Sosyalist-Komünist Akım İçindeki Temel Farklar

Cem Kızılçeç, 28 Şubat 2026

Birincisi Türkiye’nin toplumsal formasyonu ile ilgili olan baş çelişme meselesi: Türkiye’de baş çelişme emek sermaye çelişmesi mi, yoksa emperyalizm, işbirlikçi kapitalizm ve eski toplumdan kalan toplumsal ilişkiler ile işçi sınıfı+çiftçiler ve en geniş halk kitleleri arasında mı? Buna bağlı olarak Türkiye’nin önündeki devrimin yolu ve ilk aşaması nedir: doğrudan bir sosyalist devrim mi, yoksa işçi sınıfının önderliğine anti-emperyalist demokratik devrimin zaferinin ardından uygun koşullar oluştuğunda barışçı yolla sosyalist devrimi gerçekleştiren bir diğerini hazırlayan iki aşamalı bir süreç mi? Bir de sosyalist devrim teorisinin farklı bir “sol” versiyonu da vardır, bu görüş Lenin’in Devrimin 4. yıldönümünde yaptığı konuşmayı kendi ruh haline göre yorumlayarak, “demokratik devrimin görevlerini geçerken (sosyalizmi inşa ederken) çözeriz görüşünü savunurlar. Diğer bir “sol” görüş ise Troçki’ye bağlı olan görüşlerdir: bunlar kategorik olarak “aşamalara” karşı çıkarlar ve geri kalmış ülkelerde, burjuvazinin zayıflığı nedeniyle, kapsamlı bir demokratik devrimin tamamlanması mümkün görmezler veya demokratik devrimin aşağı-yukarı tamamlandığını düşünürler (Boran, sosyalist devrim teorisinde bu görüşü savunmuştur).

Bu nedenle, işçi sınıfı köylülüğe önderlik etmeli ve demokratik devrim tamamlandıktan sonra, sosyalist devrime geçiş, hiç duraksamadan derhal başlamalıdır. Bu görüş kent küçük burjuvazisini ve emperyalizm ve işbirlikçi tekelci burjuvazi ile çelişmeler yaşayan ve ondan rahatsız olan orta burjuvaziyi tarafsızlaştırma veya kazanma olasılığını tümden reddeder. Sözde aşamalara karşı çıkan bu sosyalist devrim görüşleri genellikle ayrım gözetmeden küçük burjuvazi, zengin aile çiftçileri, orta burjuvazi ve büyük burjuvaziden aynı derecede “nefret ederler” ve kuvvetli bir şekilde “devrimci iradenin” rolünü abartırlar ve Genç dönem Lukacs’ın “sol” felsefesinden veya yeni Hegelcilikten etkilenirler.

İkincisi, dünyada sosyalist ülkeler var mı? Yoksa sadece Küba’da mı ibaret?

Üçüncüsü: Sosyalist ülkelerin önderlik ettiği Küresel Güney ülkelerinin yeni bir dünya düzeni için kolektif mücadelesi dünya siyasetinde ve dünya ekonomisinde ilerici bir rol mü oynuyor yoksa? Yoksa Brezilya Güney Kore Türkiye Güney Afrika vb. ülkeler geleceğin emperyalist ülke adayları mı?

Dördüncüsü: Bugün (içinde bulunduğumuz dönemde) dünyanın ve insanlığın en önemli meselesi: –özellikle içinde sosyalist ülkelerin olduğu Küresel Güney ülkelerinin acil talepleri olan– Barış, toplumsal ve ekonomik kalkınma ve uluslararası işbirliği mi yoksa dünya çapında kapitalist karşı devrim ve sosyalist devrimler çağında mı yaşıyoruz?

Beşincisi: Türkiye’nin siyasal sistemi yasal ve demokratik siyasi mücadeleye elverişli mi değil mi?

Altıncısı: Türkiye’de etnik çelişme ve Kürtlerin karşı karşıya olduğu toplumsal, ekonomik ve kültürel dezavantajlar toplumsal devrim için bir potansiyel taşır mı taşımaz mı? Bu nasıl başarılır?

Yedincisi: Laik kültür, Laik düşünce ve laik davranış, Kemalist reformların bir kazanımı mı? Yoksa işbirlikçi tekelci kapitalizmin ve Pazar ekonomisinin ve değişim değeri üretiminin gelişimi ve bunların adım adım tüm toplumu kucaklaması sonucu oluşan bireyleşmenin bir sonucu mu?

Sekizincisi: Mevcut düzen toplumsal ve siyasal reformlarla sosyalizme doğru ilerletilebilir mi? Yoksa bunun için bir toplumsal devrim mi gerekir?

Dokuzuncusu: Toplumsal devrim öncü, fedai ruhlu, en gözüpek, en güçlü irade sahibi, bilgili, aydın (okumuş) bir grubun devrimci çabası ile gerçekleşecek yoksa bunların kendi ideallerini halk kitleleri içinde kök salmasını sağlamaları ve onların en aktif kesimlerini bir parti içinde örgütlemeleri sonucu olarak mı gerçekleşecek?

Not: Marx şöyle yazar: “Her toplumsal devrimin ilk eylemi politik devrimdir” (Alman İdeolojisi)   “yani politik devrim zorunlu bir açılış fakat bizim hedefimiz eski eski toplumsal düzenin yerine–eskiyi çözüp— yeni toplumsal düzeni inşa etmektir”. 

“Her devrim, toplumdaki eski düzeni (toplumsal düzeni) çözer, bu işi yaptığı ölçüde toplumsaldır.  Her devrim, eski iktidar gücünü (iktidarı) alaşağı eder, bunu yaptığı ölçüde politiktir…”

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir