Che Guevara ve Fidel Castro’nun “İdeal Sosyalizm” ve Enternasyonalizm Düşünceleri

Nisan 2026

Bu yazı Ayaz Zirve tarafından Çin’de yayınlanan Dünya Marksizm Tarihi adlı kitaptan derlenmiştir.

Not: Bu yazının başlığındaki “ideal sosyalizm” kavramı her ne kadar bazı gerçekçi olmayan yanlar içermesine karşın, 20.yüzyılın sosyalist akımlardan biri olan akademik ütopik sosyalizmden farklıdır; Küba’daki ideal sosyalizm kavramı temel olarak “reel sosyalizm” kavramı ile karşıtlık gösterir. Castro daha sonra ideal sosyalizm düşünceleri üzerine özeleştiri yapmasına karşın, çeşitli Küba araştırmacılarına göre bugün Küba’da bu fikirlerin aydınlar arasında hala önemli bir etkisi bulunuyor.  Che Guevara ve Fidel Castro’nun savunduğu enternasyonalizm sadece halklar arası değil ülkeler arası dayanışmayı içeriyordu.

Küba Devrimi’nin (1953-1959) zafere ulaşmasının ardından Fidel Castro, kardeşi Raul Castro, Che Guevara ve diğer yoldaşları Marksizmi benimsemişti. Bu çizgide devrimi milli demokratik devrimden, sosyalist devrime dönüştürerek Küba’yı sosyalizme giden yolda ilerlemesini sağladılar. Küba Devrimi’nin kazanımları ve Küba sosyalizminin inşası, Latin Amerika ve bir bütün olarak uluslararası komünist hareketin tarihinde çok önemli bir etkiye sahip olmuştur.

Che Guevara ve Fidel Castro’nun savunduğu “ideal sosyalizmin” özü, geleneksel Sovyet modelinden daha radikal bir komünist idealin peşinde koşmaktı; bu ideal, maddi teşviklerden ziyade ahlaki motivasyonu vurguluyordu. Bu ideoloji, pratikte son derece idealist olmasına rağmen, ekonomik yasaları ihmal etmesi nedeniyle ciddi zorluklarla karşılaştı.

Che Guevara ve Castro esas olarak Sovyetler Birliği’nden görece daha az etkilenen Latin Amerika’da, devrimci faaliyetlerde bulundular ve bu da Sovyetler Birliği’nin resmi ideolojisinden farklı olan Che Guevara’nın “ideal sosyalizm” görüşüne odaklanan bir dizi Marksist görüş geliştirmelerine yol açtı.  Sovyetler Birliği’nin resmî ideolojisine göre sosyalizmin öncelikli görevi üretici güçlerin geliştirilmesine odaklanmaktı. Bu teorik görüş ilk olarak Lenin tarafından yaşamı boyunca formüle edilmiş ve daha sonra Stalin döneminde sağlamlaştırılmıştı.

Che Guevara, üretici güçlerin geliştirilmesini merkeze alan bu tür bir “reel sosyalizmi” açıkça reddederek, sosyalizmin inşasının belirli değerlerin inşasından ayrı düşünülemeyeceğini ve sosyalizmin inşasının kapitalizmin sahasında kalınarak oynanacak bir oyun olmadığını savunmuştu: yani üretici güçleri geliştirmek ve halkın tüketimini arttırmak yoluyla kapitalizm aşılamazdı. Sosyalizmin inşası bizzat kapitalizmin kendi silahlarını kullanarak —yani meta biçimini, benmerkezci bireyciliğe yol açan rekabeti kullanarak— yapıldığı takdirde kesinlikle başarısızlığa mahkûm olacaktı. Che Guevara ve Fidel Castro sosyalizmin nasıl inşa edileceğine dair özgün görüşlere sahiptiler.  Che Guevara ve Fidel Castro, Sovyetler Birliği’nin sosyalizm inşa modeline karşı çıkıyorlardı, çünkü onlar yeni sosyalist insanın inşasının, sosyalist ekonomik inşadan daha önemli bir görev olduğuna inanıyorlardı. Che Guevara, 1963 yılında verdiği bir röportajda bunu “sosyalist idealleri olmayan bir ekonomist sosyalizme karşıyım. Yoksullukla mücadele ederken özümüzden uzaklaşıyoruz… …komünizmin kendine ait bir ideolojisi olmasaydı, sadece bir bölüşüm biçiminden ibaret olur ve devrimci bir ahlak olamazdı.” diyerek eleştirisini açıkça ifade etmişti. 1965’te yayınlanan “Küba’da Sosyalizm ve Halk” adlı kitabında, “kapitalizmi kendi fetişizmiyle (meta fetişizmi kastediliyor) fethetme” fikrini eleştirmişti: “sosyalizm, kapitalizmin bize miras bıraktığı yozlaşmış araçların yardımıyla kendi hayallerini gerçekleştiremez.” “…maddi temeli inşa etmek ve yeni insanlığı şekillendirmek, komünizmin tamamlanması için gereklidir”.

Michael Löwy, “Che Guevara’s Quest for a New Socialism”, Contemporary World and Socialism Dergisi No. 1, 2010. (Pekin)

Che Guevara ve Fidel Castro için sosyalizm; “eşitlik, dayanışma, kolektivizm, devrimci fedakârlık, vericilik, özgür tartışma ve kitlelerin katılımı” değerlerine dayalı yeni bir toplum inşa etmeye yönelik bir çaba olmalıydı. Doğru bir sosyalizm inşası, “yeni ekonomik yönetim yöntemlerini, farklı görüşlerin nasıl özgürce ifade edilebileceğini ve sosyalist demokrasinin nasıl geliştirilebileceği” üzerine çaba göstermeliydi. Onlar o günlerde ayrıca, sosyalizmin; bireyciliğe, sınırsız egoizme, rekabete, herkese karşı savaş mantığına, kapitalist uygarlığı karakterize eden bu “insan yiyen” barbar dünyaya karşı; onun tamamen zıttı ile: yani uygar ve toplumsal-ahlaki bir seçenek sağlayamadığı sürece anlamsız olacağını ve ekonomik olarak da başarısız kalacağını savunmuşlardı.

Devrimci ahlakın egemen olduğu ideal sosyalizm nasıl gerçekleşebilirdi?

Che Guevara, yeni sosyalist insanın, manevi ilham ve manevi coşku yoluyla beslenmesi gerektiğine inanıyordu. Guevara, parayı ortadan kaldırarak, “parasız bir uygarlık” yaratılmasıyla, “maddi motivasyonu” reddederek ve çalışmayı teşvik etmek için emek yarışmalarını kullanarak maddi temelin -altyapının- ve üstyapının, komünizme doğru ilerleyen eşzamanlı inşasını savunmuştu. Che Guevara, maddi teşviklerin yerine manevi teşviklerin kullanılmasının sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmaya, gelir eşitliğini teşvik etmeye ve halkın birliğini güçlendirmeye yardımcı olabileceğine kuvvetle inanıyordu. 

Küba, Latin Amerika içerisinde bulunan Karayip Denizi’nde, sadece 114.500 kilometrekarelik bir alana ve 11 milyondan fazla nüfusa sahip bir ada ülkesidir, 1513’ten 1898’e kadar İspanya sömürgesiydi fakat on dokuzuncu yüzyılda Küba halkı, 10 Yıl Savaşları’nda (1868-1878) ve Birinci Bağımsızlık Savaşı’nda (1895-1898) bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele etmiştir.

İdeal Sosyalizmin Temel Kavramı: Maddiyatçılığın Ötesine Geçem “Yeni İnsan” Kavramı

Ahlaki Motivasyonun Belirleyici Önemi: özellikle Che Guevara, Sovyet tarzı “maddi teşviklere” (yani, başarılı emek katkısına göre dağıtılan ikramiyelere) şiddetle karşı çıkmıştı ve bunun yerine eğitim, özveri ve emek yarışmaları yoluyla kolektif iyilik için fedakarlık yapmaya istekli “yeni insanı” (Hombre Nuevo) yetiştirmeyi savunmuştu.

Enternasyonalizm: Fidel Castro’nun “savunmacı devrim” görüşünden farklı olarak, Che Guevara “gerilla merkezli” bir yaklaşıma bağlı kalmış ve devrimin aktif olarak tüm dünyay ihraç edilmesi gerektiğini savunmuştu. Che Guevara Kongo ve Bolivya’da bu görüşünü hayata geçirmeye çalışmış fakat başarısız olmuştu. Che Guevara’nın sosyalist devrime ilişkin fikirlerinin odak noktası olan “Kıtasal Devrim Teorisi”, Küba sosyalist devriminin kazanımlarını savunmak için kıta çapında başlatılacak bir devrim vizyonuydu.

Hızlı Sanayileşme: Che Guevara ve Fidel Castro her ikisi de Küba’daki şeker endüstrisine hapsolmadan ve sanayiyi çeşitlendirerek ve ağır sanayiye öncelik vererek Amerika Birleşik Devletleri’ne olan bağımlılıktan kurtulmaya çalışmayı düşünmüşlerdi.

Onlara göre Küba Devrimi yurtseverlik, milliyetçilik ve demokrasi bayrakları altında kazanılmıştı. Bu doğrultuda devrime önderlik eden 26 Temmuz Hareketi örgütleri heterojen görüşlere sahipti, Marksist teorinin önderliğini benimseyen proleter devrimci bir parti değildi.

Bu nedenle Castro, devrimin başında Küba devriminin doğası gereği komünist olmadığını, “kızıl ve totaliter değil, barışçıl ve hümanist” olduğunu ve “yoksulları temsil eden, yoksullar tarafından yönetilen ve yoksulların çıkarına” bir devrim olduğunu söylemişti. Aslında yeni devrimci rejim başlangıçta burjuva demokratik reformlara odaklanmıştı. Küba devrimci rejimi 1959’un ilk aylarında toprak dağıtımı reformunu gerçekleştirmiş, ancak toprağın asıl sahiplerine -ağalara- tazminat ödemiş, özel girişimciliği ve özel yatırımı korumuş ve ciddi bir kamulaştırma girişiminde bulunmamıştı. Nisan 1961’de Castro, Küba Devrimi’nin doğası gereği sosyalist olduğunu, yoksulların, yoksullar tarafından ve yoksullar için sosyalist demokratik bir devrim olduğunu açıkça ilan etti. 1 Mayıs’ta Küba Hükümeti, Küba Devrimi’nin sosyalist bir devrim, Küba Anayasası’nın sosyalist bir Anayasa ve Küba’nın sosyalist bir ülke olduğunu açıkça ortaya koydu. 26 Temmuz Hareketi, Halkın Sosyalist Partisi ve 13 Mart Devrimi Yürütme Komitesi, 1965 yılında Küba Komünist Partisi adını alan Küba Devriminin Birliği Örgütü (OURC) bünyesinde birleştirildi. Önceki reformları temel alan Küba hükümeti, Küba’yı sosyalizme giden yola sokan bir dizi sosyalist dönüşümü uygulamaya devam etti.

İdeal Sosyalizm ve Gerçeklik: Başarısız Olan Politikalar ve Dönüm Noktaları

Bu sosyalist idealizm pratikte ciddi aksaklıklarla karşılaştı ve nihayetinde Fidel Castro’yu 1970’ten sonra pragmatizme yönelmeye zorladı:

Guevara’nın aşırıya giden sosyalist idealizmi (1961-1965) ve Castro’nun pragmatik uzlaşmaları (1970 sonrası dönem)

Ekonomik Politikalar: ağır sanayileşme zorlamasına girildi ve şeker endüstrisinin avantajlarını göz ardı ederek, aceleyle verimsiz bir ağır sanayi kurmaya girişildi. Fakat daha sonra şeker endüstrisine dönüldü ve Küba tekrar şeker ve nikel ihracatına bağımlı kaldı, Sovyetler Birliği ile karşılıklı ekonomik yardımlaşma konseyi olan COMECON aracılığıyla sosyalist kamp ile iş bölümü yeniden kuruldu.

Çalışma Sistemi: Ahlaki rekabete vurgu yapıldı: Ücret farklılıklarının ortadan kaldırılması, “Komünist Cumartesi” gönüllü çalışmasının teşvik edilmesine önem verildi, bu da emek verimliliğinde keskin bir düşüşe yol açmıştı. Daha sonra Castro’nun pragmatik yaklaşımı ile çalışma sürecinde işçilere maddi teşvikler verilmeye başlandı. 1970’lerde maddi ödüller yeniden verilmeye başlandı ve Lenin’in emek katkısına bölüşüm ilkesi kabul edildi.

Tarım Reformları: Devlet çiftlikleri kurulmasına girişildi: Sovyet modelini taklit eden bu büyük devlet çiftlikleri verimsiz olmuştu. Ardından kooperatifçilik deneylerine girişildi: 1990’lardan sonra çiftçilerle bireysel sözleşmeler yapılmaya başlandı fakat bu konuda tutucu yaklaşım sürdü.

Siyasi tarz olarak devrimi tüm dünyaya yayma düşüncesi benimsenmişti: Che Guevara, Latin Amerika’da devrimleri ateşlemeye çalışırken Bolivya’da kendini feda etmişti. Che Guevara, sosyalist mücadelenin sadece Latin Amerika kıtasında yürütülmesinin yeterli olmadığını, bunun yerine dünya ölçeğinde yürütülmesi gerektiğini savunmuştu.

Lenin’in emperyalizm görüşlerinden hareket eden Che Guevara “küresel bir anti-emperyalist savaş stratejisi” fikriye sosyalist Küba’nın, dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarına güçlü destekler sağlaması gerektiğine inanıyordu.

1960’lardan 1980’lere kadar Küba, Castro, Guevara ve diğerlerinin, Afrika’yı “ilkel toplumdan sosyalizme” geçirmek amacıyla, yerel devrimleri desteklemeye; Kongo, Angola ve Etiyopya gibi Afrika ülkelerine gönüllü birlikler, askeri danışmanlar ve diğer profesyonel ve teknik personel gönderme çabalarına girişti. Küba, Angola’ya 5 binden fazla öğretmen, doktor, inşaat işçisi ve diğer ekonomik ve teknik danışmanlar göndermiş; gerilla savaşı eğitimi için Angola askeri personellerini ülkesine kabul etmişti.

İdeal Sosyalizm Küba’da Neden Başarısız Oldu?

Ekonomik Mantığın reddi: Çalışma için maddi teşviklerin ortadan kaldırılması, işçilerin çalışmaya karşı ilgisiz kalmasına ve 1960’larda Küba’nın şeker üretiminde keskin bir düşüşe yol açmıştı; hatta kıtlık doğdu ve gıdada karne uygulamasına bile ihtiyaç duyuldu.

Sovyet Modelinin Getirdiği Sorunlar: Küba nihayetinde Sovyetler Birliği ve sosyalist kampın  COMECON sistemine bağımlı hale geldi, şekerini petrolle takas etti, gerçek ekonomik bağımsızlığı elde edemedi ve bunun yerine “başka bir işbölümü biçimine” bağımlı hale gelmişti.

Ödenen Ağır Bedeller ve Maliyetler: Che Guevara ve Castro’nun idealist döneminin (1961-1965) politikaları, doğrudan 1970’teki “100.000 tonluk şeker hasadının” felaketle sonuçlanmasına yol açtı; sorunu çözmek için hükümet tüm ulusal emek gücünü seferber etti, ancak kaotik yönetim nedeniyle planın yalnızca %85’i tamamlandı ve bu olay Castro’nun hatalarını kabul etmeye başladığı bir dönüm noktası oldu.

İdealizm Hayaleti

Manevi Miras: Che Guevara’nın imgesi bugün dünya çapında karşı kültürün sembolü haline gelmiş bulunuyor, ancak onun temel ekonomik fikirleri daha sonra Castro tarafından terk edildi. Fidel Castro, hayatının son yıllarında “komünizmi kurmanın zorluğunu göremediğini ve bu görevi hatalı değerlendirdiğini” yazarak özeleştiri yapmıştı. Bugün Küba, 2020’lerde (2021’deki başarısız ikili para reformu ve ilaç kıtlığı gibi) ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kalmaya devam ediyor ve bu da idealist bir çerçeve içinde kalınarak pazar dalgalanmalarıyla başa çıkmanın yetersizliği ortaya koyuyor.

Che Guevara’nın Marksizme bakışı

Che Guevara, Üçüncü Dünya’nın komünist hareketinin efsanevi bir figürü ve Latin Amerika’nın önde gelen Marksist düşünürlerinden biriydi. 14 Haziran 1928’de Arjantin’in Rosario kentinde aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Guevara, 1945 yılında Buenos Aires Ulusal Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kabul edildi. Guevara gençliğinde Latin Amerika’yı birden fazla kez dolaşmıştı. Seyahatlerinde Guevara, Latin Amerika halkının yoksulluğunu ve çektiği acıları içselleştirerek gerçek anlamda anlamaya başlamış ve bu deneyimler onun Marksist fikirlere olan düşünsel yakınlığının artmasına katkıda bulunmuştu. Eylül 1952’de Guevara günlüklerinden birine şunları yazmıştı: “Bu günlükleri yazan adam Arjantin topraklarına tekrar ayak bastığında öldü. Ben, artık ben değilim.”  Che Guevara 1954 yılında Guatemala’da Arbenz’in demokratik hükümetinin hizmetindeydi. Arbenz’in ordu tarafından devrilmesinin ardından 1955 yılında Meksika’ya kaçtı ve Mexico City’de Fidel ve Raul Castro ile tanıştı.

Che Guevara’nın Sosyalist Devrim Teorisi

Che Guevara tarafından temsil edilen Latin Amerikalı devrimciler grubu, Küba Devrimi’nin zaferinden sonra tüm kıtanın sınıf ilişkilerinde temel bir değişiklik olacağına, yani düşmanla çelişkilerin daha da keskinleşeceğine ve emperyalistlerin, kendi “sisteminin dokunduğu her yere müdahale etmek zorunda kalacağını ve başka bir Küba’nın ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini” ve bu nedenle “çaresiz, histerik emperyalizm, halkın herhangi bir ayaklanmasını yok etmek için yandaş hükümetlere silah ve hatta ordular sağlayarak her türlü oyunu oynamaya kararlı…” olduğunu, “en barbar baskı biçimlerini mülkler üzerinde şiddetle ve vahşice uygulanmakta…” olduğunu, “Halk devrimlerinin yolunu kesmek için elinden geleni ardına koymayacak olan büyük burjuvazinin, Latin Amerika’da gerçekleşen devrimlere karşı doğrudan muhalefet içinde birleşmiş…” olduğunu düşünüyorlardı. Ayrıca, sınıf karşıtlıklarının yoğunlaşması nedeniyle milli burjuvazinin devrimci karakterini tamamen kaybedeceğini ve milli burjuvazinin emperyalizmin “suç ortakları” ve “uşakları” haline geleceğini savunuyorlardı. Dolayısıyla Latin Amerika devrimlerinin artık anti-emperyalist ve anti-feodal milli demokratik devrim değil, kapitalizme karşı sosyalist devrimler olması gerektiği sonucuna varmışlardı. Latin Amerika’daki koşulların sosyalist devrimler için olgunlaştığına, ülkelerin devrimlerin arifesinde olduğuna, “her yerde sosyalist devrimlerin patlak verdiğine” ve “her ülkede sosyalist hükümetler kurmaktan başka alternatif olmadığına” inanıyorlardı.

Devrimci duruma ilişkin bu abartılı tahminin bir sonucu olarak Guevara, Latin Amerika halklarının birleşik bir anti-emperyalist cephe inşa etmesi ve birlikte mücadele etmesi gerektiği fikrini ortaya atmıştı. Sosyalist devrimi gerçekleştirmek için “ulusal sınırları aşacak” bir “İkinci Bağımsızlık Savaşı” yürüterek Simón Bolívar’ın mirasını devam ettirme niyetini dile getirmişti. Guevara, sosyalizmin tek bir ülkede kazanılamayacağını ve sosyalist Küba’yı savunmak için sosyalist devrimlerin kıta çapında yürütülmesi gerektiğini savunuyordu. Guevara sadece kıtasal ölçekte bir devrimin gerekli olduğuna inanmakla kalmamış, aynı zamanda bunun gerçekleştirilmesinin mümkün olduğu konusunda da ısrar etmişti.

Che Guevera’nın Gerilla Çekirdeği Teorisi

Sosyalist devrimi gerçekleştirmenin özel yollarına ilişkin olarak Che Guevera “Küba devriminin yolunu”, yani “gerilla çekirdeği” teorisini vurgulamıştı. “Gerilla çekirdeği” teorisi, devrimci savaşın başlangıcında, az sayıda devrimcinin oluşturduğu “gerilla çekirdeklerinin” düşmanın erişemeyeceği ücra dağlık bölgelerde örgütlenerek ve düşmana saldırarak siyasi etkilerini genişlettikleri ve diğer devrimcileri, gerilla güçlerine katılmaya çağırdıkları; gerici hükümete karşı genel bir saldırı başlatıp tüm ülkede zaferi ele geçirene kadar gelişmeye devam edecekleri bir yolu veya stratejiyi ifade ediyordu.

“Gerilla çekirdeği” teorisi gerilla savaşının bir ya da iki büyük şahsiyet tarafından yönetilen küçük gruplar tarafından kazanılabileceğini ve mutlaka Marksist-Leninist olan bir partinin liderliğini gerektirmediğini savunur. Sonuç olarak, Guevara ve takipçileri “gerilla öncüdür” ve devrimci “direnişçiler partiyi örgütleyebilir” sloganlarını ortaya atarak yola çıktılar. Aynı zamanda, Che Guevara kitlelerin seferber edilmesine ve gerilla savaşında üsler kurulmasına karşı çıkmıştı: “devrimci üsler kurmak, kendi silahlarımızın bize verdiği inisiyatiften vazgeçmek ve düşmanın en iyi silahları kullanmasına yardım etmektir.”   Bolivya’da gerilla savaşını yönetirken Guevara, köylüleri “ölümden korkan”, “olayları ve sorunları ayırt edemeyen”, “aceleci” ve “güvenilmez” olarak görüyordu. Ne türden olursa olsun, insanların olduğu her yerde “güvensizlik” vardı.

Sosyalist inşa yolu üzerine hararetli tartışma

Küba liderleri 1964-1966 arasında sosyalist inşa yolu üzerine hararetli bir tartışma yürüttüler. O dönemde Milli Tarım Reformu Komisyonu Başkanı olan Rodriguez’in temsil ettiği taraf, ekonomik muhasebe sisteminin uygulanmasını savunarak şunları ileri sürmüştü: “sosyalist bir ekonominin inşasında değer yasası faydalı bir rol oynamaya devam edecektir ve hükümet sosyalist planlı ekonomiyi düzenlemek için bu yasadan bilinçli bir şekilde yararlanmalı ve toplumun sosyo-ekonomik yaşamını finans, kredi, fiyat ve piyasa gibi ekonomik kaldıraçlar aracılığıyla düzenlemelidir”… “işletmelere, kendi kendilerini finanse ederek üretimlerini geliştirmeleri için özerklik verilmeliydi. İşletmeler, emek katkısına göre bölüşüm ilkesini uygulamalı ve işgücü kota sistemi ve maddi teşvikler yoluyla işgücü” verimliliğini artırmalıydı, diye yazmıştı.  

Ancak, dönemin Sanayi Bakanı Che Guevara tarafından temsil edilen diğer taraf, sosyalist inşada devrimcilerin ilk görevinin piyasa ekonomisinin ve meta üretiminin ortadan kaldırılmasını hızlandırmak olduğunu ve bunun temel yolunun da “topyekûn kolektifleştirme” ve “ekonomide yüksek derecede merkezileştirme” olduğunu devletin mali destekleri yoluyla üretimin geliştirilmesi ve sosyalist inşa için fon (finans ve sermaye) sıkıntısı durumunda dost bir ülkeden borç alınmasının mümkün olduğunu ve bölüşüm açısından ise maddi teşviklere karşı manevi teşviklerin temel yol olduğunu savunuyordu. Tartışmalar sonucunda Guevara’nın görüşü galip gelmiş ve Küba diğer sosyalist ülkelerden farklı olarak maceracılık ve idealizmi birleştiren bir ekonomik model benimsedi. 1965’te Maliye Bakanlığı ve Merkezi Plan lağvedildi; 1967’de Devlet işletmeleri arasındaki alım-satım ilişkisi kaldırıldı ve yerine sadece defter tutma sistemi getirildi, kredi ve giyim vergileri kaldırıldı, kamu muhasebesi programı kaldırıldı. Bu çizgide sosyalist ekonomi politik dersi artık üniversitelerde okutulmayacak kadar önemsiz hale gelmişti. 1968 baharında Küba hükümeti “devrimci bir saldırı” başlatarak neredeyse tüm küçük ticaret ve zenaat işletmelerini devraldı ve şehirlerdeki özel ekonomiyi ortadan kaldırdı, aynı zamanda ücretsiz sosyal hizmetleri genişletti, çalışanlar arasındaki ücret farklılaşmalarını tümden kaldırdı, maddi teşviklerin yerine manevi teşvikleri koydu ve kredi faizlerini ve köylülerden alınan tüm vergileri kaldırdı.

Yeni Sosyalist İnsanın Şekillendirilmesi

Küba aynı zamanda “yeni insanı” şekillendirmek, yani insanları gönüllü olarak çalışmaya ve toplumsal ödül ya da ücret almadan kendilerini gönüllü olarak emek vermeye teşvik etmek için bir kampanya başlattı. Ancak sonuç, ulusal ekonomide ciddi bir yapısal dengesizlik, işgücü motivasyonunda bozulma ve ekonomik durumun kötüleşmesi oldu ve bu da hükümeti 1970’lerde durumu “düzeltmeye” çalışmak zorunda bıraktı.  Marx, manevi kültürün toplumsal kalkınmada çok önemli olduğuna inanıyordu: “fikirler, kitlelere nüfuz ettiğinde, maddi güçlere dönüştürülebilirler.” Castro ve Che bu gerçekliği düşüncenin doruklarına ulaştırmak için çabalamıştı: “Tüm insanların yararı için çalışma fikri, artan üretim yoluyla toplumun maddi güçlerinin güçlendirilmesi haline gelir.”

Heldon B. Liss, Castro’s Political and Social Thought, Londra: Westview Press, 1994, s. 49.

Bu, insanların zihinsel motivasyonunun üretkenliği artırdığı ve sosyalist aşamada komünist ideoloji ve ahlakın sürekli olarak yükseltilmesi gerektiği anlamına gelmekteydi. Castro bu konuda Che Guevara ile büyük ölçüde hemfikirdi. Çünkü her ikisi de ahlaki teşvikleri, komünizmdeki büyük maddi bolluktan önce benimsenmesi gereken siyasi bir gereklilik olarak görmekteydi. Fidel Castro, Marx’ın “kapitalizmin kahredici Caudine boyunduruğunun” üzerinden atlamaya ilişkin fikrini çok önemsemişti: “Küba’da sosyalizm, kapitalist aşamadan geçmeden doğrudan komünist topluma” ilerleyebilirdi.

Sonuç olarak onlar ekonomik, maddi yapı ve teşviklerden ziyade; manevi yapı ve ahlaki niteliklere daha fazla önem vermiştir. Hatta ekonomik belirlenimlerin, kapitalist piyasa ekonomisinin yasalarını bozduğunu savunarak Sovyetler Birliği’nin sosyalizm inşasındaki ekonomik üstünlük ilkesine karşı çıkmışlardı.Onlar, sosyalizmin Küba’da ayakta kalması ve gelişmesi için sadece sağlam kurumlar kurmanın yeterli olmadığına, aynı zamanda sosyalist bilince sahip insanlar yaratmanın da gerekli olduğuna inanıyordu. Bu “sosyalist yeni insandı”. Bu insan toplum için yaşamalı, özel mülkiyet fikrini terk etmeli ve artık topluma yabancılaşmamalıydı. Ancak bu “yeni sosyalist insan” kendiliğinden ortaya çıkamaz; bu hedef devrimci eğitim ve ısrarlı siyasi, ideolojik çalışma gerektirir. Ancak bu şekilde sosyalist bir yaşam biçimi geliştirilerek, komünist ahlak ve ilkelere sahip yüksek kaliteli bir insan topluluğu yaratmak mümkün olacaktır.

Onlar adaleti sosyalizmin temeli olarak gördükleri için, Küba’nın diğer sosyalist ülkelerden önemli bir farkı, sosyalist sistemin en başından itibaren tüm halkın kamusal mallara ücretsiz erişimini savunan bir toplumsal güvenlik ve refah sistemi kurmuştu. Castro “Küba’da hiç kimsenin çaresiz ve korumasız olmadığını” ilan etmişti. Hükümet ilk olarak eğitim ve sağlık hizmetleri ile ilgili tüm masrafları üstlendi ve 1960’ların sonlarında ücretsiz bakımın kapsamı ve kalitesi giderek gelişti. Örneğin o günlerde ücretsiz eğitim, sadece her düzeyde ve her tür okulda ücretsiz eğitimi değil, aynı zamanda yemek, konaklama, ulaşım, okul üniforması vb. için ücret ödenmemesini de içeriyordu.

Ücretsiz tıbbi bakım sadece doktor ücretlerden muafiyeti değil, aynı zamanda hasta ve refakatçisi için yemek ve konaklama masraflarından muafiyeti de içeriyordu. Devlet ayrıca büyük miktarlarda ucuz gıda desteği veriyordu. Spor etkinlikleri, parklar ve müzeler için giriş ücreti alınmıyor ve fabrikalarda ücretsiz öğle yemeği veriliyordu. Bazı konutlar için kira alınmıyor, gaz ve toplu taşıma ücretleri sabit tutuluyordu. Sonuç olarak bu ülke, Küba’nın devrim öncesine kıyasla eğitime 11 kat, kamu sağlığına ise 20 kat daha fazla harcama yapıyordu.

Fidel Castro’nun  Kapitalizm Eleştirisi

Castro, kapitalizmin günahkâr doğasını ahlaki değerler düzeyinden eleştiriyordu: “Kapitalist toplum bir ayrıcalıklar toplumudur, bir ahlaksızlık toplumudur, insanın insanı sömürdüğü, insanın insana düşmanı olduğu, Marx ya da Engels’in dediği gibi insanın insanı yediği bir toplumdur.”  “Kapitalizm bir kurtlar toplumudur, kapitalizm yeni bir toplum değildir, kapitalizmin embriyosu 3.000 ya da 4.000 yıl önce başlamıştır. Özünde emperyalist olan bu kapitalist sistem ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin günahkârdır ve kapitalizm savunulamaz.” “Kapitalizm ve emperyalizmin tüm ülkelerdeki insanlara sunabileceği hiçbir şey yoktur, sadece istismar ve eşitsizlik vardır, o da zayıfların ve güçlülerin sömürülmesidir.”

Fidel Castro ve Che Guevara’nın Enternasyonalizmi

Onlar, Küba halkının sadece kendi ülkesini ve kendi halkını sevmesini değil, aynı zamanda sevgisini tüm dünyaya yaymasını savunmuşlardı. Küba’nın bağımsızlığının önemi, diğer Latin Amerika ülkelerinin özgürlüklerini kazanmalarına destek olmak ve aynı zamanda Küba ile dünyanın birliğini teşvik etmekti. Enternasyonalizmin spesifik ilkelerine ilişkin olarak onlar şu vurguları yapmıştı:

Birincisi, bağımsızlığını kazanan bir ulusun bağımsız olmayan ulusların mücadelelerini desteklemesinin sadece bir zorunluluktan ibaret değildir, aynı zamanda bağımsızlığını kazanan ulus için de yararlıdır.

İkincisi, devrimciler için yurtseverlik ve enternasyonalizm bir bütündür ve burada bir çelişki yaşanırsa yurtseverlik, enternasyonalizme tabi kılınmalıdır; yani önce insanlık, sonra anavatan olması gerekir.

Üçüncüsü, Latin Amerika’daki çeşitli ülkelerin devrimci mücadelelerinin her zaman birbirini destekler ve desteklemeye de devam edecektir.

Küba’da sosyalist sistemin kurulmasından sonra Fidel Castro ve Che Guevara, kendilerini uzunca bir süre Afrika ve Latin Amerika ülkelerine devrimci destek sağlamaya adadılar ve bu da Afrika ülkelerinin ulusal bağımsızlıklarına ve Latin Amerika dünyasındaki ilerici ve sosyalist hareketlere büyük bir ivme kazandırdı.

Fidel Castro’nun Sonraki Özeleştirisi

Fidel Castro daha sonra ” Küba’nın geçmişte bir dönem idealizm hatasına düştüğünü” ve “komünist üretim ve bölüşüm tarzına gittikçe yaklaşıyorlarmış gibi görünmesine rağmen, aslında sosyalist inşanın doğru yolundan gittikçe uzaklaştıklarını” ve “kalbin de güçlü kalması gerektiğini” itiraf etti. “Devrimciler idealist olmalıdır, ama aynı zamanda gerçekçi de olmalıdırlar”.

Fidel Castro “Küba Komünist Partisi Birinci, İkinci ve Üçüncü Ulusal Kongresine Sunulan Merkez Komitesi Raporu”, Halk Yayınevi, 1990, s. 86. (Pekin)

Özetle, Che Guevara ve Fidel Castro’nun “ideal sosyalizmi” oldukça onurlu ve asil ama yüksek maliyetli bir deneydi. Küreselleşmiş bir kapitalist sistemde, modern bir ekonomiyi desteklemek için salt inanç ve ahlaki güdülerin yetersiz olduğu daha sonra görülmeye başlandı..

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir