Üçüncü Dünya Savaşının Habercisi Olarak Trumpizm
Deniz Alaz Gürbüz, Temmuz 2026

Toplumsal alana baktığımızda kitlelerin kendi taleplerini yükleyebileceği yerele uygun olan fakat evrensel olan bir içeriğe ihtiyaç vardır. Farklı ve parçalı talepleri bir araya getiren, genel için ortak bir hedef gibi görünen kavramların bir düğüm noktası vardır. İdeolojik ve politik hegemonya, bu düğüm noktasının kontrolünü ele geçirmektir.
Trump’ın ABD siyasetindeki güçlü etkisi tam da böyle bir hegemonya üzerinden ilerlemektedir. Trump’ın McCartyci popülizme sahip siyasi mantığı politikayı bir uzlaşı alanı olarak değil, keskin bir “biz ve onlar” veya “biz halk ve yukarıdaki elitler” kutuplaşması olarak görmektedir.
Trump halkın parçalı taleplerini “(MAGA) Amerika’yı Yeniden Büyük Yapalım” gibi düğüm noktalarıyla bağlamakta ve kitleleri kendi siyasal çizgisine çekmektedir. Ortak düşman yaratımı tüm diğer siyasi tartışmaları etrafında hizalayan merkezî kavramdır. Trump’ta bu düşman inşası içeride ‘Göçmen Sorunu ve Sınır Güvenliği’ üzerinden ilerlerken uluslararası politikada Rusya, Çin ve komünizm düşmanlığı üzerinden yürümektedir.
Trump günde yaklaşık farklı 2.605 kelime sayısı kullanmaktadır. Bir başkan için çok düşük kabul edilen bu durum zamanında dilbilimciler arasında da çok büyük şaşkınlık yaratmıştı. Günlük yaşamı bu kadar sığ olan biri ABD için “ölümcül tehdidi” şu şekilde tanımlamaktadır: “Komünizm, Amerikan özgürlüğüne yönelik ölümcül bir tehdittir. Ülkemiz için Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, Japonların Pearl Harbor saldırısı ve hatta 11 Eylül’den bile daha büyük bir tehdittir.” (Trump, Mount Rushmore’daki Konuşması, 3 Temmuz 2026)
Trump, Amerikan toplumundaki derin kültürel, sınıfsal ve ekonomik fay hatlarını kendi liderliği etrafında eklemleyerek hegemonyasını sürdürmektedir. McCarthy dönemiyle Trump dönemi arasındaki en somut bağ, avukat Roy Cohn’dur. Cohn, 1950’lerde Senatör McCarthy’nin en yakın danışmanı ve cadı avı duruşmalarının başsavcısıdır. 1970 ve 80’lerde ise genç Donald Trump’ın avukatlığını ve siyasi akıl hocalığını yapmıştır. Trump’ın “asla geri adım atmama”, “her suçlamaya daha sert bir suçlamayla karşılık verme” ve “saldırıyı en iyi savunma olarak görme” stratejileri doğrudan Cohn’dan, yani McCarthy’nin mutfağından miras kalmıştır. Özetle; Trump, McCarthy’nin 1950’lerdeki “Kızıl Tehlike” korkusunu günümüze taşımıştır. Bu saldırgan politika dünyanın gelişim trendine uymamaktadır. Oysa Trump’ın saldırgan dış politikası dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun savunduğu Çok kutuplu bir dünyanın inşası, kaybedenin olmayıp herkesin kazandığı ve diğer ülkelerin önemli çıkarlarına saygı duyulmasını savunan demokratik anlayışla taban tabana bir zıttır.
Haliyle Trump’ın siyaset tarzı, tarihte Hitler’in ‘Versay Antlaşması’, ‘Aryan Irkının Saf Şerefi’ ve ‘Yahudiler ile Komünistler Alman Halkının Düşmanıdır’ gibi kavramlar etrafında ördüğü hegemonya anlayışıyla oldukça benzemektedir. Bu oldukça tehlikeli bir durumdur. Trumpist yaklaşımın dünyadaki karşılığı yeni bir dünya savaşı demektir.
Elbette ki Donald Trump dünyayı ateşe kendi bireysel arzuları ve kişisel inisiyatifiyle atmıyor. Dünyadaki iktisadi büyüme oranı yüzde 2’nin altına düştüğünde, küresel kapitalizmin sürekli iktisadi ve siyasi istikrarsızlıklarla karşı karşıya kalması doğaldır. Çin, Hindistan ve Vietnam dışarıda tutulduğunda, 2026 yılı küresel ekonomik büyüme oranı yüzde 2’lik kritik sınırın altına gerileyerek yaklaşık yüzde 1,9 seviyesine düşmektedir. Gelişmiş Batı ülkeleri ve bu üç ülke dışındaki bölge ve ülkeler, kapitalizmin genişleme ihtiyacını tek başlarına karşılayamamaktadır. %0,9 büyüyen Euro Bölgesi ve %1,1 büyüyen Kanada gibi bölgeler zaten %2 sınırının çok altında büyümektedir. ABD %2,2-2,5 ile Batı blokunu yukarı çekmeye çalışsa da tek başına küresel krizlerin ve enerji şoklarının yüklerini taşımaya yetmemektedir. ABD’nin durumu oldukça kritiktir haliyle kendine yeni pazarlar ve hakimiyet alanları yaratmalıdır. ABD emperyalist bir devlet olduğu için bu krizi hegemonyacı anlayış ekseninde çözmeye çalışmaktadır.
Mevcut dünya düzenini ve statükoyu korumak amacıyla ABD içindeki ‘yeni elitlerin’ siyasi ihtiyaçlarına cevap veren en rasyonel seçenek, Trump gibi bir liderdir. Yapay Zeka ve Yeni Silah Sanayi, Enerji ve Petrol Devleri, Finans, Kripto ve Hedge Fon Milyarderleri, Perakende, İnşaat ve Diğer Sektörlerde varlığını gösteren bu yeni elitler Trump’ın arkasındaki gerçek toplumsal tabandır.
Sayısı çok fazla olan bu yeni elitlerin isim dökümünü burada vermek istemiyorum. Bu yüzden yeni elitlerin merkezi gücü ve Trump’ın arkasındaki ana ideolojik ve finansal güçlerden biri olan Palantir Tecnologies’e odaklanmanın elzem olduğunu düşünüyorum. Trump’ın siyasal motivasyonunu doğru analiz etmenin tek yolu Palantir’in motivasyonunu ve misyonunu anlamaktan geçmektedir. Palantir, CIA ve Pentagon başta olmak üzere küresel askeri istihbarat operasyonlarına Big Data(büyük veri) ve yapay zekâ yazılımları sağlayan askeri bir şirkettir.
Palantir’in yapay zekâ ve veri analitiği alanındaki agresif yükselişi, 19. yüzyıl Amerika’sındaki “Demiryolu Savaşları” (Railroad Wars) ve Yaldızlı Çağ (Gilded Age) dönemiyle stratejik, altyapısal ve siyasi açıdan birebir paralellikler taşımaktadır. Bu benzerlik Donald Trump’ın sağ popülist ve müesses nizam karşıtı yükseliş modeli üzerinden incelendiğinde yeni nesil bir güç oligopolünü gözler önüne sermektedir. 1800’lerin sonunda Vanderbilt veya Gould gibi demiryolu baronları, ülkenin fiziksel ticaret ağını kontrol ediyordu. Ray hattına sahip olan, hangi malın nereye gideceğine ve kimin zenginleşeceğine karar veriyordu. Palantir’in yükselişi fiziksel raylar yerine “verinin ve yapay zekânın görünmez raylarını” döşemektedir. Şirketin yazılımları (Foundry ve AIP), bugün ABD ordusunun hedef tespit mekanizmalarından (kill-chain), sınır güvenliğine (ICE) ve büyük finansal sistemlere kadar devletin kılcal damarlarına yerleşmiştir. Palantir savunma sanayisindeki geleneksel hantal tedarik zincirini (Lockheed, Boeing gibi eski devleri) baypas edip, kendi yazılım altyapısını devlete doğrudan entegre ederek yükselmiştir.
Trump, siyasi kariyerinde geleneksel medya kanallarını büyük tirajlı günlük gazeteleri ve haftalık dergileri aşarak Twitter ve Truth Social gibi alternatif internet iletişim altyapıları inşa ederek, kurumsal yapıların arkasından dolanarak, doğrudan kitlelere ulaşmıştır. Kurumsal yapıları baypas ederek doğrudan kitlelere ulaşmasında elbette Palantir’in kurucusu Peter Thiel’den gördüğü destek göz ardı edilemez.
Palantir, doğrudan CIA’in yatırım kolu (In-Q-Tel) tarafından fonlanarak kurulmuştur. Şirket, bugün milyarlarca dolarlık Pentagon ve istihbarat kontratlarıyla ayakta kalmaktadır. Haliyle Trump’ın en önemli siyasal destekçisi CIA’dir.
Kaos ve yıkım kültüründen beslenen Palantir’in CEO’su Alex Karp, Davos’ta verdiği bir demeçte yapay zekâ çağındaki vizyonlarını şu sözlerle açıklamıştır: “Biz kaosu ve yıkımı seviyoruz. Bir devrim yaşanıyor. Bu süreçte bazı insanların kafası kesilecek.” Davos’ta oldukça net ve açık dünyaya mesaj veren Alex Karp’ın bu sözleri Trump politikasını ve hegemonyacı yaklaşımını anlamak için altın anahtar niteliği taşımaktadır.
Trumpizm Dünyayı Savaşa Sürüklüyor
Donald Trump’ın NATO üyelerine yönelik Milli Gelirlerin yüzde 5’ini savunma bütçesine ayırma baskısı, ittifak tarihinin en sert ve saldırgan finansal dayatması olarak kabul edilmektedir. Trump bu dayatmasıyla sadece Amerikan silah sanayini fonlama gayesi gütmemektedir. Trump bu kararıyla(aslında CIA) bir dünya savaşına hazırlanıp kendi hegemonyası altında olmayan ekonomi dünyaları işgal etme arzusu taşımaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen yeni sömürgecilik modeli, bağımsız görünen devletleri borç mekanizmaları, askeri ittifaklar, küresel kurumlar ve kültürel hegemonya yoluyla dolaylı olarak merkeze bağımlı kılma esasına dayanıyordu. Ancak Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik geliştirdiği bu son finansal ve siyasi dayatmaları, yeni sömürgeciliğin bu “sofistike ve dolaylı” örtüsünü yırtıp atarak, meseleyi çok daha ilkel, doğrudan ve klasik sömürge tipi ilişki düzlemine çekmektedir.
Yeni sömürgecilik rıza ve ortak çıkarlar illüzyonu üretirken, Trump’ın “ödemezseniz Rusya’ya karşı sizi korumam, hatta onları teşvik ederim” şeklindeki haraç/koruma parası (protection racket) mantığı, rıza üretimini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, Roma İmparatorluğu’nun eyaletlerden aldığı “tribute” (vergi/haraç) sistemine veya 19. yüzyıl klasik sömürgeciliğinin “manda” (protektora) anlaşmalarına yapısal olarak çok daha yakındır.
NATO üyelerinden koşulsuz sadakat beklediğini belirten Trump isimli “hür dünyanın” başkanı izlediği sağ popülist ve hegemonyacı yaklaşımıyla dünyayı kıyamet gününe adım adım taşımaktadır. Trump’ın izlediği hegemonyacı siyaset bütün dünyadaki ezilen halklar ve bağımsızlığını savunmakta ısrar eden ülkeler için baş düşman niteliğindedir. 1940’lı yıllarda Nazizm nasıl ki küresel ölçekte ideolojik baş düşman rolünü üstlendiyse, bugün de Trumpizm, Nazizmin yerini alarak dünya barışını, huzurunu ve ülkelerin kalkınma çabalarını tehdit etmektedir.
Çin’in Kararlı Barışçı Tutumu
“Genel Sekreter Xi Jinping:”Barışçıl gelişme yolunda kararlılıkla ilerleyeceğiz, ancak meşru hak ve çıkarlarımızdan da asla vazgeçmeyeceğiz, ülkemizin çekirdek çıkarlarını asla feda etmeyeceğiz. Hiçbir yabancı ülke, kendi çekirdek çıkarlarımızı pazarlık konusu yapmamızı ve egemenliğimizin, güvenliğimizin ve gelişme çıkarlarımızın zarar görmesinin acı meyvesini yutmamızı beklemesin. Çin barışçıl gelişme yolunu izleyecek, başka ülkeler de barışçıl gelişme yolunu izlemeliler. Ancak ve ancak bütün ülkelerin barışçıl gelişme yolunu tercih ettiği durumunda, ortaklaşa gelişme mümkün olabilecek ve ülkeler de barış içinde bir arada yaşayabileceklerdir. Çin’in barışçıl gelişme yolunu izlemesi kendi ulusal çıkarları pahasına olmayacaktır ve barışçıl gelişme yolunu kararlılıkla izlemek ne mutlak ne de koşulsuzdur. Barış kendiliğinden gelmez, uğrunda çaba sarf edilmesi, korunması ve mücadele edilmesi gerekir. Çin’in egemenliği, güvenliği ve gelişme çıkarları tehdit edildiğinde, çekirdek ulusal çıkarlarını savunmak için kararlılıkla tüm araçları kullanacaktır.”
(Chen Yue- Pu Ping, Kitap Canut Yayınevi, İnsanlığın Kader Topluluğunu İnşa Etmek)
Trumpizm, sıkışmış ve çaresiz kalmış emperyalizmin kendini kurtarmak için sarıldığı bir yılandır. Dünyaya kan, gözyaşı, yıkımdan başka bir şey sunmayan bu hegemonyacı siyaset anlayışını çok geç olmadan tarihin tozlu raflarına yollamak en önemli politik ödevimizdir.
