“Sosyalist İktidar Perspektifi”

Metin Çulhaoğlu, Eylül 2015

Editörün Notu: Bu önemli yazıda Metin Çulhaoğlu “iktidar perpektifi” üzerine eski görüşleri gözden geçirmeye ve görece daha kabul edilebilir bir çerçeveye sokmaya çalışıyor. 1979’da “Sosyalist İktidar” hareketi doğduğunda çıkış yazısında, TKP, TİP ve Türkiye’deki diğer sosyalist akımlara oldukça skolastik ve sekter bir eleştiri getirmişti. Ve “Sosyalist İktidar” hareketi uzun bir süre “iktidar hırsına sahip olup olmamayı gerçek Marksist-Leninist olup olmamanın ölçütü olarak propaganda etmişti. “Sosyalist İktidar” hareketinin bu eleştirisi örtük bir şekilde Türkiye sosyalistlerinin Marksizm limanında konakladığı ve Leninizm limanına bir türlü gidemedikleri ima ediliyordu: Önce sosyalizmi öğrenip sonra iktidar hırsı duymak, iktidar perspektifi kazanmak olanaksız, …. Bilimsel sosyalizm ancak iktidar perspektifi ile iktidar hırsı ile birlikte öğrenilebilir. İktidar hırsı yoksa.. işçi de olsak, aydın da olsak ne sosyalizmi öğrenebiliriz ne de yaratıcı olabiliriz. Kısaca iktidar perspektifi olmadan bilimsel sosyalizm olmaz. iktidar perspektifi olmadan Leninizm öğrenilemez ve öğretilemez. Ve Türkiye Sosyalist hareketinin tarihi bir bakıma iktidar perspektifinin olmayışı yüzünden Marksizm limanına yanaşanların limana demir atıp Leninist tutarlılığı ve kalıcılığı sağlayamamalarının tarihidir…….  Leninizm her şeyden önce iktidar perspektifine dayanır, Leninist örgütlenme de iktidar perspektifi ile bir bütün oluşturur”.

Metin Çulhaoğlu: Önce kısa bir tarihçe verelim: 1979 yılında Türkiye İşçi Partisi’nden ayrılan ve yoluna “Sosyalist İktidar” dergisiyle devam eden oluşumun temel tespitlerinden biriydi: Türkiye’de sosyalist hareket yoğun baskı dönemlerinde ayakta kalmaya çalışmış, saygın bir direnç sergilemiş, sonra “açılım” ya da “atılım” (ed.TKP kastediliyor herhalde) denebilecek uğraklarda belirli bir “kitleselleşme” eşiğini aşabilmiş, ancak işin “iktidar perspektifi” boyutunu büyük ölçüde ihmal etmişti… 

İktidar perspektifi, sosyalist teoride ve pratikte önemli yer tutan “güncel mücadele ile nihai hedef arasındaki bağlantıya” ilişkin bir kavramsallaştırmadır.

Kabaca özetleyecek olursak şöyledir: Mücadele sürecinin çeşitli uğraklarında ortaya çıkan güncel durumlar, bu durumların dayattığı güncel görevler ne olursa olsun, acil hedefler/talepler ne olursa olsun, bunlar nihai hedefi unutturmamalı, güncelliğe de nihai hedefimiz gözetilerek, bu perspektiften yaklaşılmalıdır…Yani sosyalist hareket, güncelde esen rüzgârlarla oraya buraya savrulmamalı, bu rüzgârların kendisini nihai hedeften uzaklaştırmasına izin vermemelidir.

Elbette bundan ibaret değildir: Sosyalist hareket, ayrıca, kendi dışındaki olgulara ve kurumlara da gene nihai hedefi hep akılda tutarak yaklaşmalıdır. Örneğin, verili güncellikle düzen içinde devindiği görülen bir hareketin buradan alınıp başka yerlere taşınması üzerinde durulmalıdır…

Kurulu düzenin payandaları oldukları açık olan kurumlar (parlamento/sendikalar kastediliyor) bu nedenle mücadele gündeminin büsbütün dışında bırakılmamalı, en azından kendi içinden çözülmeleri için “oynanması” gereken yapılar olarak görülmelidir…Buraya kadar sorun yok gibi görünüyor. O zaman biraz daha ilerleyelim.

***

Soru şudur: “Sosyalist iktidar perspektifi” sürecin belirli bir noktasında “kurulduktan”, “oluşturulduktan” sonra hep öyle kalıp daha sonraki uğraklarda ilk hali neyse partiye öyle mi yol gösterir? Öznenin güncelliğe müdahalelerini şekillendirecek olan, iktidar perspektifinin en baştaki kurgulanışı mıdır? Daha açık olması için Türkiye’ye bakıp örneklemeye çalışalım.

Türkiye sosyalist hareketinin 1950’li yıllarda iktidar perspektifine sahip bir parti tarafından temsil edildiğini varsayalım. Yani diyelim ortada bu açıdan bir “boşluk” yoktur; parti iktidar perspektifine sahiptir ve dönemin güncelliğine bu perspektiften müdahale etmeye çalışmaktadır.

Peki, 1950’lerin bu öznesi, hemen ardından gelen 27 Mayıs 1960, 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi ve 12 Mart 1971 askeri müdahalesi gibi önemli olgular karşısında 1950’lerdeki perspektifine hiç dokunmayacak, bunu yeniden üretme gereğini hiç mi duymayacaktır?

“Biz bunları bilmeyiz, bilsek de önemsemeyiz, sen bize Lenin’den ve Bolşevizm’den bahset” diyeceklere: Orada iktidar perspektifi hep vardır da, bu perspektif örneğin 1902’de, 1905 devriminde, 1907 Stolipin reformları döneminde, Birinci Dünya Savaşı’nda, 1917 Şubat’ında ve Nisan’ında hiç değişip zenginleşmeden hep aynı mı kalmıştır? Hayır, öyle değil tabii ki.

***

O zaman, konunun “teorik düzlemde” ifade edilişi şöyle olabilir: Sosyalist iktidar perspektifi, en başta bir kez ortaya konulduktan sonra o haliyle daha sonraki tüm uğraklarda “sabit yatırım” olarak kalacak bir kurgu değil, nihai hedefe yönelen yeni yolların aranmasına, eskilerinin yenilenip güncelleştirilmesine açık, bu anlamda dinamik içeriği ile ele alınmalıdır… 

Başka bir deyişle, iktidar perspektifi, kuşkusuz en baştaki kurguya atıfla, ancak her seferinde belirli bir tarihsel-siyasal döneme damgasını vuran ve kendi özgüllüklerine sahip çelişkiler yumağının içinden yeniden ve yeniden üretilmelidir.

Öbür türlüsü, dinamik ve sıçramalı değil doğrusal bir çizgi olur ve bu doğrusal çizginin en ucunda ilk baştaki konuluşuyla duran “iktidar perspektifinin” güncellikle ilişkilenememesi, ona hiç değmemesi gibi bir tehlike kapıyı çalmaya başlar.

***

2015 yılı sonlarının Türkiye’sinin tablosu:  Sermaye sınıfı-siyaset-devlet üçgenindeki ilişkilerde “burjuva demokrasisi” çerçevesindeki her kuralı, kurumu, standardı ve meşruiyeti ayaklar altına alan bir siyasal iktidar… “Yönetilebilir” hale gelmesi istendiği halde her kritik uğrakta yönetilebilirlik sınırlarını zorlayan ve aşan Kürt hareketi…   

Düzen cephesinde pek çok (siyasi ve ekonomik) kesimin gönlünde yattığı açık olduğu halde her adımda ve her gelişmede daha da ötelenen ve ertelenen “normalleşme” ya da “restorasyon”…

Ve biraz geriye dönersek, elde var 2013 Haziran direnişi… Bu ortamda ve koşullarda “sosyalist iktidar perspektifi” mi?

Ya “ sosyalist iktidar perspektifi bizde zaten var” deyip bununla yetineceğiz ya da yukarıda sıralananların ışığında yeniden üreteceğiz.  Sorun budur…

Paylaş

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir