Türkiye Sosyalist-Komünist Akımı İçinde Somut Pratik Hedefler Doğrultusunda Koalisyonlar Kurmayı Öğrenmek Zorundayız
Çatışmaları Kontrol Altında Tutan Mekanizmalar, Kurumlar ve Hoşgörülü bir İşbirliği Kültürü Oluşturmalıyız
Sosyalist-Komünist Akım İçinde Süphecilik (Sinizm) Virüsü
Kemal Okur ile Söyleşi, Nisan 2026

Soru: Günümüz dünya ve Türkiye koşullarında, sosyalist ve komünist solun siyasi veya ideolojik konularda son derece bölünmüş olduğu, geçmişteki öznel düşmanlıkların ve kişisel kavgaların da etkisi altında bulunduğu şu koşullar altında rasyonel çözümler olarak neler önerebilirsiniz? Siz Almanya’da bu konuda Demokratik Sosyalist Parti ve o partinin yeni versiyonu olan Sol Parti içinde bu konuda zengin bir deneyim yaşadınız.
Evet, bu konuda deneyimleri incelemeye çalıştım ve bazı sonuçlar elde ettim. Bu oldukça kapsamlı ve güncel bir soru. Türkiye sosyalist-Komünist Akımı içindeki acı verici bir durumu ve sorunu tartışma istiyorsunuz: ideolojik anlaşmazlıkların, tarihsel kinlerin ve kişisel çatışmaların, ortak hedeflere yönelik kolektif eylemi engelleyen bir felç yarattığı parçalanma eğilimi bir gerçeklik.
Dünyada ve Türkiye’de artan yoksulluk , eşitsizlik, iklim krizi, demokratik gerileme ve sermayenin yoğunlaşmış gücüyle karakterize edilen mevcut dünya ve Türkiye koşulları göz önüne alındığında, birleşik bir Sosyalist-Komünist Akımın gerekliliği acildir. Ancak belirttiğiniz bölünmeler, bu birliği imkânsız kılıyor. İşte bu zorlu ortamda yol almak için ilkeler ve pratik adımlar çerçevesi olarak aşağıdaki rasyonel çözümleri önerebilirim:
Birincisi, Saf Değil, Stratejik veya Taktik Bir Çerçeve Benimsemeliyiz
Birinci rasyonel adım, işbirliğinin temelini ideolojik uyumdan stratejik veya taktik yakınlaşmaya kaydırmaktır.
Sosyalist-Komünist Akım genellikle “doğru çizgi” tartışmaları yüzünden parçalanmaktadır; birinin Troçkist, Marksist-Leninist, anarşist veya demokratik sosyalist olup olmadığı gibi. Bu farklılıklar, teoride önemli olsa da, ortak eylemin önünde aşılmaz engeller haline geliyor.
Bunun yerine somut, kazanılabilir hedeflere dayalı koalisyonlar kurmalıyız. Benim ideolojik çerçeveme katılıyor musunuz?” diye sormak yerine, “Bu somut sorunu birlikte çözmemiz gerektiğine?” veya “Asgari ücreti artırmak için birlikte örgütlenmemiz gerektiğine katılıyor musunuz?” diye sormalıyız.
İdeolojik birlik yerine amaç birliği kurmaya çalışmalıyız.
Zararı azaltmak ve işçi sınıfının gücünü inşa etmek için bir sonraki adımda hemfikir olmak için adil bir toplumun nihai doğası ne olmalı konusunda hemfikir olmamız gerekmiyor. Devrim ve devrim sonrası döneme gidene kadar uzun yıllar geçecektir. İşbirliğini kalıcı bir ittifak olarak değil, belirli bir amaç için geçici, taktiksel bir koalisyon olarak düşünmeliyiz. Bu tutum işbirliğinin risklerini azaltacaktır.
İkincisi, Siyasi Partiler ve Gruplar Arasında Çatışma Çözüm Mekanizmalarını Kurumsallaştırmalıyız.
“Geçmişin öznel düşmanlıkları” ve “kişisel kavgalar” genellikle bunları ele alacak saygın kurumlar olmadığı için kangrenleşmektedir. Bu kurumların ve Çatışma Çözüm Mekanizmalarının olmadığı koşullarda, her bir sorun tüm Sosyalist-Komünist Akımı zehirleyen açık bir yara haline geliyor.
Kişisel çatışmalar, kamuya açık sosyal medya paylaşımları, hizipçi dedikodular veya diğer tarafı “bitirmek veya küçültmek” için hizipçi örgütlenme yoluyla ele alınır. Bu yıkıcıdır ve uzun vadede çok zararlıdır. Bu nedenler çatışma çözümünü temel bir ortak görev olarak ele almalıyız.
“Yoldaş-Yoldaş” Çerçevesini Benimsemeliyiz. Yüksek stresli olan ortak siyasi çalışmada kişisel çatışmaların ortaya çıkmasını kaçınılmaz olduğunu kabul etmeliyiz. Siyasi yapılar arasında adalet sağlamaya dönük uygulamalarından esinlenerek, koalisyonlar veya örgütler içinde belirlenmiş, güvenilir bir arabuluculuk komitesi oluşturabilmeliyiz. Kural şu olmalıdır: çatışmalar, kamuya açık forumlarda veya gizli kanallardan yapılan gruplaşma yoluyla değil, yapılandırılmış bir kurum içinde, gizli bir ortamda ele alınmalıdır.
Siyasi Anlaşmazlıklar ve Kişisel hatalı tutumlar Arasında Ayrım Yapmalıyız
Farklı yapılar arasında siyasi anlaşmazlık başlıkları ile devrimci davranış kurallarını ihlal eden kişilerin davranışları arasında ayrım yapmalıyız. Bu kişisel hatalar taraflar arasında arabuluculuk veya açık bir hesap verebilirlik süreciyle ele alınmalı bu tür olaylar için açık, ortaklaşa kabul edilmiş kurallar oluşturmalıyız. Bu tür hataları siyasi anlaşmazlık başlıkları ile karıştırmak, sorunlu işbirliğinin temel bir kaynağıdır.
Taktik hedefli “Koalisyon Tarzı bir Federal” ilişki ve işbirliği koalisyonu tarzını uygulamalıyız.
Herkesin tek bir görüşü ve tutumu benimsediği monolitik yapıda olan bir ortak koalisyon örgütünün hedef olmadığını kabul etmeliyiz. Hedef, gerekli koşullar sağlandığında birlikte hareket edebilen ortak bir harekettir. Tek bir “büyük çatı” örgütü oluşturma girişimleri, birbirlerinden nefret eden grupların sürekli temas halinde kalmaya zorlanması nedeniyle, liderlik, kaynaklar ve siyasi çizgi konusunda sıklıkla iç çatışmalara yol açacaktır. Bundan dolayı federal bir işbirliği modelini benimsemeliyiz. Farklı siyasi parti ve gruplar veya farklı kitle örgütleri kendi ayrı kimliklerini, iç eğitimlerini ve siyasi çizgilerini korumalıdırlar. Bu farklı siyasi parti ve gruplar Ortak bir dizi ilke—örneğin, anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-şovenist, anti-ırkçı, demokrasi ilkeleri ve belirli kampanyalar için ortak bir eylem planı ile gevşek bir federasyon veya koalisyon halinde bir araya gelebilirler.
“Farklı siyasi örgütlerin Örgütsel Özerkliğe” Saygı Göstermeliyiz: Birbirimize ithamlarda bulunmama ve birbirimizden üye çalmama ilkesini kabul etmeliyiz. Diğer örgütleri dağıtmaya veya onlardan üye çalmaya çalışmamalıyız. Grev mücadelesinde veya bir mücadele kampanyasında birlikte mücadele etmeli, ardından strateji ve eğitim için ayrı alanlarımıza geri dönmeliyiz. Bu, çözümler siyasi yapılar arasında sürtüşmeyi azaltacak ortak kolektif gücü en üst düzeye çıkaracaktır.
Dijital Medya ve sosyal medyadan çok birebir ilişki tarzına dayanan örgütlenmeye odaklanmalıyız.
Bugünkü mevcut koşullarda, kişisel kavgaları ve ideolojik saflık yarışlarını abartan ve artıran sosyal medyanın olumsuz etkisi açıktır. Sosyal medya platformları sosyal medyadaki politik yazarların izlenme oranlarını arttırmak için çatışma ve farklılık başlıklarını arttırmaya çalışıyorlar. “Geçmişin kişisel kavgaları” genellikle çevrimiçi platformlar tarafından sürdürülmekte ve yeniden canlandırılmaktadır. Kısmi bir anlaşmazlık genel bir anlaşmazlık haline gelmektedir. Sosyal medya ortam bireyciliği ve siyasi gösteriş yapmayı teşvik etmektedir.
“Çevrimiçi bir siyasi grup” olmak yerine “birebir ilişkiye dayanan” çalışmaya bilinçli ve disiplinli bir geçiş yapmalıyız. Sosyal medyada mesajlar vermek, çağrılar yapmak ve olumlu tepki beklemek hatalıdır. Bunun yerine kapsamlı ve birebir görüşmeler yaparak ilişki ve güven inşa etmeye çalışmalıyız. Kamuoyuna açık bildirimler yapmadan önce örgütler arasında özel birebir görüşmeler yaparak ortak bir taktik çizgi oluşturmaya çalışmalıyız.
Birebir ilişkilere dayanan ilişki tarzı zor olandır, fakat ancak bu yolla kalıcı ortak çalışmalar örgütleyebiliriz. Yüz yüze görüşmeler zordur ama ortak bir zemin yaratmak için bu yolu benimsemeliyiz. Somut ve başarılabilir ortak hedefler üzerinde konuşmalıyız. Diisplin içinde başarılacak taktik ortaklıklar kurmalı ve sosyal medya çalışmamız gerçek işleri başarmaya hizmet etmelidir.
Ortak koalisyonun dışa dönük başarılar kazanmasına öncelik verilmelidir:
Siyasi yapılar arasında kurulan koalisyonun birincil öncelikli faaliyeti dışa dönük yüz yüze örgütlenme olmalıdır: yani ortak sendika kampanyaları, kiracı örgütlenmesi, karşılıklı yardım ağları, ortak seçim kampanyası. İnsanlar gerçek dünyada sonuçları olan ortak, yüksek riskli bir göreve odaklandığında (örneğin, bir sendika seçimini kazanmak), işin ağırlığı, iç hizipçiliği geri plana çekecektir. Kurduğumuz koalisyonun en büyük hatası büyük enerjisini şu tür iç meselelere harcamasıdır: hazırlanacak bir ortak bildiri üzerine uzun tartışmalar. Kimlerin önder konumlara getirileceği üzerine iç anlaşmazlıklar. Sosyal medya hesaplarının nasıl yönetileceği üzerine tartışmalar. Gereksiz tartışma toplantıları. Bir ortak çalışma koalisyonunun önemli başarısı koalisyon içi işlemlerin başarısı yerine, ortak koalisyonun kurduğu dış insani ilişkiler, harekete geçirdiği yeni insan sayısı, ve ortak eylemler sonucunda gerçek dünyada (sosyal medyada değil) ne kadar güç biriktirdiğimiz olmalıdır.
Ortak koalisyon içinde kullanılacak İletişim kurallarını belirlemeliyiz: Koalisyon içi iletişim konusunda açık ve net, ortak bir kural oluşturmalıyız.
Örneğin: “İç çatışmalar kamuya açık medya organlarında tartışılmayacaktır” gibi veya “koalisyon içi forumların amacı, ideolojik farklılıkları tartışmak değil, ortak eylemleri koordine etmektir.” Bu kuralların ihlali, ortak projeyi baltaladığı için ciddi bir kolektif disiplin ihlali olarak değerlendirilmelidir.
Kolektif Hesap verme kültürü ve kolektif Bağışlama Kültürü Geliştirmeliyiz.
Geçmiş ağır bir yüktür. Yıllar öncesinden kalma kişisel kavgalar, başka örgütleri dışlama için kalıcı gerekçeler olarak sıklıkla kullanılır. Akılcı bir ortak hareket, tarihimizi silmeden, ancak aynı zamanda ona sürekli bağlı kalmadan ilerlemenin bir yolunu bulmalıdır. Sosyalist-komünist akım genellikle bir affetme mekanizmasından yoksundur. Geçmişteki bir hata veya geçmişteki bir çatışma, bir bireyin veya bir siyasi grubun tarih boyunca taşıyacağı bir kötü leke olarak kalır ve bu da bir korku, güvensizlik ve moralsizlik kültürü yaratmaktadır.
Koalisyon içinde hatadan dolayı sorumluluk duyma ile hatadan dönme olasılığını dengeleyen bir kültürü geliştirmeliyiz.
Örneğin bir gençlik kitle örgütü kuran koalisyon ortakları, bu kitle örgütünün erkek bir yöneticisinin bir toplantıda seksist bir açıklama yapması durumunda ne yapılmalı: politik ve ideolojik saflık arayan bir kültür ortamına bu kişinin hemen örgütten atılması ve kamuoyuna açıklanması ve ömür boyu bu hatayı leke olarak taşıması söz konusu olabilir ki bu aslında doğru çözüm değildir. Bu durumda örgüt değerli bir elemanı kaybetmiş olabilir, oysa bu hatasını kabul edip kendini düzeltmek isteyebilir. Tabii ki liberal bir ortam olması da doğru değil. Sorun çıkmasın diye hatayı görmezden gelmek doğru değildir, çünkü bu durumda kadınların örgüte güveni azalacaktır ve kadınlar kendilerini güvensiz hissedeceklerdir.
Affedici ve dengeli bir kültür ortamı sağlarsak, her hatayı affedilmez olarak gören yaklaşımı engelleyebiliriz. Politik örgütler illa ki mükemmel insanlardan oluşmaz, hedefimiz mükemmel politik saflığa ulaşmak değil, hedefimiz başarmak için içinde yeterli derecede güven, yeterli derecede uyum ve yeterli derecede eylem kapasitesi olan bir koalisyon kurmayı başarmak olmalıdır.
Bu affedici ve dengeli kültür, geçmişte veya bugün verilen bir zararı veya hatayı görmezden gelmek anlamına gelmez, bunun anlamı ilkeli bir şekilde ilerlemenin ve ileriye bakmanın yolunu bulmaya çalışmaktır. Bu, mümkün olan yerlerde telafi etmeyi, belirli tarihsel anlatılar konusunda farklı görüşlere sahip olmayı ve en önemlisi, bugün sürdürdüğümüz mücadeleye ve gelecekteki mücadeleye öncelik verme konusunda kolektif bir şekilde odaklanmak anlamına gelir.
Geçmişteki bir çatışma ve farklılık gündeme geldiğinde sorulması gereken akılcı soru olmalıdır: “Bu çatışmayı şimdi yeniden ele almak, [bugünkü mevcut tehditle] yüzleşmek için güç oluşturma ortak hedefimize ulaşmamıza yardımcı oluyor mu?” Eğer cevap hayırsa, o zaman bu hata veya farklılık önemsiz olduğu için değil, taktik hedefe öncelik vermek gerektiği için bir kenara bırakılması gereken sorun olmalıdır.
Ortak, Erişilebilir Bir Siyasi Eğitim Oluşturmalıyız
Örgütler arası bölünmeler genellikle farklı teorik bilgi seviyeleri ve içe dönük bir siyasi jargon kullanımıyla daha da derinleşmektedir. Örneğin bir siyasi grup diğerini fazla “teorik” olmakla suçlarken kendisi “pragmatik” bir tutum içindedir. Bu tutum koalisyon içinde hiyerarşi yaratır. Bu sorunlu durumun ortaya çıkmaması için koalisyon içinde ortak, eylem odaklı bir siyasi eğitim programı oluşturmalıyız. Ortaya çıkan somut sorunları koalisyon ortakları ile birlikte incelemeliyiz: şehrimizdeki işçi örgütlenmesinin tarihi, konut krizinin ekonomi-politiği, belediyede iktidar olmanın yararları gibi. Amacımız, ayrı ideolojik bagajlarımızı güçlendirmek yerine, değiştirmeye çalıştığımız maddi koşullara dayalı ortak bir analitik çerçeve oluşturmak olmalı. İnsanlar birlikte öğrenip bu öğrenmeyi ortak kampanyalara uyguladıklarında, geçmişteki bölünmelerin üstesinden gelmek için gerekli olan ortak güveni oluşturacaklardır.
Özetlersem çok fazla bölünmüş olan bir sosyalist-komünist akımın amacı bu bölünmeleri yok saymak veya gerçek farklılıkları görmezden gelen yapay bir birliği zorlamak değildir. Bu, farklılıklara rağmen koordineli ortak eyleme olanak tanıyan yapılar tasarlamak ve ortak disiplin mekanizmaları kurmaktır.
Emperyalizmin, sermayenin ve gerici güçlerin giderek daha örgütlü, acımasız ve birleşik olduğu mevcut dünya koşullarında, mutlak ideolojik ve siyasi saflık lüksü veya sürekli kişisel çekişmelere odaklanmak stratejik bir zaaftır. İleriye giden yol, olgun, disiplinli bir pragmatizmde yatmaktadır: bugün birlikte yapabileceklerimize öncelik vermek, çatışmalarımızı yapıcı bir şekilde yönetmek için yapılar inşa etmek ve kendi iç anlatılarımızdan ziyade hizmet etmeyi amaçladığımız insanlara ve hareketlere karşı kendimizi sorumlu görmeyi en önemli değer haline getirmeliyiz.
Amaç, sosyalist-komünist solun çeşitliliğini ortadan kaldırmak değil, çeşitliliği bir zayıflık kaynağından bir güç kaynağına dönüştürmek olmalıdır; bu ortak çabada farklı ideolojik ve siyasi gelenekler, kendi özgün görüş ve öngörülerini ortak, güçlü ve birleşik bir harekete katkıda bulunmak için çalışmalıdırlar.
Soru: bir arkadaşımız şöyle düşünüyor, “gerçeklik kendi yolunda ilerler, zaten koşullar olgunlaştığında biz hakikati kolektif olarak hep birlikte daha net göreceğiz” bu nedenle “doğru” çizgi ve hakikat için mücadele çabasını bir fetiş haline getirmek pek gerçekçi bir tutum değil. Bu görüş hakkında ne dersiniz?
Bu ilginç bir görüş doğruları da var ama sorunları da var. Bu görüş aslında önemli bir hastalığa işaret ediyor, yani “doğru çizgiyi hakim kılma” arayışı özgürleşmeye giden bir araç olmaktan çıkıp kendi başına bir amaç haline geldiğinde -bir fetiş haline geldiğinde- hakikate hizmet etmeyi bırakıp örgüt içinde birbirimize karşı kullanılan bir silah haline gelecektir. Fakat, öte yandan basitçe geri çekilip hakikatin kendi yolculuğunu yapacağına ve koşullar olgunlaştığında kolektif olarak görünür hale geleceği çeşitli açılardan sorunludur.
Doğru Çizginin Fetiş Haline Getirilmesi Sorunu
İdeolojik ve siyasi doğruluk bir fetiş haline geldiğinde, sonuçta genellikle şunlar olur: tartışma artık doğruyu ve hakikati açıklığa kavuşturmak için değil, örgüt içinde hakimiyet kurma çabasına gider. Hakikat, kolektif ve ortaklaşa bir sorgulama süreci yerine bizim sahip olduğumuz sabit bir mülk olarak görülür. Dış düşmanlara mücadelenin aciliyeti—yani emperyalizme, sermayeye karşı, faşizme karşı, iklim krizine karşı—geri plana düşer ve bunun yerini kimin haklı olduğunu kanıtlama örgüt içi aciliyeti alır. Tarihsel usta figürler ve tarihsel Marksist metinler, dokunulmaz otoriteler olarak öne sürülmeye başlanır ve gerçek bir hareketin gerektirdiği canlı, zamana ve koşullara uyarlanabilir düşünme biçimi engellenmiş olur.
Bu durumda, “hakikat için mücadele” siyasi gruplar arası kısır savaşlara dönüşür. Katılımcılar çoğu zaman gerçekten de hakikati savunduklarına inanırlar, fakat rekabetin aldığı biçim—sekterizm, birbirine kişisel saldırılar, aramıza takıntılı sınırlar çizme tutumları— haline gelir. Bu yol aslında devrimci politikanın amacına aykırı düşen bir yoldur, çünkü biz sadece dünyayı doğru yorumlamayı değil, dünyayı değiştirmeyi hedefliyoruz.
Hakikat Kendi Yolculuğunu Kendi Başına Yapabilir Mi?
Arkadaşımızın sorduğu soruda pasif bir beklemecilik yanı olmasına karşın, iyi niyetli bir birlik yaklaşımı var. Hakikat, yakalanıp elimize alacağımız olan ve korunacak statik bir şey değildir. Hakikat, devrimci pratik yoluyla, mücadelenin ortak ve mücadelenin kolektif deneyimi yoluyla, teori ile maddi gerçeklik arasındaki yüzleşme yoluyla ortaya çıkar.
Arkadaşımızın görüşünde doğru bir yan da var: koşullar olgunlaştığında, doğru kendini gösterme eğilimindedir. Bunun tarihsel örnekler çok: Sekter grupların 1930’larda faşizmin yükselişini öngörememesi veya buna ortaklaşa yanıt verememesi, sonunda acı deneyimlerle—sadece teorik tartışmalarla değil—bir hesaplaşmayı zorunlu kıldı.
Yirminci yüzyılın sonlarında çok sayıda ülkede ve Sovyetler Birliği’nde yaşayan sosyalizmin çöküşü, bir nesli, içsel polemiklerle değil, gerçekliğin acımasız tanıklığıyla eski donmuş dogmaları yeniden incelemeye ve değerlendirmeye zorladı. Ekolojik hareketler ve feminist cinsiyet özgürlüğü hareketleri, bu yeni toplumsal hareketlerin öznelerinin mücadelelerini “ikincil” olarak gören sosyalist-komünist solun aslında stratejik olarak kör olduğunu defalarca gösterdi. Bu hakikat, ancak bu yeni toplumsal hareketler gerçek bir özgürlük projesinin merkezinde yer aldıklarını kanıtladıkça inkar edilemez bir doğru hale geldi.
Bu nedenle, farklılıklar ve çelişkiler konusunda sabırlı tutum, alçakgönüllülük ve hakikatin nihai hakem olmasına izin vermenin haklı bir gerekçesi var diyebilirim. Doğrunun ve hakikatin tamamına sahip olma iddiasının kibri, yalnızca Marksist felsefe açısından sorunlu değil, aynı zamanda siyasi olarak da kendi ayağımıza kurşun sıkmaktır.
Beklemeci Pasif Tutumun Tehlikeleri
Ancak, doğrunun ve hakikatin kendi yolculuğunu yapmasını beklemedeki tehlike, Marksizme göre doğrunun ve hakikatin yalnız seyahat etmediği gerçeğidir. Hakikat büyük acılar, yenilgiler ve kaçırılmış fırsatlarla birlikte seyahat eder.
Hepimiz geri çekilip hakikatin ortaya çıkacağı koşulların olgunlaşmasını beklediğimiz takdirde; ortak pratik içinde birlikte öğrenmenin gerçekleşmesini sağlayacak ortak örgütler kurmak imkânsız olur. Devrim durumu ortaya çıktığında onu birlikte fırsata çevirmek açısından hazırlıksız yakalanmış oluruz. Hepimiz geri çekilip hakikatin ortaya çıkacağı koşulların olgunlaşmasını beklediğimiz takdirde, geçmiş mücadelelerin derslerini kim ortaya koyacak ve kim ortak hafızaya kaydedecek? Bunu başaramadığımız takdirde birlikte yeni yenilgi travmaları yoluyla yeniden ve yeniden benzer sorunları yaşayacağız.
Hepimiz geri çekilip hakikatin ortaya çıkacağı koşulların olgunlaşmasını beklediğimiz takdirde gerici yalanların aktif olarak üreten ve yayan güçlere –gerici propagandaya, şüpheciliğe, işçi sınıfı bilincinin parçalanmasına ve sınıf bilincinin oluşmasına– kimler karşı koyacak? Aşağıda sosyalist-komünist sola sızmış olan önemli bir düşman olan şüphecilik üzerine ayrıca konuşacağım.
Devrimci siyasetle ilgili olarak hakikat, her şeye rağmen doğacak olan güneş gibi değildir. Daha çok bir bahçe gibidir: Bu bahçede tam olarak neyin yetişeceğini bilmesek bile, ektiklerimize bakmak ve sulamak gerekir. Koşullar, insanların –tam olarak bilmeden hareket ettikleri, bir bakıma deneysel olarak hareket ettikleri, gerçeklikle diyalog halinde oldukları–eylemleri ve çabalarıyla olgunlaşır.
Diyalektik Tutumu Benimsemeliyiz
Hem sekter “doğru fetişizmine” hem de pasif beklemeye alternatif olan şey kararlı bir alçakgönüllü tutumdur, diyalektik bir yaklaşımla aşağıdaki iki tutumu benimsemeliyiz:
Birincisi, bugünkü koşullarda en iyi kavrayışımız doğrultusunda hareket etmeliyiz. Çünkü koşullar bunu gerektiriyor. Çevremizdeki halk büyük acılar çekiyor. İdeolojik saflığa ulaşılana veya hakikat kendini gösterene kadar ortak çalışmayı askıya almak, bugün dayanışmaya ihtiyaç duyan halkı yalnız bırakmak olacaktır.
İkincisi, bugünkü kavrayış düzeyimiz zorunlu olarak kısmi, tam olmaktan uzak ve geçicidir. Biz aslında hakikatin gerçekleşme sürecinin katılımcılarıyız, nihai hakemleri değiliz. Deneyim ışığında gözden geçirebileceğimiz kadar esnek bir siyasi çizgi izlemeli ve kendi kaçınılmaz hatalarımız için bize gösterilmesini istediğimiz hoşgörüyü diğer yoldaşlarımıza ve diğer siyasi yapılara da göstermeliyiz.
Eğer bu tutumu benimsersek “hakikat mücadelesi” olumlu ve ilerletici bir çaba haline gelir: tartışmalarda zafer kazanma çabası yerine, farklı fikirlerimizi ortak pratik yoluyla test etmeye başlayabiliriz. Eğer bu tutumu benimsersek, ideolojik veya siyasi geleneklerimizi koruma çabasının yerine daha önce karşılaşmadığımız yeni koşulların getirdiği sorunları çözebilmek için sosyalist-komünist geleneklerimizden yaratıcı bir şekilde yararlanmaya başlayabiliriz. Eğer bu tutumu benimsersek, kimin haklı ve kimin daha doğru olduğunu kanıtlamaya çalışmak yerine, ortak pratik içinde hakikati birlikte daha net bir şekilde görme yeteneklerimizi geliştirmeye çalışabiliriz.
Soru: Koşullar Olgunlaştığında Kolektif Olarak Doğruyu Daha Net Göremez miyiz?
Tabii ki daha net görebiliriz, fakat yalnızca kolektif görme organlarını inşa edebilirsek bunu başarabiliriz: bunu başarmak için örgüt içinde dürüst kurumlar yaratmalı, hesap verebilme kültürünü, kolektif düşünme pratiklerini, farklı yapılar arasında güven ilişkilerini inşa etmeliyiz. Bunlar, kesinlikle nesnel koşulların olgunlaşmasıyla otomatik bir biçimde oluşmaz. Bunlar, çoğu zaman acı verici deneyimler yoluyla, “doğru çizgi fetişinin” ezilen halk için gereksiz bir lüks olduğu bilincine sahip olan sosyalist liderler ve militanlar tarafından bilinçli çaba ile inşa edilebilir.
Özetlersem, hakikat ve nesnel yaşam kendi yolculuğunu yapar, ama bizler de o yolculuğun kendisiyiz ve o yolculuğun içindeyiz. Bizler hakikatin aracı aktörleri veya hakikatin önündeki engelleyicileriyiz. Doğru olmayı putlaştırdığımızda, engelleyici konumda engel oluruz; yaşanan nesnel gerçeklikten öğrenmek yerine, kendi “kesin doğrularımızı” gerçekliğe dayatmaya çalışıyoruz. Ortak mücadeleyi tamamen terk ettiğimizde, artık bir aracı aktör veya özne olmaktan çıkarız. Ancak kendimizi ortak bir pratik etrafında örgütlediğimizde, görüş ve inançlarımızı sağlam ama katı olmayan bir şekilde koruyarak, görüş ve inançlarımızı maddi gerçeklik içinde sınayabiliriz. Görüş ve inançlarımızı sağlam ama katı olmayan bir şekilde koruyarak hizmet ettiğimiz görüşlerimizin ortak mücadelenin ihtiyaçlarına hizmet edip etmediğini görebiliriz. Böylece doğrunun açığa çıkabileceği ve görünür hale gelebileceği koşulların olgunlaşmasına katkıda bulunabiliriz. Çünkü, koşulların olgunlaşması kader değildir. Bu, olgunlaşma bizzat bizim yapımında aktif rol aldığımız bir şeydir. Doğru çizginin putlaştırılmasının en büyük zararı, sorunlara hatalı cevaplar üretmesi değil —ki çoğu zaman hatalı cevaplar üretir–, birlikte ortak hareket etmeye en çok ihtiyaç duyan insanları bölmesidir. Bunu yaparak, mevcut statükoya ve mevcut düzene güçlü bir şekilde hizmet eder.
Bu soruyu soran arkadaşımız aslında birlik ve ortak mücadele için farklı bir yol özlemi içinde. Arkadaşımız doğrunun peşinde koşmanın, birliğin ve ortaklaşa eylemin hizmetinde olduğu, doğrunun peşinde koşmanın birliğin ve ortaklaşa çalışmanın düşmanı olmadığı yeni bir yol arıyor. Arkadaşımızın bu özlemi, başlı başına olumlu bir yaklaşımdır. Görev, bu özlemi başaracak ve istikrarlı kılabilecek uygulamaları, yapıları ve örgütsel kültürü inşa etmektir; böylece koşullar olgunlaştığında, doğruları net bir şekilde görebilen ve kararlı bir şekilde hareket edebilen bir sosyalist-komünist blok olacaktır. Hakikatin yolculuğu ve birlik için çalışma ayrı şeyler değildir. Birlik için çabalar doğru bir biçimde yapıldığında, Hakikat yolculuğu ve birlik için çalışma aynı madalyonun iki yüzüdür.
Sosyalist-Komünist Akım içindeki Şüphecilik Üzerine
Şüphecilik genellikle sıradan bir hata olarak görülür, fakat aslında şüpheciliğin felsefi ve politik boyutlarını görmemiz gerekir. Sosyalist akım içinde aşırı bölünmüşlük ve “doğrular” peşinde koşma üzerinde konuşurken içimize yerleşen şüpheciliği tartışmak çok önemlidir. Şüphecilik aslında eski Yunan’daki felsefi bir okuldur, fakat günümüz dünyasında yeni ve farklı bir biçim almıştır. Bugünkü dünyada şüphecilik düşünce trendi, eski Yunan’daki güvenmeme tutumunu sürdürüyor, fakat bugünkü şüphecilik ahlaki amacını kaybetmiştir. Yunanlı şüpheciler, hakikate olan bağlılıklarından dolayı toplumu reddetmişlerdi, bugünkü şüpheciler ise hakikatin olasılığını ve varlığını tamamen reddetmeye geçtiler.
Şüphecilik Tutumu Nedir?
Özünde şüphecilik, bir güvenmeme duruşudur; bugünkü şüpheci tutum şu varsayımlarda bulunur: İnsanlar ne derlerse desinler ne savunurlarsa savunsunlar aslında kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler. İdeal olarak peşinde koştukları şeyler aslında güç elde etme amaçlarını gizlemek için kullandıkları bir örtüdür. Bu insanların verdikleri samimiyet görüntüsü ya saf kişiler olduklarını gösterir ya da tamamen sahtedir. Bir şeyleri değiştirme girişimi başarısız olmaya mahkumdur veya daha da kötüsü, bu yönde bir çaba durumu daha da kötüleştirir. Bir anlamda, şüphecilik idealizmin tersidir. İdealiste göre: “adil bir sosyalist toplum kurabiliriz.” Şüpheciye göre: “bu çaba sadece sizin kişisel hırsınızın maskesidir.”
Şüphecilik ve Eleştiriyi ayırmalıyız
Bu ayrım önem kazanıyor. Bize göre gerçek eleştiri çok önemlidir. Marksizm’in kendisi de bir eleştiri biçimidir: Marksizm eleştiri yoluyla piyasaların, demokrasinin ve liberal ideallerin yüzeyinin altında yatan gerçek güç ilişkilerini ortaya çıkarır. Gerçek eleştiri şöyle der: “İşler göründüğü gibi değildir ve bunu anlamak, onları değiştirmemizi sağlar.” Şüphecilik eleştiriyi taklit eder ancak yarı yolda durur. Şöyle der: “İşler göründüğü gibi değildir ve bu nedenle hiçbir şey yapılamaz.” Veya: “Herkes kendi çıkarını gözetir, bu nedenle dayanışma ve koalisyon girişimleri sahtekarlıktır”. Eleştiri ortak eyleme yardımcı olur, şüphecilik ise ortak eyleme engel olur.

