İnsanlığın Ortak Kader Topluluğunu İnşa Paradigmasının Çin’in İç Çelişmelerine ve Ülke Yönetişimine Uygulanması
Bu Kavram Keskin Sınıf Ayrımlarına Sahip Olan Kapitalist Batı Toplumlarına Uygulanabilir Mi?
Derleyen: Ferdi Bekir, Ekim 2026

Çin Başkanı Xi Jinping tarafından ortaya atılan “insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşa etme kavramı, geleneksel Marksist sınıf mücadelesine odaklanmak yerine; ulusal, kültürel, ideolojik ve sınıfsal sınırları aşan bir küresel dayanışma yaklaşımını benimser.
“İnsanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşa etme kavramının temel mantığı, Bazi özel ülkelerdeki iç çatışmaların çözümünde sistematik olarak uygulanabilecek niteliktedir. Bu, kavramın basit bir uygulaması değil; Çin’in ülke yönetişimi uygulamalarında açık bir yansımasını bulan ve bu vizyonun kendi içsel teorik mantığının kaçınılmaz bir sonucudur.
Kavramın “Uluslararası İlişkiler”den “Ülke Yönetişimi Felsefesi”ne Taşınması
“İnsanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşa kavramının ülke içi yönetişimine uygulanması, öncelikle onun teorik temelinden kaynaklanır. Her ne kadar bu kavram küresel yönetişim bağlamında ortaya çıkmış olsa da, kavramın felsefi temeli evrensel bir uygulanabilirliğe sahiptir.
Ortak Teorik Kökler: “İnsanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşa kavramı “tüm bireylerin özgür ve çok yönlü gelişimini” nihai hedef olarak belirleyen Marksist “hakiki topluluk” (true community) fikrini devralır ve geliştirir. Bu durum, ister uluslararası ister ülke içi düzeyde olsun, temel değerlerin tutarlı kalabildiğini gösterir: Hem bireyin hem de kolektifin sinerjik gelişimine olanak tanıyan bir toplumsal yapı inşa etmek anlamına gelit.
Ülke Yönetişimi Mantığında Tutarlılık: “Kapsamlı istişare, ortak katkı ve paylaşılan faydalar” ilkesi, “sıfır toplamlı oyunlar”ın ötesine geçen bir ülke yönetişimi metodolojisini savunur. Bu metodoloji sadece uluslar arası ilişkilere değil, aynı zamanda ülke içindeki farklı bölgeler ve sosyal gruplar arasındaki çıkarların yönetişimiine de uygulanır; istişare ve iş birliği yoluyla en büyük ortak paydanın aranmasını vurgular.
“İki Topluluk” Arasındaki İçsel Bağ: Çin’in ideolojik söyleminde, (ülke içi alana odaklanan) “Çin ulusu topluluğu” ile (uluslararası alana odaklanan) “insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşası, aynı madalyonun iki yüzüdür ve hem ülke içi hem de uluslararası gereklilikleri bütünleştiren stratejik bir vizyonu birlikte oluşturur. Bu durum, etnik-nilli birliğin ve bölgesel gelişmede koordinasyonun teşvik edilmesinin, bizzat insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk inşa etmenin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.
Ülke İçi Uygulama: Kavramdan Pratikte Yönetişime Geçişte Üç Temel Görünüm
Bu kavramın ülke içi meselelere uygulanması, yalnızca soyut ve teorik bir çalışma olmayıp, somut yönetişim yollarıyla hayata geçirilmektedir.
Baş Çelişkinin Çözümü Meselesi: “Refah Eşitsizliğinden” “Ortak Refaha”
Bugünkü Çin toplumundaki baş çelişki, “bölgeler arası dengesizlik ve yetersiz kalkınma ile halkın giderek artan daha iyi bir yaşam talebi” arasındadır. İnsanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk inşa kavramının özünde yer alan hakkaniyet, adalet ve ortaklaşa kalkınma değerleri, doğrudan ülke içi yönetişime uygulanmaktadır. İzlenen özel yol; “ortak refah” yoluyla servet uçurumunun giderilmesini ve kalkınmanın kazanımlarının paylaşılmasına yönelik mekanizmalar aracılığıyla toplumsal katmanlaşmanın hafifletilmesini kapsamaktadır. Özünde bu yaklaşım, başlangıçta uluslararası düzeyde savunulan “kazan-kazan iş birliği ve ortak fayda” ilkesini, ülke içi kalkınma dengesizliklerini ele alan bir politika aracına dönüştürmektedir.
Ülke İçi Ortak Topluluk İnşa Etmek: “Çeşitlilik ve Farklılık”tan “Ortak Gelecek”e
Etnik ve bölgesel çeşitlilikten kaynaklanan ülke içi gerilimler ele alınırken, bu kavram “Çin Ulusu Topluluğu”nun inşası yoluyla hayata geçirilmektedir. Amaç, tüm etnik grupların ortak bir kaderi paylaştığı —iyi günde ve kötü günde, onurda ve utançta, yaşamda ve ölümde birbirine kenetlenmiş— ulusal bir topluluk oluşturmaktır. Uygulamada bu durum, etnik gruplar arasındaki etkileşimi, alışverişi ve bütünleşmeyi teşvik eden taban düzeyindeki yönetişimde yenilikler olarak kendini göstermektedir. Köyler arası bütünleşme ve birleşme projeleri ve yoksul ve zengin kentler ve kasabalar arasında eşleştirme yoluyla uygulanan yardımlaşma programları gibi girişimler, “ortak gelecek” bilincini topluluk düzeyine taşıyarak potansiyel etnik ve bölgesel çatışmaları etkili bir biçimde hafifletmektedir.
Geleneksel Sınıf Analizinin Ötesine Geçmek: “Çatışmacı Mücadele”den “Uyumlu Birlikte Yaşam”a
“İnsanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk” inşası kavramının ülke içi bağlamda genişletilmesi, Marksist sınıf analizinin terk edilmesi anlamına gelmez; aksine, “sınıf mücadelesini temel halka almak” olarak gören devrimci paradigmanın diyalektik bir aşılmasını (koruyarak ve dönüştürerek ötesine geçme) temsil eder.
Yeni vizyon, toplumsal katmanlaşmayı ve sermaye mantığını teşhis etmek için sınıf ve katman analizini birer araç olarak muhafaza eder; ancak yönetişimin odağını “sınıf çatışması ve ‘kimin kimi yeneceği’ sorunu”ndan, “ortak refahı ve toplumsal uyumu teşvik etmek amacıyla sınıf ve katman ilişkilerini ortak çıkarlar ve kurumsal yapılar çerçevesinde düzenleyen, insan odaklı bir yaklaşıma” kaydırır. Bu yaklaşım, sınıf ve tabaka farklılıklarının uzun vadede varlığını sürdürdüğünü kabul eder; ancak bu farklılıkların, çatışma odaklı bir yaklaşımla değil, bir arada var olma temelinde yönetilmesini savunur.
Bu açıdan bakıldığında, söz konusu kavram “sınıf analizinden vazgeçme” veya bir “sınıf uzlaşması” teorisi olarak yanlış yorumlanmamalıdır.
Çünkü bu ifade kolaylıkla “sınıf mücadelesini terk etme”, “sınıf analizine son verme” ve hatta “sınıf uzlaşması” şeklinde yorumlanabilir.
Ne var ki, kastedilen anlam bu değildir. Daha doğrusu bu ifade; sınıf çelişkilerinin terk edilmesini değil, odak noktasının kaymasını, işlevin yeniden düzenlenmesini ve mevcut paradigmanın aşılmasını ifade eder.
Bu aşma birkaç katmana ayrılabilir:
Öncelikle, üç kavram arasındaki ayrımları yapmalıyız: sınıf analizi, sınıf mücadelesi ve sınıfların bir arada var olması.
Sınıf analizi: Sınıfların, katmanların ve çıkar gruplarının varlığının yanı sıra sermaye ile emek arasındaki çelişkiler, servet uçurumu ve toplumsal tabakalaşma gibi olguların kabul edilmesi. Sınıf analizi aslında bir çözümleme aracı işlevi görür.
Sınıf mücadelesi paradigması: Sadece sınıf çelişkilerini kabul etmekle kalmayıp, sınıf çatışmasını temel toplumsal çelişki ve tarihsel gelişimin ana itici gücü olarak görmek; bu paradigmada ülke yönetişimi süreci “kimin kimi yeneceği” sorusu etrafında şekillenir.
Sınıfların bir arada var olması/simbiyoz: Sınıf ve katman farklılıklarının uzun vadede varlığını sürdüreceğini kabul etmek; ancak karşıt tarafı ortadan kaldırmayı acil bir hedef haline getirmek yerine, bunları toplum içinde kurumlar, yasalar, yeniden bölüşüm ve siyasi istişareler yoluyla bu çelişkileri yönetmeye çalışmak.
Dolayısıyla, “sınıf analizinin terk edilmediğinin” belirtilmesi; “sınıf mücadelesini temel halka olarak alma” yaklaşımı artık ülke yönetişiminin ana odağı olmasa da, sınıf, katman, sermaye ve emek gibi kategorilerin toplumsal sorunları teşhis etmekte hâlâ kullanılabileceği anlamına gelir.
Sınıf Mücadelesi Kavramında “Ayarlama” veya Düzenleme neyi ifade ediyor?
“Ayarlama”, öncelikle Çin’in Reform ve Dışa Açılma tarihsel dönüm noktasına karşılık gelir. Çin Komünist Partisi Programına göre : “sınıf mücadelesinin belirli bir kapsamda uzun süre varlığını sürdüreceğini” kabul etmeye devam etmekle birlikte, bunun artık “temel çelişki” olmadığını açıkça ifade etmektedir.
Devlet yönetişim faaliyetlerinin odağı, “sınıf mücadelesini temel halka olarak alma” anlayışından “ekonomik kalkınmayı merkezi görev haline getirme” anlayışına kaymıştır. Bu durum, sınıf çelişkilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez; aksine şunları ifade eder:
Sınıf mücadelesi artık toplumdaki baş çelişkiyi belirlemede esas alınan temel ölçüt değildir;
Ülke içi çelişkiler giderek artan bir şekilde ekonomik, hukuki ve sosyal politika tedbirleri aracılığıyla ele alınmaktadır;
Hedef, “devrimi sürdürmek”ten “üretici güçleri geliştirmek, ortaklaşa refaha ulaşmak ve toplumsal uyumu teşvik etmek” yönüne kaymıştır.
Böylece bu “ayarlama”, sınıf mücadelesi kavramının statüsünde bir düşüşü ve araçsallaştırmaya doğru bir geçişi temsil eder: Sınıf analizi geçerli bir araç olmaya devam eder ancak artık tek yol gösterici ilke değildir.
Diyalektik “Aşma” (transcendence) ne anlama geliyor?
Diyalektik “Aşma”, Marksizmin toptan reddi anlamına gelmez; aksine, felsefi anlamda bir *Aufhebung*’u (hem ortadan kaldırma hem de koruyarak üst bir aşamaya taşıma sürecini) ifade eder.
Vazgeçilen şeyler sınıf çelişkisinin mutlaklaştırılması ve merkeze alınması; tüm toplumsal çelişkilerin sınıf mücadelesine indirgenmesi; ve siyasetin sürekli bir çatışma haline dönüştürülmesidir.
Korunan şeyler toplumsal tabakalaşma, sermaye mantığı, emek-sermaye ilişkileri ve uluslararası tekelci sermayeye dair eleştirel düşünceler ve analizler; ayrıca hakkaniyet, adalet ve insanın özgürleşmesi gibi değerlerin gözetilmesidir.
Bu bağlamda, “insanlık için ortak bir geleceğe sahip topluluk” inşası kavramı; “kapsamlı istişare, ortak katkı ve paylaşılan faydalar”, “kazan-kazan iş birliği” ve “ortak kader” unsurlarına daha fazla vurgu yapmaktadır. Mantıksal açıdan bu durum, devrimci bir parti zihniyetinden iktidar partisi zihniyetine ve sıfır toplamlı çatışmadan yönetişim ve simbiyoz (ortak yaşam) anlayışına geçişi temsil eder. Bu vizyon, çelişkilerin ortadan kalktığı anlamına gelmez; aksine, bunların yönetilme ve ele alınma biçiminde bir değişiklik olduğu anlamına gelir.
Uluslararası Diplomaside “işçi sınıfı ve burjuvazi arasında mücadele ve sınıf mücadelesinden”, “dünya halkları ve sınıfların bir arada var olması”na doğru gerçekleşen bu geçiş nasıl anlaşılmalıdır?
Bu ifade yanlış anlaşılmaya oldukça açıktır. Bu ifade şunlar anlamına gelmez:
• Burjuvazi varlığını yitirmiştir;
• Sınıf çelişkileri ortadan kalkmıştır;
• Marksizm terk edilmiştir;
• Dünya genelindeki tüm sınıflar aralarında “uyum” sağlamıştır.
Doğru anlayışı şöyle ele alabiliriz:
Referans çerçevesi değişmiştir: “Mücadele için belirli bir düşman sınıfı hedef alma”dan, “tüm dünya halklarının ve insanlığın ortak çıkarları çerçevesinde hareket etme”ye geçiş;
Hedef değişmiştir: “Bir sınıfın diğerini yenmesi”nden, “bir topluluk içindeki sınıflar ve toplumsal katmanlar arasındaki ilişkileri düzenleme”ye geçiş yapılır.
Yöntemler değişmiştir: “Çatışma, devrim ve diktatörlük”ten, “hukukun üstünlüğü, istişare, yeniden bölüşüm, ortak refah ve küresel yönetişime” geçiş yapılır..
Burada “dünya halkları” ifadesi katı bir sınıf kavramı değil; tek tek sınıfları, ulusları veya kültürleri aşan insanların büyük çoğunluğunu ifade eden siyasi-etik bir öznedir. “Sınıfların bir arada var olması” (class coexistence), sınıf ayrımlarının ortadan kalktığı anlamına gelmez; aksine, farklılıkların ve çelişkilerin uzun vadede varlığını sürdüreceği kabulüne dayalı, “birlikte var olmaya odaklı bir yönetişim” anlayışını gerektirir. Daha doğru bir ifade ile şöyle söyleyebiliriz: “Temel politika olarak sınıf mücadelesine” odaklanmaktan “insan odaklı bir yaklaşıma” geçiş yapmak ve sınıflar ile toplumsal katmanlar arasındaki ilişkileri ortak insani çıkarlar çerçevesinde düzenlemek.
Bu vizyon, Çin’in ülke içi bağlamda nasıl bir görünüm arz ediyor?
Sosyalist Çin’in ülke içi yönetişimde bu mantık şu şekilde tezahür eder:
Özel sektör girişimcilerine düşman bir sınıf olarak değil “bizden biri” olarak yaklaşırken, aynı zamanda sermayeyi yasalar çerçevesinde düzenlemek ve yönlendirmek;
Emek-sermaye çelişkilerini inkâr etmek yerine kabul etmek ve bunları iş hukuku, sosyal güvenlik, sendikal müzakereler, tekelleşmeyi önleyici tedbirler ve ortak refah arayışı yoluyla yönetmek;
Sosyo-ekonomik eşitsizlikleri inkâr etmek yerine kabul etmek ve hedefe yönelik yoksulluğu azaltma çalışmaları, kırsal alanların ve nüfusun canlandırılması ve koordineli bölgeler arası kalkınma yoluyla aradaki bölgeler arası farkı daraltmak;
Etnik-milli farklılıkları inkâr etmek yerine kabul etmek ve bunun yerine ortak bir kaderi vurgulayan bir “Çin ulusu topluluğu” inşa etmek.
Dolayısıyla, ülke içi pratik “sınıf analizinden vazgeçmek” anlamına gelmez; aksine, sınıf analizini “kapsayıcı bir mücadele ilkesi” olmaktan çıkarıp “çeşitli teşhis araçlarından biri”ne dönüştürür ve yönetişim hedefini “karşıt bir tarafı ortadan kaldırmak”tan “ilişkileri düzenlemek ve kalkınma yoluyla ortak refahı teşvik etmeye” kaydırır.
Çin’in ülke içi yönetişimde bu durum, çatışmayı körüklemek yerine sınıf gerilimlerini hafifletmek ve toplumsal katmanlar arasında uyumlu bir birlikteliği teşvik etmek amacıyla (sosyal güvenlik ve vergi düzenlemeleri gibi) kurumsal düzenlemelere öncelik vermeyi gerektirir. Bu yaklaşım, karmaşık içsel toplumsal çelişkileri ele almak için daha kapsayıcı bir çerçeve sunar.
“İnsanlık için ortak bir geleceğe sahip topluluk” inşa kavramının ülke içi uygulaması, felsefi bir değerden bir yönetişim aracına dönüşümü temsil eder.
Ekonomik gerilimleri “ortak refah”, etnik gerilimleri “Çin Ulusu Topluluğu” ve sınıf gerilimlerini “uyumlu birliktelik” yoluyla ele alarak; iş birliğini, ortak faydaları ve kapsayıcılığı vurgulayan, ülke içi toplumsal çatışmaları yönetmeye yönelik sistematik bir yaklaşım sunar.
Bu yaklaşım temelinde, başlangıçta uluslararası ilişkiler için tasarlanmış olan “ortak gelecek” topluluğu mantığını, ülke içi toplumsal uzlaşıyı inşa etmek ve iç gerilimleri çözmek amacıyla ülke içi yönetişim için bir yol gösterici ilkeye dönüştürür veya uyarlar.
İnsanlığın ortak kader topluluğunun getirdiği yeni paradigma kaoitalist yolu izleyen sınıflı Batı toplumlarına uygulanabilir mi?
“İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa kavramının sınıflara bölünmüş Batı toplumlarına eleştirel bir çerçeve olarak uygulanması teorik açıdan mümkün olsa da, pratikte derin yapısal ve ideolojik engellerle karşı karşıyadır. Bu kavram, bir politika taslağı olarak değil, daha ziyade mevcut düzene yönelik normatif-ahlaki bir eleştiri işlevi görebilir.
Bu kavramın Batı’da uygulanması, ülke/devlet merkezli bir diplomatik politika ve vizyondan; kapitalist toplumun içsel sınıf ilişkilerini teşhis etmeye ve dönüştürmeye yarayan bir araca doğru köklü bir yön değişikliği gerektirir ve pratikte bu çok zordur.
Teorik Temel: “Sınıf Çıkar Birlikleri”ne Eleştirel Bir Bakış
“İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa kavramı tarafsız ve evrensel bir değer değil, açıkça Batı egemenliğindeki dünya düzenine bir alternatif olarak konumlandırılmıştır. Kavramın teorik çıkış noktası, akademisyenlerin “Burjuva Çıkar Birliği” olarak adlandırdığı yapının —yani hiyerarşi, dışlayıcılık ve çevrenin merkez tarafından sömürülmesiyle karakterize edilen, kapitalizmin biçimlendirdiği eskimiş modern küresel sistemin— eleştirisidir. 21. Yüzyıl buna karşı Küresel Güney merkezli bir ekonomik küreselleşmeyi başlatmıştır.
Kavramın sınıflı Batı toplumlarına uygulanması, onu Batı toplumlarının kendilerinin de bütüncül topluluklar olmadığını, aksine aynı mantıkla içten içe bölünmüş yapılar olduğunu ortaya koyan bir mercek olarak kullanmak anlamına gelecektir. Batı toplumlarında söz konusu olan “topluluk”, “ortak milli birlik” yerine “ortak sınıf çıkarı konumlanması” olarak tanımlanan bir topluluk olacaktır; böylece ülkedeki vatandaşların biçimsel siyasi eşitliği ile sınıfların temel maddi ve ekonomik eşitsizliği arasındaki çelişki daha açık görünecektir.
Bu Kavramı Batı toplumlarına Uygulamanın Önündeki Temel Engeller
Herhangi bir uygulama girişimi, derhal toplumda kökleşmiş olan birtakım engellerle karşılaşacaktır.
İdeolojik Alandaki Sorun : Bireysel haklar, serbest piyasa ve çoğulcu demokrasi vurgusuyla öne çıkan Batı liberal ideolojisi; “İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa kavramının kolektif çıkarlar, kamunun koordinasyonu ve paylaşılan ortak kader vurgusuyla temelden çelişmektedir. Kavram Batı’da sıklıkla yeni bir “kültürel sömürgecilik” biçimi veya Çin’in jeopolitik hedefleri için bir “stratejik kılıf” olarak algılanmaktadır. “İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa kavramının “ortak değerlerde” bir arada var olma çağrısı, bir hegemonik söylemin yerini bir başkasının alması girişimi olarak görülüp şüpheyle karşılanmaktadır.
“Sınıf Çıkarı Birliği” Engeli: Mevcut Batı sosyal ve siyasi düzeni, bir “Burjuva Çıkar Birliği”dir. Bu düzenin temel işlevi, sermayenin yapısal avantajlarını korumaktır. Bu sistem içinde “ortak bir gelecek” topluluğu inşa etmeye çalışmak, farklı bir yapı için tasarlanmış temeller üzerine yeni bir ev inşa etmeye çalışmaya benzer bir durum olacaktır. Bu kapitalist sistemin içine yerleşmiş güçlü çıkar odakları, böylesi bir dönüşüme aktif bir şekilde direnecektir.
Özne ve Fail Sorunu: Batı’da bu dönüşümün öznesi kim olacak? “İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa etme kavramının hayata geçirilmesi, geniş tabanlı bir toplumsal koalisyonu gerektirilmektedir. Teorik olarak işçi sınıfı ve diğer ötekileştirilmiş ve dışlanmış gruplar bu sürecin başlıca yararlanıcıları olabilecek olsa da, kavramın “sınıfların bir arada yaşaması” ve “birlik” çağrısı, bazı Batılı sol-sosyalist partiler tarafından, köklü bir değişim için gerekli olan ve daha çatışmacı bir nitelik taşıyan “sınıf mücadelesi”nin sulandırılması olarak algılanabilir.
İleriye Dönük Bir Yol: “Bir Arada Yaşam”dan “Dönüşüm”e
Şayet “İnsanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa etme kavramı Batı ülkelerinde ciddiyetle ele alınacak olsaydı, uluslararası diplomasinin bir aracı olmaktan çıkıp ülke içi toplumsal dönüşüme yönelik bir çerçeveye evrilmesini sağlayacak köklü bir yeniden yorumlamayı gerektirir.
Uluslararası Alandan Ülke İçi Alana: Aslında eleştirel bakarsak “ortak gelecek” kavramının temel ilkeleri —karşılıklı saygı, hakkaniyet, adalet ve kazan-kazan iş birliği— Batılı ülkelerin kendi içlerindeki sınıf dinamiklerine de uyarlanmalıdır. Bu, %1’lik kesimin dar çıkarları yerine, nüfusun %99’unun “ortak geleceğini” önceleyen politikaların savunulması anlamına gelir.
Yeni Bir Evrensellik: Batı toplumlarına eleştirel bakarsak “insanlık İçin Ortak Geleceğe Sahip Bir Topluluk” inşa etme kavramı, soyut olmayan, aksine halkın ezici çoğunluğunun somut maddi çıkarlarına dayanan yeni bir evrensellik anlayışını getirerek eleştirir. Söz konusu eleştirel yaklaşım, bir arada yaşama koşullarını kökten dönüştüren bir “sınıflar arası bir arada yaşama” çağrısı niteliği taşır; işçi sınıfının yalnızca sisteme “dahil edildiği” değil, aynı zamanda ortak bir kaderin şekillendirilmesinde gerçek bir özne ve ortak konumunda olduğu bir toplumu hedefleyen bir eleştiridir.
Özetle, “İnsanlık İçin Ortak Gelecek Topluluğu” fikri, Batılı sınıflı toplumlara uyarlandığında, hazır bir çözümden ziyade; güçlü bir teşhis aracı ve normatif bir eleştiri ve meydan okuma işlevi görebilir. Bu fikir, halk kitlelerini liberal-kapitalist düzenin tüm üyeleri için gerçekten ortak bir gelecek sunup sunamayacağını ya da yapısal olarak bunu yapmaktan aciz olup olmadığını yeniden sorgulamaya zorlar. Dolayısıyla bu kavramın bir eleştiri silahı olarak kullanılması, bu toplumlarda var olan mevcut “Burjuva Çıkar Birliği”nin içeriden köklü bir dönüşüme uğratılması yönünde bir baskı olacaktır.
