak, gerçeği çarpıtmak, kamuoyunu karıştırmak ve bastırmaya çalıştıkları halkları ve ülkeleri yanıltmak için kullanmaktadırlar.

Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında Burjuvazi

Küresel tekelci finans kapitalizmi çağının oluşumu ile birlikte burjuvazi de önemli bir farklılaşma geçirmiş ve kendi katmanları arasında hiyerarşik bir yapı oluşturmuştur: en üst düzeyde, uluslararası finansal tekelci kapitalistlerden oluşan bir oligarşik sınıf bulunur. Bu katman, hiyerarşinin en üstündedir. Artık tek bir ülkeye bağlı olmayan, ulus ötesi, küresel sermaye akışını yöneten fon yöneticileri şirketleri, hedge fon şirketleri ve yatırım bankalarının en tepe liderleridir: örneğin BlackRock, Vanguard, JP Morgan gibi devasa kurumlar, küresele varlık yönetimi şirketleri ve bunların yöneticileri ve sahipleri… Günümüzde, uluslararası finansal tekel sermayesi, bir şirketi kontrol etmek için hisselerin sadece %3-5’ine sahip olmakla bu kontrolü sağlayabilmektedir.

Bu birinci katmanın gücü, doğrudan üretimden değil, paranın fiyatını belirlemekten yani borç verme faiz oranlarını, likidite, küresel borç piyasalarını belirlemekten gelir. Onlar için ülkeler ve ülke sınırları yalnızca yatırım fırsatlarıdır. Bu sınıf, küresel emperyalizmin beyni konumundadır; devletleri bile kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilecek güce sahiptirler. Bunlar sadece ekonomik değil politik güç sahibidirler.

İkinci kademe, finans sermayesiyle birleşmiş olan ve esas olarak finans+askeri savaş sanayi (Lockheed Martin), finans+enerji-bilgi (Exxon Mobil (enerji) sanayisi ve finans+bilişim+veri (Google/Meta (veri sektörü) NVIDIA (dünyanın en gelişmiş yapay zeka çiplerini tasarlar) sanayisi sektörlerine dayanan uluslararası tekelci finans+sanayi oligarşik sınıfıdır. Bu sektörler (askeri, enerji, bilişim) tesadüfi değil; bunlar ulusal güvenlik ve hegemonya için kritik olan sektörlerdir; Bu dört katman da son tahlilde ücretli emeğin sömürüsü üzerinden var olur. Fark, sadece artı-değerin nasıl paylaşıldığıdır. 1. ve 2. katman bunu küresel finansal spekülasyon ve tekel rantı ile alır. 1. Ve 2. Katman devlet ile işbirliği içinde jeopolitik mücadeleler alanında önemli roller oynarlar.

Üçüncü kademe, çeşitli sanayilerde tekel konumunda bulunan tekelci sanayi sermayesini kontrol eden kapitalist sınıftır. Çeşitli stratejik olmayan veya küresel ölçekte daha az hassas olan sektörlerde tekel konumunda bulunurlar, ancak yine de önemli bir pazar gücüne sahiptirler. Örneğin büyük otomobil ve ilaç firmaları. Bunlar finans sermayesine bağımlı ve tabidirler. Üçüncü katman (tekelci sanayi kapitalistleri) ve özellikle dördüncü katman (KOBİ’ler de dahil olmak üzere genel burjuvazi), en üstteki tekelci finans oligarşiyle kendi çelişkilerine sahiptir. Örneğin, en üst katmanın politikaları genellikle ekonominin “içinin boşaltılmasına” ve finansal krizlere yol açarak üçüncü ve dördüncü katmanların üretken sermayesine doğrudan zarar verir.

 Dördüncü kademe ise CEO’lar (yönetici kapitalistler), rantiyeler (emlak ve menkul varlık sahipleri—ellerinde değerli kağıt tutanlar) ve ilaveten küçük ve orta ölçekli işletme kapitalistlerinden oluşan genel burjuvazi sınıfıdır. Bu katman, piramidin en geniş ama en güçsüz tabanıdır, tekelci olmayan burjuvazidir. İçinde profesyonel şirket yöneticileri (CEO’lar dahil, ancak hisse senedi sahibi olsalar da şirketlerin asıl sahipler değillerdir, gayrimenkul ve arazi rantıyla geçinen rantçılar ve ulusal/yerel ölçekte faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri bulunur. Bu katman, toplumda genellikle “orta sınıf” veya “üst-orta sınıf” olarak algılanır. Ancak bu dördüncü grup, aslında üstteki üç katmanın kurallarına tabi olan ve onların artı-değer havuzunun kırıntılarla yetinmek durumunda olan kesimdir. Örneğin, bir restoran zincirinin sahibi veya bir yazılım firmasının KOBİ düzeyindeki patronu, küresel bir finansal krizde veya büyük bir tekelin fiyat politikasında ilk ezilen gruptur. Onlar sistemin işleyişini sağlarlar ama sistemin sahiplerdeğillerdir.

Yukarıdaki ilk iki grubun faaliyeti neredeyse tümüyle küreseldir, bunların anavatanları ve doğuş kökleri çoklukla başta ABD olmak üzere G7 ülkeleridir; bunlara emperyalist burjuvazi de denilebilir, bunların ana vatanı olmasa da kendi devletleri ile işbirliği yapmaları yaygın bir olgudur.

Üçüncü ve dördüncü grup burjuva şirketleri içinde güçlü küresel ve bölgesel bağları olan çeşitli firmalar olmasına karşın bunlar çoklukla ulusal veya yerel firmalardır. Türkiye’de başta Koç ve Sabancı gibi bu tür küresel lige çıkmış en az 15 grup veya aile bulunur. Bu grupların küresel olanları dahi ilk iki burjuva zümresine bağımlıdır—ayrıca bunların Küresel Güney ülkelerinde yerli kökleri ve güçlü bir ağırlıkları vardır. Bazı araştırmacılar bunları yerli burjuvazi veya yerli genel burjuvazi olarak adlandırırlar. Bunların emperyalist burjuvazinin politikaları ile—yani faiz artışları, döviz kurları manipülasyonları veya çeşitli spekülatif işlem hamleleri nedeniyle çelişmeleri– söz konusudur; çünkü bu politikalar onların işlerine büyük zararlar verir.

Küresel Tekelci Finans Kapitalizmin Geleceği ve Aşılması

Şu an içinde bulunduğumuz tarihsel an sıradan bir an değil, tarihin kaderinin çizildiği, iki zıt kutbun yarıştığı, tehlikeli olayların yaşandığı, meydan okumalarla dolu ama aynı zamanda umut vaat eden kritik bir eşikteyiz”.  Dünya düzeni muazzam önemli değişikliklerden geçiyor, geride bıraktığımız 100 yıl boyunca görülmemiş bir dönüşüm yaşıyor. Küresel güç dengesi derin bir değişime uğruyor ve “Doğu’nun yükselişi ve Batı’nın düşüşü” şeklinde önemli bir trend görülüyor; gelişmekte olan ülkelerin genel gücü artıyor. Dünya halklarının baş düşmanı olan Amerika Birleşik Devletleri–küresel tekelci finans sermayesinin merkezi üssü– hala güçlü, fakat göreceli bir düşüş sürecinde.

Küresel tekelci finans kapitalizmin anayurtları olan başta Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki Batılı büyük güçler, gerilemelerini kabul etmeye yanaşmıyor ve ellerinde kalan avantajlarını küresel bir hegemonik sistem kurmak ve sürdürmek için kullanmaya çalışıyorlar. Ancak dünyanın dört bir yanındaki halklar, ortaklaşa refahın sağlanmasıyla karakterize edilen, insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk kurmayı istiyorlar. Sosyalist Çin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin, özellikle de yükselen ekonomilerin hızlı gelişimiyle birlikte, bu yeni dönemin, yüzlerce yıl süren eski dönemin ve ABD’nin tek kutuplu hegemonyasının yerini yavaş yavaş alacağına kesinlikle inanıyorum.

“Dünya bir kez daha tarihi bir yol ayrımına geldi. Gerçekten de, benzeri görülmedik meydan okumalarla karşı karşıya olduğumuz bir “zaman” içinde yaşıyoruz ve dünya tarihinin seyri yeni bir “yol ayrımına” ulaştı”. Dünya tarihine uzun vadeli bir perspektiften bakarsak, sömürgecilik ve emperyalizmin egemen olduğu, zayıf ulusların saldırılara ve sömürü-yağmalanmaya maruz kaldığı bir dönemden, “tüm insanlık için barış, kalkınma, adalet, hakkaniyet, demokrasi ve özgürlük gibi ortak değerlerin teşvik edildiği” ve insanlık için ortaklaşa geleceğe sahip bir topluluğun inşa edildiği bir döneme geçişin yaşandığı görüşü günümüz dünyasını en gerçekçi gören görüştür.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir