Büyük Marksizm Sözlüğü: Ahlak Nedir, Sosyalist-Komünist Ahlak ve Dini İnançlar

Büyük Marksizm Sözlüğü, Marx’ın 200. Doğum Gününü anmak amacıyla Wuhan/Çin’de yayınlanmıştır. 5 Milyon sözcükten ve 4 Bölümden oluşmaktadır: Marksizm, Leninizm, Mao Zedung Düşüncesi ve dördüncüsü Çine Özgü Sosyalizm İnşa Teorisi. Sözlük 2012’de başlayan Xi Jinping Dönemini de kapsıyor.

Çeviren: Ferdi Bekir

Ahlak

İdeolojik Üstyapı alanına ait bir toplumsal bilinç biçimi veya faaliyet tarzı. Ahlak toplumda insanların kendileriyle, birbirleriyle, toplumla ve doğayla olan ilişkilerini iyilik ve kötülük değerlendirmesi yoluyla sürdürmek ve düzenlemek için dayandığı manevi ortam, geleneksel görenekler ve iç dünyamızdaki  inanç ölçütleri, ilkeleri ve davranış normları için kullanılan genel terimi ifade eder ve aynı zamanda bunlara karşılık gelen insan eylem ve faaliyetlerini de kapsar.

Ahlak kavramı, ahlaki normların yanı sıra bireylerin erdemli davranışlar içinde olmasını da kapsar. Batı’daki “ahlak” kavramı, gelenekler, alışkanlıklar, karakter vb. anlamlara gelen Latince moralis kelimesinden türemiştir.

Bir ideoloji türü olarak ahlak, belirli bir ekonomik temel üzerinde yükselir. Ahlak, belirli bir üretim tarzı ve insanların maddi yaşam koşullarıyla, yani ekonomik ilişkilerle koşullanır ve toplumdaki ekonomik ilişkilerdeki devrimlerle birlikte değişime uğrar.

“Şimdiye kadarki bütün ahlak teorileri, son tahlilde, o zamanki toplumun ekonomik koşullarının ürünü olmuştur.” “İnsanlar, bilinçli ya da bilinçsiz yoldan, ahlâk anlayışlarını, son toplamda, sınıfsal konumlarının kaynaklandığı pratik ilişkilerden, eş deyişle, üzerinde üretim ve içinde alışverişler yaptıkları ekonomik ilişkilerden türetirler.”

Tarihsel materyalizm, toplumsal formasyonun ekonomik temelinin ahlak üzerinde belirleyici bir rol oynadığını kabul etmekle birlikte, ahlakın kendi içindeki göreli özerkliğini de kabul eder; ahlak bir kez ortaya çıktıktan sonra, kendisini belirleyen ekonomik ilişkileri ve toplumsal sistemi aktif olarak pekiştirip geliştirerek dinamik bir rol oynayabileceği gibi, toplumsal sistemin gelişimini engelleyen bir pranga ve yıkıcı bir güç işlevi de görebilir.

Toplumun ekonomik ilişkilerinde yaşanan köklü devrimlerden sonra, insanların eski ahlaki görüşleri ve alışkanlıkları anında ve kendiliğinden değişmez; yeni durumda eski ahlaki bilincin ve alışkanlıkların değişmesi için halkın yeni oluşan toplumun pratiği içinde şekillenmeleri ve ideolojik eğitim sürecinden geçmeleri gerekir.

Buna ilaveten, toplumdaki yeni ekonomik ilişkilerinin ve yeni toplumsal sisteminin ihtiyaçlarına cevap veren yeni bir ahlak, eski toplumdan devralınan ahlak ile girdiği mücadele içinde olgunlaşır ve yetkinleşir.

 “Benzer veya yaklaşık olarak benzer olan ekonomik gelişim aşamalarında, ahlak teorileri zorunlu olarak az çok birbiriyle uyuşmak zorundadır,” tıpkı özel mülkiyete dayalı toplumların ortak ahlak buyruklarına buluşmak zorunda olmaları gibi: “Hırsızlık yapmamalısın gibi!” Dahası ahlak, insanın eylemlerini ve yaşam tarzını “yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler” biçiminde düzenlemek için toplumsal kamuoyunun, geleneklerin ve insanın içsel inançlarının gücüne dayanır ve belirli bir ekonomik temele hizmet eder, dinamik ve güçlü bir pratiksel niteliğe sahiptir. İnsanlar varoluşları gereği olarak davranışlarını düzenlemek konusunda birçok ortak sorunla karşılaştıkları için, ülkeler ve uygarlıklar arasında farklı ahlak sistemleri arasında ortak veya uyuşan belirli yönler vardır ki bu da ahlakın tüm insanlığı kapsayan niteliğidir. Ahlakın aynı zamanda her ülkeye özgü belirgin bir ulusal niteliği de vardır; farklı ulusların farklı ekonomik ve siyasi koşulları ile farklı konumları, zihniyetleri, gelenekleri ve görenekleri, ahlak açısından ulusal farklılıklara yol açar.

Sınıflı toplumda ahlak, belirgin bir sınıfsal niteliğe sahiptir; bu anlamda belirli bir sosyal sınıfın ve grubun sınıf çıkarları tarafından belirlenir ve belirli sınıf çıkarlarına hizmet eder. Engels, her sınıfın, hatta her mesleğin kendine özgü bir ahlakı olduğuna ve sömürücü sınıfların savunduğu tüm ahlakın kendi egemenliklerini sürdürmek ve pekiştirmek için bir araç olduğuna dikkat çekmiştir.

 Farklı sınıfların ahlak görüşleri ve ahlak davranışları sadece bir toplumsal formasyondan ( yapıdan) diğerine farklılık göstermekle kalmaz, aynı zamanda aynı toplumsal formasyon içinde farklı sınıfların farklı ahlak görüşleri ve ahlak davranışları da bulunur.

“Ve toplum şimdiye kadar sınıf çelişkileri içinde hareket ettiğinden, ahlak da her zaman belirli bir sınıfın ahlakı olmuştur; bu ahlak ya egemen sınıfın tahakkümünü ve çıkarlarını haklı çıkarmıştır ya da ezilen sınıf yeterince güçlendiği zaman onların çıkarlarını temsil etmiştir.” Ahlak bir bütün olarak ilerlemecidir, ancak henüz sınıfları aşan sınıflar üstü bir ahlak yoktur. Sınıf çelişkilerinin ve bu çelişkilere dair her türlü sınıflı toplum geçmişinin üstünde duran ve gerçekten insani olan bir ahlak, ancak toplumun sadece sınıf çelişkilerini aşmakla kalmayıp, pratik yaşamda bunları unuttuğu bir aşamada mümkün hale gelecektir.

Ahlak, kendi nesnel oluşum, gelişim ve değişim yasalarına sahip olan, somut ve tarihsel bir olgudur. Ahlak, insan toplumunun gelişimiyle birlikte gelişir ve eski toplumdan kalan tarihsel bir miras alımı niteliğine sahiptir.

Sınıflı toplumda sömürücü sınıflar ve onların düşünürleri, önceki toplumlarda var olan ahlakın, halkın sömürülmesine ve halkın tahakküm altına alınmasına elverişli olan unsurlarını her zaman miras alırlar—örneğin bazı ataerkil veya dini ahlak unsurları gibi…. Sömürülen ve tahakküm altında tutulan halk ise tarihteki ahlakın halkçı, demokratik ve halkın yararına olan unsurlarını miras alır. Toplumun gelişmesiyle birlikte ahlak da ilerlemeye devam eder ve yeni ahlakın eskisinin yerini alması ahlaki gelişimde var olan kaçınılmayacak gelişme trendidir.  İnsan toplumunun gelişim sürecinde ahlakın içeriği ve biçimi, toplumun maddi yaşamının belirli koşullarıyla belirlenerek farklı ahlak türlerini oluşturur; böylece peş peşe beş farklı ahlak türü ortaya çıkmıştır: ilkel toplumun ahlakı, köleci toplumun ahlakı, feodal toplumun ahlakı, kapitalist toplumun ahlakı ve sosyalist-komünist toplumun ahlakı. İnsanlık tarihindeki yüce ahlaki değerlerin yaratıcıları emekçi halklardır. Sosyalist-Komünist ahlak, insanın gelişim sürecinde en büyük, en ilerici, en yüce ve yepyeni bir ahlaktır.

Sosyalist- Komünist ahlak, bilimsel sosyalizm teorisinin rehberliğinde, proleter siyasi partilerin uzun mücadelesi, hayatlarını komünizm davasına adayan öncü devrimcilerin yarattıkları örnek davranış ve görüşler ve insanlık tarihinin seçkin ahlaki geleneklerinin eleştirel bir biçimde miras alınması yoluyla zenginleşmiş ve gelişmiştir.

Sosyalist- Komünist ahlak İşçi sınıfının ve emekçi halkın temel çıkarlarının ve özlemlerinin yoğunlaşmış bir yansımasıdır. Komünist ahlakın temel özellikleri şunlardır: kolektivizmi savunmak, halka canı gönülden tüm kalbimizle hizmet etmek ve kendini insanın özgürleşmesi davasına adamak.

Sosyalist-Komünist ahlak, insanlardan sarsılmaz bir proleter devrimci iradeye sahip olmalarını, kendi kişisel çıkarlarını komünizm davasının çıkarlarına tabi kılmalarını ve daima tüm insanlığın özgürleşmesi mücadelesi için çalışmalarını talep eder.

Aynı zamanda insanlardan ortaklaşa yararı kişisel çıkarın üstünde tutmalarını, ortak yarar uğruna kişisel çıkarı geri plana itmeyi, başkalarına destek olmak için kendilerini feda etmelerini, gönüllü emek vermeyi sevmelerini, birleşip birbirleriyle yardımlaşmalarını, büyük resmi görmelerini, doğruyu söylemelerini, dürüst işler yapmalarını, dürüst bir insan olmalarını, açık, samimi ve dürüst davranmalarını, düşünceleri ve eylemlerinde tutarlı olmalarını bekler.

Sosyalist-Komünist ahlak; sosyalizmi inşa eden toplumlarda insanların birbirleriyle ve doğa ile yepyeni türden bir sosyalist ilişki kurması, sosyalizm davasının geliştirilmesi, sosyalist bir manevi uygarlığın inşa edilmesi ve komünist topluma ulaşılması için güçlü bir itici entelektüel kuvvettir ve Sosyalist-Komünist ahlak toplumdaki tüm insanlar tarafından ortaklaşa sahiplenilmesi gereken bir ahlaki norm olarak öne çıkar.

İnsanların toplumsal ilişkilerini düzenleyen bir tür davranış normu olarak ahlak, ideolojik üstyapıdaki diğer toplumsal bilinç biçimleriyle (hukuki düşünceler, siyasi düşünceler, sanat ve estetik ile ilgili düşünceler v.b)  etkileşime girer, böylece toplumsal yaşamın tüm alanlarına nüfuz eder, insanla insan ve insanla toplum arasındaki ilişkilerde düzenleyici bir rol oynar; böylece mevcut toplumsal düzeni değiştirir veya korur, insanın mutluluğunu ve toplumsal gelişimi ileriye taşır veya da insanların mutluluğuna ve toplumsal gelişime engel olur.

Ahlak başlıca iyilik ve kötülük, onur ve utanç, adalet ve adaletsizlik, dürüstlük ve ikiyüzlülük gibi kavramları içerir. Toplumdaki ortam ve kamuoyu gücü, insanların içsel inançları, alışkanlıkları, gelenekleri ve eğitimi aracılığıyla insanların çeşitli eylemlerine değer biçer ve insanların eylemlerini etkiler.

Hukukun aksine ahlak zorlayıcı değildir ve yasal ve hukuki kurallara ve yasalara kıyasla çok daha geniş bir yelpazede toplumsal ilişkileri düzenler; arkadaşlık, aşk ve aile hayatı gibi hukukla düzenlenemeyecek pek çok ilişkide insanların davranış ve düşüncelerini belirler.  Ne var ki—hukuk ve ahlak— birbirinden farklı niteliklere sahip bu iki davranış normu, toplumsal hayatta birbirini bütünler ve birbirlerini güçlendirir. Genel olarak ifade etmek gerekirse, hukuk ve yasaların onayladığı eylemler her zaman ahlak tarafından da takdir edilir; yasadışı ve suç teşkil eden eylemler ise ahlak tarafından her zaman aşağılanır ve dışlanır.

Komünist Ahlak

Proletaryanın genel ve evrensel çıkarlarından doğan, üretim araçlarında kamu mülkiyetine dayalı sosyoekonomik formasyon üzerinde yükselen ve komünizm davasına sadakati öngören kolektivizmi temel ilke edinen ahlak sistemidir.

Lenin, “komünist ahlak” terimini ilk kez 1920 yılında Gençlik Birliklerinin Görevleri adlı eserinde kullanmış, bu ahlakın özelliklerini ve toplumsal işlevini şu sözlerle açıklamıştı: “Komünizm davasını pekiştirmek ve bu davayı nihayete erdirmek için mücadele etmek; işte komünist ahlakın temeli budur”, “Ahlak, insan toplumunun daha yüksek bir seviyeye çıkmasına ve emeğin sömürüsünden kurtulmasına hizmet eder.”

Lenin’den itibaren bu terim, uluslararası komünist harekette yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Komünist ahlak, insanlık tarihindeki en yüksek ahlak türüdür ve üretim araçlarında kamu mülkiyetini esas alan toplumsal ideolojiye uygundur. Temel özelliği, kolektivizm ve halka canı gönülden tüm kalbiyle hizmet etmeyi esas alan devrimci ideal ve ruhtur; bu yönüyle tüm sömürücü sınıf ahlaklarından ve diğer sınıf ahlaklarından özü itibarıyla ayrılır.

Yeni bir tarihsel ahlak türü olarak komünist ahlakın bir ortaya çıkış, oluşum ve gelişim süreci vardır. Kapitalist toplumda kendi sınıf bilincine varmış bir sınıf olan proletarya içinde filizlenmiş, proletaryanın ve geniş emekçi halkın burjuvaziye karşı yürüttüğü devrimci mücadele pratiği içinde oluşmuş olan komünist ahlak Marksizm ve proleter siyasi partilerin yol göstericiliğine giderek bilimsel bir sistem halini almıştır; böylece komünist ahlak komünist ideolojik sistemin organik bir parçasıdır.

Yalın ve kendiliğinden gelişen proleter ahlak, komünist ahlakın embriyosu ve rüşeymidir. Marksizmin bilimsel teorisi ve proletaryanın bilinçli mücadelesi, onu bilinçli komünist ahlak seviyesine yükseltmiştir.

Komünist Ahlakın Gelişiminde 3 Aşama

Bu gelişim kabaca üç aşamaya ayrılır. Proletarya iktidarı ele geçirmesinden önceki komünist ahlak, bu ahlak “proletaryanın sınıf mücadelesinin çıkarlarına tabidir” ve “sömürücülerin eski toplumunu yıkmaya, tüm emekçileri komünistlerin yeni toplumunu inşa edecek olan proletaryanın etrafında birleştirmeye hizmet eder.” Bu aşamadaki komünist ahlak, henüz sadece az sayıdaki öncü proleter kişilerin ahlakıdır.

Proletarya iktidarı ele geçirdikten sonra komünist ahlak adım adım egemen ahlak halini alır ve zamanla toplumun üyelerinin büyük çoğunluğu tarafından benimsenir. Bu evredeki komünist ahlaka “sosyalist ahlak” da denir. Toplumsal yaşamın her alanında yeni ilişkilerin gelişmesiyle birlikte komünist ahlakın içeriği daha da zenginleşir; hayatın tüm alanlarına nüfuz ederek yeni tipte toplumsal ahlak ilişkilerini, yeni tipte çalışma ahlakını, yeni tipte meslek ahlakını, yeni tipte evlilik ve aile içi ilişkiler ahlakını ve sosyalist hümanizmi meydana getirir.

Sosyalizm, komünizmin ileri aşamasına doğru ilerleyen tarihsel bir hareket olduğundan,  sosyalizmi inşa eden toplumda toplumun tüm üyeleri arasında kolektivizmi ve komünist gönüllü emeği teşvik etmek; komünist idealler uğruna çabalamayı, ortak yarar için kişisel çıkarı geri plana itmeyi ve kendini feda etme cesaretini barındıran yüce komünist ahlakı özendirmek şarttır.

Gelecekteki daha ileri aşamada, yani komünist toplumda, komünist ahlak toplumun geniş kesimlerinin kendi rızalarıyla uyacakları bir ahlak haline gelecek ve somut içeriği de toplumun gelişimine paralel olarak gelişip değişecektir.

Komünist ahlak, komünizmin toplumsal ideallerini somutlaştırır; bireyin çok yönlü, bütünsel ve özgür gelişimi ile toplumdaki her bir bireyin özgür gelişimini bütünleştirir, çünkü Marx’ın Komünist Manifesto’da yazdığı gibi komünist toplumda “her bir bireyin özgürce gelişmesi, toplumdaki bütün insanların özgürce gelişmesinin ön koşulu olacaktır”.

Aynı zamanda komünist ahlak, ahlaki ideallerini ve ahlaki değerleri tarihsel zorunluluğun bilimsel kavranışı üzerine inşa eder, bu idealin gerçekleşmesini toplumu dönüştüren devrimci siyasi, kültürel ve bilimsel pratikle ilişkilendirir, tarihsel trendin zorunluluğuna ve insanın yaratıcı gücüne sarsılmaz bir inanç besler, ahlaki ideallerin ve ahlaki değerlerin gerçekleşmesinin ve insanın yetkinleşmesinin mümkün olduğuna inanır; böylece tarihsel ve ahlaki bir devrimci iyimserliği yansıtır. Komünist ahlak, insan ahlakının tarihsel ilerleyişinin gelişme yasalarına uygun bir sonucudur; bir yandan tüm sömürücü sınıf ahlaklarından kesin bir kopuş gerçekleştirirken, tarihteki emekçi halkın ve ilerici sınıfların seçkin ahlakını, ayrıca insanlığın binlerce yıl boyunca oluşturduğu temel olumlu ahlaki davranış normlarını eleştirel bir biçimde özümser ve onlara yeni bir içerik kazandırır. Böylece Komünist ahlak İnsan toplumunun en ilerici, en gelişkin ahlak türüdür.

Komünist ahlak, proletaryanın temel çıkarlarının hayata geçmesi ile somutlaşır ve halk kitlelerini tüm insanlığın özgürleşmesi davası uğruna birleştiren proletarya için önemli bir manevi-eneleküel pusuladır. Sosyalizmi inşa eden toplumlarda komünist ahlakı teşvik etmek ve geliştirmek, sosyalist manevi-entelektüel uygarlık inşasının önemli bir görevidir.

Din

Din önce doğaüstü varlıklara inanan ve onlara tapınan toplumsal ideolojiler ile toplumsal örgütlenmeler için kullanılan genel bir terimdir; insan toplumunun gelişimindeki belirli bir tarihsel aşamada ortaya çıkan Tanrı inancının ve bu inançla bağlantılı bilginin pratik yaşamla birleştiği toplumsal, tarihsel ve kültürel bir olgudur.

Dinin özü, insanın Tanrı’ya olan inancıdır. Dinin temel unsurları arasında dini fikirler, dini duygular, dini davranışlar, dini ritüeller—namaz, hac, hacılık vb. dini örgütlenmeler—cemaatler-/kliseler ve dini eserler (dini nesneler) yer alır. Dini fikirler ve dini duygular, dinin temel içsel unsurlarıdır; bunlar diğer temel unsurlarla birlikte dinin karmaşık toplumsal ve kültürel sistemini oluştururlar.

İlkel komünal toplumun son dönemlerinde ortaya çıkan din; ilkel komünal toplumun kendiliğinden dininden sınıflı toplumun insan yapımı dinine, çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa ve klan dininden, ulusal ulusal dinlere ve buradan dünya dinine doğru bir evrim geçirmiştir. Budizm, Hıristiyanlık ve İslamiyet, günümüzde var olan üç büyük dünya dinidir.

Engels’in Anti-Dühring kitabında işaret ettiği gibi din, insanların günlük yaşamlarını kontrol eden doğal ve toplumsal güçlerin insanların zihnindeki fantastik bir yansımasıdır: “Bütün dinler, insanların günlük yaşamlarını kontrol eden o dış güçlerin insanların zihnindeki fantastik bir yansımasından, dünyevi güçlerin doğaüstü güçler biçimine büründüğü bir yansımadan başka bir şey değildir.”

Dinin ortaya çıkışının kökleri yeryüzüne ilişkin bilgilerin yetersizliğine, insanların günlük yaşamlarının dış güçler tarafından kontrol edilmesi gerçeğine ve insan bilgisinin sınırlılıklarına dayanır. İnsanın kendisi, doğa ve toplum hakkındaki bilgisinin sınırlı doğası, onu kendisini kontrol eden dış güçler hakkında doğru bir bilgi edinmekten aciz bırakır ve bu durum fantastik yansımalara yol açar. Birçok dünyadaki dini ideolojilerin etkisiyle insan ilk insanın bir tanrı tarafından yaratıldığına inanmak ister; bu konudaki bilimsel görüşlerden uzak durmaya çalışır.

İlkel toplumdaki düşük düzeyde olan üretici güçler ve bilgi eksikliği, başlangıçta doğal güçler—güneş, gökyüzü olayları üzerine fantastik görüşler oluşturmalarına neden olmuş, daha sonraları ise insana yabancı bir güç olarak hükmeden toplumsal güçler de fantastik bir biçimde tanrılar olarak görülmüştür. Yunan ve Roma tanrıları ünlüdür. Sınıflı toplumda sömürü sistemi ve sınıf baskısı, dinin var oluşunun ve gelişiminin önemli dayanaklarıdır.

Bir ideoloji olarak dinin göreli bir özerkliği, tarihsel bir mirası ve kendine özgü gelişim yasaları vardır; dünü inançların oluşumu belirli bir toplumun siyasi, ekonomik, kültürel ve ulusal sorunlarıyla iç içe geçmiştir ve o toplum üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Din, eski sınıflı toplumdaki toplumsal köklerinin ortadan kalkmasıyla uzun bir tarihi dönem içinde kendiliğinden sönümlenecektir, ancak bu çetrefilli ve uzun bir süreçtir. Bugün sosyalizmi inşa eden toplumlarda bile dini inançlar hala önemli rol oynamaktadır.

Din, sosyalizmi inşa eden sosyalist ülkelerde uzun bir süre daha var olmaya devam edecektir. Çin’de anayasa ve yasalar vatandaşların dini inanç özgürlüğüne sahip olmasını güvence altına alır; devlet dini işleri yasalar doğrultusunda yönetir, bağımsızlık ve özyönetim ilkesini savunur ve dinin sosyalist toplumla uyumlu hale gelmesine aktif bir biçimde rehberlik eder.

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir