Doğu Perinçek’in Bilim, Pratik, Teori ve Marksizmin Ustaları Üzerine Görüşleri
Esref Sahan

Aşağıdaki yazıda sosyalist Doğu Perinçek’in bir konuşmasının Teori dergisinde yazıya dökülmüş halinden bazı parçalar vereceğiz.
Perinçek’in yazısı için bakınız: https://oncugenclik.org.tr/blmsel-sosyalzm-ve-bilim/
Daha sonra bu yazıdaki fikirler Doğu Perinçek’in Kaynak Yayınlarından Çıkan Bilimsel Sosyalizm ve Bilim adlı kitabında tekrar tartışılmıştır. Bkz. https://www.kitapyurdu.com/kitap/bilimsel-sosyalizm-ve-bilim/264102.html?srsltid=AfmBOoq7uqAnnxYk8XI51qSc4ZH_s_K5yQ40FjAutdg2ZhrHZPij5QrR
Perinçek bu konuşmasında parti üyelerine dogmatizmin sakıncalarını açıklamış ve Marksizmi kitaplardan, Marksizmin ustalarının yazdıklarından öğrenmenin sakıncalarından söz etmişti. Fakat onun bu tartışması bu kez ters bir uca kaba deneyciliğe ve devrimci teori olmadan devrimci pratik olabileceği gibi spontane kendiliğindenciliğe ve popülizme yol açan bir teorik derinleşmenin reddine varmıştı. Bu konudaki yazımız için Bkz.
Perinçek şöyle yazıyor: “Şimdi ben size Marksizmi, daha doğrusu Bilimsel Sosyalizmi anlatmaya çalışacağım. Dünyada insanlığın bilgi hazinesinden, bilim dediğimiz birikimden kopuk bir Bilimsel Sosyalizm yoktur”.
Bizim, Marksizm veya Marksizm-Leninizm veya Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi isimlendirmelerini değil de, Bilimsel Sosyalizm kavramını yeğlememiz de anlamlıdır.
Çünkü, herhangi bir öğretmenin veya öğretmenlerin adıyla teoriyi dondurmuyoruz. Teorisyenler, ölüyor, ama teori sürekli gelişiyor. Teorisyen isimleri, teoriyi daha başından dondurmuş oluyor.
Marksizm’in kendisinin kaynakları, felsefede olsun, ekonomi politikte olsun, kuracağı toplum düzeni olsun, burjuvadır. Başka deyişle Marksizm, bilimin verileri üzerine kurulmuştur. Burjuva biliminin getirdikleri üzerine kurulmuştur; başka bir temel üzerine de oturamazdı. Çünkü gökten inmemiştir.
1960’lı yıllarda Bilimsel Sosyalizm, yine o teoriyi pratiğin önüne koşan bağnazlıkla cephe cepheye gelmiştir.
Üretim araçlarının mülkiyetinin esas olarak kolektifleştirilmesinden sonra kapitalizme geri dönüş tehlikesinin kalmadığı söylenmişti. 1960’lı yılları hatırlayınız, o bağnaz Sovyet yandaşları, ‘Hani nerede, Lenin’de Stalin’de var mı geri dönüş teorisi, gösterin bize’ diyorlardı. İspat kaynağı, hayatın kendisi değil, fakat teori idi, kitaplar idi.
Stalin geri dönüş deneyini yaşamamıştı. (teori olması için deney olması gerekir diyor)
Teori, hayattan, yani deneyden üretilir. Biz, bilimsel olduğumuz için, hayata öncelik verdiğimiz için, kafamızda hamam tası olmadığı için, 1960’lı yılların sonunda, Sovyetler Birliği kapitalizme geri gidiyor dedik.
Bilimsel Sosyalizmin öğretmenleri veya Atatürk gibi büyük devrim önderleri, peygamber değiller, Bu nedenle teorilerinde eksikler ve yanlışlar var. Yanlışlarının olmaması mümkün değil.
Parti, kendi halkıyla ve hayatla birleşebilmek için, bu zemine oturmalıdır. (hayata öncelik verme zemini)
Ama, elbette bilim yapmak için başlangıçta gerekli olan teori, Bilimsel Sosyalizmdir.
Marks, Lenin, Mao ve bütün önemli teorisyenler, öyle yapmışlar. Gerçeğin ölçütü olarak teoriyi değil, hayatı almışlar. Bilimsellik budur. Teori, hayatı kavrayabildiği kadarıyla bilimseldir. Bilim düzleminde, ölçüt Bilimsel Sosyalizme uygunluk değildir; böyle bir ölçütü bilim alemine kabul ettirecek bir babayiğit bulunmuyor. Bilim açısından, bilimsel yöntemlerin kullanılmasıdır; hayata uygunluktur.
Türkiye’de arkamızdaki devrim pratikleri var. Programımızda bu gerçekleşmiş devrim pratiklerine gönderme yapıyoruz; olmayan devrimlere gönderme yapamaz ki. Sosyalistler, henüz Türkiye’nin devrim tarihinde, devrimlerin başına geçen pratikler yürütemediler. Gerçek budur. Programımızın tavrı materyalisttir; yani olgulara dayanır; sosyalistlere iltimas geçemez; o zaman sosyalist olamaz.
Devrimciliği teori mi belirliyor, pratik mi?
İşçi sınıfı öncülüğü –keskin bir söz— ama teori ve program değil, o günün devrimciliğini Kurtuluş Savaşı pratiği belirliyor, bazıları Kemalizmi beğenmiyor. Ama görüyorsunuz, keskin sözler değil, doğru pratik belirliyor devrimciliği…
İkisi arasındaki farkı tespit edelim. İkisi arasındaki fark arkadaşlar teoride bir fark değil, pratikte bir fark. İnsanı teoriler devrimcileştirmiyor, pratikler devrimcileştiriyor. Biz de işte böyle bir yerdeyiz. Devrimci pratiklere girersek, devrimcileşeceğiz. Öyleyse teorimiz ve programımız bizi devrimci pratiklere sokmalı. Ölçü bu olmalı.
BİLİMSEL SOSYALİZM VE BİLİMİN DORUĞU
Köyde Mao’ya göndermede bulunuyor musunuz?
Şimdi ben hepimizin kafasını açacağını tahmin ettiğim bir soru atıyorum ortaya. İsmail Durna kardeşimiz köylere gittiğinde, köylüye bir gerçekliği anlatırken; hiç Marks’a, Lenin’e, Mao’ya göndermede bulunuyor mu? Niyazi Işık, Avcılar’da işçilere, çarşıda esnafa gittiği zaman, Marks’a, Lenin’e, Mao’ya gönderme yaparak mı anlatıyor görüşlerini? Biz halkımıza, emekçimize gerçeği anlatma çabası içinde iken, Lenin’e, Mao’ya gönderme yapıyor muyuz? Hakikate gönderme yapıyoruz!
Kanıtlarımızı gerçeklerden seçiyoruz.
Köylüye nasıl anlatıyoruz: Arkadaş bak, destek akçalarını kaldırdılar, toprağını bile kaybetme noktasına geldin, toprakları satıyorlar, cebine bir şey girmiyor, falan, filan…
İnsanlar arasındaki ilişkide gönderme yaptığımız düzlem, gerçeklikler düzlemidir, hayattır.
Ve bilim böyle üretilir ve insanlar böyle ikna edilir; öbürü safsatadır.
Buradan şuraya geçeceğim; İsmail Durna, köylülerle gidip konuşurken onlarla Marks’tan söz etmeden konuşur. Doğu Perinçek’e geldiği zaman Marks, Lenin diye konuşur. Bu da jargon, yani ağız oluyor. Bilimsel düzlemde Einstein neyse, Hz Muhammed de odur, Marks da odur, Engels de odur, Lenin de odur, Atatürk de odur. Ve onların bütün söyledikleri, gerçeklikle, hayatla sınanarak kaynak olabilir. Atatürk çok güzel söylüyor: “Benim milletime beyni sulanmış hafızlar gibi, yüzyıllardan beri bu dogmaları ezberlettiler.”…
Şimdi kendilerini Marksist diye tanımlayan kimilerinin de beyni sulanmış hafızlara dönüştüğünü bütün dünyada görüyoruz. Oysa biz ne yapıyoruz, köylüyle, işçiyle, esnafla veya uluslararası bir düzlemde? Örneğin Semih Koray arkadaşımız gidiyor Roma’da tartışmalara katılıyor, dergilerde bilim adamlarıyla karşılaşıyor, uluslararası toplantılara gidiyor. Oralarda bilimsel, akademik düzlemlerde, “Mao şöyle dedi, Marks böyle dediydi, hayır öyle demedi, böyle dedi” diye bir tartışma yapıyor mu?
Köylüyle falan değil en üst düzeydeki tartışmalarda da kanıt araçlarımız gerçekliktir. Hatta yüzyıllardan beri dogmaların etkisinde olduğu için köylü içinde göndermede bulunmak, biraz daha geçerlidir ama halktan bilime doğru yükseldikçe, göndermecilik kalkar, gerçeklikle kanıtlama gelir.
İspat aracı gerçekliktir.
Bunu Mustafa Kemal Atatürk nasıl ifade etmiştir; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Bilimin ispat aracı, gerçektir. Biz siyasi programımıza bunu koyuyoruz. Bunun iki yönü var: Bir yandan ayağımızı gerçeklikler zeminine basıyoruz. Hem birbirimizi iknada, hem halkı iknada, hem de akademik düzeyde, tek bir düzlem oluşturuyoruz. Tek bir ikna yöntemi belirliyoruz. Birbirimizi de gerçeklikle ikna ediyoruz. Bu açıdan “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”; olağanüstü esaslı ve olumlu bir çözümdür.
Bilimsel Sosyalizm gerçekten de bilimin doruğudur.
Bilim yapmak için, başlangıçta bir teorinizin olması şarttır. Bilimsel Sosyalizmden vazgeçmek, bu anlamda bilim için gerekli teorik anahtarı kaybetmektir. Ancak bu teorik anahtarı kimseye dayatamazsınız. Partimiz içinde Milliyetçiler ve Halkçılar olacaksa, onlar bu teorik kaynaktan bilimdeki genel etkisi nedeniyle beslendikleri ölçüde yararlanacaklardır.
Partide ortak düzlemimiz bilim diye adlandırılmaktadır.
Fakat, bilimsel Sosyalizmin bilimin doruğu olmasını açmak gerekir: her hangi bir tezi, bu bilimsel sosyalisttir diye bilimin doruğuna oturtamazsınız. Herhangi bir tezin bilimin doruğunda olmasını belirleyen, Bilimsel Sosyalizmle kurduğu bağlantı değil, fakat bilimin gerçekten doruğunda olması, yani o güne kadarki bilimsel verilere dayanması ve bilimsel bir yöntemle üretilmiş olmasıdır. Ölçüt, yine hayattır. Burada bilimin doruğu önceliklidir. Bilimsel Sosyalizm ona tabi olur.
Yani Bilimsel Sosyalizm, gerçeklerin keşfine, bilimin gelişmesine yaptığı katkılarla doruğa tırmanmaya devam eder. Yoksa bilimin doruğunda Bilimsel Sosyalizm için, bir taht kurulmuş değildir. ( Yani Bilimsel Sosyalizm için hazır otomatik bir taht, hazır bir madalya yoktur, o madalyayı hak etmek için bilime katkıda bulunmaya devam etmelidir, katkıda bulunamazsa bilimsel sosyalizm dorukta kalamaz, )
Bilimsel Sosyalizm adına ileri sürülen tezler, kendiliğinden bilimin doruğuna yerleştirilemez. Bilimsel Sosyalizm, hayatın akışından ve bilimin en geliştirilmiş verilerinden beslenir. Yoksa Bilimsel Sosyalizmi dogmalaştırmış oluruz; Bilimsel Sosyalizmi bir çuval gibi bilimin başına geçirmiş oluruz. Bu tavır, Bilimsel Sosyalizmi hayattan kopartır ve köreltir; öte yandan bilimin gelişmesine katkı yollarını da karatır.
Bilimsel Sosyalizm bilimin doruğudur.
Doğru, ama hangi anlamda? Dogmalar, bilimin üzerindedir anlamında değil. Bilimsel Sosyalizm, gerçekle ilgili her yeni bilgiyi izleyecek ve teoriyi buna göre geliştirecek anlamında. Orada sana söylenen şudur: “Hep bilimin doruğunda ol”.
Doğu Perinçek: Teori, her saniye eskimektedir; bilimsel tezlerin görece doğruluğu
Bilgi teorimiz, göreceliliği kabul etmiştir. Gerçeği tam olarak, gerçeği mükemmel olarak hiçbir zaman kavrayamayız ancak ona yaklaşabiliriz. Teori, her saniye eskimektedir. Hatta saniyenin sonsuzda biri kadar olan bir anda teori eskimektedir. Bir nehirde iki kere yıkanılamaz. Yıkandın çıktın, çıkar çıkmaz o nehre bir daha atladın, o atladığın nehir bir başka nehirdir artık… Bu şu demektir: Biraz evvel o nehir ile ilgili yaptığın bütün teori artık eskimiştir. Bir saniye sonraki nehrin teorisini yeniden yapacaksın. Bunun anlamı arkada kalan bütün teorik birikimden, nehirle ilgili bütün bilgilerden yararlanabilirsin, o bir hazinedir ama o birikim, seni yeni nehrin teorisini yapmaktan kurtaramaz. Yeni nehrin teorisi de yeni olacaktır.
Tüzük ve Millî Hükümet Programı, bizim için çok önemli bir gelişme, kara kaplı kitabımız yok. Akademik düzlemlerdeki, uluslararası düzlemlerdeki ispat vasıtalarımız, kanıtlama araçlarımız neyse; o bilimin doruğudur. Parti içinde beni hiç kimse, Hz. Muhammed’in hadisinde şöyle yazıyor, Lenin, Mao böyle dedi, Atatürk böyle dedi diye ikna edemez.
Kimsenin elinde öyle bir kanıtlama aracı, öyle bir yetenek yok. Birbirimizi bu göndermelerle ikna edemeyiz. Onların hepsi hayatı ve gerçeklikleri yakaladıkları ölçüde bizim için geçerlidir. Einstein’ın, herhangi bir bilim adamının, Galile’nin, Kopernik’in insanlığın bilgi gelişmesine, serüvenine katkısı neyse, Marks’ın, Lenin’in Mao’nun, Atatürk’ün katkısı da öyle ele alınır; gerçeklikle sınanır. Bütün doğrular, görece doğrudur ve her doğru eskir, yerini daha doğruya bırakır.
Kaynağı teori olan, teoriye gönderme yapan, halkla birleşemez. Kendi pratiklerimizden bunu anlayalım. Eğer İsmail Durna gidip, “Marks şöyle dedi, Lenin böyle dedi” diye köylü ile birleşemiyorsa, demek ki o göndermelerle halkı kazanamayız. Partinin bunu anlaması lâzım. Hayatta en hakiki mürşidin bilim olduğuna yeni gelmedik, 5–10 senedir bunları tartışıyoruz. Dikkat edin bizim bütün teorik çabalarımızda, gerçekliklere, olgulara, tarihsel süreçlere, rakamlara gönderme vardır. Marks, Lenin, Mao, Atatürk de öyleydi… Onlarda “şu sunu dedi, bu bunu dedi” diye ispat araçları var mı? O ki, halkla birleşmek istiyoruz, o zaman gerçekleri kanıt olarak kullanacağız. Kafamıza çuval geçirmeyeceğiz.
Bizim, Marksizm veya Marksizm-Leninizm veya Marksizm-Leninizm-Mao Zedung Düşüncesi isimlendirmelerini değil de, Bilimsel Sosyalizm kavramını yeğlememiz de anlamlıdır ve daha doğrudur. Çünkü herhangi bir öğretmenin veya öğretmenlerin adıyla teoriyi dondurmuyoruz. Teorisyenler, ölüyor, ama teori sürekli gelişiyor. Marks, Lenin, Mao gibi teorisyen isimleri, teoriyi daha başından dondurmuş oluyor.
