Çin’in Venezuela’yı Kartala Teslim Ettiği Doğru Değil!

Vladimir Vercinga, Rusya Fed. Komünist Partisi, Pravda Rusça

Çeviren: Eylül Deniz  

Venezuela, Çin’in altı temel stratejik ortağından biri. Bazı yoldaşlar Rusya ve Çin’in son Venezüella saldırısında çok daha aktif müdahale etmesini arzu ettiler. Oysa bugünkü dünya durumu ABD saldırganlığına karşı farklı stratejileri gerektiriyor.  ABD uçak gemileri Karayipler’de toplanırken, Çin Venezuela’nın yardım talebine “sakin” bir yanıt verdi; Çin hükümeti açısından Venezüella’ya 59,2 milyar dolarlık yatırım bir kumar değil, iyi düşünülmüş bir ekonomik stratejiydi.

Petrol altyapısından çeşitli kamu işleri projelerine kadar Çin, uydular, aşılar ve metro ulaşımına destek dahil Venezuela için yeni bir işbirliği paradigması oluşturdu. ABD’nin kurduğu hegemonya savaşına çekme tuzağına karşı Çin, başka ülkelere müdahale etmeme ilkesini kalkan olarak ve çok taraflı işbirliği mekanizmalarını mızrak olarak kullanarak, işbirliği ortaklığı yaptığı ülkelerin dış baskılara dayanması için daha sürdürülebilir olan bir yol geliştirmeye çalışıyor.

ABD uçak gemileri Karayipler’de toplanırken, dünyada dikkatler Çin’e ve Rusya’ya çevrildi. Eski dünya durumunun düşünce alışkanlıkları ile düşünen insanlar Venezuela’nın “demir gibi sağlam dostları” kritik bir anda yardım eli uzatacak mı sorusunu sordular.  Çin ve Venezuela arasındaki son 10 yıl içindeki ilişki, yüzeysel olarak para/ticaret ve iş birliğine dayalı gibi görünse de, arkasında daha derin bir stratejik düşünce var.  Çin, Venezuela’ya 59,2 milyar ABD dolarından fazla yatırım yaparak ülkenin en büyük ekonomik ortağı oldu. Savaş bulutları belirirken, Maduro hükümeti Çin’in daha müdahaleci bir tavır sergilemesini bekliyordu, ancak Çin “sakin” kalmayı ve “dış müdahaleye karşı çıkma” söylemi ile karşılık vermeyi seçti. Bu tutum, Çin’in ABD ile doğrudan bir çatışmadan korktuğu gibi bir algıya yol açtı. Ancak, ayrıntıları dikkatlice düşündüğümüzde, işler göründüğünden çok daha karmaşık…Her şeyden önce, Çin’in Venezuela’daki yatırımlarının şaşırtıcı derecede büyük olduğunu kabul etmek gerekir. Yüz milyarlarca dolarlık kredi ve yatırım, öncelikle petrol ve altyapı sektörlerine yatırılmış durumda. Çin ile birlikte yürütülen 600’e yakın işbirliği projesi var. Bu alışverişler ve yatırımlar izole değil, küresel ticaret ağları ve uluslararası finansal sistemle yakından bağlantılı.

Eğer Çin aceleci bir şekilde askeri müdahalede bulunsaydı, bu, ABD’nin alışılagelmiş pratiği olan Çin’e ve Venezuela’ya karşı “ekonomik ve mali yaptırımlar” yapmasına açık fırsat sağlamış olacaktı. Bu durumda, sadece Venezuela zor durumda kalmayacak, aynı zamanda Çin’in dünya çapındaki ticaret ve yatırım bağları da kopabilirdi ve Çin’in denizaşırı varlıkları İran’da olduğu gibi dondurulma riskiyle karşı karşıya kalabilirdi. Bir anlık heyecanla “kardeşlik” uğruna sert bir biçemde müdahale etmek ve ABD’ye fırsat vermek olgun ve güçlü bir ülke için kesinlikle akılcı bir tercih olamaz.

Çin’in taktiği, mevcut yatırımlarının ve alacaklarının güvenliğini önceliklendirmek, ideal hedef olarak normal işleyişi sürdürebilmek ve en kötü senaryonun gerçekleşmesi durumunda bile düzenli bir şekilde kayıpları azaltmaya çalışmak gibi görünüyor. Bu ihtiyatlı tutum basitçe saldırgana teslim olmak değil, uzun vadeli düşünmek ve Çin halkının vergi mükelleflerine karşı sorumlu bir tutum olarak görülmeli..  Aslında, petrol fiyatlarının çok düştüğü ve Venezuela’nın ekonomik çöküş döneminde, Çin tarafından finanse edilen birçok projede büyük mali kayıplar yaşandığını biliyoruz; bazı Çinli şirketler on milyonlarca dolar para kaybetti ve sonunda Venezüella’dan geri çekilmek zorunda kaldılar. Çin’in bu eski tecrübeden sonra doğal olarak işleri yaparken daha temkinli olması mantıklı.

Çin Sosyalist Kore Dışında Kimseyle Askeri İttifak Yapmadı

Çin Sosyalist Kore dışında kimseyle askeri ittifak yapmadı ve bu tür ittifakları ancak ve ancak dünya bir sert savaş dönemine girdiğinde yapacaktır. Çin ve Venezuela ortaklığı, siyasi, ekonomik ve diplomatik alanlarda karşılıklı desteği kapsayan stratejik ortaklıktır. 2023 yılında iki ülke ilişkilerini “her koşul altında stratejik ortaklık” seviyesine yükselterek, uluslararası durum ne kadar olumsuz yönde değişirse değişsin, iki tarafın istikrarlı iş birliğini ve ortaklaşa kalkınmayı sürdürmesini öngörüyordu.  Çin, Venezuela’ya metro ulaşımı ve konut inşa etmede, iletişim uydularının fırlatılmasına yardımcı oldu ve pandemiyle mücadele için aşı ve tıbbi destek sağlayarak halkların refahına daha fazla önem verdiğini gösterdi.

Çin-Venezuela askeri işbirliği çoğunlukla personel eğitimi, iletişim ekipmanı, radar ve diğer savunma teknolojilerine odaklanmıştır. Çin, Venezuela’ya tank, füze veya diğer ağır saldırı silahları satmadı. Bu işbirliği anlaşması Çin diplomasisi ile tutarlıdır: Çin diğer ülkelerin iç işlerine karışmayı, eski dönemden kalma emperyalist ve hegemonyacı bir tutum olarak görüyor ve karşı çıkıyor. Eğer bunu kendi yaparsa diğer büyük güçleri nasıl eleştirecek..

Amerika Birleşik Devletleri her zaman “uyuşturucuyla mücadele” ve “terörle mücadele” bahanesiyle diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Ancak Çin’in mantığı “herkes kendi kapısının önündeki karı temizlemeli” mantığıdır ve Çİn ülkeler arası ilişkilerde egemenliği ve eşitliği savunmak istiyor. Çin’in müdahale etmek için bölgeye savaş gemileri ve asker göndermesi, yalnızca emperyalist “orman kanunu” mantığını güçlendirecek ve on yıllarca savunduğu ilkelerden vazgeçmek anlamına gelecekti. Çin aslında “müdahale etmeme” duruşu ile ABD’nin “büyük güç çatışması” stratejisinin tuzağına düşmemiş oldu.  Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel çatışmaları Çin ile ABD arasında doğrudan bir çatışmaya dönüştürmeyi umarak, bizzat kendi emperyalist-hegemonik müdahalesinin gerçek niteliğini gizlemeye çalışıyor.  

Çin ise, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası platformlarda sesini yükseltmeyi, tek taraflı ekonomik ve siyasi yaptırımlara, ambargolara karşı çıkmayı, diyalog ve istişare çağrısında bulunmayı tercih ediyor. Böylece dünyanın bugünkü sorunları ve uluslararası anlaşmazlıklarda ahlaki açıdan üstünlüğe sahip olan daha geniş bir muhalefet birliği (blok) kurmayı hedeflemektedir. Bazı yoldaşlarımız, Çin’in bölgeye askeri müdahalede bulunmamasının Venezuela’yı tamamen terk ettiği ve yalnız bıraktığı anlamına mı geldiğini soruyor. Bu tahminler bence yersiz. Çin’in bugünkü taktiği, hem uzun vadeli kazanç ve etkiyi göz önünde bulunduruyor, kısa vadeli olayların üzerine çıkan bir akıl yürütme üzerinden gidiyor. Bugün Venezüella’da başkan değişebilir, ancak orada bir hükümet olacaktır, ülke, kaynaklar ve halk devam edecektir. Ülkenin siyasi ve ekonomik elitleri ve Venezüella halkı Çin’in neden ve nasıl işbirliği yaptığını asla unutmayacaklardır. Çin, ABD ambargosuna karşın ticari aracılar aracılığıyla Venezuela petrolünü satın almaya devam etti ve ticaret kanallarını korudu, otomobil ve gıda/tüketim malları gibi mallar da sattı. Bu, Venezuela ekonomisi için çok önemli bir destekti. ABD ve Batı’dan gelen ağır ticari ve ekonomik yaptırımlara rağmen, Çin, Venezuela’nın normal şekilde iş yapabileceği birkaç önemli ortaktan biri kaldı ve bu unutulmayacaktır.

Çin’den gelen ekonomik işbirliği ve diplomatik destek, Venezuela’nın sosyal istikrarını korumasına ve dış baskıya karşı direnme yeteneğini artırmasına yardımcı olan “uzun vadeli” bir yaklaşımdı. Çin Rusya ve Hindistan ile birlikte, Venezuela’nın BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası gibi çok taraflı mekanizmalara katılımını da teşvik etti; bu da esasen Venezuela’nın uluslararası alanını genişletmesine ve dış tecridi kırmasına yardımcı oldu. Bu “uzun vadeli” yaklaşım, kısa vadede aceleci sert çıkışlardan çok daha fazla kazanç getirecektir.

Trump Amerika’sının askeri maceraları

Trump yönetiminin sık sık yaptığı maceracı çıkışlar ve eylemler, ABD içinde önemli bir eleştiri topluyor; anketler, halkın yalnızca yaklaşık %30’unun Venezuela’ya karşı askeri harekatı desteklediğini gösteriyor. Meksika ve Brezilya gibi komşuları da ABD müdahalesine açıkça karşı çıktılar. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri birçok uluslararası meseleye derinden karışmış durumda ve ekonomik kaynakları artık eskisi kadar bol değil.

Çin’in diplomatik tutumu, iç işlerine karışmama, büyük güçler arasında doğrudan çatışmalardan kaçınmak, kendi önemli ekonomik çıkarlarını korumak ve ortaklık kurduğu ülkeleri daha sürdürülebilir bir şekilde desteklemektir. Çin ABD ve Batının çok güçlü baskılarına karşın Rusya ile enerji, ekonomik ve ticari ilişkilerini sürdürdü  fakat Rusya’nın operasyon savaşına doğrudan katkıda bulunmadı. Bu da gerçekçi bir tutumdu. Çin ilerde de Venezüella’nın yanında durmaya devam edecektir. Çünkü geriye baktığımızda, Venezuela ve Çin arasındaki ilişki kesinlikle basit bir “finansal destek/borçlandırma” ve “faydacı” ilişki modeli değildi.

Uluslararası politika, tek bir anda veya tek bir yerde o an alınacak sonuçla ilgili değil, on veya yirmi yıl sonraki küresel manzaranın evrimiyle ilgili büyük bir oyundur ve dikkatli bir satranç oyununa benzer. Bu yaklaşımda “devrimci tutku” hemen göze çarpmayabilir.

Büyük Güç Rekabeti ve Çin’in Venezuela Saldırısına Yaklaşımı

Elbette Venezuela düşerse, Rusya Latin Amerika’da önemli bir müttefikini kaybedecek, Amerika kıtasındaki etkisi önemli ölçüde zayıflayacak ve potansiyel olarak Rusya’ya karşı güven zayıflayacak uluslararası Rusya’nın “dostlar çevresinin” daralmasına neden olacaktır. Ancak Rusya, Ukrayna krizine derinden karışmış durumda ve Venezuela’yı desteklemek için kaynak ayıracak durumda değil; bu da Çin’in tutumunu özellikle kritik hale getiriyor.

Venezuela’da radikal bir hükümet değişikliği olursa, yeni hükümet eski borçları ödemeyebilir ve Çin’e petrol akışında aksama olursa bu durumlar Çin’in enerji güvenliğini de olumsuz etkileyecektir. Aynı zamanda, Latin Amerika ülkeleri Çin’in Venezuella olayına tepkisini gözlemliyor; herhangi bir zayıflık gösterisi Çin’in Latin Amerika’da gelecekteki işbirliğini ve sağladığı güveni olumsuz etkileyecek hem jeopolitik risklere hem de ekonomik kayıplara yol açacaktır.

Çin ABD gibi dünyanın polisi olmak istemiyor

Çin ABD ile Güney Amerika ülkelerine güç gösterisi yapabilirdi, ancak bunun önünde birçok engel bulunuyordu. Uluslararası sularda seyir özgürlüğü yasal bir dayanak olsa da, Venezuela sularına yaklaşmak iç işlerine müdahale suçlamasına ve ABD medyasının saldırılarına maruz kalabilirdi; ayrıca Çin ile ABD arasındaki gerilimleri artırabilir, Çin-ABD ekonomik ilişkilerinde gevşeme trendini baltalayabilir ve Çin açısından Venezuella’daki alacaklarının güvenliği sorununu önemli ölçüde zorlaştırabilirdi.

Çin’in Latin Amerika’daki etkisi, bölge ülkeleri ile karşılıklı yarar sağlayan ekonomik işbirliğinden kaynaklanıyor; Yeni İpek Yolu (Kuşak ve Yol) girişimi ve ticari alışveriş, Latin Amerika’da askeri gösterilerden daha kalıcı etkiler bırakıyor ve Çin’i sempatik gösteriyor. Güney Amerika ülkeleri istikrarlı ticaret ortaklarına ve güvenilir dış yatırım kaynaklarına ilgi duyuyor.

Çin, uluslararası hukuka uygun bir biçimde deniz seyrüsefer eğitim tatbikatları yoluyla bölgede bir askeri varlık gösterebilir ve bölgede barış ve istikrara olan bağlılığının sinyalini verebilirdi. Böyle bir hamle sonucu değiştirebilir miydi—bu tartışılır.. Çünkü Venezuela’da gelecekteki durum en nihayetinde halkın alacağı tutuma bağlı olacaktır. Dolayısıyla Çin, ekonomik kayıpları azaltmak ve bölgesel etkisini korumak arasında bir denge kurmaya çalışıyor.

Çin’in Venezuela’ya desteği petrol karşılığı kredi programları aracılığıyla pragmatik bir işbirliğidir ve Venezuela’nın ağır ABD yaptırımları karşısında ekonomisini korumasına yardımcı olmaktadır. Bu destek sosyalist Küba’ya verilen desteğe benziyor.

ABD ve Çin’in stratejileri tümden ve temelden farklıdır: ABD Ukrayna, İran, Filistin gibi dünyanın çeşitli yerlerinde krizler yaratıyor ve ardından ortaya çıkan durumu istismar ediyor, Çin ise uzun vadeli kazan-kazan işbirliğine odaklanıyor. Bu eşitlikçi ve karşılıklı faydaya dayanan model Venezuela’da zaten sonuç vermiştir – Venezuela’da 2024 yılında %9’u aşan milli gelir büyümesi başarılmış ve enflasyon 12 yılın en düşük seviyesine düşmüştür.

Bazı yoldaşlar Venezuela’nın hemen çökeceğini ve “Çin Venezuela’yı koruyamadı” yazık oldu diye düşünmeye başladı. Bu etkileyici gibi görünen görüş, Çin-Venezuela ilişkilerinin niteliğini ve Çin’in uluslararası ilişkilerdeki eylemlerinin ardındaki mantığı yanlış anlıyor.  Çin ve Venezuela, siyasi, ekonomik ve diplomatik alanlarda karşılıklı desteği kapsayan stratejik ortaklıktır. Çin’in Venezuela’ya desteği her zaman ülkenin egemenliğine saygı ve iç işlerine karışmama ilkelerine dayanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Venezuela’ya karşı tek taraflı yaptırımlar ve askeri tehditler uyguladığında, Çin’in desteği açıktı: Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı forumlarda Venezuela’yı  savundu ve hegemonik davranışlara karşı çıktı; Venezuela’nın ekonomisini “petrol karşılığı kredi” programları ile desteklerken ülkenin ABD dolarına olan bağımlılığı azaltmak için RMB (Çin parası ile) ödeme sistemini teşvik etti.

“Çin, Venezuela’yı koruyamadı” diyenler, bilinçaltında uluslararası ilişkileri “güçlünün haklı olduğu” eski mantıkla değerlendiriyorlar. Onların “koruma” anlayışı, Çin’in de ABD gibi Karayipler’e bir uçak gemisi göndermesi ve ABD ordusuyla doğrudan karşı karşıya gelmesi beklentisine dayanıyor. Oysa bu, yalnızca Çin’in diplomatik prestijini ve savunduğu temel ilkeleri ihlal etmekle kalmayacak, aynı zamanda Venezuela’nın egemenliğine de saygısızlık yapmış olacaktır.

Aslında, Çin’in Venezuela’ya verdiği destek önemli sonuçlar doğurdu. Kapsamlı Batı ablukası altında, Çin, Venezuela’nın ana petrol alıcısı haline geldi ve petrol üretiminin %85’inden fazlasını, %60’ı RMB cinsinden olmak üzere satın aldı. Çinli şirketler, Venezuela’nın petrol sahalarını iyileştirmesine ve tuzdan arındırma tesisleri ve 5G iletişim ağları da dahil olmak üzere altyapı inşaatına yardımcı oldular.

Amerika ise, Venezuela’ya aşırı yaptırımlar uygulayarak ülkenin milli gelirinin  2014 ile 2021 yılları arasında %75 oranında küçülmesine, 2025 yılında enflasyon oranının %270’e ulaşmasına ve para biriminin bir yıl içinde %381 değer kaybetmesine neden oldu. Ardından, Amerika Birleşik Devletleri, Chevron gibi petrol şirketlerine Venezuela’nın temel varlıklarını son derece düşük maliyetle satın almaları için “özel ruhsatlar” verdi. Önce kriz yaratıp sonra da en düşük fiyatlardan Venezuela’nın kaynaklarını yağmalama davranışı içine girdi.

Çin “Petrol karşılığı kredi verme” yaklaşımıyla Çin, hem kendi enerji güvenliğini sağladı hem de Venezuela’ya nefes alma alanı sağladı. ABD’nin Venezuela’ya son saldırısı görünüşte “uyuşturucuyla mücadele çabaları” adı altında yürütülse de arka planda iki derin amacı barındırmaktadır: birincisi, dünyanın en büyük petrol rezervlerini kontrol etmek; ikincisi ise, Amerika kıtasında Monroe Doktrini’nin yeni bir versiyonunu teşvik ederek Çin’in Latin Amerika’daki etkisini kırmaktır.

Bu nedenle, Çin’in Venezuela’ya desteği sadece bir dost ülkeye yardım etmekle ilgili değil, aynı zamanda uluslararası adalet ve hakkaniyeti ve Çin’in bizzat kendi meşru kalkınma haklarını korumakla da ilgilidir. Uluslararası toplumda, giderek artan sayıda ülke Çin’in pozisyonuna katılıyor. Rusya, İran ve İspanya + 5 Latin Amerika ülkesi ve Türkiye eleştirel tutum aldılar ve ABD’nin saldırısının siyasi ve hukuki meşruiyetten tamamen uzak olduğunu söylediler.

Çin hiçbir ülkeyi sözde “korumaya” çalışmıyor, çünkü uluslar arasındaki ilişkiler eşitliğe dayanmalıdır. Çin’in yaptığı şey ihtiyaç anında dost ülkelere yardım eli uzatmak ve uluslararası ilişkilerde adalet ve hakkaniyeti savunmaktır. Günümüzün çok kutuplu dünya düzeninde, eşitlik ve karşılıklı faydaya dayalı bu iş birliği modeli, askeri güçle caydırmaya dayalı olan hegemonyacı bir modelden çok daha gerçekçidir. Venezuela’nın ABD baskısına dayanıp dayanamayacağı temelde dış güçlerin “korumasına” değil, kendi iç birliğine ve yönetim kapasitesine bağlıdır. Çin’in bugüne kadar verdiği destek Venezuela’ya stratejik manevra alanı ve zaman kazandırmıştır, ancak nihai kalkınma yolunun nasıl bir kalkınma olacağına Venezuela halkı bizzat kendisi karar verecektir.

Rusya komünistleri ve yurtseverleri bağımsızlık ve onuru için direnen Sosyalist Parti hükümetini, Venezuella yurtseverlerini ve Venezuella halkının yanında yer almaya devam etmelidir.

Vladimir Vercinga, Rusya Fed. Komünist Partisi, Latin Amerika Uzmanı Pravda Rusça’dan alınmıştır

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir