İran Lideri Ali Hamaney: Neden Batı Kültüründen Kaçıyoruz?
Ferdi Bekir, Nisan 2026

Bu çalışma, İran İslam Devrimi lideri Ali Hamaney’in farklı dönemlerdeki konuşma ve yazılarından derlenen İslam ve Batı Uygarlığında Kadın kitabından hazırlanmıştır. Yazarın görüşleri kendi görüşü olup, yazarı bağlamaktadır.
Bugünkü İran’da kadınların gelişimini teşvik eden birçok yasa bulunmakla birlikte, kadınların erkekler karşısında ayrımcılığa tabi tutulduğu ciddi insan hakları ve kadın hakları sorunları bulunuyor; bunlar sadece pratik hayatta olan veya gelenek kaynaklı engeller değil, yasal anlamda da İran kadınlarının önündeki ciddi engellerdir.
Batı Uygarlığı ve Batı Kültürünün Temelleri
“Bugünkü Avrupa Uygarlığının temeli, şu bildiğimiz Roma kültürü üzerine inşa edilmiştir. Yani bugün Avrupa kültürü denilen ve doğal olarak Amerika’yla hempalarının uygar kültür olarak tanımladığı şey, baştanbaşa Roma imparatorluğuna egemen olan kural ve prensiplerin bizzat kendisidir. Bugün batı kültürünün ölçü ve kıstasları budur. Romalılar döneminde de kadını en yüksek makamlara getiriyor, ona saygı gösteriyor, makyajlar yapıp altın ve mücevherlerle süslüyorlardı. Ama bunu neden yapıyorlardı? Erkekteki en maddi ve en nefsani boyutlardan birini tatmin etmek için! Bu, insanoğluna ve kadına yapılabilecek en büyük hakaret ve aşağılamadır.”
Batı Uygarlığının Gözleri Kamaştıran Dış Görünüşü
“Bugün Amerika ve kalkınmış Avrupa ülkelerinde açlık, fakirlik, beslenme yetersizliğinden ölümler, evsizler, barksızlar ve konut sıkıntısı kol gezmektedir; hayvani düzeyde bir yaşam güvencesi bile yoktur. Bu ülkelerde modern bilim ve teknolojinin nimetlerinden yararlananlar, belli bir zengin tabakadan ibarettir. Karınlarını bir kez olsun doyurmak için namusunu, şerefini ve kişiliğini satmak ve olmadık hakaretlere katlanmak zorunda olanlar ise büyük halk kitleleridir. İşin aslı budur; o göz kamaştırıcı dış görünüşe aldanmayın… Televizyon ve haber ajanslarının kameralarının bu dünyaya gösterdiği o şaşalı ve göz kamaştırıcı şeyler tamamen propaganda oyunlarından ibarettir.
Bilim ve teknoloji ile bunca ilerlemiş olan, uzaya giden, üçüncü dünyanın yoksul ülkelerinden çalıp yağmaladığı servetlerle olabildiğince zenginleşmiş olan şu batı uygarlığı; kalkınmış ülkelerde fakirlik ve işsizliği ortadan kaldırdığını iddia etmeye kalkarsa büyük bir yalan söylemiş olur. O halde batı uygarlığı, maddi açıdan bile herkese rahat ve müreffeh bir yaşam seviyesi sunabilmiş değil.”
Batı Uygarlığının En Olumsuz Tarafı Sultacı ve Emperyalizm Eğilimli Olmasıdır
“Batıyı reddetmek, bilimi, teknolojiyi, batının kalkınıp ilerlemesini ve bilimsel kazanımlarını reddetmek değildir asla! Aklı başında hiç kimse böyle bir şey yapmaz. Batıyı reddetmek, batının sömürücü ve sultacı anlayışını reddetmektir; bu hem siyasi, hem ekonomik hem kültürel bir sultadır… Burada, batının kültürel sultacılığı konusunda birkaç noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum, inşallah faydalı olur.
Batı kültürü bir güzellikler ve çirkinlikler bütünüdür. Kimse, batı kültürünün baştanbaşa çirkin olduğunu söyleyemez, hayır, her kültür gibi onun da mutlaka güzel tarafları da vardır. Yabancı bir kültür karşısında hiç kimse “biz kapımızı bu kültüre tamamen, yüzde yüz kapalı tutalım” demez, bunu kimse yapmaz.
Doğu kültürü gibi veya dünyanın herhangi bir noktasındaki herhangi bir kültür gibi batı kültürü de güzellikler ve çirkinlikler bütünü olan bir kültürdür. Akıllı bir millet, aklı başında bir toplum; onun kötü taraflarını reddeder, ayıklar; güzel ve iyi taraflarını kendi kültürüne katarak kültürünü zenginleştirir. Daha önce de belirttiğim gibi bu konuda Avrupa, batı, Amerika, Latin Amerika, Afrika veya Japonya kültürü arasında herhangi bir fark yoktur; yani hepsinin hem iyi, hem kötü tarafları vardır. Bir kültürlerle karşılaştığımızda, doğal olarak yapmamız gereken şey, mümkün olduğunca onun iyi tarafını almaktır; bize uygun olmayan, zararlı olan veya bağdaşmayan taraflarını ise reddetmektir. Genel ilke budur. Ama batı kültüründe; siz sevgili gençlerin dikkate alması gereken bir nokta var. Batı kültürünün, yani Avrupa kültürünün, bildiğimiz kadarıyla diğer kültürlerde olmayan kötü bir tarafı var, o da “sultacı” ve dayatmacı olmasıdır. Bunun da mutlaka o coğrafyayla, onların tarihiyle ve insanıyla ilgili sebepleri vardır.”
“İnsanlar kendi tercih ve iradeleri ile peynir ekmek yemeyi; ağızlarına zorla tıkıştırılan ve kendilerine dayatılan kebaba tercih ederler. Bir iş zorla yaptırılmak istenir ve dayatılırsa, kibirle ve büyüklük taslanarak bir millete yaptırılmak istenirse geri teper, her millet bunu reddeder ve reddetmesi de gerekir zaten! Mesela kravat bir batı fenomenidir. Batılılar öyle giyinmeyi seviyor, kravattan hoşlanıyor, çünkü onların geleneklerine uygun bir şey… Ama siz falan ülkenin vatandaşıysanız ve takım elbise giymeyi tercih ediyorsanız, kravat takmadığınızda bunun “görgüsüzlük ve terbiyesizlik” olarak mı algılanması gerekir?
Niye ki!? Bu sizin kültürünüz, benim ne suçum var!? Eğer takım elbise giyiyorsanız kravat veya papyon da takmak zorundasınız; aksi takdirde falan resmi toplantıya alınmaz; kaba, görgüsüz, nezaketsiz ve hemen disiplinsiz biri olarak görülürsünüz! İşte bu, batı kültürünün bir dayatmasıdır. Batılı kadının kendine has bir stili ve yöntemi vardır. Batılıların kadın konusunda, kadının giyimi ve stili konusunda, erkeklerle ilişkileri ve toplumdaki varlığı konusunda bir kültürleri var. İyi veya kötü; bunu tartışacak değiliz. Ama onlar diğer milletlere dayatmaya çalışıyorlar. Batı kültürü konusunda kötü dediğimiz şey işte budur.”
Batı Kültürünün Diğer Ülkelere İhracı
“Batı dünyası, batının bozuk ve kokuşmuş kültürünün elebaşları; dünyanın dört bir yanına fesadı, fuhşu, kötülüğü, uyuşturucuyu, türlü bedbahtlık, zavallılık ve yüz kızartıcı işleri yaydıkları için zerrece utanıyorlar mı acaba? Bugün başta 3. dünyanın yoksul ülkeleri gelmek üzere maalesef dört bir yanı sarmış olan bu kötülük ve fahşa kültürü nereden geldi? Bu, batı kültürünün ihracatlarından biridir; emperyalizm ve sömürü uygarlığının ürünüdür. Bugün insanlığı cendereye almış olan türlü fesat ve kokuşmalar; yoksul ve geri kalmış ülkelerin gençlerini mahveden şu tehlikeli uyuşturucular nereden geldi? Müslüman ve gayrimüslim birçok 3. dünya ülkesine dayatılmış olan şu yanlış “tüketim kültürü” belası nereden geldi?
Petrolü olsun, olmasın; kendi bölgemizdeki fakir ülkelerin piyasalarına girecek olursanız, batının gereksiz ve elde kalmış ürünlerinin bu piyasaları doldurduğunu görürsünüz. İnsanlığın bu ürünlere ihtiyacı mı var? Bugün petrol sahibi ülkeler, bu Allah vergisi serveti, ülkelerinin kalkınması ve halklarının refahı için kullanacakları yerde, insanları fesat ve zavallılığa sürüklemekten başka işe yaramayan ürünlerin ithaline harcamaktadırlar. Bütün bunlar batı, Amerika ve Avrupa kültürünün 3. dünya ülkelerine ihraç ettiği felaketlerdir.
Amerika, Avrupa ve diğer batı ülkeleri, belli bir gruba değil bütün insanlığa ait olan bilim, teknoloji ve araştırma gibi, kendi uygarlıklarındaki iyi şeylerin yanında türlü kötülük, fesat ve ahlaksızlıkları da 3. dünya ülkelerinde sokarak ülkelerin gençlerini, ulusunu ve hükümetlerini perişan edip zillete düşürdüler. Dahası; bu yaptıklarından zerrece utanmamalarıdır; hiç utanmıyor, hatta diğer ülkelere ihraç ettikleri kötülük ve iğrençliklerle gurur bile duyuyorlar.”
Batı Kültüründen Kaçış Nedenimiz
“Amerika, Avrupa ve batı kültüründen neden kaçtığımızı ve zihnimizin kapılarını bunlara neden kapattığımızı sorabilirsiniz. Bu, yerinde bir soru; halkımız devrimden sonra bu sorunun cevabına kısmen ulaşabildi. Burada bunlarla ilgili kısaca bir şey anlatmak isterim:
Batı kültürü, insanı bozup yozlaştırma yönünde planlanmış bir kültürdür; insanî erdem, değer ve ahlaktan nefret eden, insanlık düşmanı bir kültürdür. Güç imparatorlarının; para ve iktidar baronlarının kullandığı bir araçtır. Bu kültürle insanoğlunu bütün insani erdemlerden soyutlamayı, insanları erdem ve ahlaklarını yitirmiş köleler haline getirip kendilerine kul etmeyi… hedeflemektedirler. Onların çıkarlarını temin edecek tek yol, bu kültürün yaygınlaştırılmasıdır. Bu kültür, kadınla erkek arasında var olması gereken bütün perdeleri kaldıran, kadın-erkek ilişkisini ve cinselliği kayıtsız şartsız serbest bırakan, ilk günden itibaren insanları bütün insani erdem ve hasletlerden uzaklaştırma gayesi üzerine inşa edilmiş olan bir kültürdür. Onlar için insanlığın zerrece değeri yoktur.”
İran Ulusunun Batı Kültürüne Karşı Olmasının Nedeni
“İran’da Pehlevi hanedanı dönemine ve ondan önceki Kaçar hanedanının son dönemine bir bakın… Batının kültürel saldırılarının başladığı ve (Pehleviler döneminin sonlarında) doruğa tırmandığı o yıllarda, o ortamda yetişenler İran ulusunun kendisini yönetebileceğine, bir şeyler yapabileceğine, bir şeyler üretebileceğine, dünyaya bir şeyler sunabileceğine, bilime bir katkıda bulunabileceğine inanmıyorlardı. Peki, neden böyle düşünüyorlardı? Çünkü bu ulusun kültürü aşağılanmıştı, ulusal kimliği horlanmıştı, bu millete yabancı kültürü dayatılmıştı. Milli kimlik, ancak “kültürle” şekillenir. Bir ulusun kimliği, o ulusun kültürüdür, bunu yaralamamak gerekir. İran ulusunun Batı kültürüne karşı olmasının nedeni budur; yoksa batı kültürünün elbette ki iyi ve güzel tarafları da mevcuttur. Çirkin tarafları onların olsun! Ama onların kültürlerinin iyi taraflarını almamızda hiçbir sakınca yoktur. Bu iyi tarafların neler olduğu ise ayrıca konuşulabilir.”

