Çok Kutuplu Dünyanın İnşası ve Hegemonyacılığa Karşı Mücadele

Çin’in Küresel Güney Ülkelerine Sunduğu Bağımsızlık Seçeneği

Pedro Monzón Barata, sosyalist Küba’nın Brezilya Büyükelçisi

Al Mayadeen internet sitesinde yayımlanan aşağıdaki makalede Pedro Monzón Barata, Çin’in bir dizi büyük küresel girişim ve pratik program aracılığıyla Küresel Güney ülkelerine ABD hegemonyasını zayıflatan finansal özerklik, stratejik ittifaklar ve kalkınma araçları sunduğunu savunuyor:

“Batı liberal düzeninin açıkça tükenme belirtileri gösterdiği tarihi bir dönemde… Çin sadece ekonomik bir rakip olarak değil, jeopolitik bir alternatifin mimarı olarak ortaya çıkıyor… Çin artık sadece yükselen bir güç değil: ABD’nin tek kutuplu hegemonyasına ciddi anlamda meydan okuyabilecek ekonomik, teknolojik, finansal ve diplomatik güçlere sahip tek ülke.”

Bu gerçekleri inceleyen yazar, “Batılı elitler, Batılı olmayan bir ülkenin barışçıl yükselişini suç haline getirmeyi ve Çin’i çevreleme, abluka ve çatışma politikalarını haklı çıkarmayı amaçlayan ırkçı ve manipülatif bir anlatı olan eski ‘Sarı Tehlike” söylemini yeniden canlandırdılar” diyor.

Ancak Çin’in stratejisi yalnızca Washington’ı yerinden etmekle sınırlı değil; aksine, tarihsel sabır ve stratejik pragmatizm yoluyla, gücün artık tek bir kutupta yoğunlaşmadığı, aksine egemen karar alma merkezleri arasında dağıtıldığı çok kutuplu bir dünyanın temellerini atmayı amaçlıyor.

Örneğin, Küba, Rusya ve diğer ülkeleri uluslararası finans sisteminden koparmak için kötüye kullanılan SWIFT uluslararası bankacılık ödeme mekanizmasına Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) ile nasıl karşılık verdiği biliniyor.Çin’in sunduğu bu altyapı, SWIFT’in yerini almasa da uluslararası işlemler için egemen, daha verimli ve asgari maliyetli bir ödeme kanalı sunmaktadır.

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, BRICS+ ekonomik grubunun önemi büyük: “Dünyanın önde gelen petrol ve doğalgaz üreticilerini (küresel rezervlerin %40’ından fazlasını kontrol eden) bir araya getirerek ve şimdi de Karayipler, Güney Konisi ve Güneydoğu Asya’dan stratejik aktörleri de bünyesine katarak, bu ekonomik blok eşi görülmemiş bir jeopolitik ağırlık kazandı.”

KÜBA BRICS+ EKONOMİK BLOKUNA KATILDI 

Dahası: “Küba’nın –tarihsel olarak Latin Amerika’da anti-emperyalist direnişin sembolü olan, küçük bir ekonomiye sahip ancak muazzam bir tıp, bilim, eğitim, etik, dayanışma temelli ve diplomatik sermayeye sahip– dahil edilmesi, önemli bir değişime işaret ediyor.

İlk kez, altmış yılı aşkın süredir abluka altında direniş gösteren sosyalist bir Küresel Güney ülkesi, küresel düzeni neoliberalizmden uzaklaştırıp kardeşliğe doğru yeniden tanımlamayı hedefleyen bir bloka katılıyor. Bu, BRICS+’ın çok uluslu, hegemonya karşıtı ve medeniyet çeşitliliğini güçlendirerek onu ayrıcalıklı G7 kulübünden daha da uzaklaştırıyor.”

Ancak BRICS+’ın doğası ve rolü abartılmamalı veya yanlış yorumlanmamalıdır. “Güney-Güney dayanışması ve eşitlikçi çok kutupluluk söyleminin altında, ideolojik farklılıklar ve çoğu zaman çelişkili enerji ve jeopolitik gündemlerin yanı sıra, tarihsel ikili gerilimler (geleneksel olarak Hindistan ve Çin arasında) devam etmektedir. Dolayısıyla BRICS+, birleşik bir cephe değil, işbirliği ve rekabetin bir arada bulunduğu karmaşık bir müzakere alanıdır.”

Latin Amerika önemli bir arena: “Tarihsel olarak bağımlılık dinamiklerine hapsolmuş olan bu bölge, şimdi Çin’i ortaklarını çeşitlendirmek ve Batı’ya olan geleneksel bağımlılığından kurtulmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak Latin Amerika’da karşıt güçler de mevcut: bir yanda Amerika Birleşik Devletleri ve Batı kapitalizmine bağlı oligarşik çıkarlar; diğer yanda ise daha derin ilişkileri gerçekten destekleyen ancak aynı zamanda ulusal çıkarlarını korumayı amaçlayanlar…”

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir