Marx’ın Teknolojiye Bakışı ve Bugünkü Yapay Zekâ
Yapay Zekânın Avantajları ve Riskleri
Yapay Zekâ ve Sosyalist Toplum
Yazar: Lan Yang, Çin Renmin Üniversitesi Marksizm Fakültesi Doçenti, Pekin, Aralık 2025
Çeviren: Ali Elik

25 Nisan 2025’te Genel Sekreter Xi Jinping, ÇKP Merkez Komitesi Siyasi Bürosunun yirminci kolektif eğitim toplantısında şunu vurguladı: “Yapay zekâ, yeni teknoloji devrimine ve sanayi dönüşümüne öncülük eden stratejik bir teknoloji olarak, insanın üretim ve yaşam biçimlerini kökten değiştirmektedir.”
Yapay zekâ, üretimin ve ekonominin gelişmesi için daha önce görülmemiş kadar geniş bir alan açarken; toplum yapısı, yönetim sistemleri, kültür ve insanların düşünce dünyası üzerinde de büyük etkiler yaratmaktadır. Bu yüzden yapay zekânın ne olduğunu, etkilerini ve gelecekte nereye gideceğini bilimsel bir yaklaşımla incelememiz gerekir. Bu noktada, tarihsel materyalizmin daima iki yanı dikkate alan değerlendirme yöntimi bir anahtar görevi görür. Yapay zekânın temel özelliklerini ve gelişme yönünü doğru analiz etmek için elimize güçlü bir araç verir. Yapay zekânın geliştirilmesini; ekonomik getirisi, topluma faydası ve etik değerleriyle bir bütün halinde değerlendirmemize yardımcı olur.
1. Tarihsel Materyalizm Açısından Teknolojik Gelişimin İki Ölçütü
19. yüzyılda gerçekleşen iki sanayi devrimi insanlık tarihini kökten değiştirdi. Marx, bilim ve teknolojinin gelişerek büyük bir toplumsal zenginlik yarattığını gördü; bu yüzden teknolojinin insan uygarlığındaki rolüne büyük önem verdi. Marx bir yandan teknolojiyi maddi üretim açısından değerlendirdi; yani teknolojinin nesnel, somut boyutunu öne çıkararak onu üretici güçlerin önemli bir göstergesi saydı. Diğer yandan teknolojiyi insan ilişkileri açısından ele aldı; yani teknolojiyi insanın bir özne olarak kendi gücünü ve yeteneklerini dış dünyaya yansıtması olarak gördü. Böylece Marx, teknolojik gelişimi değerlendirirken iki temel ölçüt koydu: Maddi ölçüt ve insan ilişkileri ölçütü. Bu iki ölçüt birlikte bilim ve teknolojinin gerçek tanımını oluşturur.
Teknolojik Gelişimin Maddi Ölçütü
Maddi ölçüt, teknolojik gelişmeyi değerlendiren nesnel kuraldır. Marx’a göre teknolojik gelişim ve özellikle büyük makineli üretim sistemine geçiş, insanın üretimde kullandığı araçların evrimleşmesidir. İnsanın doğa güçlerini kendi yararına kullanmasının ve üretime dönüştürmesinin bir yoludur. İnsanın yaşaması ve gelişmesi için doğayı değiştirmesi, doğa güçlerini kendine faydalı hale getirmesi gerekir. Ancak doğa güçlerini kullanabilmek için somut bir maddi-teknik araca ihtiyaç vardır. El aletleri döneminde insanlar elleri, ayakları ve basit aletlerle doğrudan iş yapıyordu; temel güç insanın kendi bedeniydi, hayvan gücü ile rüzgâr ve su ise tamamlayıcı güçlerdi. Modern döneme geçildiğinde büyük makinelerin kullanılması, doğa güçlerinin gerçek birer üretici güce dönüşmesini sağladı.
Komünist Manifesto’da Marx ve Engels, teknik yeniliklerin üretimi artırmadaki devasa rolünü şöyle anlatır: “Doğa güçlerinin kontrol altına alınması, makinelerin kullanılması, kimyanın sanayi ve tarıma uygulanması, buharlı gemiler, demiryolları, elektrikli telgraflar, koca kıtaların tarıma açılması, nehirlerde taşımacılık yapılması, adeta bir büyüyle topraktan fışkıran bunca nüfus — toplumsal emeğin bağrında böylesi bir üretici gücün yattığını geçmiş yüzyıllardan kim tahmin edebilirdi?”
Marx, Kapital’de daha da ileri giderek, teknik yeniliklerin yeni iş kolları doğurduğunu, yepyeni üretim sektörleri yarattığını ve iş bölümünü daha detaylı hale getirdiğini belirtir: “Modern sanayi; makineler, kimyasal süreçler ve diğer yöntemlerle üretimin teknik temelini ve bununla birlikte işçilerin işlevlerini, çalışma biçimlerini sürekli değiştirir.”
Özetle Marx, teknolojiyi üretimin gelişmesinin ön koşulu, ana içeriği ve önemli bir göstergesi olarak görmüştür. İnsanlığın üretim faaliyetlerinin el emeğinden makineli üretime, oradan da “kendi kendine çalışan özerk makine sistemlerine” geçmesi zorunlu bir süreçti.
Bu süreç işçileri, üretim araçlarını ve işin yapılma biçimini daha verimli hale getirdi. Yeni icatlar, yeni yöntemler ve teknikler işçilerin becerilerini artırır, yeni hammaddelerin önünü açar, böylece iş verimini yükselterek ekonominin hızlı büyümesini sağlar.
Maddi Ölçüt
Marx bu temelde maddi ölçütün öne çıkan özelliklerini de inceler. Ona göre teknoloji bir yandan geçmişten gelen birikimlerin ürünüdür, yani geçmişi devralır: “Her üretici güç, geçmiş faaliyetlerin sonucunda elde edilmiş bir (bugüne devredilen) güçtür.” Diğer yandan teknoloji belirli şartlar altında büyük sıçramalar yapabilir ve daha önce hiç görülmemiş üretici güçler yaratabilir ve insanın üretici güçlerini geliştirir; yani dönüştürücü ve yenilikçidir.
Geçmişi devralma ile yeni bir atılım yapma özelliğinin birleşimi, teknolojik gelişimin belli aşamalar halinde ilerlemesini sağlar. Marx insan toplumunun taş, tunç ve demir aletlerin kullanıldığı el aletleri çağını ve buhar makinesinin simgelediği buhar çağını yaşadığını belirtir. 19. yüzyılın sonundan itibaren insanlığın üretici güçleri, içten yanmalı motorun simgelediği İkinci Sanayi Devrimi’nden 1970’lerde başlayan bilgi teknolojisi devrimine, oradan da günümüzün yapay zekâ, sanal gerçeklik ve büyük veriye dayalı akıllı çağına kadar defalarca büyük niteliksel sıçramalar yaşamıştır. Teknolojinin aşama aşama gelişmesi, insanın doğayı yönetme gücünün adım adım arttığını gösterir. Diyebiliriz ki, somut teknik gelişme olmadan üretimin büyümesi köksüz bir ağaca benzer. Teknolojinin bu somut yapısına dayanan gelişmeler, iş bölümünü değiştirir, kaynakların ve iş gücünün farklı sektörler arasında akmasını sağlar ve üretimi sürekli büyütür.
Teknolojik Gelişimin İnsan İlişkileri Ölçütü
Şunu belirtmek gerekir ki, teknolojinin maddi boyutunu öne çıkarmak sadece Marx’a özgü bir fikir değildir. Marx’tan önce klasik burjuva ekonomistler Adam Smith ve David Ricardo ile ütopik sosyalist Saint-Simon gibi isimler de teknolojinin üretimi artırmadaki önemini anlatmışlardı. Marx, kendinden öncekilerin fikirlerini geliştirerek kendi üretim teorisini tamamladı ve teknolojiyi bu çerçevenin içine oturtarak inceledi. Ancak Marx, teknolojiyi sadece üretimin artmasıyla sınırlı, tamamen teknik ve doğal bir konu olarak görmeye karşı çıktı. Teknolojik gelişimin insan ilişkileri boyutunu vurguladı. İşte tarihsel materyalizmin teknoloji anlayışındaki en özgün yan tam olarak bu insan ilişkileri boyutudur.
Birincisi, özü itibarıyla teknoloji, insanın kendi gücünün, aklının ve yeteneğinin dışarıya, yani somut dünyaya yansımasıdır.
Marx şöyle der: “Doğa kendiliğinden hiçbir makine üretmez… Bunlar insanın sanayi emeğinin ürünleridir; insanın iradesini doğaya kabul ettiren ya da doğada uygulayan organlara dönüştürülmüş doğal maddelerdir. Bunlar insanın eliyle yaratılmış insan beyni organlarıdır; somutlaşmış bilgi gücüdür.”
Teknolojinin doğuşu ve gelişimi, insanın kendi gücünü dış dünyaya aktarma sürecidir. İnsan çalışarak aletler yapar, teknoloji üretir; kendi amacını, aklını ve yeteneğini bu somut ürünlere aktarır. Böylece başlangıçta sadece insanın zihninde var olan beyin ve teorik üretim gücü; alet, makine, yöntem gibi somut ve dokunulabilir araçlara dönüşür. Bu yüzden insanın özü, teknolojinin de özünü belirler. Teknolojinin kullanılması insanın dünyayı anlama ve değiştirme gücünü daha da artırır, insanın dünyadaki önemli aktör olma konumunu doğrular.
İkincisi, yapısı gereği teknoloji hem doğal hem de toplumsal bir niteliğe sahiptir.
İnsanın dünyayı değiştirme aracı olan teknoloji, her büyük gelişmede üretim araçlarını ve biçimlerini derinlemesine etkiler. Yeni üretim ilişkilerinin ve toplumsal bağların kurulmasında aktif bir rol oynar. Tıpkı sermayenin sadece bir nesne olmayıp belirli bir toplum biçimine ait insan ilişkisi olması gibi; teknoloji de bir nesne olarak görünse bile toplumu etkilediğinde her zaman belirli insan ve üretim ilişkilerini yansıtır.
Bu da teknolojinin ve etkilerinin sadece insanın doğayla ilişkisini değil, aynı zamanda insanın yaşam sürecini ve toplumsal üretim ilişkilerini de gösterdiği anlamına gelir. Yani toplumdan tamamen bağımsız, tek başına duran “saf” bir teknoloji yoktur; teknoloji her zaman belirli toplumsal ilişkilerin içinde gelişir. Marx şöyle der: “İplik eğirme makinesi pamuk eğiren bir makinedir. Ancak belirli ilişkiler içinde sermayeye dönüşür.” Teknoloji ancak belirli toplumsal ilişkilerin içine konulduğunda gerçek yüzünü gösterir. Teknolojik gelişme, toplumsal üretim ilişkileri tarafından temelden şekillendirilir; bu ilişkiler teknolojinin yönünü, kapsamını ve hızını büyük ölçüde etkiler.
Üçüncüsü, değerlendirme ölçütü açısından bakıldığında, teknolojinin gelişimindeki nihai hedef insanın özgür gelişimi ve her bakımdan çok yönlü ve bütünsel gelişmesidir.
Marx’a göre teknolojinin başarısını ölçecek son kriter, teknolojinin kendi teknik rakamları veya hızı değildir. Asıl kriter; teknolojinin insanın özgürleşmesine hizmet edip etmediği, insana daha fazla özgür seçim imkânı sunup sunmadığı ve insanın yeteneklerini tam olarak kullanmasına yardım edip etmediğidir. Kısacası, insanın özgürce ve her bakımdan gelişmesine katkı sağlayıp sağlamadığıdır. Eğer sadece teknik verilere bakarak kararlar verilir ve insanın gelişimi göz ardı edilirse, teknolojik gelişim kaçınılmaz olarak insana zarar veren bir noktaya varır. Özetle, teknolojik gelişim mutlaka gerçek insanın yaşamıyla bağdaştırılmalıdır. Teknolojinin başarısı insanın bütünsel gelişimiyle ölçülmeli, değeri ise insanın ne kadar özgürleştiğiyle değerlendirilmelidir.
Maddi Ölçüt ile İnsan İlişkileri Ölçütü Arasındaki Uyumsuzluk
Marx, teknolojik gelişimin bu iki değerlendirme ölçütü arasında uyumsuzluklar ve çelişkiler yaşandığını belirtir. Bir yandan teknoloji; çalışma şartlarını düzelterek, üretim ilişkilerini değiştirerek, üretimi artırarak ve toplum yapısını etkileyerek insanın doğaya olan bağımlılığını adım adım azaltmış, insanın özgürce hareket edebileceği alanları son derece genişletmiştir. Bu yüzden Marx, teknolojik gelişmeyi zorunluluklar dünyasından özgürlük dünyasına geçişin zorunlu bir adımı olarak görür.
Diğer yandan teknoloji insanlara daha fazla serbest zaman yaratma potansiyeline sahip olsa da insanlık tarihi teknolojinin kendiliğinden bir biçimde insanı özgürleştirip geliştirmediğini göstermiştir. Aksine Marx ve Engels, kendi ellerimizle ürettiğimiz teknolojinin “üzerimizde baskı kuran, kontrolümüzden çıkan, isteklerimizi engelleyen ve planlarımızı boşa çıkaran somut bir güce dönüştüğünü” belirtmişlerdi.
Teknolojinin insana yabancı bir güce dönüşmesinin sebebi, özel mülkiyet düzeninde teknolojinin kullanımının insanın yaşama ve gelişme amacından tamamen sapmasıdır. Özellikle sermayenin kâr etme mantığı yüzünden, teknolojinin iş zamanından tasarruf sağlaması insanların boş ve özgür zamanına dönüşmemiş; aksine daha fazla kâr üretme süresini uzatmış ve işsizliği artırmıştır. Diyebiliriz ki, teknolojiye ve onun kullanımına bu iki yanlı diyalektik bakış açısıyla yaklaşmak, tarihsel materyalizmin en önemli katkılarından biridir.
Marx, teknolojinin sırf kâr odaklı kullanılmasının yarattığı çarpık gelişimi eleştirmiştir. Teknoloji kapitalizm çağında insana dışsal, yabancı ve hatta düşman bir güce dönüşerek insanı şekillendirmeye başlar. İnsanın ihtiyaçları ve insani değerler; sermayenin büyümesine ve teknik verimliliğin en üst düzeye çıkarılmasına kurban edilir. Ana aktör olan insan, teknolojik sistemin içinde bir araca dönüşür. Teknolojinin getirdiği kâr ve kolaylıklar ağırlıklı olarak sermaye sahiplerine akar; bu durum makinelerin insanları işsiz bırakmasına ve zenginliğin az sayıda insanda toplanmasına yol açar. Teknolojideki bu çelişkili durum, mevcut kâr odaklı kapitalist sistemin kendi iç sorunlarının bir sonucudur ve insanın özgürce gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biridir.
Marx’a göre, “insanın kendine yabancılaşması sorununu çözmek, yine o yabancılaşmanın geçtiği yoldan yürümekle mümkündür.” Teknolojinin insana yabancılaşmasını engellemek, teknolojiyi tamamen reddetmek demek değildir. Aksine teknolojiyi geliştirirken, onun sırf kâr odaklı kullanılmasından doğan çelişkileri ortadan kaldırmak ve teknolojik gelişimin yukarıda verdiğimiz iki ölçütünü birleştirmektir.
Düşünsel anlamda Marx’ın önerdiği bu iki ölçütü birleştirme görüşü, hem insan toplumunu ilk kez maddi üretim süreçlerinden hareketle incelemiş hem de “her şeyi teknoloji çözer” diyen dar bakış açısını kırarak geleceğin sosyalist toplumunun insani temellerini araştırmıştır.
Pratik açıdan ise, bir yandan teknik yenilikleri sürdürürken diğer yandan adil olmayan üretim biçimlerini ortadan kaldırmak, Marx’ın hayal ettiği geleceğin toplumuna giden tek yoldur. İnsan ile teknoloji arasındaki ilişki sadece teknik bir konu değil, toplumsal bir konudur; teknoloji toplumsal düzenle doğrudan bağlantılıdır.
Marx açıkça şöyle der: “Komünist toplumda makinelerin kullanım amacı, kapitalist toplumdakinden tamamen farklı olacaktır”; “teknolojinin ulaştığı başarılar ancak komünist ilişkiler içinde gerçek anlamda uygulamaya geçebilir.” Engels de İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu kitabında, “doğru örgütlenmiş bir toplum düzeninde tüm bu teknolojik gelişmelerin sadece memnuniyetle karşılanacağını” ifade eder.
Teknolojinin tek başına ilerlemesi, kâr odaklı kullanımın getirdiği toplumsal adaletsizlikleri ve çevre sorunlarını kendi kendine çözemez. Teknolojinin olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak için üretici güçlerin ve en önemli üretici güç olan insana uygun toplumsal ilişkiler kurulmalıdır.
Toplumsal düzenin değişmesiyle teknoloji doğru şekilde kullanılmalı, az sayıda insanın elinde bir baskı aracı olması engellenmeli, toplumsal adaleti sağlayan ve insanı özgürleştiren bir güce dönüştürülmelidir. Tarihsel materyalizmin olguları ve şeyleri iki yönlü değerlendirme ölçütü, insan ile teknoloji arasındaki bağı net bir şekilde gösterir: Maddi-teknik gelişme temeli olmadan insanın özgürce gelişmesi boş bir laftır; teknolojinin sadece teknik boyutunu vurgulamak ise insanı kendi ürettiği teknolojiye köle yapar. Sosyalizm koşulları altına teknolojik gelişme, nihayet bu iki ölçütün birleşebileceği gerçek bir toplumsal zemine kavuşur. Bu durum, tarihsel materyalizmin bilimsel çalışmalar ile insani değerleri birleştirme özelliğini açıkça sergiler.
2. Yapay Zekânın Doğuş Mantığı ve İnsani Değeri
Bugün yapay zekâ baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Bu hızlı değişim, dünya genelinde büyük bir ekonomik ve toplumsal dönüşüme ve uluslararası bir rekabete yol açıyor.
Yapay zekânın özünü nasıl görmeliyiz? Yapay zekânın gelişimine nasıl yön vermeliyiz? Yarattığı toplumsal sonuçlarla nasıl başa çıkmalıyız?
Bu sorular çağımız için büyük önem taşımaktadır. Tarihsel materyalizmin iki yanlı değerlendirme ölçütü, yapay zekâyı anlamamız için bilimsel bir anahtardır. Buradan hareketle yapay zekâ hakkındaki tek taraflı görüşlerden kaçınabilir, onun doğuş mantığını ve insani değerini doğru anlayabiliriz. Aynı zamanda yapay zekânın gelişmesi, tarihsel materyalizmin günümüz şartlarına uyarlanması ve yenilenmesi için de harika bir fırsat sunmaktadır.
Öncelikle, maddi ölçüt açısından bakıldığında yapay zekâ, üretici güçlerin geçirdiği yeni bir büyük devrimdir. Yeni teknoloji ve sanayi dalgasına öncülük eden bir teknoloji olarak yapay zekâ, Marx’ın bahsettiği makinelerle aynı mantığa dayanır; doğrudan amacı insanın üretim kapasitesini bir üst seviyeye çıkarmaktır.
Teknolojik devamlılık açısından bakarsak, yapay zekâ gökten zembille inmemiştir; insanlığın uzun yıllara dayanan teknolojik birikiminin sonucudur. İnsan beynini örnek alan yapay sinir ağlarından, doğadaki evrimi taklit eden genetik algoritmalara ve arıların hareketlerinden esinlenen algoritmalara kadar olguları araştıran yapay zekâ uzmanları doğadan ve toplumdan ilham almıştır. Yapılan teorik ve teknik çalışmalarla yapay zekânın temeli olan makine öğrenimi, ses tanıma, doğal dil işleme ve bilgisayarlı görme gibi ana teknolojiler geliştirilmiştir. Aynı zamanda yapay zekânın, özellikle de genel yapay zekânın ortaya çıkışı teknolojide devrimci bir sıçramadır; yapay zeka üretim biçimlerini ve sektörleri kökten değiştirerek daha gelişmiş bir üretici güç yaratmıştır.
Marx’ın maddi ölçüt analizine dayanarak, yapay zekânın büyük değerini işçiler, üretim araçları, üzerinde çalışılan hammaddeler ve bu üçünün en doğru şekilde bir araya getirilmesi olarak görebiliriz.
Birincisi, yapay zekâ nitelikli işçilerin zihinsel ve yaratıcı emeklerini üretime daha iyi aktarmasını sağlar.
Daha 19. yüzyılda Marx, makinelerin işçiler için birer “tamamlayıcı uzuv” görevi gördüğünü, insanın zihnindeki düşünceleri gerçek dünyada uygulamasını sağladığını ve insanı ağır beden işlerinden kurtardığını belirtmişti. Gelişmiş bir makine olan yapay zekâ, insanı destekleme konusunda daha önce görülmemiş bir güç sunmaktadır. Yapay zekâ bir yandan çalışanların daha önce yaptıklarından daha iyi işler yapmalarını ve birbirleriyle daha kolay iş birliği yapmasını sağlar. Farklı uzmanlıklardaki nitelikli çalışanların güçlerini birleştirir, algoritmalarla iş süreçlerini düzenler ve ayrı ayrı yapılan işlerin çok daha büyük bir sonuç üretmesini sağlar. Diğer yandan yapay zekâ, iş bölümünü geleneksel “insan-insan” ayrımından “insan-makine” ortaklığına dönüştürür. Çalışanların makinelerle ortak çalışabilme becerisi kazanmasını gerektirir; böylece yeni teknolojileri esnek şekilde kullanabilen çok yönlü yetenekli çalışanların yetişmesini sağlar.
İkincisi, yapay zekâ, üretim araçlarının geleneksel sınırlarını aşmasını sağlar; araçların çok daha akıllı, esnek ve yüksek verimle kullanılmasının önünü açar.
Veri ve algoritmalarla üretim araçlarının potansiyelini harekete geçirir, işte sağlanan verimi artırır. Yapay zekânın bilgi teknolojileri, gelişmiş imalat ve yeni malzemelerle birleşmesi sayesinde akıllı, yüksek verimli, çevreci ve güvenli yeni üretim araçları ortaya çıkacaktır. Örneğin büyük veri, nesnelerin interneti ve blok zincir teknolojisini birleştiren akıllı üretim platformları, tam otomatik robotlar, yeni enerji cihazları ve akıllı denetim sistemleri gibi….
Bu araçlar hem doğa şartlarının üretim üzerindeki engelini azaltır hem de üretim alanlarını son derece genişleterek sanayi sektörlerinin gizil potansiyelini ortaya çıkarır.
Üçüncüsü, yapay zekâ insanın doğayı değiştirme gücünü artıracak, işlenen nesnelerin ve hammaddelerin çeşidini son derece çoğaltacaktır.
Örneğin mekânsal olarak yapay zekâ, insanın doğadaki madde ve enerjiyi elde etme imkânlarını geliştirir; doğayı tanıma ve dönüştürme sınırımızı yerin altına, denizlerin derinliklerine ve uzayın derinliklerine kadar uzatır. Biçimsel olarak ise yapay zekâ insanın yeni maddeler ve hammaddeler üretmesine yardım eder; buna devasa veri kaynakları gibi somut olmayan yeni nesnelerin yaratılması, güneş, rüzgâr ve jeotermal gibi yeni enerjilerin ve nano malzemeler, biyolojik malzemeler gibi akıllı hammaddelerin geliştirilmesi dahildir.
Dördüncüsü, yapay zekâ işçilerin, üretim araçlarının ve işlenen nesnelerin birleşimini sürekli en iyi seviyeye getirir.
Çalışanların, araçların ve hammaddelerin birbiriyle uyumu üretimin gelişmesinin temel şartıdır. Yapay zekânın bu süreçteki etkisi sürekli ve çok yönlüdür; bu üç unsurun katlanarak büyümesini sağlayarak daha önce görülmemiş bir üretim kapasitesi yaratacaktır.
İnsan ilişkileri ölçütü açısından bakıldığında yapay zekâ, insanın kendi gücünü bir kez daha devasa şekilde kanıtlamasıdır. Marx’ın teorik çerçevesinde yapay zekâ, günümüz teknolojisinin en gelişmiş biçimi olarak teknolojinin insani güçlerin bir yansıması olma özelliğini sürdürür. Ancak zihinsel emeğe doğrudan dahil olması ve toplumsal ilişkileri baştan şekillendirmesi sebebiyle geçmişteki teknolojilerden ayrılır.
Yapay Zeka Teknolojisi ve Daha Önceki Teknolojiler Arasındaki Fark
Bu fark üç noktada ortaya çıkar:
Birincisi, yapay zekânın doğrudan zihinsel emeği taklit etmesi ve onun yerini alması, geleneksel teknolojilerin sadece kas gücünü destekleme sınırını aşmıştır.
Marx’ın incelediği Birinci ve İkinci Sanayi Devrimi dönemindeki teknolojiler (buhar makinesi, dokuma tezgahı, motorlar vb.) esas olarak insanın beden gücünün yerini alıyor, kas gücünü artırarak üretimi hızlandırıyordu. Bu teknolojiler henüz mantık yürütme, soyut düşünme, karar verme gibi zihinsel alanlara dokunmamıştı. Yapay zekânın farkı ise insan beyninin işlevlerini ilk kez büyük ölçekte taklit edebilmesidir: Veri işlemeden desen ve sistem tanımaya ve karmaşık kararlar almaya kadar insanın düşünme süreçlerini algoritmalarla yeniden kurar. Zihinsel alana yapılan bu müdahale, teknolojinin artık sadece kas gücünün değil, doğrudan zihnin bir uzantısı olmasını sağlar. Geleneksel teknoloji sadece somut üretimin biçimini değiştirirken, yapay zekâ bilgi üretiminin biçimini değiştirmektedir. Yapay zekâ sadece işin yoğunluğunu değil, işin içeriğini ve hatta insanın düşünme süreçlerini etkilemektedir.
İkincisi, veri üretiminin ana taşıyıcısı olan yapay zekâ, üretimi ve toplumsal ilişkileri yeniden kurmak için devasa bir güç sağlar.
Yapay zekâ; iş bölümünü, ekonomik kaynakların dağılımını, örgütlenme biçimlerini ve kazanç paylaşımını değiştirerek yeni toplumsal ilişkiler şekillendirir. Veri ağları ve algoritmalar aracılığıyla ekonomi, siyaset, kültür ve sosyal alanların tamamını dönüştürür.
Bu derin etki, yapay zekânın artık sadece bir üretim aracı olmadığını, toplum yapısını şekillendiren temel bir güç haline geldiğini gösterir. Örneğin, yapay zekanın veri üretimi; mülkiyet, iş bölümü ve kazanç paylaşımı gibi konuları yeniden tanımlamış; veri hakları, insan-makine iş bölümü ve algoritmaların payı gibi yeni konular doğurmuştur.
Üçüncüsü, yapay zekâ emeğin özüne ve insanın konumuna dokunarak, insanı zorunlu ve tekrarlayan işlerden kurtarma imkânı yaratır.
Tekrarlayan, sıradan ve kuralları belli işlerin birçoğunu yapay zekâ üstlenecektir; bu da hayatta ayakta kalmak için yapılması gereken zorunlu çalışma süresini düşürecektir. Böylece insanların özgürce kullanabileceği boş zamanı artacaktır. İnsanın yeteneklerini artıran bir araç olarak yapay zekâ, insanın fiziksel ve zihinsel sınırlarına destek sunarak eksikleri telafi edebilir, insanın yapabileceklerinin sınırını genişletebilir ve insanlığın gelişimi için büyük bir birikim sağlayabilir.
Elbette Marx’a göre bu özgürleşme kendiliğinden gerçekleşmez. Zihinsel gücün veya boş zamanın artması, ancak doğru bir toplumsal düzenin kurulması ve doğru kurumsal yönlendirmelerle gerçekten insanın özgürleşmesine hizmet edebilecektir.
Dördüncüsü, iki ölçütün birleşimi açısından bakıldığında yapay zekâ hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler getirmektedir.
Yapay zekânın gelişi üretimi artırmış, insanın özgürleşmesi ve uygarlığın ilerlemesi için tarihsel fırsatlar sunmuştur. Ancak teknolojik gelişmeler insanlığa fayda getirirken çeşitli sorunları da beraberinde getirir.
Marx daha o zamandan teknolojinin iki ucu keskin bir bıçak olduğunu, kendi kendine insanı özgürleştirmeyeceğini belirtmişti. Tarihte teknolojik gelişmeler büyük toplumsal sorunlar doğurmuştur. Örneğin Birinci Sanayi Devrimi’ndeki makineleri parçalama hareketleri, “makineli üretimin işçilerin işini ve yaşamını nasıl güvencesiz hale getirdiğini” gösteriyordu.
Bugün yapay zekânın gelişi de benzer yeni sorunlar doğurabilir. Örneğin yapay zekânın tamamen kâr odaklı sermaye güçlerince kullanılması, insanın teknoloji tarafından kontrol edilmesini hızlandırabilir; algoritmalar özel hayatın gizliliğini ihlal edebilir; etik ve ahlaki sorunlar doğabilir ve insanın toplumdaki ana konum zayıflayabilir.
Özellikle yapay zekânın insan gücünün yerini hızla alması, geleneksel iş piyasasının bozulmasına ve yeni toplumsal eşitsizliklere yol açabilir. Bir yandan yapay zekâ; tekrarlayan, tehlikeli ve verimsiz işleri üstlenerek insanı mekanik işlerden kurtarır ve daha yaratıcı, duygusal ve karmaşık işlere yönlendirir; bu durum insanın gelişimi için olumludur.
Diğer yandan yapay zekâ, vasıfsız çalışanların işsiz kalma riskini artırır. Çalışanların yeni beceriler kazanma hızı işlerin yok olma hızının gerisinde kaldığında ya da insanlara gerekli eğitim imkânları sunulmadığında, yapısal işsizlik ve teknolojiden kaynaklanan büyük bir uçurum ortaya çıkar.
Teknolojik gelişmenin getirdiği bu gerçek sorunlarla baş edebilmek için, teknolojinin insanı gerçekten özgürleştirebilmesi amacıyla toplumsal düzende ve toplumsal politikalarla doğru yönlendirmeler yapılmalıdır. Tarihsel materyalizm; teknolojinin insanı kendi ürettiği araca köle mi yapacağının, yoksa insanı özgürleştirip geliştireceğinin tamamen teknolojinin kullanıldığı toplumsal düzene bağlı olacağını vurgular.
Marx’ın “teknolojinin kendisi” ile “teknolojinin kullanımı” arasında yaptığı ayrıma göre yapay zekâ, farklı toplumsal sistemlerde farklı sonuçlar doğuracaktır.
Kapitalist özel mülkiyet düzeninde yapay zekânın arkasındaki dijital güç ile kâr mantığı birleştiğinde, daha gizli ve daha güçlü bir sömürü düzeni oluşur. Yapay zekâ yeni bir kontrol aracına dönüşür, algoritmik takip çalışanlar üzerindeki baskıyı artırır, dijital uçurum kitleleri sermayenin veri kaynağına çevirir; tüm bunlar zengin-fakir uçurumunu derinleştirir.
Buna tam zıt olarak, sosyalist toplumda yapay zekânın gelişmesi ile insanın özgürleşmesi aynı doğrultuda ilerler ve birbirini destekler. Bu doğrultu uyumu hem yapay zekânın insanı güçlendirmesinde hem de toplumun teknolojiyi doğru yönetmesinde kendini gösterir.
Sosyalizmde yapay zekânın getirdiği yeni imkânlar, halk içinde ortaklaşa refaha ve insanın gelişmesine öncülük eder. Sosyalist sistem özgün mülkiyet yapısı ve halk içinde ortaklaşa refah hedefi sayesinde yapay zekânın az sayıda grubun değil, tüm toplumun çıkarına hizmet etmesini sağlar. Teknolojinin kamu yararına, toplumun ihtiyaçlarına ve adalete hizmet etmesini güvence altına alarak toplumsal gelişimin ve halkın refahının güçlü bir dayanağı olmasını sağlar.
Daha somut ifade etmek gerekirse, sosyalist sistem; yapay zekânın sağlıklı gelişmesi ve doğru değerler üzerine oturması için temel güvenceyi ve özgün avantajları sunar. Yapay zekâ teknolojisinin her zaman halkın çıkarlarına, ülkenin stratejilerine ve toplumun gelişmesine hizmet etmesini sağlar.
Birinci olarak ülkemizde kamu mülkiyetinin ana gövde olduğu ve farklı mülkiyet biçimlerinin birlikte geliştiği bir temel ekonomik sistemi bulunuyor. Bu yapı hem yapay zekâyı geliştirecek tüm unsurların önünü açar hem de üretim ve paylaşımı düzenleyerek zengin-fakir uçurumunu makul sınırlar içinde tutar. Yapay zekânın gelişiminin “kazananın her şeyi aldığı” veya “fırsatların adaletsiz dağıldığı” bir tuzağa düşmesini engeller.
İkinci olarak bizim sosyalizmimizin en önemli avantajı sermayeyi toplumun çıkarına olarak doğru sevk ve idare edebilmesidir. Hem sermayenin teknik yeniliklerdeki olumlu rolü kullanılır hem de kurumsal denetimlerle sermayenin dizginsiz ve kuralsız büyümesi ve yapay zekânın sırf kâr aracı haline gelmesi engellenir. Temel yöntem; kamunun etkili denetimi ve yönlendirmesiyle kâr mantığının toplumsal değerlerin önüne geçmesini önlemek, teknolojinin tekel haline gelmesini engellemek; teknoloji ile toplumsal değerlerin birliğini sağlamaktır.
Üçüncü olarak ülkemizdeki sistem hem teknolojik gelişmeyi sürdürüp hem de halkın yaşam güvencesini koruyabilir, kaliteli ve herkese açık istihdam yaratamaya çalışmaktadır. Yapay zekânın yaygınlaşması yeni meslekler ve iş alanları yaratırken, geleneksel işlerin azalmasına da yol açabilir. Bu yüzden bir yandan yeni sektörlerin iş imkânları genişletilir, yapay zekâ eğitimleri ve kursları güçlü şekilde teşvik edilerek çalışanların yeni teknolojileri kullanma yeteneği artırılır. Diğer yandan çalışanların sosyal güvenlik desteği alma seviyesi yükseltilir, işini kaybeden kişilerin yeni alanlara geçiş yapmasına yardım edilir, iş piyasasında uyum sağlanması için esnek zaman tanınır.
Dördüncüsü sosyalizmin insana birincil değer veren yaklaşımı, yapay zekânın gidiş yönünü belirler. Bizdeki insan odaklı kalkınma anlayışı; yapay zekâ çalışmalarının sadece kâr veya güç elde etmek için değil, halkın daha iyi bir yaşam isteğini karşılamak amacıyla yapıldığını gösterir. Maddi ölçüt ile insan ilişkileri ölçütü arasındaki bağ açısından bakıldığında; sosyalist sistem planlama, dengeleme ve insan odaklı değerleriyle yapay zekâ için halka hizmet eden, adaleti sağlayan bir gelişim yolu çizmiştir. Böylece teknolojinin toplumu büyüten, ortak refahı sağlayan gerçek bir güce dönüşmesini mümkün kılmıştır.
3. İnsan ile Yapay Zekâ Arasındaki İlişkiyi Sürekli İyileştirmek Gereği
Xi Jinping şöyle demiştir: “Yapay zekâ büyük gelişme fırsatları getirirken, daha önce karşılaşılmamış risk ve meydan okumaları da beraberinde getirmektedir.”
Tarihsel materyalizmin ikili değerlendirme ölçütü, hem teorik olarak yapay zekâyı doğru anlamamızı sağlar hem de pratikte riskleri aşıp kaliteli bir bireysel ve toplumsal gelişim sağlamanın yollarını gösterir.
Çin’in yapay zekâ alanındaki gelişimine bakıldığında; Marksist değerlerin ve sosyalist sistemin avantajları sayesinde teknolojik gelişimin halkın yaşamını iyileştirmeyle birleştirilebildiği ve ortaklaşa refaha katkı sağladığı görülür. Geleceğe bakarken, bu iki ölçütün birliğini daha da ileri taşımak, insan ile yapay zekâ arasındaki ilişkiyi sürekli iyileştirmek, yapay zekânın gelişimi ile ekonomik getiriyi, toplumsal faydayı ve etik değerleri bir bütün halinde sunmak ve teknolojinin gerçekten insana hizmet etmesini sağlamak gerekir.
Öncelikle, teknolojinin maddi ölçütüne uyulmalı, yapay zekânın üretimi ve ekonomiyi büyütme potansiyeli sürekli açığa çıkarılmalıdır. Günümüzde yapay zekâ yeni teknoloji devriminin ana itici gücü olarak insanın üretim ve yaşam biçimlerini kökten değiştirmekte, dünya genelinde büyük bir dönüşüme yol açmaktadır.
Marx’ın gösterdiği yöntem doğrultusunda bakarsak teknolojik gelişme toplumun ana dinamiğidir. Yapay zekânın kaliteli şekilde büyümesinin anahtarı ise işçilerin, üretim araçlarının ve işlenen maddelerin uyum içinde bir birleşime ulaşmasıdır. İşçilerin geliştirilmesi boyutunda, çok yönlü yeteneklerin yetiştirilmesine önem verilmeli, çalışanların yapay zekâ becerileri kazanması sağlanarak verimli bir insan-makine ortaklığı kurulmalıdır. Bir yandan yapay zekâ ile insan arasındaki görev dağılımı doğru yapılmalı; yapay zekânın tekrarlayan ve sıradan işleri üstlenmesi sağlanarak insanın yaratıcılığı en üst seviyeye çıkarılmalıdır. Diğer yandan çalışanların yeni teknolojileri kullanma kapasitesi artırılmalı, özellikle teknolojik yeniliklere öncülük edecek yüksek nitelikli kadrolar yetiştirilmelidir. Üretim araçlarının geliştirilmesi boyutunda, yapay zekânın sunduğu imkânlarla yeni akıllı üretim araçları geliştirilmeli, yeni iş alanları ve uygulama imkânları yaratılarak toplumsal pratiğe yeni alanlar açılmalıdır. Hammaddelerin ve işlenen nesnelerin geliştirilmesi boyutunda ise veri unsurunun kullanımına önem verilmelidir. Yapay zekâ sayesinde devasa veriler toplanıp analiz edilerek bilgiye ve değere dönüştürülmelidir. Yapay zekâ yardımıyla geleneksel üretimin dijital üretimle birleşmesi sağlanmalı, yeni malzemeler ve yeni enerjiler gibi yepyeni alanlar doğurulmalıdır.
İkinci olarak, insan ilişkileri ölçütüne uyulmalı; “her şeyi teknoloji çözer” diyen aşırı teknoloji sevdası ile “teknolojiye tamamen karşı çıkan” aşırı romantik yaklaşım arasındaki iki uçtan kaçınılmalıdır.
Son dönemde teknolojinin hızla ilerlemesi iki zıt görüş doğurdu. Bazıları teknoloji mucizesine inanmakta; çevre, toplum veya etik alanındaki her sorunun sadece teknolojiyle çözülebileceğini savunmaktadır. Bazıları ise teknolojinin insanı yok edeceğini düşünerek teknoloji öncesi eski dönemlerin hayalini kurmaktadır.
Marx’ın teknolojiye yaklaşımına göre doğru tutum; ne teknolojiyi her sorunu çözen bir mucize gibi görmek ne de teknolojiden korkup felaket tellallığı yapmaktır.
Aksine teknolojiyi insanlık tarihi içindeki yerine koyarak incelemektir: Teknoloji insanın kendi yaratıcı üretken gücünün ürünüdür; hem ilerlemenin motorudur hem de içinde bulunduğu dönemin şartlarıyla sınırlıdır. Bu yüzden yapay zekâ çağında ihtiyatlı, soğukkanlı ve gerçekçi bir yaklaşıma sahip olmak gerekir; aşırı korkmaya gerek yoktur, ama tamamen gidişata teslim olmak da yanlıştır.
Uzun vadeli gelişim açısından bakıldığında, yapay zekâ ilerledikçe insanlar gibi kavrama, mantık yürütme ve düşünme becerileri sergileyebilir; insana benzer davranışlar gösterebilir. Ancak yapay zekâ özü itibarıyla taklide dayalı bir zekâdır; veriye dayalı bir hesaplama sistemidir; insanın zihninin bir uzantısıdır. Yapay zeka insana özgü yaşam tecrübesine ve duygulara sahip değildir; “yaşam” ve “ihtiyaç” gibi insani kavramları hiç hissedemez.
Diyebiliriz ki insanlık, teknolojik gelişime yön verme ve onun her zaman insanın genel çıkarlarına hizmet etmesini sağlama gücüne sahiptir. Bunu başarmak için insan ile yapay zekâ arasındaki ilişki sürekli iyileştirilmelidir:
Birinci olarak, yapay zekânın teknik kurallara uygunluğu ile insanın amaçlarına uygunluğunun birliği korunmalıdır.
Tarihsel materyalizme göre teknolojik gelişim kendiliğinden akan doğal bir süreç değil, insanın değerleriyle şekillenen bir süreçtir. Her teknolojinin arkasında “bu teknoloji kime dayanıyor, kime hizmet ediyor” sorusu aranmalıdır. Yapay zekâ insanın aklından doğmuştur, insanın ihtiyaçlarını yansıtır ve insanın amaçlarına hizmet etmek için vardır. Bu yüzden yapay zekâ, insanın kendi sınırlarını aşmasında bir yardımcı ve dünyayı daha iyi hale getirmesinde bir araç olarak kullanılmalıdır.
İkinci olarak, teknik verimlilik ile insani değerlerin birliği sürdürülmelidir.
Yapay zekâ, insanın günlük yaşamındaki sorunları daha kolay çözebilmesi için tasarlanmıştır. Engels’in belirttiği gibi: “Toplumun teknik bir ihtiyacı ortaya çıktığında, bu ihtiyaç bilimi on üniversiteden daha fazla ileriye taşır.” Yapay zekâyı geliştirmenin amacı; doğayı ve toplumu daha iyi anlamak, sağlık, enerji, toplumsal yönetim gibi konularda gerçek sorunları çözmek, insan hayatını daha rahat ve güvenli hale getirmektir. İnsan, yapay zekânın kaynağı ve nihai amacıdır.
Üçüncü olarak, teknolojik gelişim ile bilim etiği birleştirilmelidir.
Özne olan insan ile sadece bir araç olan yapay zekâ arasındaki sınırlar net çizilmeli; yasalar, etik kurallar aracılığıyla ve toplumsal uzlaşı ve uluslararası uzlaşı aracılığıyla teknolojinin her zaman insanın gelişmesine hizmet etmesi güvence altına alınmalıdır.
Dördüncüsü, somut teknik ölçüt ile insan ilişkileri ölçütünün birliği korunmalı, sosyalist sistemin teknolojiyi doğru yönetme avantajı kullanılmalıdır.
Marx, teknolojinin insanı özgürleştirme potansiyelinin ancak doğru bir toplumsal düzen ve doğru uygulamalarla ortaya çıkacağını vurgulamıştır. Yapay zekânın sosyalist anlayışla kullanılması, insan ile yapay zekâ arasında doğru bir bağ kurmanın ana yoludur.
Bu kullanım teknolojinin körlemesine, sadece kâr hırsıyla veya riskli şekilde ilerlemesini engeller; teknolojinin toplumsal ilerlemeye ve halkın refahına hizmet etmesini sağlar. Somut olarak söylersem; temel duruş olarak insan odaklı kalkınma felsefesi korunmalıdır. Yapay zekâ çalışmaları tüm halkın mutlu yaşam ihtiyaçlarını esas almalı, teknoloji insani değerlere hizmet etmeli, yeni teknolojilerin getirebileceği toplumsal riskler önceden tahmin edilerek giderilmelidir.
Üretim ilişkileri boyutunda, yapay zekânın gelişimine uygun, adil ve rasyonel düzenlemeler yapılmalıdır. Yapay zekânın önünü tıkayan engeller kaldırılmalı, kaliteli ekonomik kaynakların doğru yerlere akması sağlanmalıdır.
Güvenlik boyutundan bakarsak, yapay zekâ üzerindeki denetim ve yönetim kapasitesi artırılmalıdır. Yapay zekânın sınırları belirlenmeli; yasal, etik ve kurumsal altyapı tamamlanarak teknolojinin güvenli ve adil işlemesi sağlanmalıdır.
Ekonomik boyuttan bakarsak, teknolojinin az sayıda grubun elinde bir tekel haline gelmesi önlenmeli, teknolojinin herkes için kapsayıcı olması sağlanmalıdır.
İstihdam ve iş alanı boyutundan bakarsak, insan dostu bir büyüme modeli izlenmelidir. Yapay zekâ ile istihdamın birlikte büyümesi sağlanmalı, çalışanlar için daha akıllı iler ve çeşitli yeni iş imkânları yaratılmalıdır. Çalışanların dijital becerilerini artıracak eğitimler verilmeli, sosyal güvenlik ağları güçlendirilmeli (işsizlik maaşı, sosyal yardımlar vb. düzenlenmeli), teknoloji yüzünden insanların uzun süreli işsiz kalması önlenmelidir. Özetle bu adımlarla yapay zekâ hem sağlıklı büyüyecek hem de her zaman insanın özgürce ve her bakımdan gelişmesi hedefine hizmet edecektir.
Sonuç
Yapay zekâyı hızla geliştirmek, kaliteli büyümeyi sağlamanın, üretimi bir üst seviyeye taşımanın ve modernleşmenin kaçınılmaz bir gerekliliğidir. Yapay zekânın gelişimi sürecinde karşılaşılan zorluklar karşısında, tarihsel materyalizmin ışığında, üretimin ve insanın gelişmesine fayda sağlama kuralıyla hareket edilmelidir. Yapay zekânın önünü tıkayan sorunlar çözülmeli, ekonomide gelişmiş üretim faktörlerinin rahatça dolaşması sağlanarak ülkenin kalkınmasına güçlü bir dinamik sunulmalıdır. Tarihsel materyalizmin ikili değerlendirme ölçütü açısından bakıldığında, teknolojinin sırf kâr odaklı kullanımını aşmak ve teknolojinin insanı köleye dönüştürmesini engellemek, sosyalist sistem altında yapay zekâyı geliştirmenin dünya tarihi ölçeğindeki asıl anlamıdır. Yapay zekâyı geliştirmenin değeri, sadece halkın mutlu bir yaşam isteğini karşılamak değil, aynı zamanda yeni bir uygarlık biçimi yaratmaktır. Bu uygarlık; teknolojinin insanı yabancılaştırması sorununu çözecek, sadece maddi şeylere odaklanan anlayış yerine maddi ve manevi gelişimin uyumlu gelişmesini sağlayacak, insanlığın ilerlemesi için çok daha sağlam bir temel sunacaktır.
