Hikmet Kıvılcımlı’nın Yeni Demokratik Devrim Planı: Yeni Millî Kurtuluş Savaşı ve Vurucu Gücün Tarihteki Rolü

Ocak 2026

Kemal Okur

Giriş

Hikmet Kıvılcımlı  “Halk Savaşının Planları” (1969) eserinde Türkiye’nin önündeki devrim aşamasını tartışır ve devrimci mücadelenin taktik ve stratejilerini detaylı olarak açıklar. Bu kitapta hala bugün için de birçok değerli görüş bulunuyor. Kıvılcımlı’nın “bugün emperyalizmin iç baskısı dış baskısından ayırt edilemeyecek düzeydedir” görüşü Mahir Çayan’ın Kesintisiz Devrim eserindeki “emperyalizmin içsel olgu haline gelmiştir”, görüşünü derinden etkilemiştir. Aşağıda Hikmet Kıvılcımlı’nın görüşleri aktarılacaktır. Bu görüşler arasında onun belirli özel koşullarda devrimde rol oynayabilecek bir “vurucu güç”  (proletarya aydınları) olarak tanımladığı bir zümre görüyoruz.  Bize göre bu vurucu güç askeri-bürokratik zümre ve bir politik sınıf olan burjuva yönelimli ve Alman tipi güdümlü bir burjuva modernleşmesini benimseyen sınıftır. 2010’lara kadar devlet iktidarında önemli bir konumda bulunmuştur.  

Hikmet Kıvılcımlı’ya göre 27 Mayıs ve Birinci Kurtuluş savaşı bu zümrenin inisiyatif alması sonucunda ortaya çıkmıştır.

Hikmet Kıvılcımlı Milli Demokratik Devrim kavramı yerine Yeni İkinci Millî Kurtuluş savaşı kavramını tercih eder, bunun nedeni İkinci Millî Kurtuluş savaşı yabancı değil yerelleşmiş ve halkın bütün kesimlerinin çok daha kolay kavrayabileceği—hafızalara  kazınmış olan—bir kavram olmasıdır.

Kıvılcımlı’ya göre “gerçekte Türkiye hem kapitalizm, hem de prekapitalizm kırması ve karması melez bir toplumsal formasyondu”.  Kıvılcımlı’nın “Halk Savaşının Planları” eserinden anladığımız kadarıyla finans kapitalin tekelci kapitalizmi 1969 yılına gelene kadar adım adım Prekapitalizmi dönüştürmüş ve hakim konuma gelmişti.

Kıvılcımlı’ya göre “Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de, Finans-Kapital tekelciliğini egemen kıldı. Kapitalizmin 19. yüzyıl yadigârı olan Komprador ekonomi tipinde olduğu gibi, Prekapitalizmin antika Tefeci-Bezirgan ekonomi tipi de egemen olmaktan çıktı”.

Bu nedenle: ikinci Kuvayı-milliyecilik (Yeni Millî Kurtuluş savaşı): 1925 ten sonraki dönemde Türk milletinin Finans-Kapital zümresi ile derebeyi artıklarının tekelci sömürü ve tahakkümüne karşı verilecek kurtuluş savaşıdır.. Kıvılcımlı’ya göre 1925’yılından itibaren devrimin baş hedefi finans-Kapital zümresi ve derebeyi artıklarıdır.

Kapitalist Sınıfının egemen olan Zümresi 1919’da komprador burjuvazi idi, 1969’da Finans-Kapital zümresidir. 1919’un Sosyal Stratejisi ile 1969’un Sosyal Stratejisi arasında fark, o iki apayrı sosyal zümrenin eğilimlerine göre yön ve anlam kazanır.

Sosyalizm bu ikiz (karma) toplumsal yapının tüm orijinal sınıf ilişkilerini en somut biçimleriyle ele alacak bir Strateji ve Taktiğe muhtaçtı. Ne yazık ki, objektif durum; nasıl İstanbul’u Anadolu’dan ayırdı ise, tıpkı öyle, İstanbul Sosyalizmi Anadolu Sosyalizminden ayrı, hatta boş düştü.

Öyle zahmetlere katlanılmıyor. Tam tersine: hatalı bir biçimde sürekli olarak ağır basan Finans-Kapital ve Tefeci-Bezirgan sınıfları görmezden geliniyor. Hangi gün geleceği bilinemez olan, nasıl momentlere basacağı kestirilemez olan Gelecek Devrim’in sınıf çelişkileri dışında, ezberlenmiş kolay spekülasyonlar yapılıyor.

1919 ile 1969 arasında 50 yıl geçti. Muhtevası ve biçimi değişen toplumda, Stratejik aşama 50 yıl önceki gibi bugün de “Demokratik Devrim” kılıfı içinde sunulursa yeterli ve anlaşılır olur mu?

Dünyanın her ülkesinde “Demokratik Devrim” şöyle dursun, “Sosyalist Devrim” bile yerli adıyla popülarize edilmeye çalışılır.  Türkiye’de dağ başındaki çobanından, ilkokula başlayan çocuğuna dek herkes, 30 milyon nüfusumuzun 30 milyonu da “Kuvayı milliye” sözcüğünü işitmiştir ve az çok anlar. Türkiye’de “Millî Kurtuluş”un bir “Millî Demokratik Devrim” olduğu kime anlatılamaz? “Kurtuluş” sözcüğü içinde hem “Demokrasi”, hem de “Devrim” içerilir ve birleşiktir.

Ayrıca, “İkinci Kuvayımilliyecilik” ve “İkinci Millî Kurtuluş” parolaları, Türkiye’nin Devrimci eyleminde yer almış birer terimdirler.

Bu terminoloji 1945 yılından beri, 25 yıllık som savaşlar denemesinden geçerek geldi. Hareketin sürekliliği mi önemlidir, kopukluğu mu?

Kaldı ki, Türkiye’de “Demokratik Devrim”in özel karakteri: Dün bir “Millî Kurtuluş” olmasıdır ve yarın da bir “Millî Kurtuluş” savaşı olacağıdır.

Dün dış emperyalizm’den kurtulunmuştur, bugün de Emperyalizmin iç baskısı dış baskısından ayırt edilemeyecek düzeydedir.

Birinci Millî Kurtuluş Savaşı: Komprador Kapitalist ekonominin hakimiyetine karşı bir mücadele oldu.

2- (1969 daki durum ) Kapitalizmi: Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de, Finans-Kapital tekelciliğini egemen kıldı. Kapitalizmin 19. yüzyıl yadigârı olan Komprador ekonomi tipi gibi, Prekapitalizmin antika Tefeci-Bezirgan ekonomi tipi de egemen olmaktan çıktı.

 İkinci Millî Kurtuluş Savaşı: 1923 yılından itibaren, önce yavaş yavaş, Mustafa Kemal’in hastalığı ile birlikte ise sıçramalı bir biçimde Komprador ekonomiden egemenliği tekeline geçirmiş bulunan Finans-Kapital tahakkümüne karşı bir dövüş halini aldı.

B) sınıflar yapısı açısından: 1919’da da, 1969’da da Türkiye toplumu, Kapitalistler sınıfının, burjuvazi’nin egemenliği altındadır. Kimi yakıştırmacıların sandıkları gibi, “Küçük burjuva iktidarı” yoktur yahut bu “Küçük burjuva iktidarı” sırf kolay devrimcilerin kuruntularında  vardır.

Ama Kapitalist Sınıfının egemen olan Zümresi 1919’da Komprador Burjuvazi idi, 1969’da Finans-Kapital zümresidir. 1919’un Sosyal Stratejisi ile 1969’unki arasında fark, o iki apayrı sosyal zümrenin eğilimlerine göre yön ve anlam kazanır.

Özgüç Proletaryanın durumu şöyleydi:

1- Birinci Kuvayımilliyecilik (Eski Millî Kurtuluş): Türk milletinin Komprador burjuvazi ile Derebeyliğin İSTİBDAT ve TAHAKKÜM’üne karşı bir kurtuluş savaşı idi.

 Eski Millî Kurtuluş  savaşında, işçi Sınıfımız eylemce savaşa bütün gücü ile katıldı. Ama işçi Sınıfımızın çoğunluğu yabancı Emperyalist İşgali altındaki (İstanbul, İzmir gibi hemen bütün Marmara, Boğazlar, Trakya, Ege, Antalya, Kilikya: Adana hatta Zonguldak bölgelerinin) büyük şehirlerde pratikte tutsak konumda bulunuyordu.

Türkiye İşçi Sınıfının geçirdiği biricik pratik devrim denemesi, Meşrutiyet günlerinde oldu. O biricik pratik devrim denemesinde de, komprador Burjuvazinin elindeki şirketler üzerinden İşçi Sınıfımızın en basit insan haklarından yoksun edilmesiyle sonuçlandı. O baskı altında, proletaryamız en ufak Sosyal Bilinç gösterisine yol verilmeyen basit bir “kendiliğinden Sınıf” olarak sömürülüyordu.

 2- İkinci Kuvayımilliyecilik (Yeni Millî Kurtuluş savaşı): Türk milletinin Finans-Kapital zümresi ile Derebeyi artıklarının Tekelci sömürü ve tahakkümüne karşı verilecek kurtuluş savaşıdır..

Bu Demokratik Kurtuluş Savaşında, Türkiye İşçi Sınıfı, 50 yıllık nicelik ve nitelik birikimi ile gelişmiş durumdadır. Türkiye İşçi Sınıfı toplumumuzun ve Politikamızın halk cephesinde en dinamik ve en ilerici başlıca Özgücü ve öncü Sosyal Sınıftır. Türkiye İşçi Sınıfı bu karakteri ile, Demokratik haklarını aradıkça, her gün daha bilinçli ve örgütlü olan bir “kendisi için Sınıf “durumuna girdi.

GERÇEKLERLE STRATEJİ PLANI

 Kısaca özetlenen Sosyal Yapı ortamı içinde, kendiliğinden iki cephe karşı karşıyadır:

 I- Gerici-Emperyalizm Cephesi:

 A) Özgüç: Modern Finans-Kapital: en büyük Şehir merkezlerinde yuvalanmıştır.

B) Yedek güç: Antika Tefeci-Bezirganlık:

 Bu eski sınıf hemen hemen bütün Taşra Kasabalarında yuvalanmıştır.

En büyük şehirlerin de, her şehirde olduğu gibi kasabaları, kendi içinde kasabalığı, yani bir Tefeci-Bezirgan sektörü vardır.

Bugün Finans-Kapitalin özgücü ve kendi ekonomik, sosyal, kültürel ağları yanında, Antika çağlardan beri halkın ve özellikle Köylünün geçim boğazı ve sosyal politik ruhu üzerine çöreklenmiş Tefeci-Bezirgan Sınıfından  (bu yedek güçten) aldığı destek sayesinde seçimlerde oy çoğunluğu sağlamaktadır-.

 II- İlerici Halk Cephesi:

 A) Özgüç: Modern İşçi Sınıfı + Proletarya Aydınları (vurucu güç): büyük şehir merkezlerinde, büyük yedek güçlerden tecrit edilmiş durumdadır.

B) Yedek güçler: Antika Küçükburjuvazi+Modern Orta Tabakalar.

Yedek Güçler: Devrimci durumlarına ve coşkularına göre şöyle sıralanabilirler:

1) Küçük ve Orta Aydın zümreleri (Dar gelirliler),

2) Fakir ve Orta Köylü yığınları (Köy yarı-proleterleri),

3) Küçük ve Orta Esnaf tabakaları (Şehir yarı-proleterleri).

Orta Tabakalar: Emperyalizm Cephesiyle Halk Cephesi arasında, Finans-Kapitalin tarafsız konumda tutmak istediği Orta Tabakalar üç kümede toplanabilirler:

1) Büyük Aydınlar, 2) Orta boy ve Küçük İşverenler, 3) Orta ve Küçük Emlak sahipleri.

Yukarıdaki şemada Halk Cephesi’nin Özgücü olan İşçi Sınıfı ile Proletarya Aydınları (vurucu güç): Küçükburjuva tabakaları ile samimi ve yakın bir ittifak yapıp, Orta Tabakaları nötralize edebilirse, (Finans-Kapital+Tefeci-Bezirgan) Cepheyi alt edebilir.

 Türkiye’nin “Devlet Sınıfları” gelenek-göreneklerinden yararlanıp, Orta Tabakaları iyilik diler (hayır- hah) durumda, tarafsızlıktan da ileri sempatizan duruma getirirse, Devrim sancılarını herkes için en çok “ılımlaştırmış” olur.

 Bu genel durumun bir de özel alternatifi vardır.

Devrim keskin bir Millî kriz ve sürpriz biçiminde gelirse, Emperyalizmin Özgücü olan Modern Finans-Kapital bir anda tüm yedek güçlerinden, Tefeci Bezirgan sınıfından tecrit edilebilir.

Halk Cephesi karşısında Emperyalizmin en büyük dayanağı ve başlıca yedek gücü olan tüm Tefeci-Bezirgan Taşra Eşraf, Ayan, Hacıağa güruhu inmelendirilmiş ( felç ve paralize olur) bulunur.

Birinci Kuvayımilliyecilik ile 27 Mayıs devrimleri bu olayın en son tanıklarıdır-.

VURUCU GÜÇ

 Özgüç sırasında İşçi Sınıfı yanına Proletarya Aydınları diye özel bir bölük Devrimci koyduk. Bu ne demektir?

Eğer özellikle Türkiye’nin ve benzerlerinin Devrim Tarihleri içinde, dün Burjuva Devrimcileri, bugün Proletarya Aydınları adıyla anabileceğimiz bir bölük devrimciler olayı bulunmasa idi, bizim öyle bir deyime kalkışmamız, en hafifinden, düpedüz ütopya (kuruntu) olurdu. Böyle bir bölük insan Türkiye’de vardır, gerçekliktir.

Türkiye’de Genç Osman’dan beri, oportünistlerin “Tepeden inme” diye kötülemeye yeltendikleri bir “Yukarıdan” etkili ilericilik ve devrimcilik eylemcileri vardır. Onun benzerlerini Batı’da, hatta Deli Petro tipiyle Rusya’da da görürüz.

Türkiye’nin en az Tanzimat’tan beri geçmiş devrimcil olaylarına bakalım. Antika “İlmiyye-Seyfiyye”ikilisinden özellikle “Seyfiyye”ye karşılık düşen, tek sözcükle Ordu: hep düzenlice ileri Devrimci Aksiyon Vurucu Gücü olmuştur ve olmaktadır.

Bu bir “tesadüf” veya “şans” değildir. Osmanlılık “400 arslandan” (Engels’in “Askercil Demokrasi” dediği) Göçebe Savaşçılların (cengâver Gaziler, Savaş İlb’lerinin) kurdukları ve 500 yıl güttükleri bir toplumdur.

Gerek Birinci Kuvayımilliye günlerinin, gerekse 27 Mayıs Devrimi’nin Vurucu Gücü olan Ordu İlb’leri, Tarihimizin o idealist Dirlikçi gelenek-göreneklerinin temsilcisidir.

Not: İlb osmanlıca kaba barbar coarse (ingilizce)

Birinci Mîllî Kurtuluş Savaşında olduğu gibi, 27 Mayıs Devrimi’nde de Sosyal Sınıfların yönünde, neredeyse bağımsızmışça görüntüler alan bir Vurucu Güç vardır. Bu Vurucu Güç, “Devleti” ve “Memleketi” koruma ve kurtarma sorumluluğunu duyan Antika Osmanlı ” Devlet sınıfının , (İlmiyye + Seyfiyye + Mülkiyye + Kalemiyye) diye adlanmış 4 Devlet Sınıfları’nın Tarihsel ve Sosyal kalıntısıdır.

Vurucu Güç, gerici iktidarı, sırası gelince, bir gecede vurup düşürebiliyor.

Ondan sonrası, öne geçen Özgüç’ün niteliğine kalıyor. Özgüç karşıdevrimci ise, vurucu gücün devrimciliği aşındırılarak güme gider, Özgücün niteliği devrimci ise Sosyal Devrim yörüngesine oturabilir. Demokratik Devrim Özgücü olan İşçi Sınıfı yanına konulan Proletarya Aydınları deyimi, o Devrimci Vurucu Güç’ün daha özel karşılığı olur.

Vurucu güç: Proletaryanın kendi yapısı içine giren bir öncü örgüt değildir.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir