Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Temsilcisinin Önemli Konuşması Üzerine Bazı Notlar
Türkiye sosyalist ve komünistlerinin Çinlilerle Diyalog Toplantısı
Cem Kızılçeç, Eylül 2026

Geçen hafta Türkiye sosyalist ve komünistleri ÇKP’nin bir yetkilisi ile bir sohbet toplantısı gerçekleştirdiler. Çin komünistlerine bazı eleştiri ve tavsiyelerde bulundular. Bu dünya sosyalist ve komünistlerinin uluslararası işbirliği ve dayanışması açısından son derece olumlu bir adım…
Bu toplantıda konuşan Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) temsilcisi Burhan yoldaşımız bu toplantıda söz alarak önemli bazı başlıkları tartıştı. Yoldaşın konuşması Çin hakkında şaşırtıcı derecede zengin bilgi hazinesine sahip olduğunu ortaya koyuyor ve bu çok değerli.
Biz aşağıdaki yazımızda, Çin üzerine yaptığımız 40 yıla yakın araştırma deneyimlerine dayanarak, Burhan yoldaşın bazı görüşlerini tartışacağız.
Rusya NEP’i bir geri çekilme değildi
Önce yazıma kısa bir giriş ile başlayayım, Rusya NEP’i bir geri çekilme değildi, sosyalizm inşasında daha önceki “sol” anlayışların düzeltme idi. Lenin sosyalizme direkt geçiş yerine dolaylı yoldan ilerleme görüşünü benimsedi ekonomideki sosyalist sektörü kar esasına göre yönetmeyi ve ekonomideki küçük üretim biçimi ve patriarkal üretim biçimini devlet kapitalizmi yoluna sokmayı ve bu plan içinde ekonomide zengin köylülerden ve girişimcilerden yararlanmayı önerdi… Ekonomide devletin gözetimi altında bir sosyalist Pazar ekonomisi inşa etmeyi düşündü … fakat erken ölümü nedeniyle bu planı (bu teoriyi) pratik içinde sınamaya olanak bulamadı… Bu şu açıdan önemlidir, Çin’in bugün izlediği ekonomi-politika bir geri çekilme değil, bunun yerine Çin’de ve dünyada eski başarısız deneyimlerden ders çıkaran yeni bir sosyalist ekonomik modeldir ve ileriye doğru bir adımdır.
Devlet, işçi sınıfı ve ÇKP
Burhan yoldaş Çin’de Bonapartist bir siyasi sistem olduğunu savunuyor, şöyle yazıyor: “devlet aygıtı ile sermayedarlar sınıfı arasında yarı-Bonapartist bir ilişki biçimi ortaya çıkmıştır”: “Devlet, bir yandan sermaye birikiminin ve piyasa dinamiklerinin önünü açan, kapitalist sınıfa zenginleşme alanı sunan bir mekanizma kurmuş; diğer yandan sınıfların üzerinde konumlanarak kendi siyasal ve stratejik önceliklerini bu sermaye sınıfına doğrudan dayatan, gerektiğinde onu terbiye eden ve sınırlandıran egemen bir güç olarak kalmıştır”.
ÇİN DE YARI BONAPARTİST BİR REJİM YOK
Çin’de Çünkü girişimci (kapitalist) sınıfın ideolojik ve siyasi gücü yok, sadece ekonomik gücü var fakat bu siyasal alana yansımıyor…. Sadece ekonomi ile görüş ve talep bildiriyor…
Bonapartist burjuva siyasi rejim: Napolyon Fransa’sında, Bismarck Almanyasında ve Kemalist Türkiye Cumhuriyetinde görülmüştür:
Bu rejimin ortak karakteri : “Toplumdan Kopuk, Dengeleyici Güçtür” Sınıflar-üstü Bir Görünüme sahiptir: Rejim, sınıflar arasındaki şiddetli çatışmanın (burjuvazi-proletarya) bir ürünüdür. İki sınıf da siyasi iktidarı tamamen ele geçiremeyecek kadar zayıf veya birbirine denk olduğunda, yürütme erki görece özerkleşir. Lider, “ulusun kurtarıcısı” olarak tüm sınıfların üzerinde konumlanır. Plebisiter Diktatörlüktür: Meşruiyet kaynağı parlamento veya sınıf temsili değil, doğrudan halkla lider arasında olduğu varsayılan akdi ilişkidir. Seçimler (referandumlar/plebisitler) birer politika belirleme aracı değil, lidere duyulan güvenin ritüelistik onayıdır.
Devlet Aygıtının Araçsallaştırılması söz konusudur: Ordu, bürokrasi ve yargı, toplumun bir sınıfının değil, doğrudan yürütmenin (liderin) emrindeki, onun kişisel çıkarına ve düzen sağlama iddiasına hizmet eden aygıtlardır.
Bonapartist Düzen/İstikrar ve Kalkınma Söylemini öne çıkarırlar: İçerdeki Siyasi çatışmayı “kaos” olarak nitelendirip, güçlü bir lider etrafında kenetlenmeyi ulusal birlik, istikrar ve ekonomik kalkınma için zorunlu bir şart olarak sunar.
Çin’de devlet Çin’de işçi-çiftçi ittifakına dayanan ve bu sınıfların siyasi temsilcisi olan ve bunun anayasa ile güvence altına alınan bir aygıttır. Bu siyasi sistem güçlü bir şekilde halk Kongreleri ve siyasi Danışma Kongreleri ve 8 demokratik siyasi parti ve basın ve sosyal medya tarafından denetlenmektedir.
Devletin tarafsız değil bu sınıflar ittifakını temsil ettiği ve ÇKP hegemonyası ( önderliği) altında her ortamda açıkça dile getirilmektedir.
Bkz. https://marksizm.org.tr/?p=5075 https://marksizm.org.tr/?p=5064
https://marksizm.org.tr/?p=3615 https://marksizm.org.tr/?p=5524
ÇİN İN SERMAYE İHRACI ve SERMAYE İTHALATI
Çin kapitalist ekonomik dünyadan tecrit olmuş bir ekonominin sosyalist ülkelerdeki sosyalizm inşası ve sosyalist ekonominin gelişimini ve bu ekonominin kaliteli bir şekilde geliştirmeye yararlı olmadığını dolayısıyla dünyaya açık bir ekonominin çok daha yararlı olduğunu düşünüyor.
İkincisi Çin daha uzun bir süre boyunca dünyada sosyalist ve kapitalist sistemlerin yan yana yaşayacağını ve aralarında bir rekabet, mücadele ve karşılıklı yararlanma ilişkisinin olacağını düşünüyor. Bu nedenle Çin Sermaye ithalinde ve sermaye ihracında dünyadaki ikinci büyük güç. Buna ilaveten Çin Dünya mal ve hizmet ihracatında ve ithalatında da en büyük ülke durumunda. Çin hem dünyaya sahip olduğu hammadde fazlasını satıyor— nadir metaller vb.— hem de kendi sanayisi için ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarını ve ham maddeleri satın alıyor. Bu ticaret de alan ve satan tarafın dünya pazarı fiyatları üzerinden yaptığı bir ticarettir. Daha farklı bir ticari kriter yani bu fiyatlar adil değil ben “daha pahalı alacam gerçek değerini vereceğim” gibi bir yaklaşım ütopik sosyalist bir yaklaşımdır. Buna karşın Çin birçok gelişmekte olan ülkeye, Filistin, Küba, Afrika ve bir çok yerde hibe şeklinde yardımlar yapmaktadır.
Çin gelişmekte olan ülkelerin desteği ile mevcut küreselleşmenin niteliğini değiştirmek ve gelişmekte olan ülkeler lehine eşitlikçi ve düzenli bir küreselleşmeyi savunuyor.
Çin hükümeti emperyalist-tekelci kapitalist ülkelerden farklı olarak bu sermaye ihracı ve ticari ilişkilerde yeni bir anlayışı savunuyor, özel sektörü de bu doğrultuda yönlendiriyor: alış verişlerde siyasi dayatma ve siyasi koşullar olmaması, ticaret yapılan ve sermaye ihracı yapılan ülkelerin ekonomik ilişkilerde ve siyasi ilişkilerinde büyük dünya güçleri arasında taraf tutmaya zorlanmaması; sermaye ihracında tekelci sermayenin azami kar ilkesi yerine iki tarafın çıkarlarını gözeten kazan-kazan ilkesinin uygulanması. Bunlara ilaveten Çin özellikle gelişmekte olan ülkelerin- Çin kendisini de hala gelişmekte olan bir ülke görüyor—-emperyalist sisteme karşı bir kollektif ekonomik ve siyasi güç olmalarını teşvik ediyor ve ekonomik ilişkilerini bu siyasete uygun bir biçimde—sömürü ilişkisini reddeden bir yaklaşımla ele alıyor. Çin’in bu ülkelerle ilişkilerde büyük başarısı ve onlar içinde geniş bir dost çevresine sahip olması, bu politikaların kanıtıdır.
Çin’in gelişmekte olan ülkelere verdiği kredilerin bu ülkeleri borç batağına sokmak ve bu yolla onları ekonomik ve siyasi olarak kontrol etme amaçlı olduğu görüşü, Batılı emperyalist ülkelerin ideologların ürettiği suçlamalardır. Bu tür suçlamalar daha önce Sovyetler Birliği için de yapılmıştı.
EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLERİ ALICI ÜLKELERDEKİ İŞÇİ SINIFINA YARARI
Burhan yoldaş şöyle yazıyor: “Çin yatırımlarında, Afrika’daki maden sahalarında ve lojistik projelerde kimi zaman yerel işçilerin çalışma koşullarının, iş güvenliğinin ve sendikal haklarının gözetilmediği bir durum var.”
Çin’in kapitalist ülkelerle ticari ve ekonomik ilişkilerinin bu ülkelerdeki işçilerin ve halkın ekonomik durumuna olumlu etkisi son derece zayıftır, bunun nedeni bu ülkelerde genel olarak ekonomiyi, ücret düzeyini ve çalışma koşullarını burjuvazi düzenlemektedir. Genel olarak yerli sendikaların bu koşulları düzeltmek için çalışmaları söz konusudur ve ideal olarak böyle olmalıdır. Yine ideal olarak bir işyerindeki yetkili olacak sendikayı sendikal rekabet ve işçilerin “tercihleri” belirlemektedir. Yabancı işverenin bu sürece müdahalesi yerli firmaya göre risklidir, çünkü çatışan taraflar yabancı düşmanlığını kullanmaktadırlar. Çinli firmalar genellikle yerel çalışma ortamına ve koşullara uyum sağlamaya çalışmakta bu konuda danışman kullanmaktadırlar. Örneğin Münih’te bir Marksist yoldaşım bu bölgedeki Çinli firmalara danışmalık vermektedir. Çinli firmalar geldikleri ülkede de kar amacı ile çalışmaları söz konusu olduğu için bu işletmelerde çeşitli başlıklarda işçi-işveren anlaşmazlıklarının olması kaçınılmazdır ve biz bu noktada işçilerin ve sendikaların tarafında olmak zorundayız.
İŞYERİ ve İŞÇİ DEMOKRASİSİ
Burhan yoldaş şöyle yazıyor: “Ve en önemlisi; içeride kâr ve piyasa mantığının ötesine geçilerek, üretimin toplumun gerçek kullanım değeri ihtiyaçlarına göre planlandığı, işçi sınıfının sadece daha iyi ücret alan bir üretici değil, bizzat karar alma mekanizmalarının doğrudan öznesi haline geldiği bir sosyalist inşaya ne zaman ve nasıl dönülecektir?”
Bugünkü sosyalist ülkelerde ve geçmişte yaşayan sosyalist ülkelerde sosyal ve ekonomik yaşamda genellikle işçilerin ve halkın çıkarları önde tutulmuştur; kar ve piyasa mantığı reddedilmiş halkın maddi ve kültürel gelişimi birinci öncelik olmuştur. Bu ülkelerdeki işletmelerin karlılığı ve verimliliği gözetilmesi ile halkın maddi ve kültürel gelişimi birinci öncelik olması arasında en uygun bir denge sağlanmaya çalışılmıştır. Bu politika Çin’de de geçerlidir, Çin bunu hayata geçirmek için çeşitli kurumsal pratik önlemler de almıştır. Birincisi, özel işletmeler dahil tüm işletmelerde güçlü komünist örgütlenmeler vardır ve kamu şirketlerinde parti örgütleri şirket politikalarının belirlenmesinde önemli bir konuma sahiptir. İkincisi, özel işletmeler dahil tüm işletmelerde çalışanların işyeri konseyleri doğrudan demokrasi organları olarak aktif görev yapmaktadır. Üçüncüsü, Çin İşçi Sendikaları Federasyonu özel işletmeler dahil tüm işletmelerde örgütlüdür ve1980’lerden itibaren Çin sendikalarının işlevi yeniden düzenlenmiş, politik eğitimin yanı sıra işlerin ekonomik ve diğer özlük haklarının savunucusu olmaları görevi verilmiştir.
KULLANIM DEĞERLERİ İÇİN ÜRETİM
Burhan yoldaş şöyle yazıyor: “içeride kâr ve piyasa mantığının ötesine geçilerek, üretimin toplumun gerçek kullanım değeri ihtiyaçlarına göre planlandığı bir ekonomik sistem”
Marx, Engels ve Lenin’e göre, yukarıda tanımlanana benzer bir ekonomik düzen, ilerde komünist toplumun ikinci aşamasında gerçekleşmeye başlayacaktır. Oysa bugüne kadar yaşayan ve geçmişte yaşanmış olan sosyalist sistemler—bu gelişme aşamasının çok gerisinde bir tarihsel konuma sahip olmuşlardır. Bu gerçeği bugüne kadar en net bir biçimde ortaya koyan (1987) ÇKP olmuş ve Çin’in hala sosyalizmin erken veya başlangıç aşamasında bulunduğunu belirlemiştir. İradi olarak bu aşamanın üzerinden atlama çabasının “ütopik” bir hata olduğunu değerlendirmiştir. ÇKP’nin Çine Özgü Sosyalizm olarak adlandırdığı bu aşama kendi içinde çeşitli ara aşamalardan geçerek ilerleyecek fakat bu süreç uzun bir tarihi süreci kapsayacaktır. Bazı Çinli araştırmacılara göre 2012-2049 döneminde Çin yeni bir aşama içinde bulunmaktadır ve 2049’dan sonra daha ileri bir aşamaya geçilecektir. ÇKP’nin bugün savunduğu herkes için ortaklaşa refah, göreceli yoksulluğun (mutlak yoksulluk 2020’de aşıldı) aşılması hedefi ve çabası geleceğin komünist toplumunun idealini gerçekleştirme çabasıdır.
Not: www.marksizm.org.tr İşçi Üniveristesi sitemizde Çin ve diğer tüm sosyalist ülkelerle ilgili bilgiler bulunmaktadır
