Uluslararası (Küresel) Tekelci Finansal Kapitalizm Döneminde Burjuvazi ve İşçi Sınıfında Meydana Gelen Değişimler

Günümüzde Yeni Emperyalizme Karşı Küresel Birleşik Cephe Stratejisi

Wang Weiguang, Eylül 2022

Çeviren: Ali Elik

Wang Weiguang, Tarihsel Materyalizm ve Marksist Felsefe uzmanı (1950), Çin’de Emperyalizm araştırmalarında öne çıkan ve “Günümüzün Yeni Emperyalizmi, Uluslararası Tekelci Finans Sermayesi Emperyalizmidir” teorisini ortaya atan ünlü bir teorisyen. Daha önce iki dönem Çin Sosyal Bilimler Akademisi Başkanlığı yapmış ve iki kez ÇKP Merkez Komitesine seçilmiş olup, çok sayıda kitap ve bilimsel makale yazmıştır.

Emperyalizmin yeni biçimi olan uluslararası (küresel) tekelci finansal kapitalizm döneminde, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin yanı sıra ekonomik temel ve üst yapının geçirdiği yeni değişimler nedeniyle sınıf yapısında, sınıf çelişkilerinde ve sınıf mücadelesinde yeni durumlar ortaya çıkmıştır.

1970’lerden bu yana, küreselleşme sürecinde ve neoliberalizmin etkisi altında, başta ABD olmak üzere gelişmiş Batı kapitalist ülkeleri, finansal sermayenin birikimini, yoğunlaşmasını ve tekelleşmesini hızlandırmıştır.

Soğuk Savaş döneminde dünya, sosyalizm ve kapitalizm olmak üzere iki büyük kampa bölünmüş ve iki farklı dünya pazarı sistemi oluşmuştu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, günümüzün küreselleşmiş ekonomisinde bu iki dünya pazarı sistemi, ABD’nin uluslararası (küresel) tekelci finans sermayesi tarafından kontrol edilen ve egemenliği altında bulunan tek bir kapitalist dünya pazarı sistemine dönüşmüştür.

Bu koşullarda uluslararası tekelci finans sermayesi giderek daha oligopolistik, daha ulusötesi ve daha küreselleşmiş hale gelmiş, etkisi eşi görülmemiş bir şekilde artmıştır. Etkisi yaygındır ve her alana yayılmıştır; hiçbir ülke, bölge, sektör veya alan onun kontrolünden kaçamaz. 

Özellikle 21. yüzyılda, kapitalizmin en belirgin özelliği, finansal tekelci finans sermayesinin uluslararasılaşması ve uluslararası tekelci finans sermayesinin giderek daha da sağlamlaşan küresel hakimiyetidir. Tekelci Finans sermayesinin dünya ekonomisindeki hakim konumu, bir yandan uluslararası tekelci finans ekonominin daha da sanallaşmasına, uluslararası finansal piyasaların genişlemesine ve finansal türevler denilen kağıtların çok hızlı gelişmesine yol açmıştır; diğer yandan ise bu gelişme gelişmekte olan ülkelerin yoksulluğunu daha da artırmış, bu ülkeleri uluslararası finansal krizlerin etkisine ve uluslararası tekelci finans sermayesinin kontrolüne karşı daha savunmasız hale getirmiştir.

Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında İşçi Sınıfı ve Sendika Hareketinde Genel Gerileme

Ayrıca 1970’lerden bu yana, kapitalizmdeki ayarlamalar ve reformlar nedeniyle, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki işçi hareketi genel olarak gerilemiştir.

Bu durum temel olarak şu şekillerde ortaya çıkmaktadır: emek-sermaye çatışmalarının, grevlerin ve gösterilerin sayısı ve grev ve gösterilerin ölçeği azalmıştır; burjuvazi, sınıf çelişkilerini hafifletmek ve kutuplaşmayı frenlemek için bazı politikalar uygulamıştır; ve işçi sınıfı, temel yaşam koşullarında ve temel mal ve hizmetlere erişimde bir miktar iyileşme görmüş, bu da sınıf çelişkilerinin geçici olarak hafiflemesine yol açmıştır. Ancak, işçi sınıfının sömürülen durumu temelden değişmemiştir; sınıf çelişkileri ve sınıf mücadelesi sadece geçici olarak hafiflemiş olup sona ermemiştir, aksine dalgalar halinde gelişmeye devam ederek giderek daha da keskinleşmiştir.

Burjuvazi ve işçi sınıfındaki yeni değişiklikler ve kapitalist toplumun yapısındaki yeni değişiklikler karşısında, Batı burjuvazisinin sözcüleri ve elbette bazı akademik temsilcileri, Marksist sınıf ayrımı teorisinin, iki büyük kapitalist sınıf arasındaki karşıtlık teorisinin tarih tarafından aşıldığını ve modası geçmiş olduğunu savundular.

Onlar, Marksist sınıf kavramlarının, kategorilerinin ve sınıf analizi yöntemlerinin tamamen terk edilmesi gerektiğini, kapitalistlerin artık “halkın kapitalistleri” olduğunu, genel proleter yaşam tarzının artık var olmadığını, geleneksel anlamdaki işçi sınıfının artık var olmadığını ve “işçi sınıfına veda etme” zamanının geldiğini savundular. Aslında, kapitalist toplumun gelişmesiyle birlikte, Marksist klasik yazarlar, yeni durumlara ve değişikliklere dayanarak sınıf teorilerini ve kapitalist toplumdaki sınıf durumuna ilişkin analizlerini her zaman geliştirmiş, tamamlamış ve zenginleştirmişlerdir. Örneğin, Kapital’de Marx şunu belirtmiştir: “Üretken emekle uğraşmak için artık bunu kendiniz yapmanız gerekmez; toplam işçinin bir organı olmak ve ait olduğunuz işlevi yerine getirmek yeterlidir.” [59] Marx, “toplam işçi” kavramını ortaya attı. Marx ve Engels ayrıca sırasıyla “ticari proletarya” [60] ve “zihinsel proletarya” [61] terimlerini ortaya attılar. Lenin ise “teknik proletarya”, “bürokratik proletarya” [62] ve “mühendis proletarya” [63] terimlerini önerdi.

Sınıf çatışması ve sınıf mücadelesinin acımasız gerçekliği, Marksist sınıf teorisinin ve kapitalist toplumdaki sınıf durumunun analizinin modası geçmiş olmadığını defalarca göstermiştir. Nitekim, 2008 finansal krizinin ve COVID-19 pandemisinin patlak vermesinden bu yana, gelişmiş kapitalizmin iç çelişkileri ve sınıf çelişkileri yoğunlaşmış, böylece işçi hareketi ve uluslararası komünist hareket durgunluktan çıkıp yükselişe geçmiştir.

Proletarya ve burjuvazi, bugünkü kapitalist toplumda karşıt iki sınıf olmaya devam etse de, sınıf yapısı çok katmanlıdır ve çeşitli biçimlerde yeni değişiklikler geçirmiştir.

Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında Burjuvazinin 4 Tabakası

Burjuvazinin kendisi de önemli bir farklılaşma geçirmiş ve piramit şeklindeki bir hiyerarşik yapı oluşturmuştur: en üst düzey, uluslararası finansal tekelci kapitalistlerden oluşan bir oligarşik sınıftır; bu katman, piramidin zirvesidir. Artık tek bir ülkeye bağlı olmayan, ulus ötesi, küresel sermaye akışını yöneten fon yöneticileri şirketleri, hedge fon şirketleri ve yatırım bankalarının en tepe liderleridir: örneğin BlackRock, Vanguard, JP Morgan gibi devasa kurumlar, küresele varlık yönetimi şirketleri ve bunların yöneticileri ve sahipleri… Günümüzde, uluslararası finansal tekel sermayesi, bir şirketi kontrol etmek için hisselerin sadece %3-5’ine sahip olmakla bu kontrolü sağlayabilmektedir.

Bu birinci katmanın gücü, doğrudan üretimden değil, paranın fiyatını belirlemekten yani faiz oranlarını, likidite, küresel borç piyasalarını belirlemekten gelir. Onlar için ülkeler ve ülke sınırları yalnızca yatırım fırsatlarıdır. Bu sınıf, küresel emperyalizmin beyni konumundadır; devletleri bile kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilecek güce sahiptirler. Bunlar sadece ekonomik değil politik güç sahibidirler.

İkinci kademe, finans sermayesiyle birleşmiş olan ve esas olarak finans+askeri savaş sanayi (Lockheed Martin), finans+enerji-bilgi (Exxon Mobil (enerji) sanayisi ve finans+bilişim+veri (Google/Meta (veri sektörü) NVIDIA (dünyanın en gelişmiş yapay zeka çiplerini tasarlar) sanayisi sektörlerine dayanan uluslararası tekelci finans+sanayi oligarşik sınıfıdır, sektörler (askeri, enerji, bilişim) tesadüfi değil; bunlar ulusal güvenlik ve hegemonya için kritik olan sektörlerdir; Bu dört katman da son tahlilde ücretli emeğin sömürüsü üzerinden var olur. Fark, sadece artı-değerin nasıl paylaşıldığıdır. 1. ve 2. katman bunu küresel finansal spekülasyon ve tekel rantı ile alır. 1. ve 2. Katmandaki zümreler devlet ile işbirliği içinde jeopolitik mücadeleler alanında önemli roller oynarlar.

Üçüncü kademe, çeşitli sanayilerde tekel konumunda bulunan tekelci sanayi sermayesini kontrol eden kapitalist sınıftır. Çeşitli stratejik olmayan veya küresel ölçekte daha az hassas olan sektörlerde tekel konumunda bulunurlar, ancak yine de önemli bir pazar gücüne sahiptirler. Örneğin büyük otomobil ve ilaç firmaları. Bunlar finans sermayesine bağımlı ve tabidirler. Üçüncü katman (tekelci sanayi kapitalistleri) ve özellikle dördüncü katman (KOBİ’ler de dahil olmak üzere genel burjuvazi), en üstteki tekelci finans oligarşiyle kendi çelişkilerine sahiptir. Örneğin, en üst katmanın politikaları genellikle ekonominin “içinin boşaltılmasına” ve finansal krizlere yol açarak üçüncü ve dördüncü katmanların üretken sermayesine doğrudan zarar verir.

 Dördüncü kademe ise CEO’lar (yönetici kapitalistler), rantiyeler (emlak ve menkul varlık sahipleri—değerli kağıtlar) ve ilaveten küçük ve orta ölçekli işletme kapitalistlerinden oluşan genel burjuvazi sınıfıdır. Bu katman, piramidin en geniş ama en güçsüz tabanıdır, tekelci olmayan burjuvazidir. İçinde profesyonel şirket yöneticileri (CEO’lar dahil, ancak hisse senedi sahibi olsalar da şirketlerin asıl sahipler değillerdir, gayrimenkul ve arazi rantıyla geçinen rantçılar ve ulusal/yerel ölçekte faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri bulunur. Bu katman, toplumda genellikle “orta sınıf” veya “üst-orta sınıf” olarak algılanır. Ancak bu dördüncü grup, aslında üstteki üç katmanın kurallarına tabi olan ve onların artı-değer havuzunun kırıntılarla yetinmek durumunda olan kesimdir. Örneğin, bir restoran zincirinin sahibi veya bir yazılım firmasının KOBİ düzeyindeki patronu, küresel bir finansal krizde veya büyük bir tekelin fiyat politikasında ilk ezilen gruptur. Onlar sistemin işleyişini sağlarlar ama sistemin sahipleri değillerdir.

Yukarıdaki ilk iki grup neredeyse tümüyle küreseldir ve anavatanları ve kökleri çoklukla başta ABD olmak üzere G7 ülkeleridir; bunlara emperyalist burjuvazi de denilebilir, bunların ana vatanı olmasa da kendi devletleri ile işbirliği etmeleri yaygın bir olgudur. Üçüncü ve dördüncü grup içinde güçlü küresel ve bölgesel bağları olan çeşitli firmalar olmasına karşın bunlar çoklukla ulusal veya yerel firmalardır. Bunların küresel olanları dahi ilk iki gruba bağımlıdır—ve bunların Küresel Güney ülkelerinde yerli kökleri ve güçlü bir ağırlıkları vardır. Bazı araştırmacılar bunları yerli burjuvazi veya yerli genel burjuvazi olarak adlandırırlar. Bunların emperyalist burjuvazinin politikaları ile—yani faiz artışları, döviz kurları manipülasyonları veya çeşitli spekülatif işlem hamleleri nedeniyle çelişmeleri– söz konusudur; çünkü bu politikalar onların işlerine büyük zararlar verir.

Küresel Tekelci Finans Kapitalizmi Çağında İşçi Sınıfı

Küresel tekelci finans kapitalizm çağında işçi sınıfı da muazzam değişikliklere uğramış ve işçi sınıfı içinde belirli bir hiyerarşik piramit oluşmuştır: üçüncül hizmet sektöründeki işçilerin oranı, ikincil ve birincil sektördeki işçilerin oranını aşmaktadır; beyaz yakalı işçilerin sayısı ve büyüme oranı, mavi yakalı işçilerin sayısını ve büyüme oranını aşmaktadır; bilgi ve finans gibi aracılık hizmetlerinde çalışan “bilgi/zihin işçilerinin” sayısı artarken, “bilgi/zihin işçisi olmayanların” sayısı azalmıştır; uluslararası tekelci kapitalizm, rantiye sınıfın büyümesine yol açmış ve işçi sınıfı içindeki bazı gruplar yozlaşarak sınıfın yapısında değişikliklere neden olmuştur; işçi sınıfının farklı katmanları arasındaki gelir uçurumu genişlemektedir ve kapitalistler, daha yüksek maaşlarla daha yüksek bilgi düzeyine sahip çalışanları işe almaya isteklidir, bu da işçi sınıfı içinde sözde “orta sınıf” (küçük burjuva) katmanının veya grubunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

İşçi sınıfındaki yeni değişikliklerle karşı karşıya kalan Batılı burjuva savunucuları, işçi sınıfının ortadan kalkacağına dair birçok görüşü kasten ortaya attılar. Örneğin, Marcuse’nin temsil ettiği “proletaryanın tarihsel misyonunun ortadan kalkması”, Poulantzas ve diğerlerinin “işçi sınıfının küçülmesi” görüşü ve Mahler ile Andre Gorz’un “işçi sınıfının doğasının değişmesi”…

Bu görüşler, işçi sınıfının sınıfsal doğasını ve tarihsel görevini temelde inkar etmektedir. İşçi sınıfında meydana gelen yeni değişiklikler, işçi sınıfının ortadan kalkması anlamına gelmez; işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişki ve mücadelenin ortadan kalkması anlamına da gelmez. Aksine, her ne kadar değişiklikler ve yumuşamalar olsa da, genel, temel ve uzun vadeli bir bakış açısıyla bunların yumuşaması veya ortadan kalkması imkansızdır. Engels şöyle belirtmiştir: “Onların saflarından, gelecek devrimde, el emeği ile uğraşan kardeşleriyle omuz omuza önemli bir rol oynamakla görevli bir tür zihinsel emek proletaryası ortaya çıkmaktadır.” [64]

Örneğin, bugünkü kapitalizmde, sermaye mülkiyetinin bir biçimi olan hisse sahipliği sistemi, sermayenin özel mülkiyetinin doğasını değiştirmedi, sermaye mülkiyetinde önemli bir devir yaratmadı ve sermayenin doğasını da değiştirmedi. Hisse sahipliği doğal olarak birkaç tekelci kapitalist veya kapitalist çıkar grubu tarafından kontrol edilmektedir. Günümüzde, uluslararası finansal tekel sermayesi, bir şirketi kontrol etmek için hisselerin sadece %3-5’ine sahip olmakla bu kontrolü sağlayabilmektedir.

Hisse ihracı ne kadar büyükse, o kadar dağınık olur ve küçük hissedar sayısı ne kadar fazla olursa, tekelci kapitalist sınıfın şirketi kontrol etmesi o kadar kolay hale gelir. İşçilerin birkaç hisseye sahip olmasının getirdiği değişiklikler, anonim şirketin kontrolü üzerinde çok az etkiye sahiptir. Hisselere sahip işçilerin somut bir önemi yoktur, sadece biçimsel bir önemi vardır. Sözde işçilerin hisse senedi sahibi olmasına dayandırılan “halk kapitalizmi” görüşü sadece bir aldatmacadır. Örneğin, bugünkü kapitalizm, işçilerin yaşam koşullarını iyileştirmek, gelirlerini ve sosyal yardımlarını artırmak için bazı politikalar benimsemiştir; bu politikalar, işçilerin gelirini artırmada ve yaşam koşullarını iyileştirmede belirli bir rol oynamıştır. Ancak bu, emek gücü değerini satan işçilere yapılan ödemenin biçiminde bir değişiklikten ibarettir. Sermayenin işçilerin artı değerini sömürmesini değiştirmiş veya azaltmış değildir. Marx, “daha iyi yiyecek ve giyecek, daha iyi muamele, daha fazla özel mülkiyet”in “aslında sadece, kiralık işçilerin kendileri için dövdükleri altın zincirlerin, biraz gevşetilebilecek kadar uzun ve ağır olduğunu gösterdiğini”, “tıpkı kiralık işçilerin bağımlılık ilişkisini ve sömürülmesini ortadan kaldırmadığı gibi, kölelerin bağımlılık ilişkisini ve sömürülmesini de ortadan kaldırmadığını” belirtmiştir [65].

 “Hızlı sermaye artışının işçiler için iyi olduğu görüşü aslında bundan ibarettir: işçiler başkalarının servetini ne kadar hızlı artırırsa, o kadar çok kırıntı alırlar, o kadar çok işçi iş bulup geçinebilir ve sermaye artışına bağımlı kölelerin sayısı o kadar artar.” “Böylece, işçi sınıfı için en elverişli durum olan sermayenin hızlı artmasının işçilerin maddi yaşamını iyileştirmesinin bile, işçilerin çıkarları ile burjuvazinin, yani kapitalistlerin çıkarları arasındaki çelişkiyi ortadan kaldıramadığını görüyoruz. Kâr ve ücretler hâlâ ters orantılı olmaya devam etmektedir.” [66]

KİMLERİ KAZANMALIYIZ: HEM BİRLİK ve HEM MÜCADELE

Bu maddede özellikle şunu vurgulamalıyım: bu maddede önerilen strateji ve ittifaklar özellikle bir sosyalist ülkenin iktidardaki sosyalist/komünist partisi ile ilgilidir; kapitalist ülkelerdeki sosyalist/komünist partiler dünya çapındaki bu genel değerlendirmeyi kendi ülkelerinin iç politikasına uyarlamalı ve bu genel duruma uygun iç ve uluslararası politikalar, yani kendi ülkelerine özgü bir yol izlemelidir.

Uluslararası mücadelelerde ve uluslararası işbirliğinde, uluslararası ilişkileri iyi yürütmek ve düşmanlarla dostları doğru ayırt etmek, uluslararası mücadeleleri doğru bir şekilde yürütmek için en önemli konudur.

Mevcut uluslararası mücadele durumuna bakıldığında, ABD emperyalizminin Çin halkının ve dünya halklarının ortak düşmanı olduğu kısaca ifade edebiliriz. Uluslararası finansal tekelci kapitalistlerin ve onların siyasi temsilcilerinden oluşan küçük bir azınlıktan oluşan ABD ve emperyalist ülkelerinin egemen kliği, Çin halkının ve dünya çapında barışı seven ve kalkınmayı arayan tüm halkların ortak düşmanıdır. Burada ABD emperyalizmi kavramı, ABD uluslararası tekelci finans oligarşik çıkar grubunun, yani kapitalistlerin ve onların siyasi temsilcilerinin —ABD devlet rejiminin en üst düzey yöneticilerinin— oluşturduğu küçük bir azınlığı ifade eder.

Amerikan halkı da dahil olmak üzere, ABD emperyalizmine kararlılıkla karşı çıkan dünya çapındaki tüm ülkelerin işçi sınıfı, geniş emekçi kitleleri ve siyasi partileri bizim yoldaşlarımızdır.

ABD hegemonyasına karşı çıkan, uluslararası ilişkilerde çok taraflılığı destekleyen ve ABD emperyalizmi tarafından ezilen tüm ülkeler ile bunların siyasi temsilcileri bizim dostlarımızdır. Buna, ABD’nin tek taraflılığına karşı çıkan tekelci kapitalist ülkeler ve bunların siyasi temsilcileri ile ABD’de Çin’e dostane bir tutum sergileyen ve Çin ile işbirliğini savunan tüm güçler dahildir. Bunlar da bizim birleşmemiz gereken kesimlerdir.

Toplumsal sistemlerinin doğasına göre, günümüz dünyası iki ana kategoriye ayrılabilir: sosyalist ülkeler ve kapitalist ülkeler. Ekonomik gelişmişlik düzeylerine göre ise, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler olarak ayrılabilirler. Gelişmiş ülkeler, diğer adıyla ileri kapitalist ülkeler veya uluslararası finansal tekelci kapitalist ülkeler arasında ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Japonya, Kanada ve Avustralya bulunur ve bunlar dünya ülkelerinin küçük bir azınlığını oluşturur.

Gelişmekte olan ülkeler ise nispeten az gelişmiş ülkelerdir ve dünya ülkelerinin ezici çoğunluğunu oluştururlar. Gelişmekte olan ülkeler, farklı sosyal sistemlere sahip olanlar olarak ikiye ayrılabilir: sosyalist ve kapitalist yoldan ilerleyenler. Gelişmekte olan ülkeler, doğal olarak sosyalist yola girmiş sosyalist ülkeleri ve kapitalist yola girmiş nispeten az gelişmiş kapitalist ülkeleri içerir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, bir dizi sömürge ve yarı sömürge ülke, ulusal demokratik devrimler yoluyla tekelci kapitalist güçlerin sömürge egemenliğini devirdi ve ulusal bağımsızlıklarını kazandılar. Bazı ülkeler, burjuva demokratik devrimlerden sosyalist devrimlere geçerek sosyalist yola girdi. 

Gelişmekte olan ülkelerin ortak bir özelliği vardır: Hepsi bir zamanlar emperyalizmin sömürgeleri ya da yarı sömürgeleriydi; emperyalist güçler tarafından ezildiler ve sömürüldüler; şimdi ise emperyalizmin yeni bir biçimi olan uluslararası (küresel olarak örgütlü olan) tekelci finans kapitalizminin sömürüsü ve baskısı altında ezilmektedirler. Ayrıca bu ülkeler ortak bir ulusal vizyona da sahiptirler: Barışçıl bir ortamda hızla gelişmek; barış ve kalkınmanın peşinde koşmak, bu ülkelerin ortak arzusu ve talepleridir.

Bu durumda, çok az sayıdaki küçük grubu izole etmeli ve büyük çoğunluğu mümkün olduğunca birleştirmeliyiz. İnsanlık için ortak bir gelecek topluluğu inşa etmek, küresel bir birleşik cephe kurma amaçlı büyük bir stratejik kavramdır ve aynı zamanda dünya halklarının özlem duyduğu ve uğruna çabaladığı bir dünya uyumunu sağlama vizyonudur.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir