Kitle Çalışması: Saygın Bolşevik Kalinin: Kitle Çalışmasında Uygulanacak Yöntemler ve Sorunlar Üzerine
Derleyen: Ferdi Bekir, Nisan 2026

Moskova’daki Fabrikaların Partili İşçilerle Bir Danışma Toplantısında 21 Nisan 1942’de Yapılan Konuşma
Partinin kitle çalışması ne demektir? Kitlelerle bağlantısı olması ne demektir? Siyasal çalışmalarımızda özellikle değer verdiğimiz konu bu değil mi?
Kitlelerle bağların çok çeşitli olabileceğini söylemem gerekir. Geniş bir tanıdık çevreye sahip olduğumuzu, birbirimize konukluğa gittiğimizi, konukluğa gitmekle de fabrikada, işçiler arasında, işyerlerinde neler olup bittiğini öğrenebildiğimizi varsayalım. Bu da insanlarla bağ kurmak demek değil mi?
İşçilerle ilişkide, aile bağlarını kullanışımızı ele alalım. Örneğin bir parti örgütçüsü ya da sendika örgütçüsü, işletmenin çeşitli bölümlerini dolaşıyor, işçilerin omuzlarına elini koyuyor, hatta onlara lakaplarıyla bile hitap edebiliyor. Fakat sorunun temeline inmiyor, işçilerin eksikleriyle ve sorunları ile ilgilenmiyor. Böylesi parti komitesi sekreterleri ya da parti örgütçüleri hakkında bazen şöyle şeyler duyabilirsiniz: “Bakın kitlelerle teması ve bağlantısı olan bir adam işte, işçilerin omuzlarına elini koyuyor, hatta birine de İvan Petroviç diye sesleniyor, tam da bizden biri işte!”
Kötü bir Örnek
Kitleyle “bağların” bir biçimi de aşağıda anlatacağım gibi, onların nabzına göre şerbet vermektir. Diyelim ki size şundan bundan yakınılıyor. Sen de, onlarla birlikte kafa sallıyor, kızgınlığını gösteriyorsun. Sana ağlaşıyorlar, sen de onlara uyum gösteriyorsun. “Evet, aydınlatma yok, havalar soğuk, geçim gerçekten zor.” Çalıştığın büroda ya da işyerinde bir şeyler ters gidiyor. Sen de orada burada dolaşıp yakınıyor, neredeyse zırıl zırıl ağlıyorsun: “Ah üst düzey bürokrat şeytanlar, gene bizi çaresiz durumlara soktular.” Herkes, senin bu söylediklerini gözlemler ve dinler, hatta söylediklerin başlangıçta hoşlarına bile gider.
Biz Bolşeviklerin gözünde, kitlelerle bağ kurmak, bunlar demek midir? Tabii ki değil. Kitleleri, onların geri kalmış unsurlarının bizi yönlendirdikleri doğrultuda yönetmek Menşevik bir çizgidir. Bizim Bolşevik çizgimizse, kitlelere yön vermektir, onların başlarına kâhya kesilmek değildir. Kitlelere yön vermek kitleleri, politik bilinçli öncüler olarak, peşimizden götürmektir.
Şimdi gelelim, “kitleleri nasıl yönlendiririz?” sorusuna.
Bu soruyu yanıtlamadan önce, sizlere, öncelikle bir başka soru sormak istiyorum: Kitleyi kim yönlendirebilir? Kuşkusuz komünistlerin işidir bu. Kitleleri, Komünist Partisi yönlendiriyor ve bunu hiç de kötü yapmıyor. Bunu kanıtlamak için, sayısız örnek verilebilir. Peki, kitleleri gerçekten etkileyebilmesi, kitlelerin onu dinleyebilmesi, ona inanabilmesi için, parti örgütü sekreteri ne yapmalı ondan ne istenmektedir? Kendiliğinden anlaşılabilir ki, parti yöneticisinin, propagandacının, ajitatörün ilkeli, Komünist Partisi’ne derin bir bağla bağlı olması, partimizin tarihini, hiç olmazsa, genel çizgileriyle bilmesi ve partimizin işçi sınıfının önüne, halkın önüne koyduğu görevleri anlaması gerekir. Parti yöneticisinin ya da parti propagandacının politik gelişim düzeyi açısından, başkalarından daha aşağı düzeyde bulunmaması gerekir. Peki, parti eylemcisi, kitlelere nasıl ulaşır?
Birincisi, yıllar boyunca süren kendi deneyimimden söz etmem gerekirse, derim ki, parti yöneticisi hiçbir zaman böbürlenmez ve asla kibirli biri değildir. Eğer siz, işçilerle ve sade parti üyeleriyle konuşurken, çalımlı ve bilgiç bir ses tonuyla, önemsiz, belki de rastgele bir sözcükle, kendinizi onlardan daha akıllı saydığınızı, onlardan daha çok şey bildiğinizi sezdirirseniz, o zaman bitmişsiniz demektir.
İşçiler ve genellikle sıradan insanlar, böbürlenen kişileri sevmezler ve onların sözlerine yüz vermezler. Hatta, uygun bir anını kollayarak onu uyarırlar da. Bu yüzden, komünistler, özellikle tepeden bakmaya ve kibirliliğe izin vermemeli. Komünistler, Stalin yoldaşın Kasım 1935’te, gönüllü emek veren Stahanovcular Konferansı’nda söylediği şu sözleri unutmamalı:
“Bizim, sadece işçilere öğretmemiz değil, aynı zamanda onlardan öğrenmemiz gerekir. Sizin, Konferans üyelerinin, burada, hükümetimizin önderlerinden bir şeyler öğrendiğinizi inkâr etmeyeceğim. Fakat, şunun da inkâr edilmemesi gerekir ki, bizler, hükümetin önderleri, sizlerden, gönüllü çalışan Stahanovculardan, burada bulunan konferansın üyelerinden, çok şeyler öğrendik. Bunun için teşekkürler yoldaşlar, bize verdiğiniz ders için sizlere çok teşekkürler.”
Böylece, bir ajitatörün alçakgönüllü olması gerektiğini öğrenmiş olduk. Özellikle, bu niteliğe, parti yönetiminde etkin olan parti eylemcisinin ve parti örgütü sekreterinin sahip olması gerekir. Eğer, o, işçilerin sevgisini, saygısını kazanmak istiyorsa, böbürlenmemeli, kendisini, alçak gönüllülük doğrultusunda eğitmelidir. Kim, önder olmak istiyorsa, buna olağanüstü dikkat etmelidir.
İkincisi, bir propagandacının, bir yöneticinin kitleyle ilişkisinde, sadece öğretmenlik rolü oynamaya kalkışması, güzel bir şey değildir. Kuşkusuz, siz de bir konuşmacının kürsüye çıkıp, “Şu gereklidir, bu da gereklidir, yapmalıyız, yapmak zorundayız!” şeklindeki konuşmalarını doğru bulmaz ve onu dinlemek istemezsiniz. Bir makale yazarken, düşüncelerimin akışı doğrultusunda, “yapılması gerekir” demek gerektiğinde, bunun sorunlu olduğunu düşünmeye başlıyorum ve bu anlatım biçimini değiştirmek için uğraşıyorum.
Düşüncenizi, çağrınızı, konuşmanızı, yargınızı, çözümleme için ileri sürdüğünüz yaklaşımın gerekliliğini kanıtlayarak belirttiğiniz zaman, iş tümüyle değişir. Dinleyenlere, örneğin, onlara soruyormuş gibi; “Bunun şöyle yapılmasına siz ne dersiniz?” “Bana sorarsanız, sorunun şöyle çözümlenmesi daha iyi olacak.” “Böyle bir durumda, ben olsam, şöyle yapardım” gibi şeyler söyleyebilirsiniz. O zaman, bu, tümüyle olumlu bir biçimde kabul görecektir.
Biz, küçük toplantıları, üretim danışma toplantılarını, söyleşi gibi bir araya gelişleri ele alıyoruz. Binlerce insanın katıldığı gösterilerde, söylevin biçimi bir başka olacaktır. Öylesi yerlerde, her cümlenin kısa, kesinlikle önceden saptanmış olması şarttır. Orada, söyleşi tarzında konuşmak zordur. Günlük çalışmalarımızda ise, incelemeye, konuşmalara, işçileri daha çok katmamız gerekmektedir. Böylesi hallerde, “Siz ne dersiniz? Size göre nasıl olmalı?” biçiminde sorular, çekici olur. İnsanları harekete geçirmek, onları düşünce alışverişine, konuşmaya yöneltmek, çok değerli bir şeydir. İşte o zaman, toplantı, canlı bir hal alır. İşçiler, seve seve konuşurlar ve böylesi toplantılar kuşkusuz çok yararlı olur. …..Konuşmacı başka dalda, dinleyici başka daldaysa, birbirlerinden farklı şeyler düşünüyorlarsa, bir süre sabır gösteren dinleyiciler, sonunda salondan çıkıp giderler.
Konuşmanızın ya da söylevinizin, önceden belirlediğiniz biçiminden uzaklaşılmasından korkmayın. Savaş ya da üretim üzerine konuşurken, dinleyicileri ilgilendiren başka bir sorun ortaya çıktı mı, onu atlamayın. Bu önemli değil. Dinleyiciler, bir kez canlanıp ilgi duydular mı, sizi, can kulağıyla dinleyeceklerdir. Böylece, siz de ele almak istediğiniz sorunları işlemeyi başarabilirsiniz.
En önemli sorunlardan biri de, bazı konuşmacıların zor soruları yanıtlamaktan kaçınmalarıdır. Hiçbir zaman, böyle bir şey yapmayın. Sorulan soruları duymazlıktan gelmeyin. Eğer soruyu cevaplayamayacaksanız hiç çekinmeden, işin doğrusunu söyleyebilirsiniz: “Soru çok ilginç ve önemli, seve seve yanıtlayabilirdim, ama ne var ki, bu konuda hazırlıklı değilim. Üzerinde düşünmedim, nasıl yanıtlandıracağımı bilemiyorum. Karar vermekte güçlük çekiyorum. Düşünüp araştıracağım, yoldaşlara soracağım, ancak o zaman bu sorunuzun yanıtını verebilirim. Ama belki de içinizde, bu soruyu yanıtlayabilecek kimseler vardır” diyebilirsiniz.
Bilmediğiniz bir soruya, vereceğiniz böyle bir yanıt olumlu etki yaratır. Fakat, bazılarınız, bazı güncel soruları, anlaşılmaz üstü kapalı ve yan çizerek yanıtlamaya kalkışırız, dinleyiciler de bundan bir şey anlamazlar.
Bazen öyle olur ki, hep susan ve bir kenarda oturan insan, iyi çalışır. Bir başkası ise iyi çalışmaz, ama partinin fabrika komitesinde, gençlik örgütünün toplantılarında sık sık boy göstermekte, hep ortalıkta dolanmakta ve parti içinde üst görevlere yükselmektedir.
Bunun böyle olmaması gerekir. Eğer parti komitesi sekreteri, otorite ve saygı sahibi olmak istiyorsa, kitlelerin gözünde temiz kalmalıdır. Onun temiz kalması, bazı kişilerle daha yakın, kişisel ilişkiler kurmaması demek değildir. Tabii ki değildir. Ama onun toplumsal ilişkilerinde, her insana, duygularının tutsağı olmadan yanaşması demektir. Örneğin, “Sen benim dostumsun, bu güzel bir şey, ama işini savsaklar, kaytarırsan, üretimdeki görevlerinden kaçarsan, senden ötekilerden istediğimin daha fazlasını isterim ve başarısız olursan seni iyice haşlayabilirim de” diyebilmelidir. Parti örgütü sekreterinin, insanlara, işte böyle davranması gerekir.
Her konuda böyle davranmalısınız ki, etrafındaki herkes, senin samimiyetine ve dürüstlüğüne inanabilsin. İkiyüzlülüğü kitlelerden hiçbir zaman gizleyemezsin. Bu yüzden, ikiyüzlü olmaktan daima kaçın. Kitleler aldanmaz, insanlar, bir kimsenin ikiyüzlü olduğunu anlarsa ona bir daha hiç mi hiç inanmaz. Eğer, kendimizde bu özellikleri geliştirirsek, çalışmamız daha da kolaylaşır.

