Çin’e Özgü Sosyalizm Ulusal Bir Kavram mıdır?

Çin’e Özgü Sosyalizmi İnşa Etme Kavramının Pratik İçinde Değişen Anlamları

Yazar Prof. Shen Baoxian Yazar, ÇKP Merkezi Parti Okulu’nda yönetici ve Doktora Danışmanı

Dikkat ediniz aşağıdaki yazı 2010 yılında yazılmış ve yayınlanmıştır. 

Deng Xiaoping’in “Çin’e özgü niteliklerle sosyalizmi inşa etme” kavramını ortaya atmasından bu yana, insanlar sürekli olarak “Çin’e özgü niteliklerin” ne anlama geldiğini sormaktadır. 31 yıllık pratiğin ardından, “Çin’e özgü niteliklere”– yani Çin’e özgü niteliklerle sahip olan sosyalizme— dair anlayışımız zaman içinde giderek daha somut ve derinlikli bir hale gelmiştir.

I. Deng Xiaoping neden “Çin’e özgü nitelikler” kavramını önerdi?

Bana göre, Deng Xiaoping’in “Çin’e özgü nitelikler” vurgusu iki nedenden kaynaklanıyordu.

Birincisi, bu vurgu Çin’in Sovyet modelini terk etmesi anlamına geliyordu.

Deng Xiaoping, Çin’in uyguladığı sosyalizminin büyük ölçüde Sovyet modelini benimsediğine inanıyordu, ancak ona göre pratikte bu modelin Çin’in ulusal koşullarına uygun olmadığı ve başarılı olamayacağı kanıtlanmıştı. Dolayısıyla Sovyet modeline yanıt olarak “Çin’e özgü nitelikler” kavramını önerdi ve Çin’in koşullarına uygun bir sosyalist model kurma ihtiyacını vurguladı.

İkincisi, Deng Xiaoping Çin’de sosyalizmi dış müdahale olmadan bağımsız olarak inşa etme konusunda inisiyatif almak amacını vurgulamak istiyordu.

Kendisini her zaman sosyalizmin “büyük ağabeyi” olarak gören Sovyetler Birliği, diğer sosyalist ülkeleri sistemini kopyalamaya zorlamıştı, bu modelden herhangi bir sapmayı “milliyetçilik” veya “evrensel yasaların” ihlali olarak etiketlemiş ve keyfi olarak müdahale etmişti. Çin Komünist Partisi 12. Ulusal Kongresi’ndeki açılış konuşmasında Deng Xiaoping şunları söylemişti: “Çin’in işleri, Çin’in koşullarına göre ele alınmalı ve Çin halkının kendi gücüne dayanmalıdır. Bağımsızlık ve özgüven, geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimiz için en önemli temelimizdir.” Bu, öncelikle Sovyetler Birliği’ne yönelik bir uyarıydı ve onların Çin’in sosyalist inşasına müdahale etmemeleri gerektiğini vurguluyordu.

“Çin’e özgü nitelikler” kavramı kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği’nin “dikkatini” çekmişti. 21 Haziran 1984’te, SBKP Merkez Komitesi’nin resmi gazetesi olan Pravda, “Dünya Devrim Sürecinde Baskın Faktör” başlıklı bir makale yayınladı ve “dünya sosyalist sistemi ve dünya sosyalist sisteminin birliği” hakkında geniş bir yorum yaptı, özellikle de “Çin Halk Cumhuriyeti”nden bahsetti. Makalede şu ifade yer alıyordu: “Sosyalist mülkiyet meselesi üzerine ve toplumsal üretim ile özel üretim arasındaki ilişki meselesi üzerine revizyonist bir bakış açısıyla açıklama girişiminde bulunulmuştur. Bazı akademisyenler, bilhassa merkezi planlamanın rolünü zayıflatarak, pazar rekabetini teşvik ederek ve ekonomide özel (sektör) ekonomik bileşenlerinin oranını artırarak, ekonomik kalkınmada devlet düzenlemesinin rolünü ve etkisini zayıflatmayı savunmaktadır. Bu ‘arayış’, asıl noktayı, yani ekonomide özel (sektör) bileşeninin genişlemesinin ciddi ekonomik, sosyal ve ideolojik sonuçlar doğurduğunu ve öncelikle sosyalist yönetimin temelini zayıflattığını göz ardı etmektedir.”

Açıkça, bu, o dönemde Çin’de teşvik edilmeye başlanmış olan çoklu ekonomik bileşenlerin bir arada geliştirilmesine ve Çin’in pazar odaklı reformlarına yönelik bir eleştiriydi. Makale ayrıca şu eleştiriyi de içeriyordu: “Ulusal özgünlüğü vurgulamak, diğer (sosyalist) ülkelerin ekonomilerini mekanik biçimde taklit etmek veya görmezden gelmek de aynı derecede tehlikelidir.”

Bu ifadeler ise daha da açık bir şekilde “Çin özgü nitelikleri” hedef alıyordu. Deng Xiaoping’in Çine özgü sosyalizm hakkındaki temel teorik görüşlerinin bu olumsuz değerlendirmesi, şüphesiz ki Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin o günlerdeki görüş ve tutumunu yansıtmaktaydı.

O günün dünyasında Çin’den çok daha güçlü ve etkili kamuoyunu belirleme gücü olan Sovyetler Birliği onun müttefikleri ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin alacağı muhtemel tutumu göz önünde bulundurmak Deng Xiaoping’in “Çin’e özgü nitelikler” önerisi ve “Çin’in koşullarına göre Çin’de işleri yapmak ve Çin halkının kendi gücüne dayanmak” vurgusu için önemli bir arka plandı. Bugün, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle ​​birlikte bu önemli arka plan artık mevcut değil. “Çin’e özgü nitelikler” belirli tarihsel koşullar dikkate alınarak altında önerilmişti ve insanların “Çin’e özgü nitelikler” anlayışı, tarihsel gelişimle kaçınılmaz olarak evrim geçirecektir.

YENİ BİR KAVRAYIŞA DOĞRU

II. “Çin’e özgü nitelikler” anlayışında adım adım ilerleyen bir derinleşme süreci olmuştur. 

Çin’e özgü niteliklere sahip sosyalizmi inşa etme süreci, temel ulusal koşullardan başlamayı vurgulamaktan, hem ulusal koşulları hem de sosyalizmin inşasının nesnel yasalarını vurgulamaya doğru evrilmiştir.

Başlangıçta Deng Xiaoping, sosyalizmin Çin’in gerçeklerine uygun olması ve Çin’in gerçek koşullarından hareket etmesi gerektiğine inanıyordu. Bunu teorik olarak şöyle özetlemişti: “Sosyalizm, Çin’in gerçeklerine uygun, Çin’e özgü niteliklere sahip bir sosyalizm olmalıdır.” Biz neden “diğer ülkelerin deneyimlerini ve modellerini” basitçe kopyalayamadık? Çünkü “diğer ülkelerin deneyimleri ve modelleri” Çin’in durumuna uygun değil ve bu nedenle başarılı olamaz”. Başlangıçta Partimizdeki herkes Çin’deki sosyalizm meselesini bu bakış açısıyla görmüş ve değerlendirmişti.

1978’den sonra yeni bir tarihi döneme girdikten sonra bir süre boyunca kendimizi ülkemizin temel ulusal koşullarını incelemeye adadık. 1987’de Çin Komünist Partisi’nin 13. Kongresi, “Çin sosyalizmin ilk başlangıç aşamasındadır” şeklinde bilimsel bir yargıya vardı ve yapılacak her şeyin bu temel ulusal koşuldan yola çıkması gerektiğini vurguladı. O zamanlar, “çeşitli ekonomik bileşenlerin yan yana geliştirilmesi” ve “meta ekonomisinin güçlü bir şekilde geliştirilmesi” de dahil olmak üzere önerdiğimiz reform önlemlerinin tümü Çin’in temel ulusal koşullarına bağlı kalma kavrayışına dayanıyordu.

İnşa pratiğimiz geliştikçe, anlayışımız derinleşti. Aynı dönemde insanlar sosyalizm meselesini ulusal bağlamın ötesinde ele almaya başladılar. Ele alınan ilk konu pazar ekonomisiydi.

1980’lerin başlarından itibaren iktisat teorisyenleri camiası, sosyalist ekonominin bir meta ekonomisi olup olmaması gerektiği konusunda hararetli tartışmalar yürütmüştü. Guangdong’daki Zhuo Jiong ve diğerleri, sosyalist ekonominin bir meta ekonomisi olması gerektiğini açıkça öne sürmüştü.

Bu hararetli tartışmalar içinde, Zhuo Jiong ve diğerlerinin fikir ve önerileri giderek nispeten geniş çaplı bir mutabakata dönüştü. Eylül 1984’te, Çin Komünist Partisi (ÇKP) 12. Merkez Komitesi’nin Üçüncü Genel Kurulu, “ÇKP Merkez Komitesi’nin Ekonomik Sistem Reformu Hakkındaki Kararı” kabul etti. Bu belge, iktisat teorisyenleri camiasının araştırma sonuçlarını bünyesinde barındırıyor ve sosyalist ekonominin, kamu mülkiyetine dayalı planlı bir meta ekonomisi olduğunu açıkça teyit ediyordu.

Belgede şu hususlar açıklığa kavuşturuluyordu: “Meta ekonomisinin tam anlamıyla gelişmesi, sosyo-ekonomik gelişimde bir aşama ve ülkemizin ekonomik modernleşmesini  gerçekleştirmek için gerekli olan bir koşuldur. Ancak ve ancak meta ekonomisi tam olarak geliştirildiğinde ekonomi gerçekten canlandırılabilir; bu da işletmeleri verimliliği artırmaya, işletmeleri esnek bir şekilde faaliyet göstermeye ve işletmeleri karmaşık ve sürekli değişen toplumsal taleplere duyarlı bir şekilde uyum sağlamaya teşvik eder ki bunlar, yalnızca idari yöntemler ve işletmeleri zorunlu planlama yoluyla yönlendirme ile başarılamayacak şeylerdir.”

 Deng Xiaoping, tarihi öneme sahip bir ekonomi-politik taslağı olarak gördüğü bu belgeyi büyük bir takdirle karşıladı. Belge, Çin’in ulusal koşulları perspektifinin ötesine geçerek sosyalizmin inşasını toplumsal gelişmede tarihsel kaçınılmazlık açısından, yani ekonomik ve toplumsal gelişmenin nesnel yasaları açısından ele alıyordu.

Bu aşamadan sonra, insanların zihinleri giderek daha da özgürleşti ve anlayışları gelişti. “Meta ekonomisi” ve “pazar ekonomisi” terimleri esasen aynı anlama gelmekteydi. Ancak bir dönem boyunca, bazıları “meta ekonomisi” terimini hoş karşılamazken, diğerleri ise kendilerini “kapitalizm savunucusu” konumdan net bir şekilde ayıramama korkusuyla “pazar ekonomisi” sözcüğünden bahsetmeye bile cesaret edemiyordu.

Oysa Deng Xiaoping çok daha önce, sosyalizmin bir pazar ekonomisine sahip olabileceğini öne sürmüştü. Kasım 1979’da yabancı konuklarla yaptığı bir görüşmede Deng Xiaoping şöyle demişti: “Pazar ekonomisinin yalnızca kapitalist olduğu söylenemez; sosyalizm de bir pazar ekonomisine sahip olabilir.”

Yıllar süren değerlendirmelerin ardından, insanların düşünce yapısı giderek hatalı “sol” düşünüşün prangalarını kırdı ve pazar ekonomisi konusunda nispeten geniş bir mutabakata varıldı.

1992’nin başlarında Deng Xiaoping, “Güney Eyaletleri Teftiş Turu” sırasındaki konuşmalarında sosyalizmin bir pazar ekonomisini benimseyebileceğini açıkça ifade etmiş ve böylece insanların zihinlerini büyük ölçüde özgürleştirmiştir.

Çin Komünist Partisi’nin 14. Ulusal Kongresi (1992), ülkenin reformları için hedef model olarak sosyalist pazar ekonomisi sistemini kurma kararı almıştı. Pazar ekonomisi; özellikle meta üretimi ve meta değişimi olmak üzere, büyük ölçekli toplumsallaşmış üretim temelinde adım adım gelişen bir toplumsal kaynak tahsis biçimi olup, sosyo-ekonomik gelişimin kaçınılmaz bir ürünüdür.

Sosyalist pazar ekonomisi fikrinin ortaya atılması, insanların “Çin’e özgü sosyalizm” anlayışını ve farkındalığını önemli ölçüde geliştirmiştir. Daha önceleri, diğer ülkelerin modellerini kopyalamanın sosyalizmin başarısını sağlamayacağına inanılıyordu; çünkü bu modeller Çin’in ulusal koşullarına uygun değildi. Ancak reform ve dışa açılma süreciyle birlikte, teorik olarak planlı ekonominin sadece Çin için değil, aynı zamanda sosyalizmin anavatanı olan Sovyetler Birliği ve planlı ekonomiyi benimseyen diğer tüm sosyalist ülkeler için de uygun olmadığını adım adım fark etmiştik.

Planlı ekonomi uygulamaları nedeniyle, Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerin ekonomik gelişimi oldukça yavaş seyretmiş ve elde edilen sonuçlar tatmin edici olmamıştı. Dolayısıyla meselenin özü, sosyalizmin yalnızca ulusal koşullara uygunluğunda değil, aynı zamanda sosyalizmin inşasının nesnel yasalara uygunluğunda yatmaktaydı. Yeni kavrayışımız buydu.

Çine özgü sosyalizm, yalnızca Çin’in gerçeklerinden ve Çin’in kendine özgü niteliklerinden yola çıkmakla kalmamalı, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal gelişimin nesnel yasalarını da gözetmeliydi. Deng Xiaoping’in Güney Teftiş Turu konuşmaları ve Çin Komünist Partisi’nin 14. Ulusal Kongresi ile birlikte, Çine özgü sosyalizm teorisi ve pratiğine  dair anlayışımız ve bilincimiz büyük bir ilerleme kaydetmiştir.

III. Çine özgü sosyalizmin “kendine özgülüğü” farklı düzeylerde ele alınmalıdır.

Çine özgü sosyalizmin “spesifik, özgün” yönü, esas olarak Sovyet modeliyle yapılan kıyaslamaya ve özellikle de Çin’de 1978’deki 11. Merkez Komitesi’nin Üçüncü Genel Oturumu’ndan önce uygulanan sosyalizmle—yani Çin’deki eski geleneksel sosyalizm modeliyle—yapılan kıyaslamaya dayanmaktadır.

Toplumsal sistemler açısından bakıldığında, toplumsal yapımız önemli değişimler geçirmiştir. Kısacası, geleneksel sosyalizm modelini temelden terk etmiş ve Çine özgü sosyalizmi inşa pratiğini hayata geçirmiş bulunuyoruz.

Çin özgü sosyalizmin “kendine özgülüğü” farklı düzeylerde anlaşılmalıdır.

Birincisi bu durum, toplumun ekonomik ve siyasi sistemlerinde ve toplumun yapılarında kendini ifade etmektedir. Ekonomik açıdan bakarsak; kamu mülkiyetinin ana gövdeyi oluşturduğu ve çeşitli mülkiyet biçimlerinin ortaklaşa geliştiği temel bir ekonomik sistemi; “emek katkısına göre bölüşümün” esas alındığı ve diğer bölüşüm yöntemlerinin bir arada bulunduğu bir bölüşüm sistemini; ve bir pazar ekonomisi sistemini bünyesinde barındırır.

Siyasi açıdan bakarsak; Rusya’daki Sovyet meclislerine benzeyen bir halk kongreleri sistemini, bölgesel etnik-ulusal özerklik sistemini, Çin Komünist Partisi önderliğinde çok partili iş birliği ve siyasi istişare sistemini ve Çin’in çeşitli bölgeleri için “tek ülke, iki sistem” ilkesini kapsar. (Hong Kong, Makao)

Bunların tümü; bilimsel sosyalizmin temel ilkelerine bağlı kalarak, ekonomik ve toplumsal gelişimin nesnel yasalarını gözeterek ve Çin’in gerçeklerinden yola çıkarak, zorlu bir keşif ve yaratım süreci sonucunda elde ettiğimiz kazanımlardır. Bunlara büyük bir değer vermeliyiz.

Yukarıda belirtilen özgün niteliklere başka diğer özgünlükleri de ekleyebiliriz, listeyi uzatmayalım; ancak “Çin’e özgü niteliklere sahip sosyalizmin” henüz tam anlamıyla oluşmuş ve yerleşmiş olmaktan uzak olduğunu kabul etmek hayati önem taşır; zira mevcut ekonomik temel ile mevcut üst yapının sistem ve yapıları hâlâ iyileştirilme ve değişim sürecindedir.

Bu durum, kalıplaşmış bir bakış açısıyla ele alınamaz. Geleneksel sosyalizm modelinden Çin’e özgü sosyalizme geçiş, köklü ve kapsamlı bir devrim niteliğindedir. Bu dönüşüm (veya geçiş), kaçınılmaz olarak uzun vadeli bir süreç olacaktır.

Daha derin bir düzeyden bakıldığında, Çin’e özgü sosyalizm; bilimsel sosyalizmin temel ilkeleri doğrultusunda hareket etmeyi, Çin’in gerçeklerinden ve niteliklerinden yola çıkmayı, sosyalizmin inşasında ekonomik ve toplumsal gelişimin nesnel yasalarına uymayı ve insan medeniyetinin izlediği yol içinde ilerlemeyi ifade eder. Burada, ekonomik ve toplumsal gelişimin nesnel yasalarına ve insan medeniyetinin izlediği yol içinde ilerlemeye nasıl uyulacağı konusunu vurgulamak önemlidir. İlerde Çin dünya ile giderek daha fazla bütünleştikçe ve entegre oldukça, bu yan daha da büyük bir önem kazanacaktır.

Çevirenin notu: Çin’in bugün insanlığın ortak kader topluluğunu inşa etme stratejisini benimsemesi ile birlikte bu yan daha görünür hale gelmiştir. ÇKP bugün her zamankinden daha fazla Çin’in kaderi ile diğer ülkelerinin kaderinin birliğine- özellikle Küresel Güney ülkeleri— ve Çin’in kaderi ve sosyalizmin kaderi ile insan toplumunun sağlıklı ilerlemesinin kaderinin birleştiğini savunmaktadır.  

4. “Çin’e özgü nitelikler” ifadesinin “yalnızca Çin’e has” şeklinde yorumlanması hatalıdır

“Çin’e özgü nitelikler” kavramının teorik açıdan doğru anlaşılması, Çin’e özgü sosyalizmi inşa etme pratiğini ilerletmek açısından büyük önem taşımaktadır. “Çin’e özgü nitelikler” ifadesi “yalnızca Çin’e has” şeklinde yorumlanmamalıdır. Elbette “bir ülke, iki sistem” ve bölgesel etnik-ulusal özerklik sistemi gibi kendimize has yönler mevcuttur; ancak pek çok açıdan diğer sosyalist ülkelerle benzerlikler taşıyoruz ve sadece belirli noktalarda Çin’e özgü niteliklere sahibiz.  

“Çin’e özgü nitelikler” kavramı, “Çin’in kendine has nitelikleri” şeklinde yorumlanmamalıdır. Çin’e özgü sosyalizm, kuşkusuz Çin’in niteliklerinin dikkatle ele alınmasını gerektirir; ancak evrensellik ile özgüllüğü birbirine bağlamak gereklidir ve elzemdir; evrenselliği göz ardı ederek özgüllükten söz edemeyiz.

Günümüzde, özellikle “Çin’in istisnai olduğu” yani Çin’in sosyalizminin özel bir vaka olduğu—görüşüne karşı dikkatli ve uyanık olmalıyız. Çünkü bu görüş kaçınılmaz olarak insanlık medeniyetinin kazanımlarından ders çıkarmaya ve bunları özümsemeye karşı çıkılmasına yol açar, ekonomik ve toplumsal gelişimin evrensel yasalarını reddeder, insanların vizyonunu ve düşünce yapısını sınırlar ve Çin’e özgü sosyalizmin gelişimi açısından son derece zararlıdır ve hatta milliyetçiliğe kapıyı aralar.

  

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir