Hikmet Kıvılcımlı’nın Tarih Teorisi ve Tarih Öncesi Kavramı

Cem Kızılçeç
Türkiye’nin önemli ve büyük Marksistlerinden Hikmet Kıvılcımlı’nın düşünce sisteminde “tarih öncesi” kavramı, onun “Tarih Tezi” olarak bilinen özgün tarih anlayışının temel yapı taşlarından biridir. Bu kavram, yalnızca yazının icadından önceki dönemi değil, aynı zamanda sınıfsız, komünal bir toplum yapısını ve bu yapının devrimlerle nasıl aşıldığını anlamak için kullandığı bir anahtardır.
Tarih Öncesi ve Tarih Ayrımı
Kıvılcımlı, insanlık tarihini iki büyük döneme ayırır:
| Dönem | Kapsamı | Toplumsal Yapı | Kıvılcımlı’nın Görüşü |
| Tarih Öncesi | Yazının icadından öncesi (MÖ 5-4 bin yılına kadar) | Sınıfsız, eşitlikçi, “İlkel Komünizm” veya “İlkel Sosyalizm” | Vahşet ve Barbarlık evreleri |
| Tarih | Yazının icadından sonrası (Antik ve Modern dönem) | Sınıflı ve devletli uygarlıklar | Antik Tarih (MÖ 14. yüzyıla kadar) ve Modern Tarih |
Bu ayrımın en özgün yanı, Kıvılcımlı’nın tarih öncesi dönemi bir “karanlık çağ” değil, aydınlatılması gereken bir “kaynak” olarak görmesidir. Kıvılcımlı’ya göre, bu dönem “unutturulmaya çalışılmaktadır” ve Kıvılcımlı, bu dönemin toplumsal ilişkilerini çözümleyip daha sonraki modern toplumu anlamanın anahtarına ulaşılacağını düşünüyordu .
Tarih Öncesi Dönemin Yapısı: Vahşet ve Barbarlık
Kıvılcımlı, tarih öncesi dönemi incelerken, Amerikalı antropolog Lewis Henry Morgan’ın Eski Toplum (Ancient Society) adlı eserinden ve Engels’in bu eserden yaptığı alıntılardan büyük ölçüde ilham alır. Morgan’ın sınıflandırmasını benimseyerek, bu dönemi iki ana çağa ve her birini kendi içinde alt evrelere ayırır:
Vahşet Çağı: İnsanlığın en ilkel avcılık ve toplayıcılık dönemidir.
Barbarlık Çağı: Çanak çömleğin kullanılmaya başlandığı, hayvanların evcilleştirildiği ve tarımın başladığı dönemdir.
Kıvılcımlı için bu dönemler salt birer evrim basamağı değildir. Özellikle “barbarlık” kavramı, onun teorisinde merkezi bir öneme sahiptir. Barbarlar, uygarlıkların aksine, eşitlikçi ve komünal bir yaşam tarzını (“ilkel sosyalizm”) sürdüren topluluklardır .
Tarih Öncesi ile Tarih Arasındaki Bağ: “Tarihsel Devrim” ve “Barbar Aşısı”
Kıvılcımlı’nın tarih tezinin en özgün yanı, tarih öncesi ile tarih (uygarlık) arasındaki geçişi açıklama biçimidir. Bu geçişi “tarihsel devrim” olarak adlandırır . Bu devrimler, Marksist literatürdeki modern “sosyal devrimlerden” yani Fransız Devrimi, Ekim Devrimi gibi devrimlerden farklıdır.
Modern sosyal devrimler bir toplumun kendi içindeki sınıf mücadelesinden doğarken, Kıvılcımlı’ya göre tarihsel devrimler, eşitlikçi “barbar” toplulukların, katılaşmış, sınıflı ve çökmekte olan uygarlıkları fethedip yıkmasıyla gerçekleşir . Kıvılcımlı bu mekanizmayı “barbar aşısı” olarak adlandırır. Yani, bir uygarlık bozulup sınıf çelişkileriyle çürümeye yüz tuttuğunda, dışarıdan gelen “barbar” bir topluluk, kendi eşitlikçi örgütlenmesiyle onu yeniden canlandırır veya baştan yaratır.
Kıvılcımlı’nın “Komün” Kavramı ve Kaynakları
Kıvılcımlı’nın tarih öncesine olan bu ilgisinin merkezinde “komün” (cemaat) kavramı yer alır. Morgan’ın Kızılderili kabileleri arasında yaşayarak keşfettiği komünal yapı, Kıvılcımlı için tıpkı “bir atomun çekirdeği” gibidir . Ona göre, tarih öncesindeki bu komünlerin yaşayış biçimini, inançlarını ve örgütlenmesini anlamak, ailenin, dinin, hukukun ve devletin kökenini çözmek demektir.
Kıvılcımlı’yı bu konuda besleyen başlıca kaynaklar şunlardır :
Lewis H. Morgan: Eski Toplum (Ancient Society) adlı eseriyle Kıvılcımlı’nın vahşet-barbarlık ayrımının ve komün kavramının temelini oluşturur.
Engels: Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı eseriyle Morgan’ın bulgularını Marksizm’e kazandırmıştır.
İbn-i Haldun: Kıvılcımlı’nın “İslam’ın Marx’ı” olarak adlandırdığı İbn-i Haldun’un, uygarlıkların (umran) yükseliş ve çöküşüne dair teorisi (özellikle “asabiye” kavramı), Kıvılcımlı’nın tarihsel devrim ve barbar aşısı fikrini şekillendirmede önemli bir rol oynamıştır.
Kıvılcımlı’nın Yaklaşımının Anlamı ve Özgünlüğü
Kıvılcımlı’nın “tarih öncesi” kavramını bu denli merkezi bir konuma oturtması, onu birçok Marksist’ten ayırır. Ona göre, Marks ve Engels’in asıl ilgi alanı modern kapitalizm ve sosyal devrimlerdi. Antik tarihin ve tarih öncesinin bulunduğu coğrafyada yaşamadıkları ve zaman bulamadıkları için bu dönem üzerinde yeterince durmamışlardı . Kıvılcımlı, işte bu boşluğu doldurma iddiasıyla, Anadolu, Mezopotamya ve Mısır’ı kapsayan bu kadim coğrafyada yaşayan bir düşünür olarak kendi “Tarih Tezini” geliştirmiş ve Türkiye’yi bu tezle açıklamaya çalışmıştır.
Türkiye’nin toplumsal yapısını ele alırken Kıvılcımlı için Türkiye’deki tarih öncesi dönem, geçmişte kalmış bir dönem değil, günümüzün toplumsal yapılarını, hatta dinlerini ve siyasetini anlamak için hâlâ faal olan bir “yaşayan geçmiş” tir. Bu yaklaşım, onun “Üç Katlı Sosyal Ehram” modeliyle (üst kat: modern kapitalizm, orta kat: antika tefeci-bezirgân dünyası, alt kat: tarih öncesi toprak ekonomisi) mükemmel bir uyum içindedir. Bu modelde Türkiye’deki “alt kat”, tam da kırsal köylerde bu “tarih öncesinden” kalan, henüz kapitalistleşmemiş, ilkel komünal ilişkilerin kalıntılarının hüküm sürdüğü bir dünyayı ifade eder
Böylece Kıvılcımlı’da “tarih öncesi” kavramı, yalnızca kronolojik bir dönemi değil, eşitlikçi, komünal ve sınıfsız bir toplumsal örgütlenme biçimini temsil eder. Bu biçim, uygarlıkların katılaşmasıyla yok olmaz; aksine, “barbar aşısı” olarak devreye girip çöken uygarlıkları yeniden dirilten veya onların yerine yenilerini kuran dinamik bir güç olarak tarih sahnesinde yer alır. Kıvılcımlı, bu kavramsal araçlarla hem genel bir tarih teorisi hem de Türkiye’nin kendine özgü (“otantik”) toplumsal yapısını açıklayan özgün bir model inşa etmiştir.

