Büyük Marksizm Sözlüğü: Tarihi İlerleten Sınıf Mücadelesi mi? İnsanın Üretici Güçlerinin Gelişmesi Mi?

Büyük Marksizm Sözlüğü, Marx’ın 200. Doğum Gününü anmak amacıyla Wuhan/Çin’de yayınlanmıştır. 5 Milyon sözcükten ve 4 Bölümden oluşmaktadır: Marxism, Leninizm, Mao Zedung Düşüncesi ve dördüncüsü Çine Özgü Sosyalizm İnşa Teorisi. Sözlük 2012’de başlayan Xi Jinping Dönemini de kapsıyor.

Mart 2026

Hazırlayan: Ayaz Zirve

“Üretici güçlerin gelişmesinin tarihin itici gücü olduğu” ve “sınıf mücadelesinin tarihin itici gücü olduğu” görüşleri birbiriyle çelişkili midir?

Bu, günümüz Marksist akademisinde uzun süreli ve derinlemesine tartışmalara yol açan teorik bir konudur. “Üretici güçlerin gelişmesi tarihin itici gücüdür” ve “sınıf mücadelesi tarihin itici gücüdür” ifadelerinin çelişkili olup olmadığı sorusuna verilen yanıtlar zaman içinde olgunlaşmıştır. 1980’lerden bu yana Marksist araştırmacılar arasındaki tartışma tarihine bakıldığında, ana akım görüş, bunların çelişkili olmadığını, aksine farklı mantıksal seviyelerde var olduklarını ve içsel bir birliğe sahip olduklarını savunmaktadır. Bunu anlamak için, on yıllardır süren bu akademik tartışmayı yeniden ele almamız gerekiyor.

Çin’de Marksist akımın babası olan Li Dazhao bu sorunu ilk tartışanlardan biri olmuştur: Li Dazhao, 1919 tarihli “Marksizm Hakkındaki Görüşüm” adlı yazısında bu sorunu fark etmiş ve tartışmıştı: “Marx’ın görüşünde bir gerilim var görünüyor,  Marx bir yandan tarihin itici gücünün üretici güçlerin gelişimi olduğunu iddia ederken, diğer yandan tüm tarihin her zaman sınıf mücadelelerinin tarihi olduğunu, yani sınıf mücadelesinin tarihin nihai yasası olduğunu ve tarihi yaratanın sınıf mücadelesi olduğunu söylemiştir.”

 Li Dazhao, sınıf mücadelelerini Marksizmin üç temel ilkesini birbirine bağlayan “altın şerite” benzetmiş ve aynı zamanda üretici güçlerin belirleyici olduğu teorisi ile sınıf mücadelesi teorisi arasında teorik bir entegrasyonun gerekliliğine vurgu yapmıştır. Bu “sorgulama” aslında tarihsel materyalizmin derinlere kök salmış teorik bir sorundur: Toplumsal tarihin nesnel gelişim yasaları, insanlığın öznel inisiyatifi ile nasıl birleştirilebilir?

Marksistler Arası Tartışma Süreci: “Tek İtici Güçten” “Çok Düzeyli İtici Güç Görüşüne

Sovyetler Birliği komünistleri ve parti çevrelerinde Lenin’den sonraki dönemde bu sorun farklı liderler arasındaki politik güç mücadeleleri içinde araçsallaştırılmış, politik kavgaların ihtiyacına göre yorumlar yapılmış dolayısıyla Sovyet Marksist araştırmacıları siyasi liderlerin çizdiği çerçevenin dışına çıkamamıştır. Lenin ise görece esnek bir tutum alarak devrimden sonra bir “geçiş dönemi” yaşanacağını ve bu dönemde sömürücü sınıfların tasfiyeye karşı direneceğini, bundan dolayı sınıf mücadelesinin süreceğini ve bazı hallerde şiddetlenebileceğini savunmuştur.  Daha sonra Stalin tarımda zorla kolektifleştirmeyi meşru göstermek için sınıf mücadelesinin sosyalizmin inşasının itici gücü olduğunu savunmuş; Sovyetler Birliği komünizme doğru ilerledikçe sınıf mücadelesinin kaçınılmaz olarak daha da şiddetleneceğini savunmuştur. Kruşçev 1956 yılında Stalin’in Leninizmi tahrif ettiğini ve onun sınıf mücadelesinin “kaçınılmaz olarak daha da şiddetleneceği” görüşünü kendi amaçlarına alet ettiğini savunmuştur. (De-Stalinizasyon)

Çin’de de bu tartışma ancak 1978 yılında Kültür Devrimi sonrası dönemde yeniden ortaya çıktı. Bu döneme kadar Marksist teorisyenler ve parti liderleri arasında sınıf mücadelesi tarihi ilerleten yegane itici güçtür görüşü istisnasız baskındı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonraki bu dönemde, felsefe ve tarih araştırmacıları da sınıf mücadelesinin uygarlık tarihinin gelişiminin “tek temel itici gücü” olduğunu savunuyordur. Bu görüş aslında devrimci savaş yıllarının tarihsel ortamıyla yakından ilgiliydi ve aynı zamanda Mao Zedung’un görüşleri ile da doğrudan bağlantılıydı. Mao Zedung bir keresinde açıkça “tarihsel materyalizmin baş sorunu esas olarak sınıf mücadelesi sorunudur” demiş ve sınıf mücadelesinin “tarihin gerçek itici gücü” olduğunu belirtmişti.

 2. Reform ve Açılım Döneminin İlk Aşamalarında Ortaya Çıkan Değişim : “Biricik itici güçten” “sınıf mücadelesi Birçok itici güçten Biri” görüşüne geçiş (1978 sonrası)

1979 yılında Chengdu’da düzenlenen Çin Tarihsel Araştırmalar Konferansı, bu anlayışta önemli bir dönüm noktası oldu. Konferansta konuşan Prof. Dai Yi, “sınıflı toplumlarda sınıf mücadelesinin biricik tarihsel içerik olmadığını; bunun yerine üretim mücadelesi, ulusal mücadele ve teknolojik gelişme gibi zengin unsurların tarihsel içeriğe dahil  olduğunu belirtti. Bu nedenle, sınıf mücadelesi bunların hepsinin yerini alamazdı”.

Toplantıda diğer araştırmacılar da “üretim mücadelesinin tarihsel gelişmenin nihai itici gücü” olduğunu açıkça öne sürdüler ve sınıf mücadelesi ile üretim mücadelesi arasındaki ilişkiyi araştırdılar. Bu toplantı, ülke çapında “tarihin itici güçleri sorunu” üzerine büyük bir tartışma başlattı. Tartışma sırasında çoğu akademisyen şu konuda fikir birliğine vardı: sınıf mücadelesi, sınıf toplumu gelişiminin itici güçlerinden biridir, fakat tek itici güç değildir; Özellikle sosyalist toplumda, sınıf mücadelesi artık tarihsel gelişmenin ana itici gücü değildir.

3. Daha Sonraki Teorik Derinleşme: “Temel İtici Güç” “Doğrudan İtici Güç” Ayrımı yapılmaya başlanması

Tartışma ve araştırma derinleştikçe, akademide kademeli olarak iki itici güç arasında ayrım yapan bir analitik çerçeve oluştu. Bazı Marksist araştırmacılar, tarihsel gelişmenin “temel itici gücünün”, tüm toplumsal formasyonlarda (pre-kapitalizm, kapitalizm) tarihsel gelişmeyi sürekli olarak yönlendiren nihai itici güç olduğunu ve “temel itici gücün” yalnızca üretici güçler olabileceğini savunmuşlardır. Bunun nedeni şudur: Üretici güçlerin gelişimi, üretim ilişkilerini ve bunların gelişimini belirler ve yönlendirir, böylece tüm toplumsal oluşumları ve bunların gelişimini de belirler ve yönlendirir.

Bu Marksist araştırmacılara göre aynı toplumsal formasyon içindeki farklı gelişim aşamaları da üretici güçlerin gelişim düzeyi tarafından belirlenir ve yönlendirilir. Bu Marksist araştırmacılara göre sınıf mücadelesi, sınıflı toplumların “doğrudan itici gücü” veya “büyük itici gücü” olarak görülmüştür. Sınıf mücadelesinin bu rolü, özellikle yozlaşmış sınıf güçleri ve gerici siyasi grupların üretici güçlerin gelişimine engel teşkil etmesi durumunda, bu engellerin ancak sınıf mücadelesi veya hatta şiddete dayalı devrim yoluyla ortadan kaldırılabileceği ve ancak ve ancak bu yolla üretici güçlerin gelişmesinin önünün açılabileceği gerçeğinde kendini gösterir.

Çağdaş Marksizm ve Sosyalizm Araştırmacılarının Görece Daha Sistematik Görüşleri

Prof. Luo Rongqu bu konuda değerli bir teorik tanım yapmıştır: Üretici güçler tarihsel gelişmenin “nihai nedeni” iken, sınıf mücadelesi tarihsel gelişmenin “büyük itici gücüdür”. Bu ayrım diğer araştırmacılar tarafından da geniş çapta kabul görmüştür.

2016 yılında, bir akademisyen *Marksizmde Yeni Ufuklar* dergisinde, Marksist tarihsel materyalizmin, üretici güçlerin gelişiminin tarihsel ilerlemenin “temel itici gücü” olduğunu ve sınıf mücadelesinin tarihin ilerlemesinde “yeni toplumun ebesi” olarak özel bir rol oynadığını savunan bir makale yayınladı. Makale ayrıca, sınıf mücadelesinin tarihin ilerlemesinde “temel itici güç” olduğu görüşünün “Marksist teorik araştırma çevrelerinde uzun zamandır var olduğunu ve bu yanlış anlamanın tarihsel nedenleri olduğunu da belirtiyordu”. Bu görüş Çin’de yaşanan silahlı savaşa dayanan sert sınıf mücadeleleri ile bağlantılıydı.

İki İtici Gücün Diyalektik Birliğini nasıl anlamalıyız?

Soruna Farklı mantıksal seviyelerden bakmak:

Bu iki görüşü farklı mantıksal seviyelerden bakarsak, “iki itici güç arasında çelişki olduğu” yanılsamasını aşabiliriz: Üretici güçlerin itici güç olması: “Tarih nasıl mümkün olur?” sorusunun nihai maddi cevabını verir. Sınıf mücadelesinin itici güç olması: “Bu olasılık sınıflı toplumda nasıl gerçekleşir?” sorusunun pratik cevabını verir.

Bazı Marksist araştırmacı ve teorisyenlerin isabetli bir şekilde belirttiği gibi, üretici güçlerin gelişimi “en nihayetinde sınıf mücadelesini belirler ve sınırlar”: Üretici güçlerin gelişme düzeyi, sınıfların ortaya çıkışını ve sınıfların durumunu, ayrıca sınıf mücadelesinin niteliğini ve sınıf mücadelesinin içeriğini belirler. Üretici güçlerin gelişme düzeyinin durumu, sınıf mücadelesinin toplumu ne ölçüde ileriye taşıyabileceğini belirler ve sınırlar. İnsanlığın üretici güçlerinin düzeyinin gelişmesi, devrimci sınıfın sınıf mücadelesinin temel itici gücü ve temel amacıdır.

‘Oyuncular’ ve ‘Oyun Yazarlarının” Diyalektiği

Daha derin bir felsefi bakış açısından bakarsak, bu meselenin özü, tarihin nesnel gelişme yasaları ile insan eylemi arasındaki ilişkide yatmaktadır. Kitleler hem tarihin ‘oyuncuları’ (mevcut tarihsel koşullarla sınırlanmış olan oyuncular) hem de kitleler tarihin oyun yazarlarıdır (pratik yoluyla tarih yaratanlardır). Sınıf mücadelesi, tam olarak bu diyalektik ilişkinin yoğunlaşmış bir tezahürüdür: Sınıf mücadelesi birdenbire ortaya çıkmaz, aksine üretici güçlerin gelişmesiyle ortaya çıkan halkın üretim ilişkilerinin dönüştürülmesi taleplerine dayanır; aynı zamanda, sınıf mücadelesi bu üretim ilişkilerinde dönüşümü yönlendiren temel güçtür.

Klasik Marksist Yazarların Önemli Açıklamaları – Marx-Engels –Lenin

Marx ve Engels de bu noktayı açıkça ifade etmişlerdir.  Marx ve Engels, 1879’da Bebel ve yoldaşlarına yazdıkları bir mektupta şunları belirtmişlerdir: “Yaklaşık kırk yıldır, özellikle burjuvazi ve proletarya arasındaki sınıf mücadelesini, modern toplumsal değişimin büyük kaldıraç gücü olarak görerek, tarihin doğrudan itici gücü olarak sınıf mücadelesine büyük önem verdik.” Burada sınıf mücadelesi ile ilgili olarak “doğrudan itici güç” ve “büyük kaldıraç” kavramlarının kullanılması, daha sonraki Marksist Araştırmacılardaki “temel itici güç” görüşü ile çelişmemektedir. Engels, tarihsel materyalizm üzerine yazdığı geç dönem mektuplarında da ekonomik faktörlerin “nihai belirleyici faktör” olduğunu, ancak “tek belirleyici faktör” olmadığını ve ideolojik ve siyasi üstyapının çeşitli faktörlerinin (sınıf mücadelesi de dahil olmak üzere) de önemli bir rol oynadığını defalarca vurgulamıştır.

Bu İki Görüşün Teorik ve Pratik Açıdan Önemi

On yıllarca süren araştırma ve  tartışma, aslında Çin ve dünya Marksizm ve Sosyalizm araştırmacıları camiasında tarihsel materyalizm üzerine kavrayışın derinleşmesi süreci olmuştur. Başlangıçtaki nispeten basit olan “sınıf mücadelesi tek itici güçtür teorisinden”, bu konudaki teorik görüşler ayrımlar yapan “çok nedenli itici güç teorisine” dönüşerek, teorik görüşlerin olgunlaşması anlamına geliyor.

Çağdaş Sosyalizm İnşa Pratiklerinin Teorik Araştırmayı Etkilemesi

Çin’de ve dünyada Marksist araştırmacılarda gördüğümüz teorik görüşlerdeki bu değişim, Çinli komünistlerin 1978 sonrası çalışmalarının odağında yaptıkları odak kaydırması ile yakından ilgilidir. Lenin’de “Altının Önemi adlı yazısında” bu odak kaydırmaya vurgu yapmıştı: Ticareti düşüncesizce küçümseme özelliğine sahip “duygusal sosyalizme” ya da eski Rus, yarı-feodal yarı-köylü ataerkil görüşe düşmemeliyiz. …”ekonomiyi derhal canlandırmak için, sanayiyi geliştirmeli ve örneğin yeni elektrik teknolojisine geçmeliyiz…”  Bkz https://marksizm.org.tr/?p=4668

1978’de ve 1979 yılında yapılan önemli ve uzun süren siyasi toplantılarda örneğin 11. Merkez Komitesi’nin Üçüncü Plenum Toplantısı, “sınıf mücadelesini kilit halka olarak ele alma” yaklaşımını terk etmeye ve tarihin itici güçlerine dair yeni bir anlayışa dayanarak odağı ekonomik yapılanmaya kaydırmaya karar verdi. Bkz. Çin Komünistlerinin 1978 ve 1979 Yıllarında Çin’in Kaderini Değiştiren 197 Gün Süren 5 Uzun Toplantısı  https://marksizm.org.tr/?p=6307

Bazı Çinli araştırmacı ve teorisyenlerin de belirttiği gibi, bu yeni tarihi gelişme görüşü yeni çağda yönetişim için bir temel sağladı.

İki Uç Noktadan Kaçınmalıyız

Çağdaş Marksizm araştırmacıları ayrıca bu sorunu ele alırken iki uç noktadan kaçınmamız gerektiğini vurguluyorlar: birincisi, insanın öznel devrimci ve ilerici inisiyatifini göz ardı ederek, sosyo-ekonomik formasyonun (yapının, Almanca gesellschaftliche ökonomische formation) bir öğesi olan üretici güçlerin rolünü basitleştiren ve mekanik ele alan “ekonomik determinizm” görüşü.  İkincisi, üretici güçlerin gelişiminin temel belirleyiciliğini göz ardı eden ve “sınıf mücadelesinin her şeye muktedir” olduğunu düşünen görüş…

Bazı araştırmacı ve teorisyenlerin de belirttiği gibi, sınıf mücadelesi teorisini tarihsel materyalizmden el çabukluğu ile “ayıklayamayız”, ancak onu tarihsel materyalizmin “tamamıyla” da eş göremeyiz.

Özetle, bugün dünyadaki yürüyen tartışmalardan yola çıkarak, “üretici güçlerin gelişimi tarihin itici gücüdür” ve “sınıf mücadelesi tarihin itici gücüdür” görüşlerinin birbirleriyle çelişkili olmadığını söyleyebiliriz. Bunların birincisi tarihin ilerleyişinin “motoru” ikincisi  otomobilin “direksiyonu” gibidir: üretici güçlerin gelişimi, tarihin itici gücünü sağlayan temel yani motordur, sınıf mücadelesi ise üretim ilişkilerini—üretici güçlerin gelişme gereksinimlerine göre—yeniden düzenleyen ve sınıflı toplumda tarihin gelişme yönünü belirleyen mekanizmadır. Tahakkümü sürdüren sınıf ve onu temsil eden siyasi güç üretim ilişkilerinde düzenleme ve reform yapmaktan kaçındıkça toplumsal devrim ateşi daha da harlanacaktır. Dolayısıyla bu ikisini ayırmak veya karşı karşıya getirmek, tarihsel materyalizmin tek taraflı kavranmasına yol açar. Hegelci görüş ile Marksist görüşü harmanlamaya çalışan çağdaş İngiliz Marksisti Sean Sayers tarihin itici gücünü sınıf mücadelesi olarak değerlendirirken, toplumsal çatışmaya vurgu yapmıştır: tarih aşamalarla ilerler ve toplumdaki içsel çelişmelerle ve mevcut düzene meydan okuyan yeni doğan toplumsal güçlerin çabası ile tetiklenir. 

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir