ABD-Çin Zirvesi , Çin-ABD ilişkilerini “düzenlemek” için yeni bir temel oluşturma fırsatı sunuyor: Da Wei ile Röpörtaj
Çin’in Stratejik Hedefi hiçbir zaman ABD’yi Geçmek veya Yerine Geçmek Değil
Da Wei, Pekin Tsinghua Üniversitesi Stratejik ve Güvenlik Çalışmaları Merkezi Direktörü ve Tsinghua Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Profesör ve Doktora Danışmanıdır. Da Wei, uzun süredir uluslararası ilişkiler ve uluslararası güvenlik alanlarında araştırma ve eğitim yapmaktadır; başlıca araştırma alanları ABD dış ve güvenlik stratejisi, ABD politikası ve Çin-ABD ilişkileridir.
Mayıs 2026

Mevcut çalkantılı uluslararası düzen göz önüne alındığında, iki büyük güç arasındaki bu zirve büyük önem taşıyor.
Yakın zamanlarda, Da Wei, Çin Haber Servisi’nin “Doğu Batıyla Buluşuyor” programına Çin-ABD ilişkileri ve Orta Doğu’daki durum gibi uluslararası sıcak konular hakkında özel bir röportaj verdi. Da Wei, mevcut Çin-ABD ilişkilerinin temel görevi “uyum sağlamayı başarmak olmalıdır” dedi. Mevcut uluslararası durum perspektifinden bakıldığında, çatışma riski artmış olsa da, nükleer caydırıcılık ve ekonomik karşılıklı bağımlılık, dünyada barış için önemli “denge taşları” olmaya devam etmektedir. Ve Çin’in kalkınmadaki en büyük gücü her zaman kendisinden kaynaklanmıştır.
Çin Haber muhabiri: Çin ve Küreselleşme Merkezi yakın zamanda Çin-ABD ilişkilerini “stratejik olarak istikrarlı” olarak tanımladı. Çin-ABD ilişkilerinin mevcut durumu hakkındaki görüşünüz nedir? Çin ve ABD liderleri arasındaki görüşmenin ikili ilişkilere etkisi ne olacak?
Da Wei: Stratejik istikrar kavramının farklı anlamları vardır. Akademik çevrelerde bu terim, iki veya daha fazla nükleer gücün hiçbirinin önce nükleer silah kullanma, stratejik saldırı başlatma veya askeri genişleme yoluyla belirleyici bir avantaj elde etme konusunda güçlü bir teşvike sahip olmadığı bir güvenlik durumunu ifade eden bir anlama sahiptir. Çin ve ABD arasında şu anda tartışılan “stratejik istikrar”, daha geniş anlamda, iki ülkenin en önemli ilişkilerinde genel olarak istikrarı koruyabileceği bir çerçeveyi ifade etmektedir.
Bu yıl Çin-ABD ilişkileri için önemli bir yıl ve devlet başkanları düzeyindeki diplomasisinin ikili ilişkiler üzerindeki etkisi çok önemli.
Çin-ABD ilişkilerindeki en önemli görev, küreselleşmeye dayalı bir Çin-ABD ilişkisinden çok kutuplu bir dünyaya dayalı bir ilişkiye dönüşmek anlamına gelen “yeni uyumdur”. Bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmeyecek; çünkü birden fazla düzeyde ilerleme gerektiriyor. Bu yıl, bu temeli inşa etmek için büyük bir fırsatımız var.
Biliyorsunuz, 11 Nisan 2026’da, Hebei eyaletinin Şijiazhuang şehrinde “Gençlerin Dostları” Çin-ABD Gençlik Dostluk Değişimi ve Çin-ABD “Masa Tenisi Diplomasisi”nin 55. Yıldönümü Anma Töreni düzenlendi.
İran’ın Batı ülkelerinin hayal ettiği kadar savunmasız olmadığı Görüldü
Çin Haber Servisi muhabiri: ABD+İsrail ile İran arasındaki savaş küresel ekonomiyi etkiledi. Orta Doğu’daki mevcut değişiklikler hakkındaki görüşünüz nedir?
Da Wei: Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran’ın savaşta birçok zorlukla karşılaştığını ve İran’ın ağır kayıplar verdiğini kabul etmeliyiz. Şahsi görüşüme göre, İran önemli taktiksel kayıplar verdi ancak stratejik olarak sağlam durdu.
Birincisi, coğrafi konumu. İran önemli bir bölgesel güç ve Hürmüz Boğazı topraklarına bitişik. Diğer Körfez İşbirliği Konseyi üye devletleri de bu bölgede yer alıyor, bu da Amerika Birleşik Devletleri’nin İran topraklarında uzun ve zorlu bir askeri harekât yürütmesini zorlaştırıyor.
İran’ın giderek daha proaktif bir stratejik pozisyon kazanmasının temel nedenlerinden biri, geçmişte insanların “İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol edip edemeyeceği” ve “İran’ın yeterli dirence sahip olup olmadığı” gibi varsayımlarının savaş yoluyla doğrulanmış olmasıdır.
Dış askeri baskıyla karşı karşıya kaldığında İran’ın Batı ülkelerinin hayal ettiği kadar savunmasız olmadığını gördük. Askeri yetenekleri büyük ölçüde zarar görmüş olsa da, hala direnme yeteneğine sahip ve Hürmüz Boğazı üzerinde güçlü bir kontrolü var.
Özetle, İran yüz yıl sonra da bölgede varlığını sürdürecek, ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin gelecekte bölgedeki etkisi hakkında bir şey söylemek zor.
Ayrıca, ABD ve İran arasında zafer veya yenilgi standartları farklılık göstermektedir. İran için “zafer” kriterleri nispeten düşüktür; rejim ve toplum istikrarlı kaldığı ve bölgesel ve İran küresel stratejik duruma etki etmeye devam ettiği sürece, İran’ın “kazandığı” genel olarak kabul edilir. ABD ve İsrail’in hangi koşullar altında kendilerini “zafer kazanmış” sayacaklarını söylemek zordur, çünkü ABD’nin bu savaşı başlatmadaki stratejik hedefleri de belirsiz. Ne rejim değişikliği ne de İran’ın nükleer ve füze yeteneklerinin tamamen ortadan kaldırılması olası değil.
Çin Haber Servisi muhabiri: Sizce mevcut uluslararası çatışmalı durumun daha da tırmanma riski ne kadar büyük ve yerel çatışmalar yayılacak mı?
Da Wei: İngilizcede bir söz vardır: “Tarih asla kendini tekrar etmez, ama sık sık benzerlikler gösterir.” Tarihsel benzetmeler gerçekten aydınlatıcı, hatta bazen şaşırtıcı olabilir. *Uyurgezerler: Avrupa 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na Nasıl Doğru Gitti* adlı kitap da o dönemde hiçbir ülkenin savaş istemediğini, ancak sonuçta tüm ülkelerin “uyurgezer gibi” savaşa sürüklendiğini belirtiyor. Bu, düşündürücü bir hatırlatma ve bugün de benzer hatalardan kaçınmalıyız.
Ancak tarih asla tamamen aynı değildir. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki uluslararası düzen, şimdikinden çok farklıydı. Örneğin, o zamanlar dünyada nükleer silahlar yoktu, ancak şimdi var ve nükleer silahlar, bir ölçüde, büyük güçlerin birbirlerine karşı güç kullanmasını caydırabiliyor.
Bugün ekonomik karşılıklı bağımlılık açısından, endüstriyel zincirlerin karşılıklı bağımlılığı, Birinci Dünya Savaşı sırasında olduğundan çok daha derindir. Hiçbir ülke, “tedarik zincirlerini tamamen ayırıp koparamaz”, bu da çatışmadan kaçınmamızı sağlayan özellikle önemli bir güçtür.
Ayrıca, teknolojik gelişmeler dünyanın şeklini temelden değiştirebilir. Yapay zekanın gelişimi geleceği tahmin etmeyi zorlaştırıyor, ancak yapay zeka 100 yıl önce yoktu ve 10 yıl önceki teknoloji bugünküne kıyasla çok daha geriydi. Teknoloji yeni olanaklar ve fırsatlar getirecektir.
Bu nedenle, genel olarak, tırmanma riski mevcut ve artmış olsa da, çatışma olasılığı yüksek değil ve barışçıl bir gelecek için çaba gösterme şansımız yüksek.
Çin Haber Servisi muhabiri: Sizce, karmaşık uluslararası siyasi ve ekonomik durum karşısında Çin’in ekonomik direncinin ve büyümesini sürdürmesinin kaynağı nedir?
Da Wei: Çin büyük bir ülke ve Çin’in sürdürülebilir ekonomik büyümesinin temel itici gücü Çin’in kendisinden geliyor. 1,4 milyar kişilik dev bir pazarımız var.
İkincisi, reform ve dışa açılmadan bu yana geçen on yıllar süren gelişmenin ardından, canlı bir sosyalist Pazar ekonomisi sistemi, eksiksiz bir üretim sanayisi, mükemmel eğitim ve çok sayıda bilimsel araştırmacı gibi zengin kaynaklar biriktirdik. Bunların hepsi Çin ekonomisinin uzun vadeli gelişimi için önemli temellerdir.
Mevcut uluslararası ortam karmaşık olsa da, hiçbir ülkenin tedarik zincirlerini tamamen ayıramayacağı ve koparamayacağı açıktır. Sanayi zincirleri birbirine bağlı kalmaya devam ediyor ve bilimsel bilginin yayılması durdurulamaz. Dış ortamdaki dramatik değişikliklere rağmen, hala önemli bir büyüme alanı var. Bu bakış açılarından bakıldığında, Çin’in bilim ve teknolojisi ile ekonomisi gelişmeye devam edecek ve Çin’in geleceğine tam güven duyuyorum.
Soru: Dış ilişkiler perspektifinden bakıldığında, Çin için mevcut “stratejik fırsat dönemini” nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu fırsat dönemi ne kadar sürecek? Ve Çin bunu nasıl kullanmalı?
Da Wei: Bu sorunuza cevap vermek için öncelikle “stratejik fırsat dönemi” kavramını nasıl anladığımıza bağlı. Son 20 yıldır barış ve kalkınma, dönemimizin temaları olmuştur. Uluslararası sistem, uluslararası hukuka dayalı ve küreselleşmenin arka planında açık bir uluslararası sistemdir. Çin gibi geç gelişen ülkeler, barışçıl yollarla ulusal kalkınmayı ve yükselişi başarabilir; bu, “stratejik fırsat dönemi” değerlendirmemizin temel nedenidir.
“Stratejik fırsat döneminin” uluslararası sistemin istikrarı ve uluslararası sistemin açıklığından kaynaklandığına inanıyorum. “Şu anda ve bir süre daha, Çin’in kalkınması önemli bir stratejik fırsat döneminde kalmaya devam edecek, ancak hem fırsatlar hem de meydan okumalar yeni gelişmeler ve değişiklikler var.” Bu, mevcut durum hakkındaki bizim resmi değerlendirmemizdir. “Hem fırsatlar hem de meydan okumalar var” ifadesini kullanmamızın nedeni, bence, mevcut uluslararası sistemin hızlı değişikliklere uğramış olmasıdır. Birincisi, küreselleşme geriye doğru aksaklıklarla karşılaştı; ikincisi, ABD’nin Çin’e yönelik saldırgan stratejik ayarlaması, günümüz uluslararası sisteminin istikrarı, açıklığı ve kapsayıcılığında 20 yıl öncesine kıyasla bir düşüşe yol açtı.
Bu, Çin için “stratejik fırsat dönemi”nin karşı karşıya olduğu yeni bir meydan okumadır.
Elbette, bu “stratejik fırsat dönemini” kullanmak yeni fırsatlar da sunmaktadır; yani, Çin’in kendi gücü artık daha büyük ve dış çevreyi şekillendirme yeteneği büyük ölçüde artmıştır. Bu “stratejik fırsat dönemini” kullanmak istiyorsak, bence cevap açık: açık, kapsayıcı ve istikrarlı bir uluslararası düzeni korumaya çalışmalıyız.
Bu düzeni koruyabildiğimiz sürece, “stratejik fırsat döneminde” kalacağız ve Çin hala barışçıl bir şekilde gelişmeyi ve yükselmeyi başarabilecektir.
Bu amaçla, bence şunları yapmalıyız: Birincisi, Çin ile diğer büyük güçler arasındaki ilişkilerin son derece çatışmacı hatta askeri çatışmaya dönüşmesini önlemeye çalışmalıyız; ikincisi, mevcut uluslararası iş bölümü ve uluslararası iş birliğinden dışlanmaktan kaçınmalıyız. Uluslararası düzenin şekillenmesine aktif olarak entegre olmalı ve hatta öncülük etmeli, küreselleşmeye öncülük etmeli, sanayi zincirlerinin, değer zincirlerinin ve uluslararası iş bölümünün istikrarını teşvik etmeye devam etmeli ve ülkeler arasında yüksek düzeyde açıklık ve alışverişi sürdürmeliyiz.
ÇİN-ABD STRATEJİK REKABETİ KAVRAMI
Soru: Çin-ABD ilişkisi şüphesiz bugün dünyadaki en önemli ikili ilişkidir. ABD’nin mevcut Çin-ABD ilişkisini tanımlamak için kullandığı temel terim rekabettir. Peki, sizin görüşünüze göre, mevcut Çin-ABD ilişkisinin anahtar kelimeleri nelerdir?
Da Wei: Çinliler olarak ABD’nin Çin-ABD ilişkilerini tanımlamak için kullandığı “stratejik rekabet” terimine katılmadığımızı açıkça belirttik. Bazen ben Çin ve ABD’nin “stratejik bir oyun” içinde olduğunu söylüyorum, ancak “oyun” teriminin hala bazı belirsizlikler içerdiğini düşünüyorum.
Çin-ABD liderler toplantısında her iki taraf da “barış içinde bir arada yaşama”dan bahsetti ve ABD de “barış içinde bir arada yaşama” terimini kullandı.
Çin’in ABD’ye yönelik stratejik hedefi hiçbir zaman ABD’yi geçmek veya onun yerini almak olmamıştır.
Çin kendi gelişimine önem vermektedir; aynı zamanda, Çin ABD ile olan oyunu aracılığıyla, ABD’nin en azından Çin’in gelişimini engelleyememesini sağlamak istemektedir. Eğer Çin-ABD ilişkileri genel olarak Çin’in gelişimine fayda sağlayabilirse, bu daha da iyi olur. Bence bizim Çin-ABD ilişkileri aracılığıyla ulaşmak istediğimiz hedef budur.
2016 yılında Trump yönetiminin Çin ilişkilerindeki en büyük değişikliği, ABD’nin Çin’e yönelik stratejisini “angajman” politikasından “stratejik rekabete” kaydırmasıydı. Bu, Biden tarafından da tamamen devralındı.
Çin ve ABD’nin birlikte bazı rekabet yönetimi mekanizmaları kurmasının çok önemli olduğuna inanıyorum. Ayrıca, Çin ve ABD, iş insanlarının, araştırmacıların, öğrencilerin ve gazetecilerin birbirlerinin ülkelerinde normal şekilde çalışıp eğitim görmelerine olanak sağlayacak ikili halklar arası değişimlerini en kısa sürede nasıl yeniden başlatacaklarını da incelemelidir.
ABD’nin Tayvan’a yönelik politikasında “niteliksel bir değişim” var mı?
Soru: Tayvan meselesi, ABD ve Tayvan bağımsızlık yanlısı güçlerin sürekli olarak çizgiyi aşmasıyla, mevcut Çin-ABD ilişkilerinde şüphesiz sıcak bir konu. Bağımsızlık yanlısı güçler veya ABD kırmızı çizgiyi aştığında Çin’in kararlı bir şekilde harekete geçeceğini de biliyoruz. Şimdi sorumuz şu: Eğer ABD ve bağımsızlık yanlısı güçler, kırmızı çizgiyi sürekli olarak zorlayarak ve Çin’in temel çıkarlarını kışkırtarak bu “salam dilimi” ilerleme taktiğini sürdürürlerse, Çin’in Tayvan Boğazı’ndaki durumu aktif olarak şekillendirmesi mümkün müdür ve ABD tehditlerine nasıl yanıt vermelidir?
Da Wei: Bence ABD’nin Tayvan’a yönelik politikasında önemli bir değişim oldu, ancak buna “niteliksel bir değişim” demek için henüz erken. Şu anda adadaki bağımsızlık yanlısı güçler ve ABD, esasen kırmızı çizgiye sürekli yaklaşırken çizgiyi doğrudan geçmekten kaçınmaya çalışan bir “salam dilimi” ilerleme taktiği uyguluyorlar. Barışçıl birleşme için çabalamaya devam edersek, iki şey yapmamız gerekiyor: Birincisi, ABD ile diyaloğu mümkün olduğunca artırmak, endişelerimizi ve memnuniyetsizliğimizi sürekli olarak ABD’ye iletmek; ikincisi, gerektiğinde net ve güçlü sinyaller göndermek, eylemlerimizle bağlılığımızı göstermek. Ancak, eylemlerle göstermenin belirli riskleri vardır ve sürecin kontrolden çıkmasını önlemek için süreci kontrol altında tutmamız ve aynı zamanda sonraki adımlarımız için planlama yapmamız gerekir. Önümüzdeki iki yıl içinde Çin ve ABD’nin Tayvan meselesine odaklanması ve her iki tarafın da kaza ile çatışma olasılığını önlemek için bu “saman dilimi” ilerleme politikası yaklaşımından vazgeçmesi gerekiyor.
