Çin’den İkinci Bir Dünya Zalimi Kabadayı Beklemek Büyük Yanılgı

20. Yüzyıl Sonu Çin Dış Politikası ile Bugünün Farkı

Ferdi Bekir, Mayıs 2026

Deng Xiaoping dönemiyle karşılaştırıldığında, Çin’in mevcut dış politikasının evrimi, hem Çin’in artan toplam ulusal gücünden kaynaklanan öz-güveni hem de uluslararası ortamdaki derin değişikliklerin gerektirdiği yeni stratejik vizyonları yansıtmaktadır. Başlıca farklılıklar iki önemli alanı kapsıyor. belirgindir: diplomatik yaklaşımların değişimi ve diplomatik güç ve yeteneklerin artışı.

Çin’in Diplomatik Yaklaşımlarında Değişim

Yeni Yol Gösterici İlkeler: ‘Yeteneklerini Gizlemek ve Zamana Oynamaktan   ‘Büyük Ülke Diplomasisine’ Geçiş: Deng Xiaoping dönemindeki diplomasinin özü, esasen iç ekonomik kalkınmaya hizmet eden ve bir tür ‘kalkınma diplomasisi’ olan ‘yeteneklerini gizlemek ve zamana oynarken belli derecede bir fark yaratmak’ idi. O dönemdeki diplomatik tarz, uluslararası ilişkilerde Çin’in dış ortamının istikrarlı kalmasına öncelik veren ve gereksiz anlaşmazlıklara karışmaktan kaçınan, düşük profilli ve kısıtlı bir yaklaşımdı.

Buna karşılık, bugünkü Çin diplomasisi açıkça “Çine özgü büyük ülke diplomasisine” doğru kaymış, “proaktif katılım” ve “stratejik önderliğe” daha fazla önem vermeye odaklanmıştır. Bu yeni durumda, artık diplomatik hedefler yalnızca ekonomik kalkınma için elverişli bir ortam yaratmaktan, egemenlik, güvenlik ve kalkınma çıkarlarının birleşik bir şekilde sağlanmasına edilmesine ve aynı zamanda “tüm insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşa etme taahhüdüne doğru evrildiğini göstermektedir. 20. Yüzyılda Çin-Rusya ilişkileri güven inşa dönemindeydi henüz iki taraf arasındaki stratejik koordinasyon ilişkisi olgunlaşmamıştı, oysa 21. Yüzyılda bu ilişkiler çok yönlü bir nitelik kazandı ve iki ülke sırt sırta vermeye başladılar, ve ilişkilerini büyük dünya güçleri arasında olması gereken ideal ilişki biçimi olarak tanımladılar. Bu iki ülke diplomasisine büyük bir güç kattı.  Artık bu iki ülke uluslararası alanda Küresel Güney ülkelerini destekleme konusunda da koordinasyon içinde davranabiliyorlar.  

2. Tarz, Üslup ve Duruş: “Savunmacı ve Düşük Profilden “Proaktif Katılıma” Geçiş

Çin, Deng Xiaoping döneminde, uluslararası ilişkilerde genellikle savunmacı bir duruş sergileyerek, çatışmanın odak noktası olmaktan kaçınmak için “çekimser” veya doğrudan çatışmadan uzak durmayı tercih etmişti. Devlet ziyaretlerinin sıklığı ve önemi de nispeten düşüktü. Bugünün diplomatik duruşu daha kendinden emin ve kararlı olup, bu dış dünya tarafından “iddialı diplomasi” olarak tanımlanmaktadır. Bu durum özellikle şu alanlarda kendini göstermektedir: Gündem belirleme çabası: Çin pasif katılımdan, Kuşak ve Yol Girişimi ve Küresel Kalkınma Girişimi gibi Çin çözümlerini proaktif olarak ortaya atmaya başlamıştır. Çin’in küresel girişimleri 4’e ulaştı: Küresel Kalkınma Girişimi (GDI): 2021 yılında başlatılan bu girişim, BM’nin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’ne odaklanarak yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği ve yeşil kalkınmaya öncelik vermekte.

Küresel Güvenlik Girişimi (GSI): 2022 yılında tanıtılan bu girişim, çatışma yerine diyalogu ve müdahale etmemeyi vurgulayarak “ortak, kapsamlı, işbirliğine dayalı ve sürdürülebilir” bir güvenlik vizyonunu savunmaktadır.

Küresel Uygarlık Girişimi: 2023 yılında önerilen bu girişim, medeniyetin çeşitliliğini teşvik etmekte ve tek bir evrensel modelin dayatılmasını reddederek karşılıklı öğrenmeyi ve alışverişi teşvik etmektedir.

Küresel Yönetişim Girişimi (GGI): Eylül 2025’te açıklanan bu girişim, egemen eşitlik ve çok taraflılığa odaklanarak Küresel Güney’e uluslararası meselelerde daha güçlü bir rol vermek amacıyla küresel kurumları reform etmeyi amaçlayan en yenisidir. 

Bu girişimler, Çin liderliği tarafından tutarlı bir “küresel kamu malları” paketi olarak görülüyor. Bu girişimler birbirini karşılıklı olarak güçlendirecek şekilde tasarlanmıştır: Küresel Kalkınma Girişimi maddi-ekonomik temeli sağlıyor, Küresel Güvenlik Girişimi istikrarı koruyor, Küresel Uygarlık Girişimi ülkeler arası kültürel konsensüs oluşturur ve Küresel Yönetişim Girişimi kurumsal mimariyi sunar. Bu 4 girişim, bağımsız bir uluslararası söylem oluşturmak ve “insanlık için ortak bir geleceğe sahip topluluk inşasını teşvik etmek gibi daha geniş bir stratejiyi yansıtmaktadır. Örneğin Çin, Batı ve ABD’nin baskılarına karşın Ukrayna-Rusya çatışmasında tutumunu değiştirmemiştir.

Egemenliğini Korumak için proaktif tutuma geçiş: Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi’ndeki gibi eski toprak ve sınır anlaşmazlıklarında Çin, uzun süredir devam eden “anlaşmazlıkları rafa kaldırma” duruşundan, Hava Savunma Tanımlama Bölgeleri kurulması ve askeri ve idari kolluk kuvvetlerinin güçlendirilmesi de dahil olmak üzere haklarını korumak için daha proaktif önlemler almaya geçmiştir.

Zirve Diplomasisine geçiş: Sık yapılan zirve diplomasisi, genel diplomatik ortamın temel taşı haline gelmiş ve her zamankinden daha belirgin bir rol oynamaya başlamıştır.

3. Küresel Rolünde Değişim: Dünya ‘Sistemine Entegrasyondan’  “Uluslararası Kuralları Şekillendirmeye’ Geçiş

Deng Xiaoping döneminde Çin, öncelikle mevcut uluslararası sisteme entegre olmaya odaklanmıştı; örneğin, Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmak için yürüttüğü 15 yıllık müzakere süreci, esasen yerleşik kuralları öğrenmeyi, bunlara uyum sağlamayı ve kabul etmeyi içeriyordu. Bugün Çin, küresel yönetişime katılmaya ve onu şekillendirmeye doğru kayıyor. Asya Altyapı Yatırım Bankası ve BRICS ülkelerinin Yeni Kalkınma Bankası’nın kurulması gibi girişimler, mevcut uluslararası finansal düzeni tamamlamaya ve yeniden şekillendirmeye hizmet ediyor. Çin, küresel kamu mallarının ‘tüketicisinden’ ‘tedarikçisine’ dönüşüyor.

Çin’in Diplomatik Yeteneklerinde Önemli Sıçrama

Kurumsal Mekanizmalar: “Ülke Ekonomisine Hizmet Etmekten” “Kapsamlı Koordinasyona” Geçiş4

Deng Xiaoping döneminin diplomatik sistemi öncelikle ülkenin ekonomik kalkınmasına hizmet etmeye odaklanmıştı. 2012 ile birlikte Çin Yeni bir döneme girerken, giderek karmaşıklaşan küresel meydan okumalarla başa çıkmak için Çin, diplomasi, askeri işler ve güvenlik alanlarındaki politikaları ve uygulamaları daha üst düzeyde entegre etmek amacıyla 2013 yılında Merkezi Ulusal Güvenlik Komisyonu’nu kurdu. Bu, diplomatik karar alma ve koordinasyon mekanizmalarının, üst düzey tasarıma daha fazla önem veren daha kapsamlı bir yaklaşıma doğru evrildiğini göstermektedir. Geçen yıl Çin ilke kez askeri kapasitesini sergilediği törenle dikkatleri üzerine çekmiştir.  Partinin 100. Yıldönümü töreninde Xi Jinping’in şu sözleri dikkat çekicidir: “Biz Çinliler adaleti savunan ve düşman tehditlerinden korkmayan bir halkız. Çin ulusu olarak güçlü bir onur ve özgüven duygumuz var. Hiçbir zaman başka ülkelerin halklarını zorbalık yapmadık, baskı altına almadık ve başka halkları boyun eğdirmeye çalışmadık, ve bundan böyle asla bunları yapmayacağız. Aynı şekilde, hiçbir yabancı gücün bize zorbalık ve baskı yapmasına, boyun eğdirmeye çalışmasına asla izin vermeyeceğiz. Bunu yapmaya yeltenecekler kendilerini 1.4 milyarlık dövme çelikten bir duvara çarpmış bulacaklardır”.Stratejik planlama açısından, Çin’in mevcut diplomasisi onun dünyanın önemli büyük güçlerinden biri olma vizyonunu ve kararlı bir özellik sergiliyor. Ancak, taktiksel pratiklerini uygulama konusunda, bazı eski yerleşik büyük güçlere kıyasla hassasiyet ve uzmanlaşma açısından hala bazı yetmezlikleri var. Örneğin, birçok uzman çok taraflı uluslararası forumlarda somut, vizyoner öneriler sunma ve Çin’in etkisini artırma konusunda hala yetersizlikler olduğunu kabul ediyorlar.

Çin Bugün Çok Daha Güçlü bir Sert Güce Sahip

Bu durum, Çin’in gelişmiş diplomatik yeteneklerinin en somut yansımasıdır. Bu olanak diplomasi İçin sağlam bir dayanak sağlıyor. 1990 yılında Çin’in Milli Geliri İspanya’dan bile düşüktü, ABD ve Japonya ile kıyasla çok çok gerideydi. Bugün ise dünyanın en büyük ekonomisi düzeyine çıkmış Satın Alma Gücü itibariyle Milli Gelir hesabında ABD’yi % 25 geride bırakmıştır. Askeri teknolojilerini modernleştirmede önemli ilerlemeler kaydetti. Uçak gemilerinin hizmete alınması ve açık deniz donanmasının geliştirilmesi, denizaşırı çıkarların korunması ve güvenlik ortamının şekillendirilmesi için sağlam bir destek sağlıyor.

Genel olarak, Çin “yeteneklerini gizlemek ve zaman kazanmak”tan “proaktif ve iddialı olmaya” doğru yaşanan tarihi değişimin temel nedeni, Çin’in kapsamlı ulusal gücünün muazzam artışı ve uluslararası konumundaki derin değişikliklerdir. Bu dönüşüm, bugünkü Çin diplomasisine daha geniş bir sahne ve daha büyük bir eylem kapasitesi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda benzeri görülmemiş karmaşık meydan okumalar ve Çin’den artan yeni uluslararası beklentiler de getirmiştir. Proaktif katılım ile stratejik temkinlilik arasında denge kurmak ve diplomatik yetenekleri sürekli olarak geliştirmek, yeni dönemde Çin diplomasisi için önemli bir hedef olmaya devam etmektedir.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir